İSTİNAF KARAR TARİHİ:22/01/2026 İlk derece mahkemesinin kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde; K A R A R:Davacı vekili dava açan dilekçesinde; 26/10/2015 tarihinde ... sevk ve idaresinde bulunan ... plakalı aracın se…
T.C. İSTANBUL BAM 8. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO :2025/2566 KARAR NO :2026/84 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:17/06/2025 NUMARASI :2025/136 Esas - 2025/434 Karar DAVANIN KONUSU:Trafik Kazasına Bağlı Bedensel Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat İSTİNAF KARAR TARİHİ:22/01/2026 İlk derece mahkemesinin kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde; K A R A R:Davacı vekili dava açan dilekçesinde; 26/10/2015 tarihinde ... sevk ve idaresinde bulunan ... plakalı aracın seyir halinde iken ... isimli şahsın sahibi olduğu büyükbaş hayvana çarpması neticesinde trafik kazası meydana geldiğini, bu kaza nedeniyle araçta yolcu konumunda bulunan müvekkilinin yaralandığını, ... Poliçesi kapsamında davalının meydana gelen sonuçtan sorumlu olduğunu, davadan önce dava konusu trafik kazası nedeniyle Sigorta Tahkim Komisyonu'na müracaat edildiğini, Komisyon tarafindan verilen karar Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2021/8289 Esas 2022/2911 Karar sayılı ilamı ile bozulduğunu, bozma kararı üzerine dosyanın tekrar İtiraz Hakem Heyeti'ne gönderildiğini ve İtiraz Hakem Heyeti'nce 30.01.2023 tarihinde dosyadan el çekme kararı verildiğini, bu el çekme kararı üzerine işbu davayı açtıklarını, söz konusu trafik kazası nedeniyle Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nden 05/02/2018 tarihinde alınan maluliyet raporuna göre müvekkilinin %8 oranında malul kaldığını belirterek, fazlaya ilişkin haklar saklı olmak üzere (HMK.m.107) 50,00-TL sürekli iş göremezlik tazminatının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini, talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; zamanaşımı nedeniyle davanın reddedilmesi gerektiğini, müvekkil sigorta şirketine usulüne uygun başvuru yapılmadığını, dava şartı noksanlığı nedeniyle davanın usulden reddedilmesi gerektiğini, müvekkil şirketin sorumluluğunun sigortalısının kusuru ve poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, davacının sürekli malul olup olmadığının Adli Tıp 3. İhtisas Dairesi tarafından Erişkinler Için Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmeliğin dikkate alınarak tespit edilmesini talep ettiklerini, davacının dava konusu kaza nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumundan herhangi bir ödeme alıp almadığının tespiti gerekeceğini, davacının resmi geliri çerçevesinde hesaplama yapılması gerektiğin beyan ederek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince; davacının davasının zaman aşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İstinaf nedenleri; KTK'nın 109. maddesinde de zaman aşımının açıkça zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren başlayacağının belirtildiği, uzamış ceza zaman aşımı süresinin dava konusu kaza nedeniyle 8 yıl kabul edildiği, uzamış zaman aşımı süresinin tazminat talebiyle açılacak davalar için de geçerli olabilmesi için sadece eylemin ceza kanununa göre suç sayılmasının yeterli olduğu, dava konusu kazanın 26.10.2015 tarihinde meydana geldiği, Uyuşmazlık Hakem Heyeti'ne başvuru tarihi olan 10.07.2017 tarihi ile el çekme kararı tarihi olan 30.01.2023 tarihleri arasında zamanaşımının işlemeyeceği, ilk derece mahkemesi tarafından zamanaşımını durduran unsurların göz ardı edildiği hususlarına ilişkindir.Görülmekte olan dava; trafik kazasına bağlı cismani zarar sebebiyle sürekli iş göremezlik tazminatı istemine ilişkindir.2918 sayılı KTK'nın 109.maddesinde haksız fiil niteliğindeki trafik kazalarından doğan tazminat taleplerinin, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrayacağı, davanın, cezayı gerektiren bir fiilden doğması ve ceza kanununun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş olması halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri içinde geçerli olacağı hüküm altına alınmıştır.Yine maddi ve manevi tazminat istemlerinin bağlı olduğu zamanaşımı süreleri 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 72. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60.) maddesinde de düzenlenmiştir.6098 Sayılı TBK'nın 72/1. maddesinde "Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır" denilerek mülga 818 sayılı BK'nın 60. maddesinde olduğu gibi üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüştür.6098 Sayılı TBK'nın 72/1. (BK'nın 60/1.) maddesi, özellikle zamanaşımının başlangıç anını belirleyen bir düzenlemedir. Bu düzenlemeye göre tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Burada, uygulamada "kısa süreli zamanaşımı" olarak adlandırılan süre söz konusu olup, sürenin başlangıcı sübjektif bir koşula bağlanmıştır. Çünkü, sürenin başlaması zarar görenin zararı ve tazminat sorumlusu kişiyi öğrenmesi gibi sübjektif bir koşulun gerçekleşmesi ile mümkündür.Mutlak nitelikteki "uzun süreli zamanaşımı"nın başlangıç tarihi ise zarar verici eylemin gerçekleştiği tarihtir. Buna göre, tazminat istemi her halde eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren on yılın geçmesi ile zamanaşımına uğrar. Burada on yıllık sürenin başlangıç anı, zarar verici eylemin gerçekleştiği tarih gibi objektif bir koşula bağlanmıştır. Olağan zamanaşımı süresi iki yıllık olan kısa zamanaşımı süresidir. Diğer bir anlatımla iki yıllık zamanaşımı süresi on yıllık süre ile sınırlıdır. Zarar ve zararın sorumlusu olan kişi öğrenildiği takdirde davanın kısa zamanaşımı süresi içerisinde açılması gerekir. Zarar veren eylemin işlenmesinden itibaren on yıl geçtikten sonra zarar ve zararı veren kişi öğrenilmiş olsa bile tazminat istemi, zamanaşımı def'î ile karşılaştığında reddedilir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 20/12/2017 tarih ve 2017/3-2786 E., 2017/2016 K. Sayılı kararı).TBK'nın 72/1. (BK'nın 60/2.) maddesinde düzenlenen üçüncü süre ise "ceza zamanaşımı süresi"dir. Zarara neden olan eylem, aynı zamanda ceza kanunları uyarınca suç teşkil eden bir eylem oluşturuyor ve bu eylem için ceza kanunlarının öngördüğü zamanaşımı süresi daha uzun bir süre ise bu takdirde uygulanacak olan zamanaşımı süresi, o suçun bağlı olduğu ceza zamanaşımı süresidir. Ceza zamanaşımı süresinin başlangıç anı da zarar verici eylemin gerçekleştiği tarihtir.2918 sayılı KTK'nın az yukarıda açıklanan madde hükümleri uyarınca, gözden kaçırılmaması gereken husus Yargıtay Özel Dairesinin bir çok içtihadından da anlaşılacağı üzere, ceza kanununda ön görülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesi koşulu, sadece eylemin ceza kanununa göre suç sayılması halidir. Diğer bir ifade ile meydana gelen olayda ölüm veya yaralanma meydana gelmesi halinde, sonuç kimin eyleminden kaynaklanmış olursa olsun ceza kanununa göre suç sayılma hali gerçekleşmiş olur. Böyle olunca da uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanabilmesi için eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma açılması veya mahkumiyetle sonuçlandırılmış bir ceza davası varlığı koşulu aranmayacaktır.Zira yasa koyucu, ceza zamanaşımı uygulaması bakımından sürücü ve diğer sorumlular bakımından bir ayrım yapmamış, kuralın tümü için geçerli olduğunu kabul etmiştir. (-bkz..Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2016/19153 Esas ve 2019/8633 Karar sayılı ilamı-) Hukuk Genel Kurulu kararları da bu yöndedir.6098 sayılı TBK'nın 153.maddesinde zamanaşımının durması, 154.maddesinde ise zamanaşımının kesilmesi düzenlenmiştir.Zamanaşımının durması demek, o ana kadar işlemiş olan zamanaşımı süresinin işlediği noktada durması, buna yol açan sebebin ortadan kalktığı andan itibaren kaldığı yerden işlemeye devam etmesi demektir. Zamanaşımının kesilmesi ise, borçlunun veya alacaklının ya da hakimin belli fiillerinin sonucu olarak işlemiş bulunan zamanaşımı süresinin yanması ve kesilmeye neden olan olaydan itibaren yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlamasıdır. Zamanaşımının kesilmesi için, zamanaşımının işlemekte olması gerekir. Zamanaşımı süresi dolmuşsa, zamanaşımının kesilmesi söz konusu olmaz. Zamanaşımını kesen sebepler TBK'nın 154.maddesinde gösterilmiştir. TBK'nın 154.maddesinde “Zamanaşımının Kesilmesi” başlığında; “Aşağıdaki durumlarda zamanaşımı kesilir; 1. Borçlu borcu ikrar etmişse, özellikle faiz ödemiş veya kısmen ifada bulunmuşsa ya da rehin vermiş veya kefil göstermişse. 2. Alacaklı, dava veya def’i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflas masasına başvurmuşsa” şeklinde düzenleme mevcuttur. İlgili maddeye göre zamanaşımı: borçlunun bir fiili ile, alacaklının bir fiili ile, yargılama ve takibe ilişkin bir işlemle veya yargıcın emir ve hükmüyle kesilebilir. Alacaklının fiilleri ise dava açması, defî dava zımnında mahkemeye müracaat etmesi, hakeme başvurması, icra takibine başvurması veya iflas masasına başvurması şeklinde gerçekleşmektedir. Alacaklının bir mahkemede alacağıyla ilgili dava açması zamanaşımının kesilmesi için yeterli olup, davanın niteliği önem arzetmemektedir. Ayrıca dava açıldıktan sonra hakimin duruşma esnasında veya dosyada yaptığı her işlem ve hüküm ile tarafların her işlem ve eylemi sonunda zamanaşımı yeniden kesilir, süre tekrar işlemeye başlar.Diğer yandan zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için, zarar gören tarafından failin yanında zararın da öğrenilmesi gerekir.Bedensel zararlarda, ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde, sonradan değişme eğilimi gösteriyor, kısaca, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık "gelişen durum" ve dolayısıyla, gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hallerde, zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olamayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır.Somut olayda; 26.10.2015 tarihinde meydana gelen trafik kazasında davacı yaralandığı için KTK'nın 109.maddesi hükmü gereğince (-kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 89/1-2 ve 66/1.e madde hükümleri kapsamında-) uygulanması gereken uzamış (ceza) zamanaşımı süresi 8 yıl dır.Davacı; 26.10.2015 tarihinde meydana gelen trafik kazasına bağlı yaralanması nedeniyle 10/07/2017 tarihinde 8 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde Sigorta Tahkim Komisyonu'na tazminat talebiyle başvuruda bulunmuş, en son alınan 30/01/2023 tarihli karar ile dosyadan el çekilmesine karar verilmiştir.Sigorta Tahkim Komisyonu'nun davadan el çekme kararını müteakip davacı tarafça 23/01/2025 tarihinde arabulucuya başvurulmuş, arabuluculuk faaliyeti 14/02/2025 tarihinde son bulmuştur.Görülmekte olan dava, 17/02/2025 tarihinde açılmıştır.Bu durumda; Sigorta Tahkim Komisyonu'na başvuru tarihi olan 10/07/2017 tarihinde zamanaşımı süresinin az yukarıda açıklanan yasal hükümler gereğince kesileceği ve kesilen zamanaşımı süresinin davadan el çekme kararının alındığı 30/01/2023 tarihinde yeniden işlemeye başlayacağı, bu tarih itibariyle işlemeye başlayan 2 yıllık zamanaşımı süresinin 30/01/2025 tarihinde dolacağı, hal böyle olunca da, görülmekte olan davada zamanaşımı süresinin dava tarihi olan 17/02/2025 tarihi itibariyle geçtiği, ne var ki, zamanaşımı süresini durduran sebeplerden olan arabuluculuk faaliyetinden geçen süre (23 gün) gözetildiğinde görülmekte olan davanın zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı, sonucuna varılmıştır.Bu durumda mahkemece, davalının zamanaşımı definin reddi ile işin esasına girilerek, toplanan ve toplanacak delillere göre davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, istinaf incelemesine konu kararın verilmesi hatalı olmuş olup, davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile kararın HMK 353/1-a/6.maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/Gerekçe uyarınca, 1/Davaca vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/06/2025 tarih, 2025/136 Esas, 2025/434 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a/6.maddesi hükmü uyarınca kaldırılmasına, 2/Dosyanın belirtilen şekilde işlem, araştırma ve yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahkemesine gönderilmesine, 3/İstinaf karar ve ilam harcının talebi halinde davacı iadesine, 4/İstinaf incelemesinin dosya üzerinden yapılması nedeniyle, avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına, 5/İstinaf yasa yoluna başvuran davacı tarafından, istinaf aşamasında yapılan diğer yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek müteakip kararda dikkate alınmasına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 353/1-a madde hükmü uyarınca KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.22/01/2026