T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/761 Esas KARAR NO: 2025/2176 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI: 2019/1002 Esas- 2023/123 Karar TARİH: 08/02/2023 DAVA: Ticari Şirket (Fesih İstemli) KARAR TARİHİ: 18/12/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/761 Esas KARAR NO: 2025/2176 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI: 2019/1002 Esas- 2023/123 Karar TARİH: 08/02/2023 DAVA: Ticari Şirket (Fesih İstemli) KARAR TARİHİ: 18/12/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin hissedarı olduğunu, şirkette ortak olmakla birlikte aynı zamanda diş hekimi olarak çalıştığını, şirkette %10 oranında hissedar olduğu halde şirkette alınan kararlarda kendisinin söz sahibi olmadığını, şirketin herhangi bir kar dağıtımı yapmadığını, şirkette yapılan usulsüzlükler kapsamında haklı nedenle şirketin feshine, bu talep kabul edilmez ise, müvekkilinin ayrılma payı belirlenerek şirketten çıkartılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın iddialarının doğru olmadığını, şirketin haklı nedenle feshini gerektirir herhangi bir neden bulunmadığını, davacının yapılan genel kurul toplantılarına katılarak hazirun cetvellerini imzaladığını, işçilik hakları olarak alacaklarının kendisine ödendiğini, bu nedenlerle koşulları oluşmayan fesih istemli davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 08/02/2023 tarih ve 2019/1002 Esas- 2023/123 Karar sayılı kararında; "Davalı şirkete ait sicil kaydının celp ve tetkikinde; şirketin merkez adresinin mahkememiz yargı sınırları içinde bulunduğu, bu bağlamda davaya bakma görev ve yetkisinin mahkememize ait olduğu anlaşılmıştır.Bakırköy 5. İş Mahkemesinin 2020/26 esas 2021/75 karar sayılı ilamın celp ve tetkikinde davacı tarafından davalı şirket aleyhine işçilik alacağından kaynaklı dava açtığı, yapılan yargılama sonucunda davacı tarafın işçilik alacaklarının ödenmesine karar verdiği anlaşılmıştır.Duruşmada dinlenen davacı tanıkları birbirini teyit eden ifadelerinde özetle; davacının davalı şirketin işlettiği hastanede diğer diş doktorları gibi fiilen çalıştığı, çalışması karşılığında diğer doktorlara yapılan ödemenin davacıya da yapıldığı, davacının şirket ortağı olup olmadığı hususunda bilgilerinin bulunmadığını, davacının şirket ortaklarıyla arasında herhangi bir ihtilaf veya çekişmeye şahit olmadıklarını maddi olaylara dayalı olarak beyan ve ifade etmişlerdir. Dosyaya sunulan belge ve kayıtlarla birlikte dosya bilirkişi heyeti ... ve arkadaşlarına tevdi edilmiş, bilirkişi heyeti düzenlemiş olduğu 21/11/2022 tarihli ek raporlarında özetle; davalı şirkete ait ticari defter ve kayıtların usulüne uygun olarak tutulduğunu, kayıtların davalı lehine delil niteliğinde bulunduğunu, şirket kayıtlarına göre davacının ayrılmasına karar verilmesi halinde ayrılma akçesinin 154.432,33-TL olduğunu teknik kanaatleri olarak belirtmişlerdir.Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davacı tarafından, davalı şirket aleyhine TTK 531.maddesi gereğince haklı nedenle fesih ve tasfiye davası açtığı, haklı nedenle fesih hususunun davacı tarafından ispatlanması gerektiği, gerek dinlenen davacı tanıkları, gerekse düzenlenen bilirkişi raporuna göre şirketin feshini haklı kılan herhangi bir nedenin davacı tarafından ispatlanamadığı, davacının şirket ortağı olmakla birlikte aynı zamanda şirketin işlettiği hastanede diş hekimi olarak çalıştığı, işçi işveren ilişkisi kapsamında işçilik haklarının Bakırköy 5. İş Mahkemesi tarafından verilen kararla hüküm altına alındığı, davacının şirkete ait 04/09/2018 tarihli genel kurula iştirak ettiği, toplantıya ait hazirun cetvelini imzaladığı, bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen raporda şirketin kayıt ve defterlerinde herhangi bir usulsüzlüğün saptanmadığı, şirketin kar payı dağıtmama hususunun tek başına fesih nedeni olarak kabul edilemeyeceği, bu hususa ilişkin genel kurul kararına karşı davacının dava açabileceği, bu bağlamda davacının asıl talebi olan şirketin haklı nedenle feshi ispatlayamadığından, terditli talep olan ayrılma akçesinin kendisine ödenmesi suretiyle ortaklıktan çıkartılmasını da isteyemeyeceğinden ispatlanamayan davanın reddine karar vermek gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile, ''1-Davacı tarafından davalı aleyhine açılan davanın sübuta ermediğinden REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;İlk derece mahkemesince verilen kararın eksik inceleme ve hatalı değerlendirme neticesinde verildiğini, istinaf incelemesi neticesinde kaldırılması gerektiğini;Şirketin TTK 531.md gereğince haklı sebeplerle feshi, aksi taktirde müvekkile ait payın karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin ödenmesi suretiyle müvekkilinin haklı sebeple paydaşlıktan çıkarılması, fazlaya ilişkin hak ve alacaklar saklı kalmak kaydıyla müvekkilinin ödenmeyen kar payı alacaklarını da kapsayacak biçimde ayrılma payının hak kazanıldığı günden itibaren işletilecek reeskont faizi ile birlikte tahsilini talep ettiklerini,Müvekkilinin davalı şirketin kuruluşundan beri %10 oranında azınlık pay sahibi olduğunu, şirket kuruluş ana sözleşmesinde taahhüt ettiği sermaye tutarını ödediğini ve sorumluluğunu yerine getirdiğini, azınlık pay sahibi olması hasebi ile bugüne dek kendisine yönetim kademesinde hiçbir yetki verilmediği gibi şirketin kuruluşundan bu yana hiçbir şekilde kar payı ödemesi de yapılmadığını, tanıkların da bu hususu doğruladığı, Müvekkilin, kararda atıf yapılan şirket genel kuruluna katıldığını gösteren belgeler gerçek dışı olup müvekkilin haberi dahi olmadığını, işlemlerin usulüne uygun gösterilmesi için kimi zaman müvekkil yerine imzalar atıldığını, kimi zaman da başka evraklarla birlikte bunlarda araya sıkıştırılarak müvekkilden imzalar alındığını, müvekkilin toplantıların tarih ve saatlerinden dahi haberdar edilmediğini, bu konuda ilk derece mahkemesinin eksik inceleme yaptığını, Müvekkilinin şirket içindeki konumunun, diğer çalışan personellerden farksız olduğunu, şirketin işleyişi konusunda bilgi taleplerinin sürekli reddedildiğini, şirketin işleyişi, hesap, kar ve zarar durumu, denetim raporları hakkında bilgi edinmesi sistematik şekilde ve uzun süre engellendiğini, Genel hatları ile bakıldığında şirkette %10 hisse sahibi olması dışında şirketle ilgili hiçbir konuda söz hakkı verilmeyen, yönetimde görev verilmeyen, şirket kurulduğundan beri kar payı ödenmeyen, saygısız ve küçük düşürücü davranışlara maruz kalan, şirketin mevcut ekonomik durumu ve işleyişi hakkında bilgi sahibi olamayan ve şirket kayıtlarına erişmesi engellenen, çalışan olarak dahi talepleri reddedilen ve basiretsiz şirket yönetimi yüzünden meslek hastalığı ile karşı karşıya kalıp sağlığını yitiren, işçi olarak haklı sebeple bağını kopardıktan sonra işçilik alacakları bile ödenmeyen müvekkil açısından bu ortaklığı sürdürmenin hiçbir sebebi kalmadığını ve artık bu paydaşlığı sürdürmek çekilmez hal aldığını, 2019'dan beri devam eden yargılama süresi boyunca da müvekkil bir kez dahi toplantıya katılamadığını, bu konuda bir bilgilendirme yapılmadığını ve yine bu süreçte de kar payının ödenmediğini, TTK'nın 531'deki düzenlemeye göre, kapalı tip anonim şirketlerde, sermayenin en az onda birini temsil eden payların sahipleri, haklı sebeplere dayanarak mahkemeden şirketin feshini talep edebileceğini, mahkemenin, haklı sebebin varlığına kanaat getirdiğinde fesih yerine feshi isteyen pay sahiplerinin karar tarihine en yakın gerçek pay değerlerinin ödenerek şirketten çıkarılmalarına karar verebileceği gibi duruma uygun düşen ve kabul edilebilir alternatif diğer çözümlere de hükmedebileceğini, Azınlık pay sahiplerinin, yakındığı vakıanın TMK m. 2 bağlamında dürüstlük kuralına göre, ortaklığın devamında çekilmezlik düzeyine ulaşması ve şirket menfaatinin feshi adil ve zorunlu göstermesi, anonim şirketlerin feshi bakımından haklı sebep olarak kabul edilmelidir. (..., “Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshinde Hâkimin Takdir Yetkisi”)İlk derece mahkemesinde kâr payının dağıtılmaması ve haklı sebep ilişkisinin hatalı değerlendirildiğini ve bunun tek başına haklı sebep teşkil etmeyeceğini ifade ettiğini, bu değerlendirmenin hukuka açık aykırılık teşkil ettiğini, Kâr payının, pay sahibinin mali haklarından olup; şirkete koyduğu sermayenin semeresi olduğunu, kâr payı alma hakkının kazanılmış (müktesep) ve vazgeçilmez haklardan olduğunu, kâr payı hakkının bu niteliği gözetildiğinde, uzun yıllar boyunca kâr payı dağıtımı yapılmaması ya da uzun yıllar boyunca dağıtım yapılmaması hususunda bir ilke kararı alınması hükümsüzlük yaptırımı ile karşılaşılması sonucunu doğuracağını, TTK’da her yıl asgari kar payı dağıtımını zorunlu kılan açık bir hükmün olmadığı sonucuna varılsa bile uzun yıllara dayanan bir kar payı dağıtmama durumuna izin verildiği sonucuna da ulaşılamayacağını, ilk derece mahkemesince yapılan yargılamada müvekkile kar payı ödenip ödenmediği, ödenmemiş ise bu durumun ne zamandan beri devam ettiğine dair hiçbir araştırma yapılmadığını, nitekim gerekçeli kararda da buna ilişkin hiçbir ifadeye yer verilmediğini, Yargıtay 11. HD., 23.12.2014 T., 2014/12402 E., 2014/20310 K. sayılı ilam. (www...com, 31.12.2019)Müvekkiline şirket kuruluşundan bu yana hiçbir şekilde tek kuruş dahi kar payı ödenmemediğini yukarıda ifade edilen 3-4 senenin çok daha üstünde bir süreye yayılmış olan kar dağıtımı yapmama durumu söz konusu olduğunu,Tam da bu sebeplerle TTK 531 uyarınca haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahiplerine mahkemeden şirketin feshine karar verilmesini isteme hakkı tanındığını, bu düzenlemenin odak noktasının, kurumsal yönetim ilkeleri ışığında, azlık pay sahiplerine çoğunluk karşısında etkin ve orantılı bir korunmanın sağlanması olduğunu, Haklı sebebin ise, varlığı halinde sürekli borç ilişkilerinin sona erdirilebilmesini sağlayan bir kavram olarak ortaya çıktığını, haklı sebeplerle fesih, ortakların kişisel özellikleri ve aralarındaki ilişkilerin önemli olduğu şahıs ortaklıklarında önemli bir yere sahipken, sermaye şirketi niteliğindeki anonim şirketler bakımından bu durumun farklı olduğunun bilindiğini, fakat müvekkilinin hissedarı olduğu davalı şirketteki gibi özellikle payları birçok ortak arasında dağılmış durumda olmayan, (davalı şirket yalnızca iki ortaktan oluşmaktadır) kapalı anonim şirketler bakımından pay sahipleri arasındaki kişisel ilişkilerin şirket işleyişinde önemli rol oynayabileceğinin göz önünde bulundurulması gerektiğini, bu nedenle, istisnai olarak ya da diğer haklı sebeplerle birlikte, kişisel sebepleri de ortaklığın haklı sebeplerle feshine ve en azından davacı pay sahiplerinin ortaklıktan çıkarılmasına karar verirken dikkate alınması gerektiğini, zaten şirketin ilk olarak limited şirket şeklinde yine iki ortakla kurulduğunu, dolayısıyla genel varsayımın dışında dava bakımından kişisel ilişkilerin de şirket işleyişince ve haklı sebep değerlendirmesinde dikkate alınmasının kaçınılmaz olduğunu, Anonim şirketlerde pay sahiplerinin haklarının ve menfaatlerinin dengede tutulması bakımından, pay sahiplerinin bilgi alma ve inceleme hakları da önemli yer tuttuğunu, bilgi alma ve inceleme hakkı olmaksızın pay sahiplerinin ortaklıktaki menfaatlerinin korunması ve ortaklığın gidişatı hakkında bilgi almaları mümkün olmayacağını, pay sahiplerinin bilgi alma hakkının sistematik reddi, örneğin şirket belgeleri ve kayıtlarını inceleme hakkının etkin bir şekilde kullanılamaması, şirket hesaplarının daha ayrıntılı olarak kontrol edilmesi yönündeki taleplerin reddedilmesi gibi hususların da haklı sebep niteliğinde olduğunu, müvekkilin bu konudaki taleplerinin sürekli reddedildiğini, Gelinen noktada şirketin feshi aksi durumda ayrılma akçesi ödenmek suretiyle ortaklıktan çıkma açısından gerekli haklı sebeplerin fazlasıyla mevcut olduğunu, Son dönemde bazı Yargıtay kararlarında, feshe son çare olarak başvurulması anlayışı, haklı sebebin varit olduğu hususunda kesin bir kanı olmasa hatta bunun aksini gösteren emareler kuvvetli bir şekilde ön plana çıksa bile, feshi talep eden pay sahibinin şirketten çıkarılması yoluna başvurulması gerektiğinin belirtildiğini, örneğin yakın tarihli bir Yargıtay kararında, yerel mahkemenin “şirketin faaliyetine devam ediyormuş izlenimi vermeye yönelik olarak düzenleme yapıldığı, dava açıldığında ve dava sürerken şirketin ciddi bir ticari faaliyette bulunmadığının rapor içeriğinden açıkça anlaşıldığı bu nedenlerle şirketin devamında ortaklar için yarar kalmadığı” gerekçesiyle verdiği fesih kararı hakkında, şirketin feshi için haklı sebebin oluşmadığı ifade edilmesine rağmen davacıların şirketteki hisse durumu nazara alınarak şirketten çıkarılmalarının değerlendirilmesi gerektiğinin belirtildiğini;( Yar. 11.HD., 16.4.2019 T., 2018/1177 E., 2019/3046 K sayılı ilam (www...com) (31.12.2019) "Kar payı dağıtılmaması sebebiyle dava dilekçesinde kar payı talebinde de bulunulduğunu, ancak ilk derece mahkemesinin bu konuda bir araştırma yapmadığı gibi kanunda geçen" alternaif başka bir çözüm" kapsamında sayılan kar dağıtımına karar vermeye dönük de hiçbir değerlenidirme yapmadığını, Yukarıda belirtilen sebeplerle Mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olup istinaf incelemesi neticesinde kararın kaldırılmasını talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; TTK'nın 531 maddesi kapsamında davalı anonim şirketinin haklı nedenle feshi ve tasfiyesine, bu talebin kabul görmemesi halinde davacıların gerçek pay değerinin ödenerek şirket paydaşlığından çıkarılmalarına karar verilmesi talebine ilişkindir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesinde “Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.” hükmü düzenlenmiştir. Haklı nedenler kanunla tanımlanmadığı için her somut olayın özelliğine göre mahkemelerce takdir edilecektir. Somut uyuşmazlıkta davacı haklı sebep olarak, azınlık pay sahibi olan davacının bilgi alma ve inceleme haklarının kullanımının devamlı şekilde ihlal edildiğini, kar payı dağıtılmadığını, davacının şirket çalışanı ve ortağı olarak hekim sağlığını ilgilendiren taleplerinin saygısız ve sert dille geri çevrildiğini, eksik ekipmanların alınmaması sebebiyle davacının sağlığının bozulduğu ve kanser teşhisi konulduğunu, davacının muayene raporlarında usulsüzlük yapıldığını, davacının işçilik alacaklarının ödenmediğini, güven sarsıcı bu hususlar sebebiyle davalı şirket ortakları arasındaki ortaklığın devamının çekilmez hal aldığını ileri sürmüştür.Davacı vekili, davalı şirketin davacının bilgi alma ve inceleme haklarının kullanımının devamlı şekilde ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de, davacı tarafından hangi konuda ne şekilde bilgi istenildiğine ve davalı tarafından bilgi verilmediğine ilişkin dosyaya yazılı bir delil sunulmadığı gibi söz konusu hakkın engellenmesi sebebiyle hakkını mahkeme yolu ile kullanma imkanına sahipken bu yolun tüketilmediği, davacının şirket çalışanı ve ortağı olarak hekim sağlığını ilgilendiren taleplerinin saygısız ve sert dille geri çevrildiği, eksik ekipmanların alınmaması sebebiyle davacının sağlığının bozulduğu ve kanser teşhisi konulduğu, davacının muayene raporlarında usulsüzlük yapıldığı, davacının işçilik alacaklarının ödenmediğine ilişkin iddialar ise davacının davalı şirkette aynı zamanda çalışan olduğu dikkate alındığında iş sözleşmesinin haklı sebeple feshi ve işçi alacaklarının ödenmesine ilişkin açılacak davada ileri sürülebileceği, nitekim davacı tarafından bu sebeplerle iş sözleşmesinin feshedildiği ve işçi alacaklarının tahsili için açılan davada ileri sürüldüğü ve bu davada işçi alacaklarının hüküm altına alındığı, söz konusu hususların ve iş davasının tek başına şirketin ticari işleyişini olumsuz etkileyen, husumete varan ve dava açan ortağın ortaklığa bu şekilde devam etmesini beklemenin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceği düzeyde anlaşmazlık niteliğinde olduğunu göstermediği ve davacı tarafından bu türden bir anlaşmazlığın varlığının ispat edilemediği, ayrıca anonim şirketler sermaye şirketleri olup, ortaklar arasındaki kişisel nedenler şirketin feshi için haklı sebep teşkil etmeyeceği, yine kar payı dağıtmamasının tek başına şirketin feshi için haklı sebep teşkil etmeyeceği, şirketin 04/09/2018 tarihli 2014, 2015, 2016, 2017 yılı olağan genel kurul toplantısında bilanço ve kar/zarar hesaplarının oy birliği ile tasdik edildiği, her ne kadar davacı genel kurul toplantısına davet edilmediğini, kendisine şirket ile ilgili bilgi verilmediğini ve bu hususta düzenlenen evrakların usulsüz olduğunu istinaf sebebi olarak ileri sürmüş ise de söz konusu iddianın ilk derece yargılaması aşamasında dava dilekçesinde ileri sürülmediği, ilk defa istinaf aşamasında ileri sürülmesi sebebiyle HMK'nın 357/1 maddesi uyarınca dinlenmesinin mümkün olmadığı, söz konusu genel kurul kararına karşı iptal davası da açılmadığı, TTK'nun 531 maddesi uyarınca fesih veya ortaklıktan çıkma yahut başka bir makul çözüme hükmedilebilmesinin ön şartının haklı sebeplerin varlığını ispat olduğu, somut olayda davacının haklı sebeplerin varlığını isğat edememiş olması karşısında, davacının ayrılma akçesinin ödenmesi sebebiyle ortaklıktan çıkmasına veya makul başka bir çözüme karar verilemeyeceği, dava dilekçesinin sonuç kısmında şirketin feshine karar verilmemesi halinde davacının alacaklarını kapsar şekilde ayrılma akçesinin hesaplanmasının talep edildiği ve açıkça kar payının talep edilmediği gibi genel kurul tarafından karın dağıtılması kararı verilmedikçe kar payının bir alacak davası açılmak suretiyle talep edilmesi, tespiti ve hüküm altına alınması mümkün olmadığından davacının bu aşamada muaccel olmayan kar payı alacağını da talep etmesinin mümkün olmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç olarak, ilk derece mahkemesince verilen karar usul ve yasaya uygun olup kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 179,90-TL harcın mahsubu ile bakiye 435,50-TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 18/12/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.