T.C. KAYSERİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 5. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2026/620 KARAR NO: 2026/675 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 06/03/2026 NUMARASI: 2026/210 Esas 2026/243 Karar DAVANIN KONUSU: Tasarrufun İptali (İİK 277 vd. Maddeleri) KARAR TARİHİ: 22/04/2026 G.K. YAZILDIĞI TARİH: 22/04/2026 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararı aleyhine süresi içinde davalılar ..., ... i…
T.C. KAYSERİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 5. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2026/620 KARAR NO: 2026/675 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 06/03/2026 NUMARASI: 2026/210 Esas 2026/243 Karar DAVANIN KONUSU: Tasarrufun İptali (İİK 277 vd. Maddeleri) KARAR TARİHİ: 22/04/2026 G.K. YAZILDIĞI TARİH: 22/04/2026 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararı aleyhine süresi içinde davalılar ..., ... ile ... Ltd. Şti. vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş olmakla, HMK’nın 353. maddesi gereğince dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde işin gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı dava dilekçesinde özetle; Kayseri Genel İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosya ile davalı borçlulara karşı alacak takibi başlattığını ve davalı borçlulara ait taşınmazlar üzerine haciz konulduğunu, davalıların haizler aktif iken taşınmazlarını 17/02/2026 tarihinde ...'a devrettiklerini, devirden önce 13/02/2026 tarihinde satış arz şerhi terkin edildiğini, devir işlemlerinin alacaklının haklarını engellemeye yönelik olup, İİK 277 vd. Uyarınca alacaklıyı zarara uğratma kastı ile yapıldığını, borçlu ile üçüncü kişi (gelini) arasındaki akrabalık ilişkisinin muvazaa karinesini güçlendirdiğini bildirerek davalılar tarafından hacizli taşınmazların devirlerinin İİK 277 ve devamı uyarınca iptaline, tapuda ihtiyati tedbir/satılamaz şerhi konulmasına ve muvazaalı satışın iptali ile eski haline döndürülmesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece; HMK 114/c maddesi uyarınca görev hususu dava şartı olduğundan, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, Mahkememizin görevsizliğine, karar kesinleştiğinde 2 haftalık süre içerisinde talep halinde dosyanın HMK'nun 20. maddesi uyarınca görevli Kayseri Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesi için Tevzi Bürosuna tevdiine, şeklinde karar verildiği görülmüştür. Karara karşı davalılar ..., ... ile ... Ltd. Şti. vekili istinaf başvurusunda bulunarak, mahkemece verilen görevsizlik kararının hukuka aykırı olduğunu, mahkemenin değerlendirmesinin hukuki ve fiili açıdan isabetli olmadığını, uyuşmazlığın tarafların ticari faaliyetleri kapsamında doğmuş bir alacak ilişkisine dayandığını, takip konusu alacak ticari nitelikteki bir ilişkiden kaynaklandığını, davalılardan birinin ticaret şirketi olduğunu, uyuşmazlığın TTK'nın 4.maddesi kapsamında ticari dava niteliğinde olduğunu, dava konusu işlemler ticari işletme faaliyetleri kapsamında gerçekleştiğini, bu tür uyuşmazlıkların çözüm yerinin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, tasarrufun iptali davasında görevin takip konusu alacağın niteliğine göre belirleneceğini, alacağın kaynağı ticari ilişki ise tasarrufun iptali davasının da ticari dava niteliği kazandığını, mahkemece bu yönün hiç değerlendirilmediğini, davalılardan birinin ticaret şirketi olmasının uyuşmazlığı ticari niteliğe soktuğunu, görev konusunda dar yorum yapılmasının hukuki güvenliğe aykırı olduğunu, davacının dava dilekçesindeki iddiaların hukuki ve fiili dayanaktan yoksun olduğunu, davaya konu edilen Kayseri Genel İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyası kapsamıda müvekkillerinin bir borcunun bulunmadığını, Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 10.02.2026 tarih, 2025/464 Esas ve 2026/154 Karar sayılı kararı ile müvekkillerinin Kayseri Genel İcra Dairesi’nin ... Esas sayılı dosyasına konu alacak nedeniyle borçlu olmadıklarının tespit edildiğini, davacının dayandığı icra takibinin hukuki dayanağını yitirdiğini, ortada korunması gereken geçerli bir alacağın bulunmadığını, mahkeme kararı ile ortadan kaldırılmış bir alacağa dayanılarak tasarrufun iptali talebinde bulunulmasının hukuki yarar şartını ortadan kaldırdığını, davacı taraf yalnızca varsayımlara dayalı değerlendirmede bulunduğunu, tasarrufun alacaklıya zarara uğratma kastıyla yapıldığını ortaya koyabilecek herhangi bir somut delil sunamadığını, davacının ileri sürdüğü iddiaların hukuki dayanaktan yoksun olup tasarrufun iptali şartlarının somut olayda oluşmadığını belirterek mahkeme görevsizlik kararının kaldırılmasına, davanın Asliye Ticaret Mahkemesinin görev alanında olduğunun tespitine, dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine, davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dava, İİK'nın 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılmış tasarrufun iptali isteğine ilişkindir. Hemen belirtmek gerekir ki 6100 sayılı HMK’nin 2. maddesinde Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevi düzenlenmiş olup buna göre “Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesidir." Öte yandan bilindiği üzere 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davalar tanımlanmıştır. Buna göre her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile maddenin devamı fıkralarında belirtilen davalar ticari dava olarak nitelendirilmiştir. Yine aynı Kanun'nun 5/3. maddesinde “Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır” hükmüne yer verilmiştir. Anılan yasal düzenlemeler karşısında, Asliye Ticaret Mahkemelerinin özel mahkeme niteliğinde bulunduğu, bu niteliği gereği görev alanının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre belirleneceği ve genel mahkemeler ile arasındaki ilişkinin önceki kanunun aksine görev ilişkisi olduğu açıktır. Asliye Ticaret Mahkemelerinin çekişmeli yargıdaki görev alanının TTK’de ve diğer özel kanunlarda ticari dava olduğu belirtilen davalarla sınırlı olduğu kuşkusuzdur. Öte yandan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davaların, mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olarak iki gruba ayrıldığı anlaşılmaktadır. Mutlak ticari davalar, tarafların sıfatına veya bir ticari işletme ile ilgili olup olmamasına bakılmaksızın kanun gereği ticari sayılan davalar olup TTK’nin 4/1. maddesinin b, c, d, e, f fıkralarında ve özel kanunlarda düzenlenmiştir. Nispi ticari davalar ise tarafların tacir sıfatına haiz olduğu ve her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili uyuşmazlıklardan doğan davalardır. Bir başka ifade ile bu davalar ya bir ticari işletmeyi ilgilendirmeli ya da iki taraf için de ticari sayılan hususlardan doğmaları halinde ticari dava olarak nitelendirilebilirler. Gerek mutlak ve gerekse nispi ticari davaların asliye ticaret mahkemelerinde görüleceği açıktır. Diğer taraftan, muvazaa nedeniyle açılmış olan davalarda davalılar arasında gerçekleştiği ileri sürülen muvazaalı işlem, davacı yönünden haksız eylem niteliğinde olup davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise davalı, üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK’nin 283/1 m.). Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte yasadan doğan bir dava olup davanın takip konusu alacağın kaynağının görev hususunun belirlenmesine doğrudan bir etkisi yoktur. Somut olayda, davalı alacaklı tarafından davalı borçlular ... Ltd. Şti, ... ve ... aleyhine ilamsız icra takibi başlatıldığı, takibin kesinleştiği, davalı borçlulara ait taşınmazlar üzerine haciz konulduğu, 13/02/2026 tarihinde taşınmazlar üzerindeki satışa arz şerhinin terkininden sonra taşınmazların 17/02/2026 tarihinde diğer davalı ...'a devredildiği, davalı takip alacaklısı tarafından devir işlemlerinin alacaklılardan mal kaçırma iddiasına dayalı olarak İİK'nın 277 ve devamı maddeleri uyarınca tasarrufun iptali davası açıldığı dikkate alındığında taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözüm yeri 6100 sayılı HMK’nin 2. maddesi uyarınca asliye hukuk mahkemesi olup dava, ticaret mahkemesinin görev kapsamı dışında kalmaktadır. Bu nedenle mahkemece HMK 114/c maddesi uyarınca görev yönünden davanın usulden reddine ilişkin kararın yerinde olduğu anlaşılmakla usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen karara karşı istinaf sebepleri yerinde bulunmadığından aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İnceleme konusu karar usul ve yasaya uygun olup, davalılar ..., ... ile ... Ltd. Şti. vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nun 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Peşin alınan harcın mahsubu ile bakiye harç alınmasına yer olmadığına, 3-İstinaf yargılama giderinin istinafa başvuran taraf üzerinde bırakılmasına, 4-İnceleme HMK'nun 353. maddesi gereğince duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 5-Kararın tebliğinin İlk Derece Mahkemesince yapılmasına, Dair dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda tarafların yokluğunda KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 22/04/2026