Hukuk Genel Kurulu 2010/7-237 E. , 2010/252 K. "" MAHKEMESİ : Narman Kadastro Mahkemesi TARİHİ : 21/01/2010 Taraflar arasındaki “kadastro tespitinin iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Narman Kadastro Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 27.11.2008 gün ve 2007/2 E., 2008/44 K. sayılı kararın incelenmesinin davalılardan Hazine tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 7.Hukuk Dairesinin 02.11.2009 gün ve 2009/822 E.-4886 K. sayılı ilamı il…
**Hukuk Genel Kurulu 2010/7-237 E. , 2010/252 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Narman Kadastro Mahkemesi TARİHİ : 21/01/2010 Taraflar arasındaki “kadastro tespitinin iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Narman Kadastro Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 27.11.2008 gün ve 2007/2 E., 2008/44 K. sayılı kararın incelenmesinin davalılardan Hazine tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 7.Hukuk Dairesinin 02.11.2009 gün ve 2009/822 E.-4886 K. sayılı ilamı ile; (“...Mahkemece dava ve temyize konu 102 ada 300 parsel sayılı taşınmazın 1.9.2008 tarihli fen bilirkişisi raporunda (A) harfi ile gösterilen bölümünün kamu malı niteliğinde mera olmadığı, tespit gününde adına tescile karar verilen zilyet davacı taraf yararına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünde öngörülen koşulların gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de yerel mahkemenin vardığı sonuç dosya içeriğine uygun düşmemektedir. Gerçekten kadastro tespitine bir kayıt ve belge esas alınmamış, yargılama sırasında taraflar bir kayıt ve belgeye de dayanmamışlardır. 102 ada 300 parsel sayılı taşınmazın dava ve temyize konu bölümünün sınırlarını aynı taşınmazın dava ve temyize konu olmayan bölümlerinin oluşturduğu, taşınmazın, 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliği ile sınırlandırılmak suretiyle tespit edildiği belirlenmiştir. Çekişmeli taşınmaz ile sınırlarını oluşturan dava ve temyize konu olmayan bölüm arasında ayırıcı unsur olarak doğal yada yapay bir sınır yeri bulunmamaktadır. Kaldıki, bu nitelikteki taşınmazlar üzerindeki dere, tepe, hendek, çukur gibi doğal ve yapay sınır yerlerinin bulunması da mümkündür. Hal böyle olunca dava ve temyize konu taşınmazın sınırlarını oluşturan ve 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliği ile sınırlandırılmak suretiyle tespit edilen, dava ve temyize konu olmayan taşınmaza el atılarak kazanıldığının kabulü gerekir. Öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetlik süresi ne olursa olsun hukukça değer taşımadığı gibi bir taşınmaz üzerinde ot biçmek suretiyle sürdürülen zilyetliğin de süresi ne olursa olsun hukuksal bir değeri yoktur. Öte yandan kural olarak objektif nitelikteki eylemli duruma aykırı düşen sübjektif nitelikteki yerel bilirkişi ve tanık sözlerine de değer verilmesi olanaksızdır. Hal böyle olunca hükme dayanak yapılan uzman ziraatçi bilirkişinin dava ve temyize konu taşınmaz bölümünün mera olmadığı yolundaki raporunun da yasal bir dayanağı bulunmadığının kabulü gerekir. Mahkemece bu olgular dikkate alınarak davanın tümden reddine, dava ve temyize konu taşınmazın (A) harfi ile gösterilen bölümünün de 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliği ile sınırlandırılmasına karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir…”)