T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/1586 - 2025/1829 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1586 KARAR NO : 2025/1829 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 26/10/2022 NUMARASI : 2022/86 E. - 2022/273 K. DAVANIN KONUSU : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali) Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve …
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/1586 - 2025/1829 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1586 KARAR NO : 2025/1829 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 26/10/2022 NUMARASI : 2022/86 E. - 2022/273 K. DAVANIN KONUSU : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali) Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 26/10/2022 tarih ve 2022/86 Esas - 2022/273 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalılar ..., ... Gıda İnşaat Sanayi ve Tic. A.Ş. tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkili şirketin 100 yıla yakın süreden beri faaliyette olan ve halen dördüncü kuşak tarafından yönetilen bir aile şirketi olup dünyaca tanınmış "..." markasının sahibi olduğunu, hal böyle iken davalı şirketin sırf müvekkilinin tanınmış bu markasından yararlanmak için 11/10/2017 tarihinde "... ... İÇ VE DIŞ TİCARET LTD. ŞTİ" yi kurarak kuruluş tarihinden 8 ay sonra müvekkilinin markası ile aynıyet derecesinde benzerliği olan 2018/56112 sayılı "...+Şekil" ibareli markanın tescili başvurusunda bulunduğunu, müvekkilinin bu başvuruya yönelik itirazı sonrasında ... tarafından başvurunun reddine karar verildiğini, "... ... İÇ VE DIŞ TİCARET LTD. ŞTİ" nin bu karara yönelik açmış olduğu iptal davasının Ankara 1. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2019/96 Esas- 2021/98 karar sayılı kararı ile reddedildiğini ancak uzun bir süre sonra yazılan gerekçeli kararın gerekçesi ile sonucunun çelişkili olması nedeniyle müvekkili tarafından temyiz kanun yoluna gidildiğini, anılan davada alınan bilirkişi raporlarının aleyhe olduğunun görülmesi üzerine bu kez aynı grup içinde bulunan eldeki davanın davacısı olan şirketin 12/11/2020 tarihinde 2020/140426 başvuru sayılı "...+şekil" ibareli markanın tescili isteğinde bulunduğunu, müvekkilinin bu başvuruya yönelik itirazının YİDK tarafından nihai olarak reddedildiğini, oysa ... tarafından önceki başvuruda yapılan inceleme sonucunda aynı markanın reddine karar verilmişken bu kez tam aksine bir karar verildiğini, "..." esas unsurlu davaya konu marka ile müvekkilinin "..." ibareli markası arasında ... harflerini aynı sıralama ile içermeleri ve ilk ve son kısımlarında yer alan harflerin aynı olması nedeniyle görsel ve işitsel olarak benzerlik bulunduğunu, markaların kapsamındaki mal ve hizmetlerin benzerliği de nazara alındığında markaların ortalama tüketiciler tarafından ilişkilendirilmesi ve karıştırılmasının ihtimal dahilinde olduğunu, 1934 yılında temeli atılan tekstil sektörünün öncülerinden olan müvekkilinin "..." markasını taşıyan ürünleri 75 ülkeye ihraç ettiği nazara alındığında sahip olduğu bu markanın tanınmış marka niteliğinde olduğu hususunda tereddüt bulunmadığını, müvekkilinin markasının birebir aynısının tescili için başvuru yapan davalının bu tanınmışlıktan haksız yarar sağlama amacında olduğunu, “...” ibaresi aynı zamanda müvekkiline ait alan adı ve ticaret unvanının esaslı unsurunu teşkil ettiğinden "..."alan adının davalı tarafından kullanılamayacağını ve başvurunun kötü niyetli olduğunu ileri sürerek 2021-M-11848 sayılı YİDK kararının iptaline ve 2020/140426 sayılı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu ve dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında iltibasa yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı şirket vekili, davacının emsal olarak sunmuş olduğu Ankara 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2019/96 E. numaralı dosyasının halen derdest olduğunu, davaya konu markada bulunan logonun daha önceden müvekkili tarafından tescil edildiğini, sağ alt köşesinde nazar boncuğu olan kırmızı ve mavi oval logonun içerisine "..." ibaresinin eklenmesi ile oluşturulan markanın müvekkilinin diğer markalarının tertibi ile benzer bir yapıda bulunduğunu, müvekkilinin aşağı yukarı bütün markalarının bu tertip ile oluşturulduğunu, dava dilekçesinde "..." sözcüğünden hareketle benzerlik bulunduğu iddia edilmişse de "..." ibaresinin tanımlayıcı olması nedeniyle benzerlik değerlendirmesinin ... ve ... ibareleri arasında yapılması gerektiğini, bu durumda ... ve ... arasında herhangi bir benzerlikten söz edilemeyeceğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davaya konu markanın kapsamında kalan 22. sınıftaki emtiaların tamamı ile bu emtiaların 35. sınıf altında satışı hizmetleri açısından, davacının 2013/93911, 2008/71632, 2008/71633 ve 2012/78263 sayılı markaları özelinde, emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, davacının davasına/itirazlarına mesnet 2007/31754, 2007/31752, 2007/31751, 2002/28073, 2002/26487, 2002/26859, 185725 ve 184958 sayılı markaların özelinde de, 22. sınıftaki “Tekstilden mamul ambalaj torbaları. Tekstil amaçlı ... elyaflar, işlenmemiş büküm elyafları” emtiaları ile bunların 35. sınıf altında satışı hizmetleri yönünden emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, davacının “...” ibaresini ihtiva eden markaları özelinde, karşılaştırılan işaretlerde, markasal hüviyette ayırt ediciliği en yüksek unsur olan “...” ve “...” ibarelerindeki, dizinleri de aynı olacak biçimde altı harfin ortaklığının markaları görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer kıldığı, potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği de gözetildiğinde, davacının “...” ibareli markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının “...”ibareli markasıyla karşılaştığında bu markaları benzer bulması ihtimalinin bulunduğu, davalı şirket ile organik bağlantısı olduğu tespit edilen dava dışı ... ... İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi'nin tescil başvurusuna konu ettiği 2018/56112 sayılı "Şekil+..." ibareli marka başvurusu ile dava konusu 2020/140426 sayılı "Şekil+..." ibareli markanın görsel, işitsel ve kavramsal olarak birebir aynı olduğu, davacının itirazda bulunması üzerine bu başvurunun YİDK kararı ile reddine karar verildiği, söz konusu kararın iptali istemine ilişkin olarak dava dışı şirket tarafından açılan davada alınan bilirkişi kök ve ek raporlarının dava dışı şirketin aleyhine olduğu, ek bilirkişi raporunun tanzim edilmesinden sonra dava dışı şirket ile organik bağı bulunduğu tespit edilen davalı şirketin iş bu davaya konu marka tescil başvurusunda bulunması eyleminin ticari dürüstlük kurallarına aykırı olduğu, davalı şirketin marka tescil başvurusu esnasında kötü niyetli olduğu, buna karşılık davacının tanınmışlık ve ticaret unvanı ile kötü niyete ilişkin iddialarının somut delillerle ortaya konulamadığı ve davalının davalının müktesep hak iddialarına dayanak yaptığı markaların bir kısmının üçüncü kişi adına kayıtlı olması ve davalı adına kayıtlı olanların ise dava konusu marka kapsamındaki mal ve hizmetler ile benzer mal ve hizmetleri içermemesi nedeniyle bu iddiasına dayanak oluşturamayacağı gerekçeleriyle davanın davanın kabulü ile 2021-M-11848 sayılı YİDK kararının iptaline ve 2020/140426 sayılı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı şirket vekili istinaf başvuru dilekçesinde, Ankara 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2019/96 Esas sayılı dosya beklenmeden karar verildiğini, davaya konu markanın daha önceden müvekkili tarafından tescil edilen markaları ile logo olarak birebir aynı olduğunu, müvekkilinin tüm markalarının neredeyse bu şekilde oluşturulduğunu, markanın müvekkilin grup şirketi olan ... ... A.Ş. adına kayıtlı "..." ibareli 2014 01296 ve 2016 53675 sayılı tescilli markaların devamı niteliğinde olduğunu, müvekkilinin "..." ibareli markalarından türetilmiş ... markasının tescil edilmemesinin hukuki bir dayanağının bulunmadığını, dolayısı ile müvekkilinin kötü niyetli olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, markaların esas unsuru olan "..." ve "..." ibarelerinin birbirinden farklı olduğunu ve markaların bütünselliği ilkesi” gereğince müvekkili ile özdeşleşmiş logo içinde kullanılan davaya konu marka ile davacının markaları arasında iltibas tehlikesinden söz edilemeyeceğini ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili, istinaf başvuru dilekçesinde; "..." ibaresinin esas unsur olarak yer aldığı, kırmızı ve lacivert renklerin kullanıldığı, nazar boncuğu şeklini içeren dava konusu markanın, lacivert rengin kullanıldığı “...” esas unsurlu markalardan kavramsal, görsel ve bıraktıkları toplu intiba yönünden farklı olduğunu, markalarda ortak harfler bulunuyorsa da, markaların hece sayıları, kelime uzunlukları ve anlamları itibariyle markaların ayrıştığını, davalı markasını okuyan veya gören ortalama dikkate sahip ve her iki işareti yan yana karşılaştırma imkanı olmayan kişinin zihnindeki intiba ile davacıya ait markaların bıraktığı intibanın aynı olmayacağını ve başvurunun kötü niyetle yapıldığına dair iddiaların ispatlanamadığını ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, Marka ile İlgili Kurum Kararlarının İptali istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. İşlem dosyasının incelenmesinden, davalı şirketin 12/11/2020 tarihinde "..." ibaresinin, 22 ve 35. sınıflardaki mal ve hizmetlerde tescili için diğer davalı Kuruma başvurduğu, davacının "..." ibareli markalarına dayalı olarak iltibas, gerçek hak sahipliği, tanınmışlık ve kötü niyet gerekçeleriyle başvuruya itiraz ettiği, davacının itirazının Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından reddine karar verildiği, davacının bu karara karşı yaptığı itirazın da YİDK'in 2021-M-11848 sayılı kararıyla reddedildiği, anılan kararın davacıya 17/1/2022 tarihinde tebliğ edildiği ve davanın iki aylık hak düşürücü süre içinde açıldığı anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesince, davacı markaları ile dava konusu başvuru arasında karıştırılma tehlikesinin bulunduğu ve başvurunun kötü niyetli olduğu gerekçeleriyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olup, davalılar tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu gözetildiğinde, istinaf incelemesine konu uyuşmazlık dava konusu başvuru ile davacı markaları arasında karıştırılma tehlikesi olup olmadığı ve başvurunun kötü niyetle yapılıp yapılmadığına ilişkidir. Zira, davacının gerçek hak sahipliği ve tanınmışlığa dayalı iddiaları ilk derece mahkemesince yerinde görülmemiş, davacı tarafça da bu yönden istinaf kanun yoluna başvurulmadığından artık bu hususlar kesinleşmiştir. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6/1 maddesi uyarınca, tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa tescil edilemez. Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. Burada öncelikle iltibas (Karıştırılma) kavramının da açıklanması gerekmektedir. İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir (Savaş Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s. 408- 409). İltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde ölçü, bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, ortalama tüketicilerdir. Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında, dava konusu markanın sağ alt köşesinde nazar boncuğu olan kırmızı ve mavi oval logonun içerisine "..." ibaresinin eklenmesi ile oluşturulduğu, buna karşılık davacının markalarının çoğunlukla mavi renkli büyük harfle düz yazılan "..." ... gibi ibarelerden oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Davacının itiraz aşamasında ve yargılama aşamasında iddiasına dayanak yapmış olduğu markalardaki "..." ibaresine eklenen ... , ... şeklindeki ekler sanayi, ip, tekstil ve pazarlama anlamına gelmekte olup kapsama alınmak istenen mal ve hizmetler bakımından tanımlayıcıdır. Aynı şekilde davaya konu markadaki ... ibaresinin yanına getirilen ... eki de yaygın olarak kullanılan sanayi ibaresinin kısaltması olup sektörel olarak tanımlayıcıdır. Bu halde taraf markalarının asli unsurunun "..." ve "..." olduğu açıktır. Buna göre yapılan değerlendirmede, dava konusu başvurunun esas unsurunu oluşturan "..." ibaresi ile davacının "..." asıl unsurlu markaları arasında, ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunmadığı, kısa kelime markalarında harf farklılığının markaları birbirinden uzaklaştırmak için yeterli olduğu, dava konusu markanın davacı markaları karşısında farklı bir kompozisyonunun bulunduğu, dolayısı ile ortalama tüketicilerin taraf markalarını aynı/aynı tür ya da benzer ürünler üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, dahi farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayabilmelerinin mümkün olduğu kanaatine varıldığından, ilk derece mahkemesinin aksi yöndeki kabulü yerinde görülmemiştir. Ayrıca, davacı tarafça, diğer iddiaların yanında, dava konusu başvurunun kötüniyetli olduğu da ileri sürülmüş olup, ilk derece mahkemesi davalı şirket ile aynı grubun altında bulunan dava dışı ... ... İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi'nin tescil başvurusuna konu ettiği 2018/56112 sayılı "Şekil+..." ibareli marka başvurusu ile dava konusu 2020/140426 sayılı "Şekil+..." ibareli markanın görsel, işitsel ve kavramsal olarak birebir aynı olduğu, dava dışı şirket ile davacı şirket arasında bu markanın tescil isteiğinin YİDK tarafından reddi üzerine açılan iptal davasında bilirkişi heyeti tarafından markalar arasında benzerlik bulunduğu hususunda düzenlenen rapor üzerine somut olaya konu başvurunun yapılmasının kötü niyetli olduğu kanaatine varmıştır. SMK'nın 6/9. maddesi uyarınca kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de mümkündür. Yargıtay HGK'nun 16.07.2008 gün ve 2008/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. Kötü niyetin varlığı, her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir. Yine Yargıtay HGK.'nun 21.09.2005 gün ve 2005/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyiniyetin asıl, kötüniyetin istisna olması sebebiyle davalının kötüniyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerektiğinden davacı, davalının kötüniyeti bulunduğunu kanıtlamalı ve mahkemece de bunun delil ve gerekçesi gösterilmelidir. Bu açıklamadan sonra somut olay değerlendirildiğinde, Dairece karşılaştırılan markalar arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında bir benzerlik ve karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı kanaatine varıldığından davalı şirketin bünyesinde bulunduğu grup içindeki başka bir şirket tarafından yapılan tescil başvurusunun reddi üzerine görülen YİDK kararının iptali davasında temin edilen bilirkişi raporundan sonra davacı şirket tarafından marka başvurusunda bulunulmasının kötü niyetin varlığı için yeterli olmadığı kanaatine varılmıştır. Kaldı ki sırf benzer marka başvurusunda bulunulması dahi kötü niyeti göstermediği gibi bunun dışında da davacının, dava konusu başvurunun tescille sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik olduğunu ispat ettiğinin kabulü de mümkün değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2016 gün ve E.2014/11-696, K.2016/778 sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olduğundan Dairemizce bu yönden dosyada mevcut bilirkişi raporundaki tespitlere itibar edilmemiş, ayrıca bir bilirkişi incelemesine de gerek görülmemiştir. Sonuç olarak, ilk derece mahkemesince dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet mesnet marka işaretleri arasında benzerlik bulunmadığı, kötü niyetin varlığının ortaya koyulamadığı ve bu bağlamda dava konusu YİDK kararının yerinde olduğu gerekçesiyle YİDK kararının iptali istemli davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır. HMK.'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK 'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davalılar ..., ... Gıda İnşaat Sanayi ve Tic. A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 26/10/2022 gün ve 2022/86 Esas - 2022/273 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Davanın REDDİNE, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 80,70-TL harçtan mahsubu ile bakiye 534,70-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 4-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. hükümlerine göre belirlenen 40.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 6-Davalı ... tarafından istinaf aşamasında yapılan 50,00-TL posta masrafı, 738,00-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan 788,00-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak anılan davalıya verilmesine, 7-Davalı şirket tarafından istinaf aşamasında yapılan 100,00-TL posta gideri, yatırılan 738,00-TL istinaf yoluna başvurma harcından oluşan toplam 838,00-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak anılan davalı şirkete verilmesine, 8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip resen taraflara iadesine (HMK m.333), 9-Davalı kurum ve davalı şirket tarafından istinaf başvurusunda ayrı ayrı peşin olarak yatırılan 269,85'er-TL istinaf karar ve ilam harcının, kararın kesinleşmesinden sonra ve talep halinde davalı kuruma ve davalı şirkete ayrı ayrı iadesine, 10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına dair, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 09/10/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 10/10/2025 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.