4. Ceza Dairesi 2022/768 E. , 2025/4692 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2018/1109 E., 2021/105 K. SUÇ : Çevrenin kasten kirletilmesi HÜKÜMLER : Mahkûmiyet, hükmün açıklanmasının geri bırakılması TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Sanık ... hakkında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraz yoluna tabi olduğu, Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar ... ile ... hakkında verilen hükümlerin temyiz edi
**4. Ceza Dairesi 2022/768 E. , 2025/4692 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2018/1109 E., 2021/105 K. SUÇ : Çevrenin kasten kirletilmesi HÜKÜMLER : Mahkûmiyet, hükmün açıklanmasının geri bırakılması TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Sanık ... hakkında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraz yoluna tabi olduğu, Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar ... ile ... hakkında verilen hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu ve temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanıklar ... ile ... hakkında çevrenin kasten kirletilmesi suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen beraat hükümlerine yönelik yapılan başvuru üzerine Bölge Adliye Mahkemesince mahkumiyet kararı verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz isteği; 12 metreden küçük olduğu anlaşılan tekne ile trol avcılığı yapılamayacağına, tutanak ve iddianame içeriğinde trol ifadesinin sehven yazıldığına denize bırakılan ağların bir süre sonra toplanarak, balık avının gerçekleştirildiğine, somut olayda sahil güvenlik görevlilerine yakalanmamak için ağ serme işini bırakıp kaçan sanıkların eylemlerinde "terk" iradesinin tartışılmasının zorunlu olduğu, sanıkların başlangıçtan itibaren kastlarının "kaçak balık avı yapmak" olduğuna, bir eylemin cezalandırılabilmesi için maddi ve manevi unsurların gerçekleşmesinin zorunlu olduğu ve somut olayda suçun manevi unsuru olan kast unsurunun tartışılmasının gerektiğine, atılı suçun unsurlarının oluşmadığına, bu nedenlerle hükümlerin bozulması talebine yöneliktir. III. GEREKÇE Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; bozma sebepleri dışındaki temyiz istemleri ile vesair nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 56/1. maddesine göre herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında getirilen düzenleme ile de çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek gerek Devlete gerekse vatandaşlara ödev olarak yüklenmiştir. Anayasada yer alan bu ilkeler 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 3. maddesinin (a) bendinde de benzer biçimde düzenlenmiştir. Buna göre; gerçek ya da tüzel kişi olarak herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup, alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdür. Bu bağlamda, “kamu sağlığını ve çevreyi koruma” prensibi Türk Ceza Kanunu’nun birinci maddesinde Kanun’un amaçlarından birisi olarak öngörülmüş, ayrıca “sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı” başta bu Kanun'un 181 ilâ 184. maddeleri olmak üzere, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nda ve diğer bir kısım mevzuatta koruma altına alınmış, çevreyi kirletme eylemi farklı suç ve kabahat türleri ile yaptırıma bağlanmıştır. Türk Ceza Kanunu'nun 181/1. maddesinde suç olarak düzenlenen atık veya artıklarla çevrenin kasten kirletilmesi fiili, kanunlarda belirtilen teknik usullere aykırı olarak, çevreye zarar verecek şekilde atık veya artıkların alıcı ortamlar olan toprak, su ve havaya kasten verilmesidir. Buna göre suç, atık veya artıkların teknik usullere aykırı olarak bir defa alıcı ortama verilmesiyle oluşacaktır. “Çevreyi kirletmeme” prensibi ise genel olarak 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “Kirletme Yasağı” kenar başlıklı 8. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; “Her türlü atık ve artığı çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak yasaktır. Kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle, kirlenmenin meydana geldiği hallerde ise kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.” Yine aynı Kanun'un “Tanımlar” kenar başlıklı 2. maddesine göre atık, herhangi bir faaliyet sonucunda oluşan, çevreye atılan veya bırakılan her türlü madde, alıcı ortam ise hava, su, toprak ortamları ve bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerdir. Mevzuatımızda tanımı bulunmayan “artık” ise; öğretideki düşüncelerden de yararlanılarak, bir maddenin tüketimi, kullanımı ya da harcanmasından sonra artan, geriye kalan kısım olarak tanımlanabilir. Türk Ceza Kanunu'nun “çevreyi kasten kirletme” suçunu düzenleyen 181/1. maddesinde, “taksirle kirletme” suçunu düzenleyen 182/1.maddesi ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun sekizinci maddesinde suçun unsuru olarak kabul edilen “çevreye zarar verecek şekilde” kavramı ise, “gerçekleşen somut bir zararı” değil, “zarar vermeye elverişliliği, zarar ihtimalini” anlatmaktadır. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere atık veya artığın; kasten su, hava ve toprak şeklinde gruplandırılan alıcı ortama ya da bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerden birine verilmesi ile suç oluşacaktır. Çevrenin kasten kirletilmesi, kanunda tehlike suçu olarak düzenlenmiştir. Zararın gerçekleşmesi, bu suçta unsur olmadığı gibi cezalandırma şartı da değildir. Öte yandan atık veya artıkların toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermesi hali 5237 sayılı Kanun'un 181/3. maddesinde bunların insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek etkilerinin olması ise aynı maddenin dördüncü fıkrasında cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli haller olarak düzenlenmiştir. Yargılamaya Konu Olayda; Sanıkların trol ağlarını denize doğrudan bırakması suretiyle 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8., 20., Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 4. maddesinin (j) bendi ve 23. maddelerine aykırı davranarak deniz kirliliğine neden olacağı ve tek bilirkişiden alınan 13.01.2021 tarihli bilirkişi raporunda, genel bir kabul ve gözleme dayanarak 5237 sayılı TCK'nın 181/3. maddenin oluştuğu şeklinde değerlendirme yapılmış olduğundan, sanıkların mahkumiyeti ile haklarında 5237 sayılı Kanun'un 181/3. maddesinin uygulanması suretiyle karar verilmiş ise de, Bu suretle, suça konu atık veya artıkların, toprakta, suda veya havada kalıcı etki bırakıp bırakmadığı yönünden 5237 sayılı Kanun'un 181/3. maddesi uyarınca, dosyanın, üniversitelerin su ürünleri, çevre mühendisliği, kimya mühendisliği bölümlerinde çalışan öğretim üyesi bilirkişilerden oluşacak heyete tevdi edilerek, trol takımının alıcı ortamı kirletmesi suretiyle 5237 sayılı Kanun'un 181/3. maddesinin uygulanması yönünden, yukarıda açıklanan yönetmelikler ya da ekleriyle birebir ilişki kurulmak suretiyle Yargıtay denetimine imkân sağlayacak nitelikte bir rapor alınması sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Nedeniyle karar hukuka aykırı bulunmuştur. IV. KARAR A. Sanık ... Hakkında Kurulan Hüküm Yönünden, Sanık hakkında 5271 sayılı Kanun'un 231/5. maddesi uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının temyizinin mümkün bulunmadığı anlaşılmakla dava dosyasının, tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle İNCELENMEKSİZİN İADESİNE, B. Sanıklar ... ile ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden, Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz istemi yerinde görüldüğünden Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun'un 302/2. fıkrası gereği, tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,11.03.2025 tarihinde karar verildi.