İSTİNAF KARARININ KARAR TARİHİ : 16/10/2025 YAZIM TARİHİ : 17/10/2025 Davacı tarafından davalı aleyhine Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile açılan şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak davasında 07/02/2020 tarihinde tesis edilen dava hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına ilişkin karara karşı tarafların istinaf kanun yoluna başvurmaları üzerine dairemizce yapılan inceleme sonucunda verilen 15/04/2021 tarih, ... Esas - ... Karar s…
T.C. KONYA BAM 6. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ..... (...) ÜYE : ..... (...) ÜYE : ..... (...) KATİP : ..... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 12/06/2024 NUMARASI : ... Esas - ... Karar İSTİNAF EDEN DAVACI : ........ VEKİLLERİ : Av.....& Av..... İSTİNAF EDEN DAVALI : ........ VEKİLİ : Av..... DAVA : Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve Alacak İSTİNAF KARARININ KARAR TARİHİ : 16/10/2025 YAZIM TARİHİ : 17/10/2025 Davacı tarafından davalı aleyhine Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile açılan şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak davasında 07/02/2020 tarihinde tesis edilen dava hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına ilişkin karara karşı tarafların istinaf kanun yoluna başvurmaları üzerine dairemizce yapılan inceleme sonucunda verilen 15/04/2021 tarih, ... Esas - ... Karar sayılı tarafların istinaf başvuru taleplerinin esastan reddine ilişkin kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 21/03/2022 tarih ... Esas - ... Karar sayılı ilamıyla onandığı, davacının Anayasa Mahkemesine yapmış olduğu bireysel başvurusu sonucu yeniden yargılama yapılmasına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararı gereğince ilk derece mahkemesince 12/06/2024 tarihinde tesis edilen karara karşı, davalının istinaf kanun yoluna başvurması üzerine dosyanın dairemize geldiği anlaşılmakla üye hakimin görüşleri alındıktan sonra, dosya incelendiğinde; DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı şirkete ve iştiraki olan şirketlere değişik zamanlarda yüksek oranlarda kar payı dağıtılacağı, istediği zaman parasını kısmen veya tamamen geri alabileceği yönünde güven telkin edildiği için para verildiğini, müvekkilinin defalarca istemesine rağmen yatırdığı parayı geri alamadığını, davalı şirket yetkililerinin Türk Ticaret Kanunu, Bankacılık Kanunu, Sermaye Piyasası ve sair kanun hükümlerini ihlal ettiklerini, bu konuda şirket yetkilileri hakkında ceza davaları açıldığını, bu nedenlerle taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ile fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik davalı tarafa verilen 17.603,78 EURO' nun davalı tarafa verildiği tarihten itibaren işleyecek en yüksek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının davalı şirkete her hangi bir bedel ödemediğini, davacının hisse senetlerini davalı ile ilgisi bulunmayan üçüncü kişilerden devren iktisap ettiğini, davalı tarafından SPK ya sunulan listelerin tahsilatları değil, "ortaklar arasında hisse devri esnasında ortakların birbirine yaptıkları ödemeleri" gösterdiğini, bu nedenle davacının davalı şirketten alacak talebinde bulunmasının eski TTK 329 ve 405. maddeleri gereğince mümkün olmadığını, davacının hata ve hile iddialarının BK' nun 31. maddesinde belirtilen bir yıllık hak düşürücü süresinin geçmiş olması nedeniyle dinlenemeyeceğini, davada haksız fiil hükümlerinin uygulanamayacağını, ayrıca BK' nun 125. maddesine göre davacının taleplerinin zaman aşımına uğradığını, hatta olayda uygulanması mümkün olmayan sebepsiz zenginleşme ile ilgili BK' nun 66. maddesinde belirtilen on yıllık zaman aşımı sürelerinin de dolduğunu, bu nedenlerle davalı aleyhine ikame edilen davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı tarafından davalı aleyhine Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile açılan şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak davasında 07/02/2020 tarihinde tesis edilen dava hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına ilişkin karara karşı tarafların istinaf kanun yoluna başvurmaları üzerine dairemizce yapılan inceleme sonucunda verilen 15/04/2021 tarih, ... Esas - ... Karar sayılı tarafların istinaf başvuru taleplerinin esastan reddine ilişkin kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 21/03/2022 tarih ... Esas - ... Karar sayılı ilamıyla onandığı anlaşılmıştır. ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI: Anayasa Mahkemesi'nin 18.05.2023 tarih 2020/11 E. 2023/98 K. sayılı iptal kararı ile 7194 sayılı Kanun'un 41.maddesinin Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edildiği, bu kararın 12/09/2023 tarihli Resmi Gazetede yayınlandığı, Davacı tarafın; şirkete yatırılan paranın iadesi talebiyle açılan dava sırasında yapılan kanuni düzenleme sonucu, alacağın tahsil imkanının ortadan kaldırılması nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına dayalı başvurusu üzerine; Anayasa Mahkemesinin 19/12/2023 tarih ... başvuru numaralı kararında; "...4.Başvurucular tarafından 5/12/2019 tarihli ve 7194 sayılı Kanun'un 41. maddesi ile 25/3/1987 tarihli ve ... sayılı Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler ile 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu ve 3182 Sayılı Bankalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'a eklenen geçici 4. maddenin iptalinin talep edildiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla başvuru konusu olayda yasama işleminin doğrudan Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasıyla bireysel başvuruda bulunulmuştur. (benzer yöndeki karar için bkz. ..., B. No: ..., 16/4/2013). 5. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. B. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia 6. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan ... (B. No: ..., 14/12/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede alacağın tahsili için uygun hukuki yollara başvurmasına rağmen yargılama sırasında yapılan kanuni düzenleme nedeniyle hukuki mekanizmaları işletme imkânından mahrum bırakılan başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Somut başvuruda anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Bu doğrultuda başvurucuların Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir. III. GİDERİM 7. Başvurucular ilgili kanun hükmünün iptal edilmesi, yeniden yargılama yapılması ile tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (..... [GK], B. No: ....., 7/6/2018, §§ 54-60; ..... ve diğerleri (2), B. No: ....., 7/11/2019, §§ 53-60, 66; ..... (3) [GK], B. No: ....., 21/1/2021, §§ 93-100). İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir. IV. HÜKÜM Açıklanan gerekçelerle; A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, 2. Mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesine (E..., K...) ve Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesine (E..., K..., E..., K...) GÖNDERİLMESİNE, D.Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE, E.1.992,3 TL harç ve 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 20.792,30 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE, F.Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA, G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE" şeklinde karar verilmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Somut uyuşmazlıkta davacı tarafça davalı şirketin Türk Ticaret Kanununa, Bankacılık Kanununa, Sermaye Piyasası Kanuna, Borçlar Kanuna aykırı şekilde faaliyet yürüterek davacı ve birlerce yatırımcıdan yürürlükte bulunan kanunların ve emredici kuralları ihlal edilmek suretiyle haksız fiil neticesiyle para toplandığı ve bu şekilde davacının zarar uğratıldığı iddialarına karşılık davalı tarafça cevap dilekçesiyle davada 1 yıllık (alt) hak düşürücü ve 10 yıllık (üst) zamanaşımı sürelerinin dolduğu yönünde ilk itirazda bulunulduğu anlaşılmıştır. Dosyaya ibraz edilen Ortaklık Durum Belgesi ve davacılar vekilinin iddiaları doğrultusunda taraflar arasındaki hukuki ilişkinin 08/03/2000 tarihinde başladığı ve davacı tarafça davaya konu edilen paranın o tarihte davalı şirkete teslim edildiği bildirilmiş olduğundan mevcut uyuşmazlıkta davalı savunmaları değerlendirilirken o tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı borçlar kanunun haksız fiile ilişkin 60.maddesindeki hak düşürücü süre ve zamanaşımı sürelerinin nazara alınması gerekmektedir. Özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde yasanın kabul etmiş olduğu sürenin tüketilmesi anlamına gelmektedir. Zamanaşımı, kanunun belirlediği süreler içerisinde hakkın kullanılmaması sebebiyle dava ve icra kabiliyetini, karşı tarafın defi ile kaybettiren ve hak üzerinde etki yapan kanuni bir sukut sebebidir. Öteki deyişle, borcun zamanaşımına uğramasıyla alacak sona ermemekte, alacaklının dava yolu ile alacağını elde etme imkanı ortadan kalkmaktadır. Kısaca zamanaşımına uğrayan bir borç eksik borç (doğal borç=obligtio naturals) haline gelmektedir. (M. Serhat Şen Zamanaşımı ve Uygulamaları) 818 sayılı Borçlar Kanunun madde 60'daki süreler mahkemece doğrudan doğruya nazara alınamaz. Davalı tarafça süresi içerisinde ileri sürülmelidir. Süresi içerisinde ileri sürülmezse davacı tarafından savunmasının genişletilmesi itirazında bulunulabilir. (HUMK 202) 818 sayılı Borçlar Kanunun 60. maddesinde haksız fiilden kaynaklı maddi ve manevi tazminat istemleri için 1 yıllık ve 10 yıllık ve ayrıca tazminat cezayı gerektiren bir fiilden doğmuş ise uzamış ceza zamanaşımı süreleri öngörülmüştür. Yani tazminat davasının kural olarak, zarar ve tazminat borçlusunun öğrenilmesinden (bilinmesinden) başlayarak 1 yıl içinde açılması gerekir. Ayrıca ilgili kanun maddesi dava açılabilmesi için yasal bir üst sınır belirlemiştir ki, bu üst sınır yasada 10 yıl olarak düzenlenmiştir. 10 yıllık sürenin başlangıcı eylem günü, sonu ise 10 yılın tamamlanmasıdır. Ayrıca tazminata ilişkin eylem, ceza kanunlarında suç oluşturuyorsa ve daha uzun bir zamanaşımı süresini öngörüyorsa, tazminat talep süresi de ceza kanunundaki öngörülen zamanaşımına kadar uzamış kabul edilir. 818 sayılı Borçlar Kanunundaki zamanaşımına ilişkin genel açıklamalardan eldeki somut uyuşmazlığa dönülecek olursa; öncelikle zamanaşımı süresinin başlangıcının tespiti önem arz etmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.03.2023 tarih ve 2022/2012 Esas, 2023/1479 Karar sayılı emsal ilamında Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.04.2022 tarih ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme kararına atıf yapılıp emsal kabul edilerek paranın davalı hesabına aktarılması tarihi bir yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun İçtihadı Birleştirme Kararları yerel mahkemeler için bağlayıcı nitelikte olduğundan davacı tarafça davalıya para verildiği iddiasının delili olarak dosyaya ibraz edilen Ortaklık Durum Belgesinin düzenleme tarihi olan 08/03/2000 tarihi mahkememizce de zamanaşımı başlangıç süresi olarak kabul edilmiştir. Eldeki bu davanın açılış tarihi 17/10/2019 olduğundan bu tarih itibariyle 818 sayılı Borçlar Kanunu madde 60'daki zamanaşımı süresinin üst sınırı olan 10 yıllık sürenin de dolduğu anlaşılmıştır. Her ne kadar 818 sayılı Borçlar Kanunu madde 60'da tazminat sorumluluğuna neden olan fiil ceza kanunlarına göre suç oluşturması ve bu suçun ceza zamanaşımı süresinin daha uzun olması halinde tazminat sorumluluğu için uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağı yönünde düzenleme mevcut ise de; Konya Adliyesinde Ceza Mahkemelerinde açılan ve yargılaması tamamlanan hiç bir davada davalı şirket yetkililerinin mahkumiyetine dair bir karar verilmemiştir. Davalı şirketin yetkilileri aleyhinde Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/... Esas sayılı dosyasıyla açılan en son kamu davasında ise; mahkemenin 25.03.2011 tarih ve 2011/127 Karar sayılı ilamıyla "Örgüt Kurma ve Örgüte Üye Olma, Hizmet nedeniyle Görevi kötüye Kullanma, Nitelikli Dolandırıcılık" suçlamaları nedeniyle tüm sanıklar (davalı şirket yetkilileri) hakkında açılan davalarının 765 sayılı TCK'nun 102/4. ve 104/2. maddelerinde öngörülen zamanaşımı süresinin dolduğundan bahis ile CMK'nun 223/8 maddesi gereğince ayrı ayrı düşürülmesine karar verildiği, bu kararın Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 12.11.2012 tarih ve 2012/13279 Esas, 2012/44069 Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır. 765 sayılı TCK'nun 102. ve 104. maddelerinde bahsi geçen suçlara ilişkin öngörülen zamanaşımı süresi 5 yıl, uzamış ceza zamanaşımı süresi ise 7,5 yıldır. Davacının 08/03/2000 tarihinde davalı şirkete para yatırdığı anlaşıldığından eldeki davanın 7,5 yıllık uzamış zamanaşımı süresinden sonra açıldığının kabulü gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle dava tarihi itibariyle 10 yıllık üst zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşıldığından davalı tarafın zamanaşımı definin kabulü ile davacının davasının zamanaşımı nedeniyle reddine; ancak Yargıtay' ın çok uzun süren ve istikrar kazanan uygulamaları doğrultusunda ilk derece mahkemelerince daha önce davalı tarafça ileri sürülen zamanaşımı def' i reddedilirken, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesinin zamanaşımı hususunda görüş değişikliği yapması nedeniyle mahkememizce de görüş değişikliğine gidilmiş olduğundan, adalet ve hakkaniyet prensipleri ile hukuki güvenirlik ve öngörülebilirlik prensipleri nazara alınarak davalı taraf lehine vekalet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedilmemesi gerektiği yönünde vicdani kanaate varıldığından, davalı taraf lehine yargılama gideri ve vekalet ücreti takdirine yer olmadığına dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir. (Yargıtay 11. HD nin 29.04.2024 T. 2024/1802 E., 2024/3297 K. Sayılı ilamı ve Konya BAM 6. HD 16.01.2024 T., 2023/1561 E, 2024/124 K. Sayılı İlamı)." gerekçesiyle, davacının davasının zamanaşımı süresinin geçmesi nedeniyle reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin, davalının hileli davranışı neticesinde para yatırdığını, hileli eylemi gerçekleştiren davalının zamanaşımından faydalanmasının mümkün olmadığını, davalılar zamanaşımı definde bulunmuş olsalar dahi, davalıların ileri sürdüğü zamanaşımı definin kötüniyetli, dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, ayrıca davalıların hukuka aykırı eylemleri devam etmekte olduğundan, zamanaşımı definin ileri sürülmesi mümkün olmadığı gibi, zamanaşımının dolması gibi bir durumun da olmadığını beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece, zamanaşımı süresinin tespitinde terreddüt yaşandığını, bu sebeple hatalı karar ortaya çıktığını, her ne kadar bu durum, davanın sonucunu etkileyecek nitelikte değil ise de, ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararının 6. sayfasının 1. paragrafında "davacı tarafça davalıya para verildiği iddiasının delili olarak dosyaya ibraz edilen ortaklık durum belgesinin düzenleme tarihi olan 08.03.2000 tarihi mahkememizce de zamanaşımı başlangıç süresi olarak kabul edilmiştir. Eldeki bu davanın 17.10.2019 olduğundan bu tarih itibariyle 818 sayılı Borçlar Kanunu madde 60'daki zamanaşımı süresinin üst sınırı olan 10 yıllık sürenin de dolduğu anlaşılmıştır." şeklindeki cümlede yer alan (kabul anlamına gelmemek üzere) davacının delil olarak dayandığı, SPK listelerindeki tahsilat tarihi olarak kabul edilen 01/01/1996 tarihinin zamanaşımının başlangıç tarihi olarak kabul edilerek düzeltilmesini talep ettiklerini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin emsal içtihatlarında belirttiği görüşünün aksine bu ihtilafta, BK'nın 60. maddesinin 1 fıkrasında alt süre olarak öngörülen 1 yıllık ve üst süre olarak öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini, davacının dava dilekçesinde tanımladığı fiillerin, ceza kanunu kapsamında suç olarak tanımlanmadığını, davacının alacak talebinin cezayı gerektiren bir fiilden doğmadığını, bu sebeple, ihtilafta uygulanması gereken zamanaşımı süresinin bir yıl olup, bu sürenin her halükarda on yılı geçemeyeceğini, davacı parayı yatırdığını iddia ettiği 22.09.2000 tarihinde, iddia ettiği zarara ve faile ıttıla ettiğinden, bir yıllık süre içerisinde ikame edilmeyen iş bu davanın üst sınır olan 10 yılın dolması nedeni ile değil BK 60/1 fıkrasında belirtilen 1 yıllık zamanaşımı süresinin dolması nedeni ile reddedilmesi gerektiğini, bir an için davacının dava dilekçesinde tanımladığı fiillerin, ceza kanunu kapsamında suç olarak tanımlandığı bu sebeple, BK’nun 60/2 fıkrasının uygulanması gerektiği düşünüldüğünde de, Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin görüşünün aksine BK'nun 60/2. fıkraya göre dava 7.5 yıllık zamanaşımı süresine değil, 5 yıllık zamanaşımı süresine tabii olması gerektiğini, mahkemece, davalı taraf lehine yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmemesinin de hatalı olduğunu, işbu davada HMK'nın 326 ve 327. maddelerinde öngörüldüğü gibi özel bir sebep bulunmadığı gözetildiğinde, zamanaşımı nedeniyle reddedilen davada davalı taraf lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmemesinin yasaya aykırılık teşkil ettiğini beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; davalı şirkete ortak olunmadığının tespiti, kâr payı alınması maksadıyla verilen paranın iadesi istemiyle açılan davada yargılamanın yenilenmesi istemine ilişkindir. İstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve re'sen kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12.07.2023 tarih, 2022/11-658 Esas- 2023/750 Karar sayılı ilamında "....Öte yandan bir tarafın, dava açıldığı andaki mevzuata göre davasında veya savunmasında haklı olup da dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren yeni bir kanun hükmü veya yeni bir içtihadı birleştirme kararı gereğince davada haksız çıkmış sayılamayacağından yargılama giderlerine mahkum edilemeyeceği kuşkusuzdur. Zira bir kimseye diğer tarafın dava giderlerinin yükletilmesinin nedeni, o kimsenin diğer tarafın gider yapmasına haksız olarak sebebiyet vermiş olmasıdır. İşte bu nedenledir ki, dava açıldığı anda haklı durumda bulunan tarafın, yargılama sırasında meydana gelen mevzuat değişikliği sonucu haksız çıkmış sayılamayacağından yargılama giderlerinden sorumlu tutulması olanaklı değildir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18.11.2009 tarihli ve 2009/18-421 Esas- 2009/526 Karar sayılı kararı)...." hususu belirtilmiştir. Davalı tarafın süresinde zamanaşımı definde bulunduğu, zamanaşımı def'i yönünden davacı taraf lehine usuli kazanılmış bir hakkın söz konusu olmadığı, davalının eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu dosyadaki bilgilere göre taraflar arasındaki haksız fiil tarihi ve davanın açıldığı tarih nazara alındığında; davalı tarafın zamanaşımı def'inin 818 sayılı Borçlar Kanunu ve 765 sayılı TCK hükümlerine göre değerlendirilmesi gerektiği, buna göre; 818 sayılı yasada genel zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu, 765 sayılı yasanın 102/4 ve 104/2. maddelerinde ise, eyleme uyan zamanaşımı süresinin 5 yıl, uzamış zamanaşımının 7,5 yıl olduğu, olaya uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, dosya içerisinde mevcut belgelere göre davanın ceza zamanaşımı süresi olan 7,5 yıllık süre geçtikten sonra 17/10/2019 tarihinde açıldığı, zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin ilk derece mahkemesinin kabul ettiği 08/03/2000 tarihi olması ile davalının savunduğu 01/01/1996 tarihi olmasının sonuca etkili olmadığı, her iki tarihe göre de zamanaşımı süresi geçtikten sonra davanın açıldığının sabit olduğu, ilk derece mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin ve yargılama sırasında Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunca verilen 22.04.2022 tarih 2021/7 Esas 2022/2 Karar sayılı kararı ile haksız fiilin işlendiği tarihin, paranın alındığı tarih olduğu ve zamanaşımı süresinin bu tarihten itibaren işlemeye başlayacağı kararlaştırıldığından, Yargıtay HGK'nın 12.07.2023 tarih, 2022/11-658 Esas - 2023/750 Karar sayılı kararı doğrultusunda davalının yaptığı yargılama giderlerinin üzerinde bırakılması ve davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından tarafların istinaf başvuru taleplerinin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Tarafların istinaf başvuru taleplerinin ESASTAN REDDİNE, 2- Alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, 3- Alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL karar ve ilam harcının davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, 4- İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına, 5- İstinafa başvuranlar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına, 6- Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 359/4.maddesi gereğince kararın dairemiz tarafından tebliğe çıkarılmasına, 7- Dava dosyasının temyiz edilmeden kesinleşmesi halinde ilk derece mahkemesine gönderilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda verilen kararın HMK'nın 361/1 maddesi gereğince; taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde dairemize, temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi'ne veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçe ile temyiz kanun yoluna başvurma talebinde bulunulabileceğine 16/10/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi. Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ... e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır .....