7. Hukuk Dairesi 2010/1034 E. , 2010/3130 K. Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı ile davalı ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü: 1-Dava haksız fiilden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, bu yolla saptanan dava ni…
**7. Hukuk Dairesi 2010/1034 E. , 2010/3130 K.** **"İçtihat Metni"** Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı ile davalı ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü: 1-Dava haksız fiilden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, bu yolla saptanan dava niteliğine ve özellikle iddia ve savunmanın kıymetlendirilmesi yönünden bilgilerine başvurulan ve hükme dayanak yapılan uzman bilirkişi raporunun niteliği, içeriği ve dosya kapsamında toplanıp değerlendirilen delillere, delillerin takdir, tahlil ve tartışımına ilişkin hükümde gösterilen gerekçelere göre davacı ile davalı ...'in yerinde görülmeyen ve aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının REDDİNE, 2-Davacı tarafın kusur oranına ve hükmedilen faizin niteliğine, davalı ...'in ise hükmedilen tazminat miktarına yönelik temyiz itirazlarına gelince, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve soruşturma hüküm vermeye yeterli olmadığı gibi varılan sonuç ve oluşturulan hüküm de davanın niteliğine, tarafların sıfatına ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir. Borçlar Kanununun 44/1 maddesi hükmünde; zarar gören tarafın zararın meydana gelmesine razı olması yahut kendi fiili ile zararın meydana gelmesine veya zararın artmasına yardım etmesi veya zararı meydana getiren kişinin durumunu ağırlaştırması durumunda, hakime hükmedilecek tazminatta indirim yapma veya tazminata hükmetmekten tümüyle kaçınma yetkisi tanımak suretiyle ortak (müterafık) kusurlu davranışın tazminata etkisini kabul etmiş bulunmaktadır. Zararla sonuçlanan hukuka aykırı bir davranışta bu maddenin uygulanabilmesi için, öncelikle ortak kusurun belirlenmesi gerekir. Bunun için de zarar görenin zarardan kaçınma görevini yerine getirmemesi ile ortaya çıkan davranışının objektif ölçülerle bir kusur sayılıp sayılamayacağı ve bu kusurun zararın meydana gelip gelmemesinde bir payı (illiyet bağı) olup olmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır. Ayrıca, 3095 sayılı Yasa’nın 2/3 üncü maddesi uyarınca gerçek veya tüzel kişi tacirler arasında haksız eylem dahil her türlü nedenden kaynaklanan alacaklarda istek halinde T.C. Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı avans faizi oranında temerrüt faizine hükmedilmesi zorunludur. Öte yandan, hukukumuzda gerçek zarar ilkesi geçerlidir. Zarar gören ancak haksız fiil nedeniyle uğradığı gerçek zararını haksız fiil sorumlularından isteyebilir. Zarar görenin zararı giderebilmek için kendi çalıştırdığı işçilerine ve araç sürücülerine ödediği ücretler ile araç yakıt giderleri genel idare giderleri olup, haksız fiil meydana gelmese dahi ödenmesi gereken giderlerdir. Bunların zarar ile ilgisi bulunmamaktadır. Özel olarak adam tutulup çalıştırıldığı kanıtlanmadıkça haksız fiil meydana gelmeseydi dahi yapılacak bu nitelikteki giderler zarar kapsamına dâhil edilemez. Somut olaya gelince, davacı taraf davalılar tarafından yapılan kazı çalışması sırasında kablolarına, şebekelerine hasar verildiğini öne sürerek tazminat talebinde bulunmuştur. Dosya içeriğinden alacak olarak istenilen bedelin bir bölümünün davacının kendi çalıştırdığı işçilere ve araç sürücülerine ödediği ücretler ile araçların yakıt giderlerine, bir başka deyişle genel idare giderlerine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece bilgisine başvurulan bilirkişi raporunda az yukarıda açıklanan hukuksal olgular göz ardı edilerek, zarar kalemleri sıralanırken genel idare giderlerine yer verilerek hesaplamaya dahil edilmiş, davacı idareye ait hasar gören kabloların yapılan uyarılara rağmen deplase işleminin gerçekleştirilmemiş olması sebebiyle davacı tarafın meydana gelen olayda %75 kusurlu olduğu açıklanmış, mahkemece de benimsenen bu rapor doğrultusunda karar verilmiştir. Yapılan uyarılara rağmen hasar gören kabloların deplase işlemi gerçekleştirilmemiş olsa dahi, telefon hattı bulunduğu bilinen yerleşim merkezindeki bir yerde kazı çalışması yapan davalı şirketin kazıyı yaparken daha dikkatli çalışması ve gerekirse kazıyı elle yaptırması gerektiği kuşkusuzdur. Bu olgu ve hasarın davalı şirketin yaptığı kazı çalışmaları sırasında meydana geldiği dikkate alındığında kusurun çoğunun davalı şirkete ait olduğundan ve davacı tarafın ancak bölüşük (müterafik) kusurundan söz edilebilir. Davacı kurumun onarım giderleri belgelerinde belirtilen miktarlar doğru kabul edilerek, kusurun çoğu davacıya verilerek eksik araştırma ve soruşturma ile yasal düzenlemelere aykırı hüküm verilemez. Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular dikkate alınarak, hasarın giderilmesi için özel olarak işçi tutup çalıştırma veya harcama yapma söz konusu ise bunların kanıtlanması için davacı tarafın delilleri sorulup saptanmalı, bu konudaki gösterilecek deliller toplanmalı, özel olarak işçi tutup çalıştırıldığının ve harcama yapıldığının kanıtlanması halinde gerekirse bu yönden de zararın hesaplanması için dosya yeniden bir başka bilirkişiye verilerek özellikle davacı tarafa somut olayda yükletilmesi gereken müterafik kusur oranı saptanmalı, uzman bilirkişiden BK 44.maddesi hükmü de dikkate alınarak az yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olguları yansıtacak biçimde ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, davacı tarafın isteyebileceği gerçek zarar miktarı duraksamasız belirlendikten sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm verilmelidir. Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın yetersiz bilirkişi raporu esas alınarak yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi, haksız fiilin meydana geldiği tarihten itibaren avans faizine hükmedilmesi gerekirken, hüküm yerinde yasal faize hükmedilmesi dahi isabetsiz, davacı ile davalı ...'in temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin ödenen 83,60’ar TL harcın istek halinde davacı ve davalı tarafa iadesine, 25.05.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.