T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/1030 Esas KARAR NO : 2025/2215 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2020/653 Esas - 2023/222 Karar TARİH: 15/03/2023 DAVA: Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 25/12/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/1030 Esas KARAR NO : 2025/2215 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2020/653 Esas - 2023/222 Karar TARİH: 15/03/2023 DAVA: Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 25/12/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Taraflar arasında tanzim olan sözleşme uyarınca müvekkil, davalıların bayilik faaliyetlerini yürüttüğünü. Müvekkilinin, ağır sözleşme şartları altında üzerine düşen yükümlülüklere uygun hareket ederek edimlerini ifa ederken davalı bilgisi ve onayı ile dava dışı ... A.Ş.'ne hat açılışı yapıldığını. Ancak bu hatların hizmeti davalılar tarafından verilecekken altyapı eksikliği nedeniyle hatlar davalılarca aktif hale getirilediğini, müşteriye hizmet sunulamadığını, Buna rağmen hizmet bedeli yine davalılarca müşteriden talep edildiğini ve şikayete sebebiyet verdiğini. Şikayet üzerine davalıların kendi içinde başlattığı iç denetim sonucunda olayda kusuru olmayan davacı müvekkil kusurlu görüldüğünü. Haksız kusur atfı ile davalı şirket yetkilisi ...'nun mailinde; "müşteriye yansıtılan ve ödenmeyen haksız faturanın ceza bedeli olarak bayi/müvekkile yansıtılması ve kabulü halinde bayilik sisteminin devam edeceği" kendisine bildirildiği. Diğer yandan denetim esnasında ise müvekkil bayinin sistemi davalı tarafça geçici olarak kapandığını zaten iflasın eşiğine gelen taraf kendisine sunulan bu şartı kabul etmek zorunda kaldığını ...’a sunulamayan hizmet nedeniyle müvekkile atfedilebilecek hiçbir kusur bulunmadığı bayiliğinin devam edebilmesinin şartı olarak müşteri adına tanzim olan ve haliyle ödenmeyen fatura bedelleri müvekkil hakkedişlerinden mahsup edildiğini. Mahsup ile tahsil edilen haksız ceza bedellerinin şimdilik 1.000,00 TL'sinin davalılardan tahsili ile müvekkile iadesi gerektiğini, davalı şirketler tarafından mütemadiyen DAS sisteminde ''İşlem Yapılan Müşteriye Ait Evraklar Bulunamadığı'' gerekçe gösterilerek, müvekkil şirket tarafından satış yapılan işlemlere ait prim tutarları ödendiği ve müşteri şikayetleri sonucu oluşan ceza tutarları herhangi bir araştırma gerek görülmeden müvekkil şirkete yansıtıldığı. Ancak DAS sistemlerinde ki raporlama sisteminin hatalı olduğu taraflarca bilindiği gibi davalılar defalarca uyarılarak bilgi verildiği kapatma ve bayilik iptali gibi tehditler ile itirazlar dikkate alınmadığını, bu sebeplerle yine mahsup yolu ile müvekkilden tahsil edilen haksız ceza bedellerin şimdilik 1.000,00 TL'sinin davalılardan tahsili ile müvekkile iadesi gerektiğini, Bayi müvekkil, tek kazancı olan hakkedişlerinden belirtildiği şekilde haksız işlem ve yaptırımlar ile cezaların mahsup edilmesi sonucu işletmesini devam ettiremez hale geldiğini bu defada sözleşmesi davalılarca haksız olarak feshedildiğini Davalıların kendi kusurları nedeni ile bayiliği iptal edilen müvekkilin, haksız fesih nedeniyle doğan zararları nedeni ile şimdilik 1.000,00 TL'nin iş bu dava ile davalılardan talep edilmesi gerektiğini tüm bu haksız eylem ve işlemler ile müvekkilin mahvına sebep olan davalılar prim alacaklarından mahsup ettiği haksız zarar tazminine rağmen fesih sonrası da aynı kötü niyet ile halen ne olduğu anlaşılmayan zararlarının giderilmediği gerekçesi ile müvekkile ait teminat mektubunu da nakde çevirdiğini Öncelikle sözleşme davalı tarafça feshedildiğine göre bu sözleşmeye dayanak verilen mektubun nakde çevrilmesi mümkün olmadığını, Fesih ile mektubun iadesi gerekirken kabul etmemekle bir zararı olan karşı tarafların bunu mektup ile tazmin etmesi mümkün olmadığı. Kaldı ki tüm bu zararlar müvekkil hakkedişlerinden mahsup edilerek tahsil edildiğinden davalılar sebepsiz zenginleştiğini. Açıklanan nedenler ile 100.000,00 TL teminat mektubu bedelinin de davalılardan tahsili ile iadesi gerektiğini beyan ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkil şirket...A.Ş. (“...”), ile davacı bayi ... KURUMSAL ... ... ELEKTRONİK SAN. TİC. LTD. ŞTİ. arasında 01.06.2012 tarihinde Kobi Satış Kanalı Sözleşmesi (“Sözleşme”) imzalanmış ve davacı 13301 bayi koduyla KSK olarak faaliyete başladığını, Sözleşme kapsamında, müvekkil şirket tarafından davacı bayiye müvekkil şirket abonelik işlemlerinin kurulması ve bu işlemlere aracılık edilmesi hakkı ile Sözleşme kapsamında yapılması öngörülen diğer faaliyetlerde bulunma hakkı verildiğini, Davacının Müvekkil şirketler ile 01.06.2012 tarihinde imzalamış olduğu Sözleşme; davacı bayi tarafından müvekkil şirkete gönderilen ... Kurumsal Bayi İptal Formu üzerine müvekkil şirket tarafından Beşiktaş 6. Noterliği aracılığıyla keşide edilen 16.01.2015 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarname ile davacı bayinin sözleşmesini iptal talebi ve bayinin pasif olduğunun tespit edilmesi üzerine Sözleşme’nin 26.2. maddesi; “..., 7 (yedi) gün önceden, KSK ise 1 (bir) ay önceden noter kanalı ile ihbarda bulunmak koşulu ile işbu SÖZLEŞME’yi her zaman sona erdirebilir” hükmü uyarınca, ihtarnamenin tebliğini izleyen yedinci günün sonunda feshedildiğini, Davacı taraf ise, 25.11.2020 tarihli dava dilekçesiyle yapılan feshin haksız fesih olduğundan bahisle huzurdaki davayı ikame ettiğini. Davacı tarafından 25.11.2020 tarihli dava dilekçesi ile huzurdaki dava her ne kadar müvekkil şirketler ...., ...A.Ş. ve ... İLETİŞİM HİZMETLERİ AŞ’ye karşı ikame edilmiş olsa da, davacı bayi ile yapılan Sözleşme hükümleri incelendiğinde, taraflar arasındaki Sözleşme’nin davacı ile müvekkil şirket...A.Ş. arasında imzalandığını, müvekkil şirketler ...A.Ş. ve ... İLETİŞİM HİZMETLERİ A.Ş.’nin huzurdaki davaya konu Sözleşme’ye taraf olmadıklarının görüleceğini. Bu sebeple davacı ile herhangi bir sözleşmesel ilişki içinde bulunmayan ve ticari faaliyette de bulunmamış müvekkil şirketler, ...A.Ş. ve ... İLETİŞİM HİZMETLERİ A.Ş. yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile reddine karar verilmesi gerektiğini, Davacı taraf 25.11.2020 tarihli dava dilekçesinin sonuç kısmında “dava tarihi itibariyle talep olan miktarlarda belirlenebilir olmadığından” şeklindeki ifadesiyle; ceza bedelleri toplamı, fesih sebebiyle zarar, TTK 113/3 hükmü gereği prim alacağı ve TTK 121/4 hükmü gereği prim alacağı bakımından davasını belirsiz alacak davası şeklinde ikame ettiğini, Ancak, HMK’nın belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. maddesi uyarınca, belirsiz alacak davası ancak belirli şartların sağlanması halinde açılabileceğini: “Davanın açıldığı tarihte alacağın yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hallerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceğini.” Dolayısıyla davacının iddia ettiği alacak kalemleri bakımından, taleplerini tam ve kesin olarak belirleyebileceği hallerde, kanun hükmü gereği belirsiz alacak davası açamayacağını. Davacı, maddi zarar ve prim alacağı taleplerini tam ve kesin olarak belirleyebilecek durumda olduğunu, İlk olarak davacı taraf ceza bedelleri toplamını talep ettiğini. Davacı tarafa uygulanan cezalar ve bu cezalara ilişkin kayıtlar taraflarca cari hesaplara eklenerek kayıt altına alındığını. Bu sebeple de davacının ceza bedelleri ile ilgili olarak talebine dair toplam talep miktarını kesin olarak belirleyememesi mümkün olmadığını. Bu sebeple de ceza bedellerine ilişkin talep bakımından davacının belirsiz alacak davası ikame etmesinde herhangi bir hukuki yararı olmadığını. Dava HMK’nun 107. Maddesine açıkça aykırı şekilde belirsiz alacak davası olarak ikame edildiğini. Ayrıca prim alacaklarına yönelik talep açısından da; prim sistematikleri bayilere yayınlanmakta olup, hangi işlemden ne kadar prim kazanacakları belirli olduğunu. Dolayısıyla ilgili hesaplamaya etki edecek olan tüm kalemler bayilere bildirilmekte olup, bu sebeple bayiler bu hesaplamayı yapabilecek durumda olduğunu. Bu yüzden bahse konu tazminat taleplerini de belirsiz alacak davası şeklinde talep edemeyeceğini Taraflar arasındaki KSK sözleşmesinin 25. Maddesi; “KSK’nın işbu Sözleşme’ye aykırı bir davranışı sonucunda, işbu Sözleşme’nin ... tarafından feshi halinde KSK’nın 27. Maddede belirtilen 10 (on) günlük süre içerisinde doğmuş ve doğacak tüm borçları ödememesi yahut ... ‘un doğrudan veya dolaylı bir zararının ortaya çıkması ya da çıkma ihtimalinin bulunması halinde teminat mektupları nakde çevrilerek irat kaydedilecektir.” müvekkil şirketler ile davacı bayi arasındaki sözleşmesel ilişkinin sona ermesinin ardından bayinin müvekkil şirketlere, taraflar arasındaki ticari ilişki sebebiyle borcu bulunmakta olduğunu sözleşmesel ilişkinin sona erdirilmesinin ardından, davacı tarafça müvekkil şirketlere sunulan teminat mektubu taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uygun olarak nakde çevrilip irat kaydedildiğini. davanın reddine karar verilmesini yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 15/03/2023 tarih ve 2020/653 Esas - 2023/222 Karar sayılı kararında; "Mahkememizin 2020/653 esas sayılı dosyasında dava dilekçesi ekinde sunduğu arabuluculuk son tutanağında sadece davalı ... AŞ yönünden arabuluculuk son tutanağının yer aldığı görülmüş, 10/12/2020 tarihinde düzenlenen tensip zaptının 11 nolu ara kararı ile arabuluculuk son tutanağının aslı veya onaylı suretinin sunulması için kesin süre verilmiş, verilen kesin süre içerisinde davalılar ...A.Ş. ve ... İLETİŞİM HİZMETLERİ A.Ş. yönünden arabuluculuk son tutanağı sunulmamış, 2020/653 esas sayılı dosyanın 09/07/2021 tarihli ön inceleme duruşmasında 2 nolu ara karar ile Davalılar ...ANONİM ŞİRKETİ ve ... İLETİŞİM HİZMETLERİ ANONİM ŞİRKETİ yönünden açılan davanın 2020/653 esas sayılı dosyadan tefrikine karar verilerek tefrikle Mahkememizin 2021/454 esas sırasına kaydedilmiştir.Davalılar ...ANONİM ŞİRKETİ ve ... İLETİŞİM HİZMETLERİ ANONİM ŞİRKETİ yönünden açılan davanın işbu dosyadan tefriki üzerine adı geçen davalılar yönünden Mahkememizin 2021/454 esas sayılı dosyasında 09/07/2021 tarihinde 2021/558 karar sayılı kararı ile karar verilmiştir. Dava, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin haksız feshedildiğinden bahisle haksız tahsil edildiği iddia edilen ceza bedeli, fesihten kaynaklanan zararların ve prim alacağının tahsili ile nakde çevrilen teminat mektubunun bedelinin tahsiline ilişkin alacak ve tazminat davasıdır.Mali Müşavir ... ve Nitelikli Hesaplama Uzmanı ...tarafından müşterek imzalı 21/06/2022 tarihli bilirkişi heyeti raporunda özetle; takdiri ve nitelendirmesi tamamen mahkemeye ait olmak üzere, HMK Madde 190 gereği, ispat yükü üzerinde bulunan davacı şirketin, iddia ettiği hususu somut delillere dayandırmadığı ve TTK Madde 113/3 uyarınca bir bedel talep edemeyeceği, TTK Madde 21/2; “Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.” hükmü gereğince ödenen fatura bedellerinin davacı şirketce talebinin istenemeyeceği, Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 26.2 Maddesi gereğince Beşiktaş 6. Noterliği aracılığıyla keşide edilen 16.01.2015 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarname ile feshedilen sözleşmenin haklı nedenle fesih olarak değerlendirilebileceği, Dolayısıyla haklı bir sebebe dayanan fesih mevcut olduğundan, davacının TTK Madde 121/4 uyarınca zararının tazminini talep edemeyeceği, Teminat mektubunun taraflar arasındaki sözleşmeye ve teminat mektubunun hukuki niteliğine uygun olarak nakde çevrildiği ve davacı tarafından davalı tarafa bir borcun bulunmamasının ispatlanması durumunda bu zararın talep edilebileceği, Taraflar arasındaki 01.06.2012 tarihli sözleşmenin bitiş zamanının Mahkemece değerlendirilmesi halinde 25.11.2020 tarihli davanın zamanaşımı bakımından da ele alınması gerektiği tespit ve rapor edilmiştir.Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde ve değerlendirildiğinde; Davalı, taraflar arasındaki sözleşmenin acentelik sözleşmesi, davacı ise bayilik sözleşmesi olarak esas alınması gerektiği itirazlarında bulunmuşlardır. Davalının delil olarak sunduğu sözleşmeler ve Beşiktaş 6. Noterliğinin 16/01/2015 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarname birlikte değerlendirildiğinde taraflar arasındaki sözleşmenin bayilik sözleşmesi niteliğinde olduğu değerlendirilmiş, bayilik sözleşmesine ilişkin olarak, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle açılan alacak davası sözleşmenin feshi tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 146.maddesi uyarınca on yıllık zaman aşımına tabi olup, Davalının zamanaşımı itirazı dava ve cevap dilekçelerinde fesih tarihinin tespiti için gerekli belge bulunmadığından değerlendirilememiş, daha sonra sunulan delillerden sözleşmenin Beşiktaş 6. Noterliğinin 16/01/2015 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarname ile feshedildiği anlaşılmış ancak dosya kapsamında bu ihtarnamenin tebliğine ilişkin belge bulunmadığından ihtarname ile verilen 10 günlük süre eklenerek fesih tarihi tespit edilememiş, 30/11/22 tarihli duruşmada ihtarname tebliğ şerhini sunması için davalı vekiline süre verilmiş olup, davalı vekilinin 13/12/2022 tarihli beyan dilekçesi ekinde ihtarname tebliğ şerhini sunmuş olup, ihtarnameye dair tebligatın iade döndüğü görülmüş, her ne kadar ihtarname iade dönmüş ise de ihtarname tarihinden itibaren dahi 6098 sayılı TBK'nın 146.maddesi uyarınca on yıllık zaman aşımı süresinin dava tarihi itibariyle dolmadığı anlaşılmakla davalı tarafın zamanaşımı itirazının reddine karar vermek gerekmiş, ayrıca davanın esası yönünden yapılan incelemede ise Mahkememizce alınan bilirkişi raporunda da belirlendiği üzere taraflar arasındaki sözleşme davalı tarafça haklı olarak feshedilmiş ve teminat mektubu da usulüne uygun olarak nakde çevrilmiş olup, davalının haklı feshi ve teminat mektuplarının usulüne uygun nakde çevrilmesi nedeniyle davacının davalıdan talep edebileceği zararı bulunmadığından davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir."gerekçesi ile, '' 1-Davalının zamanaşımı itirazının reddine, 2-Davanın Reddine, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;Yerel Mahkeme kararının genel itibari ile eksik ve hatalı bilirkişi kurulu raporuna dayandırıldığını; bilirkişi raporuna karşı yapmış oldukları itirazlarının dikkate alınmadığını; Bayilik Sözleşmelerinin kendine has özellik ve yapısı bulunan; kanunda düzenleme altına alınmamış olan ve aynı zamanda çoğunlukla üreticinin baskın ekonomik gücünü kullanarak tek taraflı olarak tanzim etmiş olduğu, içerik itibari ile genel işlem şartlarını da barındıran sözleşmeler olduğunu; bu nedenle bu sözleşmeler nedeni ile çıkacak uyuşmazlıkların çözümünde yeknesak sözleşme lafzının dikkate alınmasının yetersiz olacağını; bayilik sözleşmeleri, yapıldığı iş koluna göre uzmanlık gerektiren bir alan olduğundan; sözleşme gereğince yapılması gereken yatırım miktarı, bu yatırım bedelinin çıkarılabileceği süre, sözleşmenin feshi halinde ileriye dönük işlerin tasfiyesi için yeterli sürenin belirlenebilmesi açısından tayin edilecek bir sektör bilirkişisinden rapor alınması gerektiğini; mahkemece tayin edilen bilirkişi heyetinde sektör bilirkişisi olmadığı gibi, tanzim olunan bilirkişi raporunda bu husus dahilinde bir inceleme de yapılmadığını, uyuşmazlığın çözümü için mahkemenin sözleşme hükümleri arasında çelişki bulunup bulunmadığını; bilirkişi eli ile tespit edilecek somut verilerin sözleşme hükümleri ile çelişip çelişmediğinın denetlemesi gerektiğini, çelişki bulunması halinde ortaya çıkan boşlukların hakim tarafından tarafların gerçek iradeleri dikkate alınarak tamamlanması gerektiğini, Mahkemece red kararına dayanak yapılan bilirkişi kurulu raporundaki hukuki değerlendirmelerin acentelik hükümlerine göre yapıldığını; ancak mahkemece de kabul edildiği üzere taraflar arasındaki hukuki ilişkinin bayilik sözleşmesi olduğunu, feshin niteliğinin ve haklılığının bayilik hükümlerine göre yeniden değerlendirilmesi gerektiğini, bayilik ve acentelik sözleşmelerinin nitelikleri itibari ile birbirlerinden farklı türde sözleşmeler olduğunu; bunun yanında bir çok ortak özelliği bulunduğu için sıklıkla karıştırılan sözleşmeler de olduğunu, bayi üretilen malları kendi nam ve hesabına alırken, acentenin üretici adına hareket ettiğini; acente birebir üreticiye bağlı iken bayinin özgürlük alanının daha geniş olduğunu; acente belli bir miktar malı satmak zorunda iken bayinin böyle bir yükümlülüğünün bulunmadığını, bu temel unsurlar üzerinden bakıldığında taraflar arasındaki sözleşmesinin bayilik hükümlerine daha uygun düştüğünü, kendine özgü yapısı olan bayilik sözleşmesinde, bir uyuşmazlık çıkması durumunda, uyuşmazlığın çözümü için taraflar arasında akt edilmiş olan bayiilik sözleşmesinin yorumlanması gerektiğini; bunun için önce tarafların farazi iradeleri doğrultusunda güven ilkesi çerçevesinde sözleşmede bulunmayan veya çelişkili olan kısımların doldurulması gerektiğini; uyuşmazlığın taraf iradelerine göre doldurulamaması durumunda TMK. m. I hükmüne göre; kanunda uygulanabilir bir genel hüküm bulunması halinde, bu hükmün uygulanması gerektiğini; hüküm bulunmaması durumunda örf ve adet hukukuna göre bu da yoksa hâkimin hukuk yaratma yoluna gitmesi gerektiğini, bayilik sözleşmesinin içeriğinin, genellikle üreticinin tarafından tek taraflı olarak belirlendiğini ve bayilerle yapılan her sözleşmenin aynı içeriğe sahip olduğunu; bu şekilde düzenlenmiş olan sözleşmelerin standart sözleşme niteliğinde olduğunu; bu nitelikteki sözleşmelerin genellikle ekonomik yönden daha güçlü durumda olan üreticiler tarafından hazırlandığını; üreticinin sözleşme hükümlerini tartışmaya açmaksızın tek taraflı olarak belirlediğini ve imza için bayiinin önüne koyduğunu; bu nedenle; borçlar kanunu hükümleri gereğince genel işlem şartları mahiyetinde bulunan bu sözleşme koşullarının mahkemelerce, güçlünün karşısında zayıfı korumak ilkesinden hareketle içerik denetimine tabii tutulmasının yasal bir gereklilik olduğunu, yerel mahkemece bayiilik sözleşmesinin kendine has özellikleri ve yukarıda bahsetmiş oldukları nitelikleri ve çözüm yolları dikkate alınmaksızın yeknesak sözleşme hükümlerinin lafzına göre hüküm verilmesinin adil olmadığını (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 07.04.2008 tarih 2008/5324 E. 2008/5974K. Sayılı ilamı),TTK.113/3. maddesinin Acentelik ilişkisinin bitmesinden sonra kurulan işlemler için acente; a) İşleme aracılık etmişse veya işlemin yapılmasının kendi çabasına bağlanabileceği ölçüde işlemi hazırlamış ve işlem de acentelik ilişkisinin bitmesinden sonra uygun bir süre içinde kurulmuşsa, b) Birinci veya ikinci fıkraların birinci cümleleri uyarınca ücret istenebilecek bir işleme ilişkin olarak üçüncü kişinin icabı, acentelik ilişkisinin sona ermesinden önce acenteye veya müvekkile ulaşmışsa, ücret isteyebilir. Bu ücretin, hâl ve şartlara göre paylaşılması hakkaniyet gereği ise, sonraki acente de uygun bir pay alır." düzenlemesini içerdiğini, dava dilekçeleri ekinde sundukları, müşteri kayıtlarından davacının TTK.113/3 maddesinde tanımlanmış olan aracılık işlemlerini yerine getirmiş olduğunun; akabinde bu husustan davalı ...'un fayda sağladığının ortaya konduğunu, bilirkişilerin uzmanı olmadıkları bu konu dahilinde; TTK.113/3 kapsamında sunulan delillerin delil niteliği hakkında yorumda bulunmalarının hatalı olduğunu, bu nedenle mahkemece objektifliğini yitirmemiş olan (bayilik mevzuatından kaynaklanan nitelikli hesaplamalar uzmanı; mali müşavir ve telekominikasyon sektörü uzmanı bilirkişilerden oluşacak yeni bir bilirkişi heyeti eli ile taraflarınca sunulan delillerin değerlendirilmesi; bu deliller ışığında özellikle sektör bilirkişisinin de görüşü alınarak, davacı tarafça sunulan bu delillerin ttk.113/3. maddesine uygun olup olmadığının tartışılması gerekmesine karşın; yerel mahkemece bu hususlar giderilmeden red kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, Davacı şirketin davalı ...'un bayisi olduğunu; kurumsal abonelik satışı yaptığını; davacı şirketin abonelik işlemlerini gerçekleştirdiğini; iletişim ile ilgili hizmetleri ise doğal olarak ...'un verdiğini, 2015 yılında ... A.Ş.'den gelen talep üzerine davalı ...'un bilgisi dahilinde ... A.Ş. adına abonelik tesisleri yapıldığını; buna mukabil ... abonelik tesisleri yapılmış olan ... A.Ş.'nin hatlarını aktif hale getiremediğini; iletişim hizmetini sağlayamadığını; ... yükümlülüğünü yerine getirmemesine rağmen abonelik sözleşmesinin imzalandığı tarihten itibaren ... A.Ş.'ye fatura keşide ettiğini ve bedellerini tahsil ettiğini; bunun üzerine ... A.Ş.'nin bu konuyu ... nezdinde şikayet konusu yaptığını, şikayet üzerine ... tarafından tek taraflı iç soruşturma yapıldığını; usulen bayilerin beyan ve savunmaları alınmadan yapılan bu soruşturma neticesinde ... tarafından tahsil edilmiş olan ve hizmet verilemediği için ... A.Ş.'ye iadesi gereken bedellerin davacı ve diğer kurumsal bayiler tarafından iade edilmesine karar verildiğini, gerekçe olarak kabul edilmiş olan iç soruşturmanın davalı ... tarafından tek taraflı olarak yapılmış olan; davacı bayinin savunmasını ihtiva etmeyen subjektif nitelikte bir belge olduğunu yargısal bir inceleme ihtiva etmeyen bu belgenin geçerli neden olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, DAS sisteminin ...'un kendi bünyesinde olan, bayilik ve abonelik işlemlerini yürütmüş olduğu online platform olduğunu; bu sistemin işleyişinin tamamen ...'un elinde ve hakimiyetinde olduğunu; bayinin bu sisteme müdahalesinin söz konusu olmadığını, buna karşın davalı ...'un, haksız ve kötü niyetli olarak dönem dönem davacı bayiden; DAS sisteminde ''İşlem Yapılan Müşteriye Ait Evraklar Bulunamadı'' gerekçesi ile cezalar kestiğini, bu hususların ancak sektör bilirkişisi tarafından anlaşılabilecek ve değerlendirilebilecek bir konu olduğunu; taraflarınca işbu kalem altında talep olunan bedellerin davalı ...'un taraflar arasındaki cari hesap ilişkisi dahilinde ceza bedeli olarak yansıttığı bedeller olduğunu; bu bedeller kapsamında keşide edilen fatura vs bulunmadığını, diğer taraftan keşide edilen bu bedelin faturaya dayanması halinde dahi; faturanın tek başına delil olmadığını; fatura içeriğinde talep olunan bedelin fatura kabul edilmiş olsa dahi, bir mal teslimi veya iş görmeye ilişkin hak ediş ile kanıtlanması yasa ve yargıtay kararları gereği olduğunu, talep konusu bedeller cari hesap ilişkisi kapsamında haksız kesilen bedeller olduğu için; haksızlığa uğrayan bayinin bu bedeller hakkında Bayilik Sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren yasal süre zarfında talepte bulunabileceğini; haksızlığa uğramış olan Bayinin, kendisinden haksız tahsil edilmiş bu bedelleri de bayilik sözleşmesinin sona ermesinden sonra talep etmesinin hukuka uygun ve haklı olduğunu; Taraflar arasındaki bayilik ilişkisinin ilk olarak 2012 yılında oluştuğunu; 01.07.2013 tarihinde imzalanmış olan ek protokol ile 1 yıl süreli ek sözleşme akdedildiğini; daha sonra sözleşme taraflarca sona erdirilmediği için zımnen uzadığını; sözleşmede uzama halinde sözleşmenin maksimum 5 yıl süre ile uzayacağının belirtildiğini, bayilik sözleşmesinin ruhu gereğince 1 yıl süre ile akt edilmiş olan bayilik sözleşmesi; sürenin sonunda sona erdirilmediği için devam ettiğini ve belirsiz süreli sözleşme haline dönüştüğünü, fesih hususunun da bu hususa göre değerlendirilmesi gerektiğini, dava konusu sözleşmede, sözleşme süresinin 5 yıl olduğunun belirtildiğini, Türk Borçlar Kanunu madde 23 uyarınca "Genel işlem koşullarında yer alan bir hüküm, açık ve anlaşılır değilse veya birden çok anlama geliyorsa, düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanır. " hükmü yer almakta olduğunu; dava konusu sözleşmenin, davalı tarafça hazırlandığını, tek tip, tüm bayilere imzalatılan, matbu nitelikte bir sözleşme olduğunu; mahkemece bu hususun göz önüne alınması ve süreye ilişkin çelişkili durumun giderilmesi gerektiğini, bilirkişi Raporunda kabul edilen 1 er yıllık yenileme sürelerinin, bayiilik sözleşmesinin ruhuna ve yapısına aykırı olduğunu; bu yönde yapılan düzenlemenin BK 18 (TBK.m.19) , BK 19/2 (TBK.m.27), TMK.m.2/1 ve TMK.m 23 hükümlerine aykırı olup hükümsüz addedilmesi gerektiğini; sözleşme kapsamında ağır yatırımlara giren, işin ifası için istihdam yüküne giren, yer ve araç kiralayan bayii bakımından 1 er yıllık sürelerin kabulünün mümkün olmadığını; bu halde bayiinin basiretli tacir olarak davranıp davranmadığından bahsetmenin mümkün olmadığını çünkü ekonomik olarak güçlü olan üreticinin tek taraflı olarak şartları belirlemekte olduğunu; ve bunu imzalayacak başka bir kişi muhakkak bulduğunu; bu anlamda sözleşme hükümlerinin bayii tarafından müzakeresi imkanı bulunmadığından tacirin basiretli davrandığından bahsetmenin de mümkün olmadığını, davaya konu somut olayda da davacı şirketin, davaya konu edilen bayiilik sözleşmesinin davalı şirketlerce uygulanmakta olan genel ticari teamülleri de dikkate alarak en az 5 yıl devam edeceği inancı ile; gayrimenkul sahiplerince kısa süreli kontratlar kabul edilmediğinden ve ayrıca bayiilik sözleşmesinin 8. maddesinde belirtilen gerekçeler nedeni ile uzun süreli işyeri kiraladığını, bu iş yerinin donanımını yine sözleşmenin 8. maddesi gereğince aynı süreye uygun olarak tesis ettiğini, sözleşme yükümlülüklerini yerine getirebilmek adına 50 ye yakın özel eğitimli ve nitelikli sigortalı işçi istihdam ettiğini, sözleşmeden doğan ticari yükümlülüklerini ifa edebilmek için uzun vadeli banka kredisi kullandığını, yine aynı sözleşme hükümleri gereğince uzun süreli ve çok sayıda araç kiralaması yaptığını, aynı şekilde Kurumsal Bayilerin davacılara kazandırdığı müşterilerin, en az 10-15 yıl süreli bazende ömür boyu abonelikler olduğunu, tüm bunlar taraflar arasında sözleşmenin en az 5 yıl süreceği yolunda güven oluşturduğunu, 1 yıl sürecek sözleşmeye bu denli yatırım yapmanın hayatın olağan akışına da uygun olmadığını (bkz. Dr. Nilay ŞENOL'a ait "Bayilik Sözleşmesi Sona Ermesi ve Sonuçları" adlı kitabının 125. ve devamı maddeleri, Yargıtay 1. H.D. HD. 06.03.2002 tarih ve 2001/10578 E. ve 2002/2892 sayılı kararı), 1 yıl süreli olarak aktedilmiş olan sözleşmenin 1 yılın sonunda yenilenmek sureti ile belirsiz süreli sözleşme haline dönüştüğünü, belirsiz süreli bayilik sözleşmelerinin feshinin de taraflarca mümkün olduğunu ancak bu durumda sözleşmeyi fesih eden tarafın fesih iradesinin, hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olmaması, rekabet hukuku açısından uygun olması ve en önemlisi, bayinin bu sözleşme gereği ciddi yatırımlar yaptığından, olağan yapılan fesihten daha az zarar görmesi açısından yasada tanımlı olan feshi ihbar süresine uygun yapılması gerektiğini; yasada sözleşmenin özellikleri düşünülerek bu sürenin asgari 3 ay olarak belirlendiğini; üretici tarafça bu süreye uyulmadan yapılan fesih işlemlerinin gayet tabii hukuka aykırı ve haksız olacağını, bozucu yenilik doğuran bir hak niteliğindeki fesih hakkının, öncelikle dürüstlük kurallarına uygun olarak kullanılması gerektiğnii; sözleşmeyi fesih ile sona erdiren tarafın, haklı bir menfaatinin olmaması, çelişkili davranışlarda bulunması, karşı tarafa zarar verme kastı gibi durumlarda, fesih hakkının kötüye kullanıldığının kabul edilmesi gerektiğini, (Bkz. Şener Akyol, Dürüstlük Kuralı, İstanbul 2006, s.23-24; Seliçi, s148-149; Oğuzman/Barlas, s244 vd), bayilik faaliyetleri yürütülürken, bayilerin kazancının tamamen satış performanslarına göre değerlendirilmekte olduğunu; yani bayi davalı şirketlere ne kadar müşteri/ para kazandırır ise o oranda gelir elde etmekte olduğunu; dolayısıyla müvekkili şirketin davalı şirketlere para kazandırdığı sürece para kazanabileceğini; bu durumda davalı şirketlere müvekkilin sözleşmesini feshetmenin herhangi bir menfaati bulunmamakta olduğunu; öte yandan bu fesihin müvekkile ciddi kayıplar vermekte olduğunu, fesih yetkisinin kullanılmasıyla davalı tarafın, müvekkili şirketin bayiliğini istediği üçüncü bir şahsa verdiğini ve bu fesihle müvekkili şirketin ticari hayatının bitmesine neden olduğunu; yani fesih sonucu davalı şirketlerin sağladığı menfaat ile müvekkili şirketin zararı arasında aşırı bir orantısızlık mevcut olduğunu, açıklanan nedenlerden dolayı davaya konu feshin hukuka aykırı ve haksız olduğunu; davacı bayiinin bu nedenle buna bağlı zararlarını talep etmekte haklı olduğunu, Bayii tarafından verilen teminat mektubu, bayii tarafından sözleşme kapsamında oluşabilecek muhtemel mali riskleri teminen verilmekte olduğunu; buna göre sözleşme hükümleri üzerinden üreticinin, risk bulunsa da bulunmasa da teminat mektubunu tazmin edebileceği ve bundan sorumlu olmayacağından bahsetmenin hukukun temel ilkelerini inkar etmek olacağını; bu durumun sözleşme hürriyeti içerisinde değerlendirilemeyeceğini; bu hususta düzenlenen sözleşmelerin de elbetteki temel hukuk normlarına aykırı olduğu için bu aykırılık nispetinde geçersiz olacağını, taraflar arasındaki cari hesap ilişkisi; özellikle davacı bayiiden haksız kesilen cezalar; karşı prim alacakları hesaplandığında mektubun tazmin edildiği tarihte davacı bayiinin davalı ... nezdinde muaccel olmuş borcunun bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerektiğini, bu husus yerine getirilmeden davalı ...'un teminat mektubunu tazmin etmesini hukuka uygun bulmanın hukuka uygun bir yaklaşım ve yorum olmayacağını, İleri sürerek, yukarıda açıklanan nedenlerden ve resen takdir olunacak diğer nedenlerden dolayı; ilk derece mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına; davanın kabulüne; tehiri icra taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin haksız feshedilmesi nedeniyle uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini, TTK'nun 113/3 ve 121/4 fıkraları kapsamında tespit edilecek prim alacaklarının tahsili, sözleşme devam ettiği süre içerisinde davalının, davacının hakedişlerinden haksız olarak mahsup ettiği idda olunan ceza tutarlarının iadesi ve haksız olarak nakde çevrildiği ileri sürülen teminat mektubu bedelinin iadesi istemlerine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Mahkemece taraflar arasındaki bayilik sözleşmesi ve ekleri dosya, fesih ihtarnamesi dosya arasına alınmış olup, dosyanın bir mali müşavir ve bir hukukçu bilirkişiye tevdii edilerek rapor tanzim ettirildiği, akabinde tahkikat bitirilerek; "mahkememizce alınan bilirkişi raporunda da belirlendiği üzere taraflar arasındaki sözleşme davalı tarafça haklı olarak feshedilmiş ve teminat mektubu da usulüne uygun olarak nakde çevrilmiş olup, davalının haklı feshi ve teminat mektuplarının usulüne uygun nakde çevrilmesi nedeniyle davacının davalıdan talep edebileceği zararı bulunmadığından davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir." gerekçesi ile davanın reddedildiği anlaşılmıştır. T.C. Anayasası'nın 141/3. maddesi hükmüne göre, bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılmalıdır. 6100 sayılı HMK'nın 297 ve 298. maddeleri uyarınca mahkeme kararları asgari olarak iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini, incelenen maddi ve hukuki olayın özünü, mahkemeyi sonuca götüren gerekçelerin neler olduğu hususlarını ihtiva etmeli, hükmün sonuç kısmında taleplerden her biri hakkında verilen hüküm açık ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmelidir. Kararın gerekçesiz oluşu, yine taleplerden herhangi biri hakkında hüküm kurulmamış olması açık bir kanuna ve kamu düzenine aykırılık hali olup, istinaf aşamasında re’sen nazara alınması gerekmektedir.Somut olayda davacı dava dilekçesinde; sözleşmenin feshinden bağımsız olarak, davalının, davacı yanın prim alacaklarından mahsup yolu ile tahsil ettiğini iddia ettiği haksız ceza bedellerinin tahsilini, haksız olarak nakde çevrildiği iddia oluna teminat mektubu bedelinin iadesini, sözleşmenin feshi nedeniyle uğranılan zararların tahsilini, yine sözleşmenin feshi nedeniyle TTK'nun 113/3 ve 121/4 fıkraları uyarınca hak kazandığını iddia ettiği prim alacaklarının tahsilini talep etmiş olup; mahkeme gerekçesinde, başka hiçbir açıklamaya yer verilmeyerek, bilirkişi raporuna göre sözleşmenin haklı nedenle feshediliği, bu nedenle davacının feshe dayalı zarar talep edemeyeceği, teminat mektubunun nakde çevrilmesinin uygun olduğu belirtilmekle yetinilmiş, ne varki gerekçede davacının haksız tahsil edildiği ileri sürülen ceza tutarlarının iadesi ve TTK'nun 113/3 ve 121/4 fıkraları uyarınca hak kazanıldığı ileri sürülen prim alacaklarıın tahsili istemleri ile ilgili olumlu olumsuz hiçbir değerlendirme yapılmamış ve hüküm tesis edilmemiştir. Kabule göre de; mahkemece bir hukukçu ve bir mali müşavirden oluşan bilirkişi heyetinden aldırılan rapor hükme esas almaya ve denetime elverişli değildir. Raporda davacı defterleri incelenmekle birlikte, davalı şirket defterlerinin incelenmediği anlaşılmış olup, davacının teminat mektubunun haksız olarak nakde çevrildiği iddiası yönünden, ilgili teminat mektubunun hangi tarihte nakde çevrildiğine ilişkin belgeler de celbedilip, sözleşmede yer alan teminat mektubunun iadesine ilişkin koşullar da nazara alınarak, mektubun nakde çevrildiği tarih itibariyle davalının davacıdan mektubun tazminini haklı kılar alacağı bulunup bulunmadığı hususunda taraf defterleri karşılıklı olarak incelenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bu hususta hiçbir mali veri içermeyen rapora dayalı hüküm tesisi isabetsiz olmuş, davacı yanın bilirkişi raporunun eksik olduğuna yönelik istinaf sebebi yerinde bulunmuştur. Mahkemece yapılması gereken iş, taraflar arasındaki sözleşme bayilik sözleşmesi olarak nitelendirilmiş olup, davalı tarafından bu kabule yönelik istinaf başvurusunda bulunmadığı da nazara alındığında, bayilik sözleşmesinin devamı süresinde hakedişlerden mahsup edildiği bildirilen ceza tutarlarına ilişkin ayrı fatura düzenlenip düzenlenmediği, bu faturaların davacı defterlerinde kayıtlı olup olmadığı, fatura düzenlenmeyip doğrudan hakedişten mahsup yapılmış ise, bu mahsup işlemlerine davacının itirazının bulunup bulunmadığı, buna göre davacının iade talebinin dinlenebilir olup olmadığı, yine taraflar arasındaki ilişkinin bayilik ilişkisi olarak kabul edilmesi karşısında davacının TTK'nun acentelik sözleşmesine ilişkin 113/3 ve 121/4 fıkraları kapsamında fesih sonrası döneme ilişkin alacak talep edip edemeyeceği, teminat mektubunun nakde çevrildiği tarih itibariyle, davacının davalıya tazmini haklı kılacak borcu bulunup bulunmadığı hususlarının değerlendirilebilmesi için taraf defter ve kayıtları üzerinde hükme esas almaya ve denetime elverişli mali bilirkişi incelemesi yaptırılıp, elde edilen veriler ve dosyadaki diğer tüm delillere göre davacının her bir talebi hakkında gerekçesi açıklanarak karar verilmesinden ibarettir. Sonuç itibariyle; davacının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 297, 355, 353/1-a6 maddeleri uyarınca kaldırılmasına dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/03/2023 tarih ve 2020/653 Esas ve 2023/222 Karar sayılı kararının HMK'nın 297, 355, 353/1-a6 maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 25/12/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.