T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No : 2023/3623 Karar No : 2025/1917 DAVACI : ... Elektrik Ltd. Şti. VEKİLLERİ : Av. ..., Av. ... DAVALI : ... Bakanlığı VEKİLLERİ : Av. ..., Av. ... DAVANIN KONUSU : Karadeniz Ereğlisi Kombine Çevrim Doğalgaz Santrali projesi kapsamında yapılan 14/09/2023 tarihli başvurunun reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji İşleri Genel Müdürlüğü işleminin iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Uy…
Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2023/3623 E. , 2025/1917 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No : 2023/3623 Karar No : 2025/1917 DAVACI : ... Elektrik Ltd. Şti. VEKİLLERİ : Av. ..., Av. ... DAVALI : ... Bakanlığı VEKİLLERİ : Av. ..., Av. ... DAVANIN KONUSU : Karadeniz Ereğlisi Kombine Çevrim Doğalgaz Santrali projesi kapsamında yapılan 14/09/2023 tarihli başvurunun reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji İşleri Genel Müdürlüğü işleminin iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Uyuşmazlığa konu Projenin İmtiyaz Sözleşmesi'nde belirlenen şekilde uygulamaya konmasını sağlamak amacıyla, Protokol'ün ve bu Protokol'e dayanılarak Proje hakkında tesis edilmiş iki ayrı idari işlemin iptali için toplamda üç ayrı idari davanın açıldığı, 2002 yılından bu yana devam eden idari yargılama süreci neticesinde davalara konu idari işlemlerin iptal edildiği ve ilgili mahkeme kararlarının bu şekilde kesinleştiği, mahkeme kararlarının kesinleşmesini takiben 14/09/2023 tarihinde mahkeme kararlarının gereğinin yerine getirilmesi için davalı idareye başvuru yapıldığı, davalı idare tarafından ise yapılan başvurunun 20/10/2023 tarihinde reddedildiği, dava konusu ret işlemi ile davalı idarenin iptal kararlarının herhangi bir hukuki sonuç doğurmadığını ve iptal kararlarının gereğini yerine getirmek için herhangi bir işlem yapmayacağını ifade ettiği, iptal kararları ile projeyi etkileyen idari işlemlerin geriye dönük olarak tüm sonuçlarıyla birlikte ortadan kalktığı, gelinen aşamada ise İmtiyaz Sözleşmesi ve dolayısıyla da Proje hiçbir zaman iptal veya feshedilmediğinden, gerçekleştirilmesine engel teşkil eden idari işlemlerin iptali ile Proje'nin, hukuki açıdan, İmtiyaz Sözleşmesi'nde öngörülen şekilde gerçekleştirilmesinin önü açılmış olmakla, İmtiyaz Sözleşmesi'nin yürürlüğe konması gerektiği, iptal kararlarının idareye tebliğinden itibaren kanun gereği 30 gün içerisinde yerine getirilmesi gerektiği, Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesinin gereği olarak mahkeme kararlarının aynen ve gecikmeksizin uygulanması gerektiği, oysa Bakanlık tarafından mahkeme kararlarının gereği yerine getirilmediği gibi mahkeme kararları yok sayılarak yapılan başvurunun da reddedildiği, mahkeme kararlarına bağlayıcı olmayan hukuki mütalaa muamelesi yapıldığı, idarece mahkeme kararlarının gerekçesinin değerlendirildiği ifade edilmiş ise de, gerekçenin sadece bir kısmının dikkate alındığı, gerekçenin tamamının dikkate alınması gerektiği ileri sürülmüştür. DAVALININ SAVUNMASI : İmtiyaz Sözleşmesi'nin 34. maddesinde Sözleşme'nin imzalandığı tarihten itibaren 12 ay, süre uzatımları ile birlikte toplam 24 ay içinde davacı şirketin finans bulması gerektiği ifade edilirken, 15. maddesinde ise ESA, GSA, EEF, Bağımsız Danışman ve Kredi anlaşmaları, sigorta, inşaat sözleşmeleri yapılması gerektiğinin açıkça hüküm altına alındığı, ancak, davacı tarafından yalnızca BOTAŞ ile Gaz Satış Anlaşması'nın (GSA) imzalandığı, diğer yükümlülüklerin yerine getirilmediği, yine İmtiyaz Sözleşmesi'nin 3. maddesine göre sözleşmenin imzalanmasından sonra 3 ay içinde kurulması gereken yeni şirketin 1 yıl 5 ay sonra kurulduğu, İmtiyaz Sözleşmesi'nde tahkime ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığı halde, davacı şirket tarafından 11/02/1999 tarihli yazısı ile uluslararası tahkim konusunda çalışma yapıldığı bildirilerek, 4501 sayılı Kanun yayımlanmadan yaklaşık 1 yıl önce imtiyaz şartları dışında farklı şartlarda sözleşme arayışları içerisine girildiği ve projenin gerçekleştirilmesi konusunda gerekli özen ve çabanın gösterilmediğinin görüldüğü, söz konusu yazı tarihinde henüz 4628 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi ve buna istinaden hazırlanan protokol olmadığı için Hazine Garantisi konusunda belirsizliğin bu dönem için söz konusu olmadığı, davacı şirketçe sözleşme şartlarında devam edilmesi düşünülseydi 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun Geçici 8. maddesinin yayımlanmasından önce ve iptalinden sonra da uyuşmazlık yaşanmayacağı, İmtiyaz Sözleşmesi'nin 34. maddesine göre davacı şirketin tamamlamayı taahhüt ettiği işler için 12 aylık sürenin 28/10/1999 tarihinde, yani 4501 sayılı Kanun'un yayımlanmasından 3 ay önce sona erdiği, Bakanlığa sunulan teminat mektubunun süresi 19/04/2001 tarihinde sona ermesine rağmen, süre uzatımı yapılmadığı, davacı şirketin TEAŞ tarafından ESA ile alım garantisi verilmesini yeterli görmeyip Hazine Garantisi ve tahkim konusunda ısrar ederek sözleşme imza tarihinden itibaren 4628 sayılı Kanun'un yayımlandığı tarihe kadar geçen süre içerisinde sözleşmeden doğan yükümlülüklerini çeşitli bahanelerle yerine getirmediği, inşaat süresi kısa olduğu için önce 29 proje arasına giren, daha sonra 4628 sayılı Kanun'da yer alan 31 adet mevcut sözleşmeler arasında olan projede, davacı şirketin 4628 sayılı Kanun'un yayımlanmasından sonra lisans alarak projeyi gerçekleştirmediği, şirketin, dava dilekçesi ekinde sunulan Danıştay kararlarına konu davalarda da projenin gerçekleştirilemediğini teyit ettiği, projeyle ilgili yatırım harcaması beyan etmemesi sebebiyle yatırım teşvik belgesinin iptal edildiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NIN DÜŞÜNCESİ : Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI ...'UN DÜŞÜNCESİ : Dava; davacı tarafından, Karadeniz Ereğlisi Kombine Çevrim Doğalgaz Santrali Projesi kapsamında yapılan 14/09/2023 tarihli başvurunun reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı davalı idare işlemin iptali istemiyle açılmıştır. Davacı tarafından davalı idareye yapılan 14/09/2023 tarihli başvuruda özetle; şirketleri ile davalı idare arasında 28/10/1998 tarihinde imzalanan İmtiyaz Sözleşmesi kapsamında 3096 sayılı Kanun uyarınca yap-işlet-devret (YİD) modeli ile Karadeniz Ereğlisi Kombine Çevrim Doğalgaz Santrali'nin kurulması, işletilmesi ve üretilecek elektrik enerjisinin Türkiye Elektrik Üretim Anonim Şirketine (EÜAŞ) satışı ile görevlendirildiği; bu kapsamda EÜAŞ ile 19/09/1999 tarihinde Elektrik Satış Anlaşması'nın (ESA) parafe edildiği ve 24/02/2000 tarihinde BOTAŞ ile Doğaz Gaz Satış Sözleşmesinin imzalandığı; bu kapsamda projeye dair iş ve işlemler devam ederken 03/03/2001 tarihinde yürürlüğe giren 4628 sayılı Kanunun Geçici 4. ve 8. maddeleri ile devam etmekte olan YİD projelerine sağlanan Hazine garantilerine dair esaslı sınırlamalar getirildiği, Geçici 8. madde ile, projelerden yalnızca 2002 yılı sonuna kadar işletmeye alınanlara Hazine garantisi tanınacağı ve bu tarihe kadar işletmeye alınamayan projeler için Hazine garantisinin geçerliliğini kaybedeceğinin öngörüldüğü; 08/10/2001 tarihinde Hazine Müsteşarlığı temsilcileri, iki Devlet Bakanı ve dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanının katılımı ile gerçekleştirilen toplantı sonucunda elektrik alım garantilerinin uygulama esaslarını yeniden düzenleyen bir protokol (Protokol) imzalanarak kamuoyuna duyurulduğu; bu Protokolde Hazine garantisi ile TETAŞ'ın alım garantisinin uygulama esaslarının hem ilgili yasalara hem de İmtiyaz Sözleşmesine aykırı olarak ve Projenin ekonomik şartlarını ve fizibilitesini bozacak şekilde değiştirilmesi üzerine, Projeye İmtiyaz Sözleşmesinde kararlaştırılan şrtlarla devam edilmesi olanağının kalmaması üzerine, hakları saklı tutulmak üzere hukuki yollara başvurmak zorunda kaldıkları; bu olaylar yaşanırken Anayasa Mahkemesince, 4628 sayılı Kanunun ilgili idarelerce Protokol'ün de gerekçesi olarak gösterilen, Geçici 4. ve 8. maddelerinin iptaline karar verildiği; bu gelişmeler üzerine şirketlerince Protokol'ün ve ve bu Protokole dayanılarak Proje hakkında tesis edilmiş iki idari işlemin iptali istemiyle dava açıldığı ve 2002 yılından bu yana devam eden yargılama süreci sonucunda dava konusu idari işlemlerin iptal edildiği ve verilen bu kararların gelinen bu aşamada kesinleştiği; bu davalardan ilkinin 18/09/2001 tarihli başvurularının zımnen reddine ilişkin işlemin, ikincisinin davalı idarenin ... tarih ve ... sayılı işleminin ve sonuncusunun ise, 08/10/2001 tarihli Protokol'ün iptalleri istemiyle açılan davalarda verilen iptal kararı olduğu; yukarıda değinilen davalar kapsamında (i) Protokol'ün Proje'nin Hazine garantisinden yararlanmasını engelleyen hükmü ile, (ii) Protokol'ün diğer hükümlerini Proje'ye uygulamak üzere tesis edilen tüm idari işlemlerin iptali ile söz konusu idari işlemlerin geriye dönük olarak ve tüm sonuçları ile birlikte ortadan kalktığı; gelinen aşamada İmtiyaz Sözleşmesi ve dolayısıyla da Proje hiçbir zaman iptal veya feshedilmediğinden, gerçekleştirilmesine engel oluşturan idari işlemlerin iptali ile Proje, hukuki açıdan, İmtiyaz Sözleşmesi'nde öngörülen şekilde, Hazine garantisi ve EÜAŞ'ın elektrik alım garantisi ile gerçekleştirilmesinin önünün açıldığı, bu durumda davalı idarenin söz konusu yargı kararlarının gereğini yerine getirerek Proje'yi tekrar uygulamaya koyması gerektiği; ancak davalı idarenin Proje'yi tekrar uygulamaya koymayı tercih etmemesi halinde, İmtiyaz Sözleşmesi ile şirketlerine verilmiş olan imtiyazın geri alınmış olacağı ve şirketlerinin Proje'nin gerçekleştirilememesi halindeki zararının davalı idarece tazmininin gerekeceği; sonuçta sözü edilen mahkeme kararları yerine getirilerek, Proje'nin İmtiyaz Sözleşmesi'ne uygun olarak bir an evvel uygulamaya konulması, İmtiyaz Sözleşmesi'ne son verilmesine, yani Proje'nin uygulamaya konulmamasına karar verilmesi halinde ise, şirketlerinin zararlarının İmtiyaz Sözleşmesi'nin tabi olduğu hukuka uygun olarak tazmin edilmesi, hususlarına yer verilmiş, bu başvurunun davalı idarenin ... tarih ve ... sayılı işlemi ile reddi üzerine bakılan dava açılmıştır. Yukarıda da yer verildiği üzere davacı bu davadaki iddialarını; - 18/09/2001 tarihli başvurularının zımnen reddine ilişkin işlemin, - Davalı idarenin ... tarih ve ... sayılı işleminin, - 08/10/2001 tarihli Protokol'ün iptalleri istemiyle açılan davalarda verilen iptal kararının davalı idarece yerine getirilmediğine dayandırmaktadır. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü açısından söz konusu davaların konusu ve bu davalarda verilen kararlara ayrı ayrı değinilmesi gerekmekle birlikte hem konu bütünlüğünün sağlanması hem de davacının 18/09/2001 tarihli başvurusunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan dava üzerine verilen kararda Danıştay Onüçüncü Dairesince, davacının iptali istemiyle dava açtığı; davalı idarenin ... tarih ve ... sayılı işlemi ile 08/10/2001 tarihli Protokol'e ilişkin verilen kararlara da göndermede bulunulmak suretiyle karar verildiği görüldüğünden, 18/09/2001 tarihli davacı başvurusunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada verilen ... tarih ve E:..., K: ... sayılı karar ve bu kararın gerekçesi üzerinden değerlendirme yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Davacı ile davalı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı arasında 3096 sayılı Türkiye Elektrik Kurumu Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi, İletimi, Dağıtımı ve Ticareti ile Görevlendirilmesi Hakkında Kanun kapsamında Yap-İşlet-Devret modeli ile iki gaz türbini ve bir buhar türbininden oluşan toplam net 206 MW kurulu gücünde Karadeniz Ereğlisi Kombine Çevrim Doğalgaz Santralinin inşa edilmesi, işletmeye alınması, işletilmesi ve üretilecek elektrik enerjisinin Türkiye Elektrik Üretim İletim A.Ş.'ne (TEAŞ) satışı konusunda doğal gaz santrali kurulması için 28/10/1998 tarihinde Danıştay görüşünden geçerek imtiyaz sözleşmesi imzalanmıştır. İmtiyaz Sözleşmesi'nde (Sözleşme), yer tesliminden itibaren 2 yıl 2 aylık yatırım süresi, ticarî işletme tarihinden itibaren ise 20 yıllık işletme süresi belirlenmiş; enerji satış anlaşması, bağımsız danışma anlaşması, fon anlaşması, kredi anlaşması ve doğal gaz satış anlaşması ile inşaat ve sigorta sözleşmesinin yapılması öngörülmüş; yatırım ve işletme dönemlerine ilişkin her türlü finansmanın şirketçe öz sermaye ve kredi olarak sağlanacağı, kredilerin ana para ve faiz ödemelerinden şirketin sorumlu olacağı, bu dönemde kullanılan kredilerin ana para, faiz geri ödeme sürelerinin işletme süresini geçemeyeceği, şirket tarafından Sözleşme'nin 8. maddesinin "c" bendi hariç diğer bentleri kapsamında temin edilecek kredilerin miktarı, kaynağı ve şartları hususunda Hazine Müsteşarlığı'nın uygun görüşü ile Bakanlığın onayının alınacağı, fizibilite raporunda belirtilen ve Bakanlıkça kabul edilen kredi şartlarında meydana gelebilecek değişikliklerin tamamen şirketin sorumluluğunda olduğu, bu nedenle tarifede değişiklik talep edilmeyeceği kurala bağlanmış; Sözleşme'nin Ek 2'sinde Hazine garantisi prensiplerine yer verilmiş, bu prensiplerde belirtilen hususlarda şirkete ve kredi verenlere kayıtsız, şartsız ve geri alınamaz biçimde garanti verileceği kuralı getirilmiştir. 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun Geçici 8. maddesindeki 2002 yılı sonu itibarıyla işletmeye geçemeyen projelere sağlanan Hazine garantilerinin kendiliğinden hükümsüz kalacağı kuralı uyarınca 29 adet Yap-İşlet-Devret projesine sağlanabilecek Hazine garantilerinin uygulanması esaslarına ilişkin olarak Bakanlık bünyesinde 29/08/2001 ve 06/09/2001 tarihli toplantıların düzenlendiği, toplantılarda Hazine garantisi şartları ile buna bağlı olarak TEAŞ tarafından verilecek olan alım taahhüdünün şartlarına ilişkin olarak ilgili şirketlere önerilerde bulunulduğu; "davacı tarafından ise, projenin 2002 yılı sonuna kadar işletmeye geçmesi imkânının ortadan kalktığı, böylece fiilen Hazine garantisi imkânı ellerinden alındığından ek süre verilmesi gerektiği, projenin finansmanının tamamı yabancı kaynak üzerine kurulduğundan, kredi geri ödeme döneminin tamamını kapsayacak şekilde üretim kapasitesinin tamamı için Hazine garantisi ve enerji alım taahhüdü verilmesi ve bunun kredi kuruluşlarının projeden olan alacaklarının tamamı ödenene kadar geçerli tutulması gerektiği" hususlarıyla ilgili olarak yapılan 18/09/2001 tarihli başvurunun zımnen reddi üzerine söz konusu zımni ret işleminin iptali ile imtiyaz sözleşmesine konu Karadeniz Ereğlisi Kombine Çevrim Doğalgaz Santrali Projesinin davalı idarenin kusuru nedeniyle gerçekleştirilemediği hususunun tespiti istemiyle açılan davada; Danıştay Onüçüncü Dairesinin kısmen dava konusu işlemin iptali, kısmen davanın reddi yolundaki 19/02/2015 tarih ve E:2010/302, K:2015/683 sayılı kararının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 16/04/2018 tarih ve E:2015/4566, K:2018/1812 sayılı kararı ile; "Davalı idarenin temyiz istemi yönünden; Uyuşmazlıkta; davacının 18/09/2001 tarihli başvurusu, cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedilmiş olmakla birlikte, başvurusunun 4628 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesinin birinci fıkrası kapsamında kalan hususlara ilişkin olduğu dikkate alındığında, davalı idarece 4628 sayılı Kanun'un anılan maddesinin Anayasa Mahkemesi'nin 13/02/2002 günlü, E:2001/293, K:2002/28 sayılı kararıyla iptal edilmesinden sonra, kararda belirtilen gerekçeler doğrultusunda davacının başvurusuyla ilgili yeni bir işlem tesis edilmesi gerektiği açıktır. Bu durumda; davacının, kendilerine önerilen Hazine garantisi şartları ile buna bağlı olarak TEAŞ tarafından verilecek alım taahhüdü şartlarına yönelik başvurunun zımnen reddine ilişkin davalı idare işleminde hukuka uyarlık görülmemiştir. Davacının temyiz istemi yönünden; Temyiz incelemesine konu kararda; 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 53. maddesi ve dolaylı olarak 4628 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesine yapılan atıfla, Anayasa Mahkemesi'nce iptaline karar verilen Kanun esas alınmak suretiyle tesis edilen işlemlerin, iptal kararının yayımlanması ile birlikte yasal dayanaklarını yitiren, bu sebeple hukuka aykırılık oluşturan işlemler olarak nitelendirilebileceği, ancak bu durumun, yürürlükteki yasalara uymakla yükümlü olması nedeniyle Kanun kuralının yürürlükte bulunduğu süre içinde bu kurala dayalı olarak işlem tesis eden kamu idaresini salt bu tasarrufu nedeniyle kusurlu hâle getirmeyeceği gibi, anılan projenin gerçekleştirilememesi ile davalı idare işlemleri arasında doğrudan ve yalnızca bu işlemlere bağlı bir sebep-sonuç ilişkisi kurulamayacağı gerekçesiyle, projenin davalı idarenin kusuru nedeniyle gerçekleştirilemediğinin tespiti isteminin reddi gerektiği sonucuna varıldığı görülmektedir. Davacı tarafından düzenlenen dilekçelere bakıldığında; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile 28/10/1998 tarihli İmtiyaz Sözleşmesinin; BOTAŞ ile 19/11/1999 tarihli Gaz Satış Anlaşmasının imzalandığı ve TEAŞ ile 19/11/1999 tarihli ESA'nın parafe edildiği; 4501 sayılı Kamu Hizmetleri İle İlgili İmtiyaz Şartlaşma ve Sözleşmelerinden Doğan Uyuşmazlıklarda Tahkim Yoluna Başvurulması Halinde Uyulması Gereken İlkelere Dair Kanun'un 22/01/2000 günlü, 23941 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesi ile anılan Kanunda öngörülen şartlar dahilinde özel hukuk hükümlerine tâbi olmak için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına başvuru yaptıkları, adı geçen Bakanlığın özel hukuk hükümlerine göre düzenlenecek "Uygulama Sözleşmesi"ni uzunca bir süre müzakere konusu yaptığı, bu müzakerelerde davalı Bakanlığın öne sürdüğü taleplerin hepsinin taraflarınca kabul edildiği; 28/10/2000 tarihli, 24214 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 2000/1397 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla projenin özel hukuk hükümlerinden yararlandırılmasının onaylandığı ve Uygulama Sözleşmesi ekleri üzerinde çalışmaya başlanıldığı, Bakanlığın talepleri doğrultusunda hazırlanıp parafe edilen Bakanlar Kurulu'na da sunularak onaylanmış olan Uygulama Sözleşmesine rağmen Bakanlığın sözleşmeyi tekrar müzakereye açtığı ve mâkul ölçüleri aşan başka taleplerde bulunduğu, bu süreçte 4628 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği, Bakanlığın 4501 sayılı Kanun'da sözleşmelerin müzakeresi için öngörülen üç aylık sürenin dolmasına dört gün kala daha önce üzerinde mutabık kalınan sözleşme yerine farklı hükümleri içeren yeni bir uygulama sözleşmesini parafe etmek üzere taraflarına gönderdiği, kendilerinin daha önceki hükümlerden farklı hususları içeren kısımları çıkartmak suretiyle sözleşmeyi parafe edip 27/04/2001 tarihinde Bakanlığa gönderdiklerini ancak Bakanlığın ... günlü, ... sayılı yazısıyla Uygulama Sözleşmesi üzerinde mutabık kalınamadığını bildirdiği; kendilerinin projenin gerçekleştirilmesi için iyi niyetli her türlü çabayı gösterdikleri, davalı idarenin 08/10/2001 tarihli Protokolden de anlaşılacağı üzere projenin gerçekleştirilmesi yönündeki iradesinin aslında çok uzun zaman önce ortadan kalktığından bahisle projenin davalı idarenin kusuru nedeniyle gerçekleştirilemediğinin tespitinin talep edildiği anlaşılmaktadır. Öte yandan, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 15/06/2006 günlü, E:2005/3080, K:2006/742 sayılı bozma kararında; "İmtiyaz Sözleşmesinde, Hazine garantisinin kapsamı konusunda çelişki yaşanması; ayrıca 3996 sayılı Kanunun "Garantiler" başlıklı 11. maddesi ile 01/10/1994 günlü, 22068 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 3996 sayılı Kanunun Uygulanma Usul ve Esaslarına İlişkin Bakanlar Kurulu Kararının "Garantiler" başlıklı 39. maddesinin, garanti verme ve garanti koşullarını belirlemeye Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan'ı yetkili kılması nedeniyle, Hazine Müsteşarlığı tarafından, davacı şirkete sözleşme kapsamında verilecek Hazine garantisi'nin kapsamı ve koşullarının, yeniden belirlenmeye çalışılması sonucu, davacı şirket, İmtiyaz Sözleşmesi kapsamda taahhüt ettiği Hazine garanti mektubunu öngörülen sürede verememiştir. Benzer şekilde, davacı şirket, 19/11/1999 tarihinde TEAŞ ile Enerji Satış Anlaşmasını (ESA) parafe etmiş ise de, Hazine garantisinin kapsamı ve koşullarında yaşanan belirsizlik nedeniyle Hazine garantisiyle doğrudan ilişkili olan nihaî Enerji Satış Anlaşmasını da imzalayamamıştır." değerlendirilmesi yapılmıştır. İmtiyaz sözleşmesinin özel hukuk hükümlerine dönüştürülmesi konusunda taraflar arasında gerekli mutabakatın sağlanamaması nedeniyle tahkim yolu öngörülmeyen ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin (1/c) bendi ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 24. maddesi kapsamında imtiyaz sözleşmesinden doğan idari nitelikteki bu davada, davacının projenin davalı idarelerin kusuru nedeniyle gerçekleştirilemediğinin tespitine yönelik talebinin, "davalı idarelerin iradelerinin "İmtiyaz Sözleşmesi"nin imzalandığı 28/10/1998 tarihten itibaren projenin gerçekleştirilememesi yönünde olduğu, bu yöndeki iradenin 4501 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten sonra müzakere edilen "Uygulama Sözleşmesi"nin imzalanarak yürürlüğe konulması sürecinde de devam ettiği" iddialarına dayanmasına, başka bir deyişle davacının tespit isteminin 4628 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 03/03/2001 tarihinden önceki ve sonraki dönemleri ilgilendirmesine ve buna yönelik incelemenin "İmtiyaz Sözleşmesi"nin imzalandığı tarihten itibaren yapılması gerekmesine rağmen, Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun mezkur bozma kararında yer alan değerlendirme dikkate alınmaksızın ve projenin gerçekleştirilememesine yönelik kusur incelemesi yalnızca 4628 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten sonraki döneme ilişkin olarak yapılmak suretiyle eksik incelemeyle karar verildiği sonucuna varılmıştır. Bu durumda; davacının projenin davalı idarenin kusuru nedeniyle gerçekleştirilemediğinin tespiti istemi hakkında, yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılmak suretiyle yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle; davalı idarenin temyiz isteminin reddine, Danıştay Onüçüncü Dairesinin 19/02/2015 günlü, E:2010/302, K:2015/683 sayılı kararının; dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısmının yukarıda belirtilen gerekçe ile onanmasına, davacının temyiz isteminin kabulü ile projenin davalı idarenin kusuru nedeniyle gerçekleştirilemediğinin tespitine yönelik davanın reddine ilişkin kısmının bozulmasına" karar verilmiştir. Söz konusu bozma kararı üzerine, düşünce verilen bu dosyaya yönelik inceleme ve değerlendirmenin yapılacağının yukarıda ifade edildiği Danıştay Onüçüncü Dairesinin 16/06/2021 tarih ve E: 2020/282, K: 2021/2268 sayılı kararında, bozulan kısım yönünden inceleme yapıldığı belirtildikten sonra; "Dairelerinin 25/02/2020 tarihli ara kararıyla uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için gerekli görüldüğünden: A. Davacı şirketten; İmtiyaz sözleşmesinin imzalandığı tarih olan 28/10/1998 tarihinden itibaren imtiyaz sözleşmesinin yürütülmesi için davalı idare tarafından yerine getirilmesi gereken hangi yükümlülükler bulunduğunun sorulmasına ve bu yükümlülüklerin yerine getirilmediği ya da eksik yerine getirildiği iddia ediliyorsa bunların liste hâlinde ayrı ayrı belirtilmesinin istenilmesine, B. Davalı idareden; İmtiyaz sözleşmesinin imzalandığı tarih olan 28/10/1998 tarihinden itibaren imtiyaz sözleşmesinin yürütülmesi için davacı şirket tarafından yerine getirilmesi gereken hangi yükümlülükler bulunduğunun sorulmasına ve bu yükümlülüklerin yerine getirilmediği ya da eksik yerine getirildiği iddia ediliyorsa bunların liste hâlinde ayrı ayrı belirtilmesinin istenilmesine, C. Taraflardan; 4501 sayılı Kanun'dan yararlanmak için yapılan başvuru sonrasında yapılan müzakereler sırasında tarafların, imtiyaz sözleşmesi ile ilişkisi kurularak, hangi hak ve yükümlülüklerin yerine getirilmesini engellediğinin, uyuşmazlıkların hangi noktalar üzerinde çıktığının ve bu uyuşmazlıkların çözümü konusunda her bir tarafa düşen yükümlülüklerin sorulmasına, bu çerçevede üstlenilen yükümlülüklerden hangilerinin yerine getirilmediğinin ya da eksik yerine getirildiğinin liste hâlinde belirtilmesinin istenilmesine, Taraflar arasında imzalanan imtiyaz sözleşmesi ile tarafların Bakanlar Kurulu'na sunulması için üzerinde mutabık kaldığı uygulama sözleşme taslağının, yeniden müzakere sonunda Bakanlık tarafından davacı şirkete imzalanmak üzere gönderilen uygulama sözleşmesi taslağının ve davacı şirket tarafından en son Bakanlığa paraflanarak gönderilen uygulama sözleşmesi taslağının hangi maddelerinin farklı olduğunun, hangi maddelerde uzlaşılamadığının, uzlaşılamayan maddelerin ileri sürülme ve kabul edilmeme gerekçeleri ile birlikte tablo hâlinde istenilmesine, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun Geçici 8. maddesinin birinci fıkrasının, Anayasa Mahkemesi'nin 13/02/2002 tarih ve E:2001/293, K:2002/28 sayılı kararıyla iptali ve Danıştay'ın iptal kararları sonrasında imtiyaz sözleşmesine konu projenin güncel durumunun ve kararlar sonrasında taraflarca yapılan iş ve işlemlerin sorulmasına, karar verilmiş, ara kararı cevaplarının dosyaya ulaştığı görülmüştür. 1- Davacının imtiyaz sözleşmesine konu projesinin davalı idarenin kusuru ile gerçekleştirilemediği hususunun tespiti isteminin hukukî niteliği ve yapılacak incelemenin çerçevesine ilişkin olarak; A. Bilindiği üzere, imtiyaz sözleşmesinin konusu, bir kamu hizmetinin gerçek veya tüzel kişilere kamu idaresi tarafından kamu yararı çerçevesi içinde gördürülmesidir. İmtiyaz sözleşmesi ile devlet aslen sahibi bulunduğu bir kamu hizmetini belli bir süre ile bir şahsa veya kuruluşa devretmektedir. Ancak bu devir keyfiyeti, kamu idaresi ile kâr ve zararı kendisine ait olmak üzere hizmetin yürütülmesini yüklenen imtiyaz sahibi arasında sağlanan mutabakat sonucunda imzalanan bir sözleşme ile gerçekleşmekle beraber, hizmetin kamu hizmeti olma niteliğini değiştirmemekte ve kamu idaresini aslen sahibi olduğu bu işin gerçek sorumlusu olmaktan da çıkarmamaktadır. Bu nedenledir ki, imtiyaz tanıyan kamu idaresinin, tek yanlı iradesiyle sözleşme ve şartlaşma koşullarında kamu gereksinimlerine göre değişiklikler, eklemeler, yenilikler yapılmasını imtiyazlı şirketten isteme yetkisi bulunmaktadır. Görüldüğü üzere, imtiyaz sözleşmesinin tarafı olan kamu idaresinin bir takım üstünlüklerinin ve tek taraflı tasarruf yetkisinin bulunması, imtiyaz hukukunun en belirgin özelliğidir. İmtiyaz sahibi şirket, sözleşme kapsamında yerine getirmeyi taahhüt ettiği hizmeti sözleşme hüküm ve şartları ile kamu hizmetinin genel ilkeleri gereğince ifa etmekle yükümlüdür. İmtiyaz sahibi, kamu hizmetini düzenli ve sürekli yapmakla mükelleftir. İdarenin kusuru, maddî ve mali güçlükler öne sürerek bu borcundan kural olarak kurtulamaz. Buna karşılık, imtiyaz sahibi sözleşmenin malî dengesinin sağlanmasını ve korunmasını isteme hakkına sahiptir. Ancak, imtiyaz sahibi ortaya çıkan güçlükler karşısında kamu hizmetinin yürütülemez bir hâl aldığı durumlarda sözleşmenin feshini talep edebilecektir. Somut uyuşmazlıkta, davacı tarafından kamu hizmetini düzenli ve sürekli yapmasını engellediğini iddia ettiği idarî işlemin iptali ile birlikte, benzer gerekçelerle Sözleşme konusu Karadeniz Ereğlisi Kombine Çevrim Doğalgaz Santrali Projesinin davalı idarenin kusuru nedeniyle gerçekleştirilemediği hususunun tespiti talep edilmektedir. İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 15/06/2006 tarih ve E:2005/3081, K:2006/744 sayılı kararında ise, "İmtiyaz sözleşmesinin taraflarının, sözleşme kapsamında üstlendikleri taahhüt ve yükümlülüklerini yerine getirip getirmedikleri ve mevcut durumu ile imtiyaz sözleşmesinin yürütülebilir olup olmadığı bir durum tespiti olup, yapılacak tespitin hukukî sonucunun ise kusurlu tarafın belirlenmesiyle beraber sözleşmenin feshi olduğunda kuşku yoktur." gerekçesine yer verilerek yapılacak tespitin imtiyaz sözleşmesinin feshine yönelik olacağı belirtilmiştir. Doktrinde de imtiyaz sahibinin kamu hizmetini yürütmesini idarenin kusurunu ileri sürerek kesintiye uğratamayacağı (DURAN Lûtfi, İdare Hukuku Ders Notları, 1982, İstanbul, s.335; ÖZTÜRK K. Burak, Kamu Hizmeti İmtiyaz Sözleşmeleri, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, s.71), hizmetin yürütülmesini durdurabilmesi için idarenin kusurunun adeta mücbir sebep (force majeure) oluşturacak kadar yoğun olması gerektiği, özel hukuk sözleşmelerinde kabul edilen karşı tarafın ediminin ifasına kadar kendi borcunu yerine getirmekten kaçınma hakkına ilişkin ödememezlik definin (exceptio non adimpleti contractus ilkesinin) imtiyaz sözleşmelerinde uygulanmasının mümkün olmadığı kabul edilmektedir (VEDEL Georges, Droit Administratif, 1973, Paris, s.839). Bu durumda, bakılan uyuşmazlıkta davalı idarenin imtiyaz sözleşmesinin yürütülmesindeki herhangi kusuru değil, kamu hizmetinin düzenli ve sürekli yürütülemez bir hâl almasına sebep olan yoğunluktaki kusurunun tespiti gerekmektedir. B. İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 16/04/2018 tarih ve E:2015/4566, K:2018/1812 sayılı kararında, "imtiyaz sözleşmesinden doğan idari nitelikteki bu davada, davacının projenin davalı idarelerin kusuru nedeniyle gerçekleştirilemediğinin tespitine yönelik talebinin, 'davalı idarelerin iradelerinin "İmtiyaz Sözleşmesi"nin imzalandığı 28/10/1998 tarihten itibaren projenin gerçekleştirilememesi yönünde olduğu, bu yöndeki iradenin 4501 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten sonra müzakere edilen "Uygulama Sözleşmesi"nin imzalanarak yürürlüğe konulması sürecinde de devam ettiği' iddialarına dayandığı" gerekçesine yer verilmiştir. Öte yandan, davacı tarafından düzenlenen dilekçelere bakıldığında; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile 28/10/1998 tarihli İmtiyaz Sözleşmesinin; BOTAŞ ile 19/11/1999 tarihli Gaz Satış Anlaşmasının imzalandığının ve TEAŞ ile 19/11/1999 tarihli ESA'nın parafe edildiği; 4501 sayılı Kamu Hizmetleri İle İlgili İmtiyaz Şartlaşma ve Sözleşmelerinden Doğan Uyuşmazlıklarda Tahkim Yoluna Başvurulması Halinde Uyulması Gereken İlkelere Dair Kanun'un 22/01/2000 tarih ve 23941 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesi ile anılan Kanunda öngörülen şartlar dâhilinde özel hukuk hükümlerine tâbi olmak için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına başvuru yaptıkları, adı geçen Bakanlığın özel hukuk hükümlerine göre düzenlenecek "Uygulama Sözleşmesi"ni uzunca bir süre müzakere konusu yaptığı, bu müzakerelerde davalı Bakanlığın öne sürdüğü taleplerin hepsinin taraflarınca kabul edildiği; 28/10/2000 tarih ve 24214 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 2000/1397 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla projenin özel hukuk hükümlerinden yararlandırılmasının onaylandığı ve Uygulama Sözleşmesi ekleri üzerinde çalışmaya başlanıldığı, Bakanlığın talepleri doğrultusunda hazırlanıp parafe edilen Bakanlar Kurulu'na da sunularak onaylanmış olan Uygulama Sözleşmesine rağmen Bakanlığın sözleşmeyi tekrar müzakereye açtığı ve mâkul ölçüleri aşan başka taleplerde bulunduğu, bu süreçte 4628 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği, Bakanlığın 4501 sayılı Kanun'da sözleşmelerin müzakeresi için öngörülen üç aylık sürenin dolmasına dört gün kala daha önce üzerinde mutabık kalınan sözleşme yerine farklı hükümleri içeren yeni bir uygulama sözleşmesini parafe etmek üzere taraflarına gönderdiği, kendilerinin daha önceki hükümlerden farklı hususları içeren kısımları çıkartmak suretiyle sözleşmeyi parafe edip 27/04/2001 tarihinde Bakanlığa gönderdiklerini, ancak Bakanlığın 31/05/2001 tarih ve 8094 sayılı yazısıyla Uygulama Sözleşmesi üzerinde mutabık kalınamadığını bildirdiği; kendilerinin projenin gerçekleştirilmesi için iyi niyetli her türlü çabayı gösterdikleri, davalı idarenin dava konusu Protokolden de anlaşılacağı üzere projenin gerçekleştirilmesi yönündeki iradesinin aslında çok uzun zaman önce ortadan kalktığından bahisle projenin davalı idarenin kusuru nedeniyle gerçekleştirilemediğinin tespitinin talep edildiği, davacının iddialarının daha çok 4501 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdikten sonraki döneme ilişkin olduğu görülmektedir. Bu durumda, (1) İmtiyaz sözleşmesinin imzalandığı 28/10/1998 tarihinden 4501 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihe kadar olan dönemin ayrı, (2) Uygulama Sözleşmesi müzakereleri döneminin ayrı, (3) Uygulama Sözleşmesi imzalanamamasından sonraki dönemin ise ayrı incelemesi yapılacaktır. (1) İmtiyaz sözleşmesinin imzalandığı 28/10/1998 tarihinden 4501 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihe kadar olan dönem: Taraflar arasında 28/10/1998 tarihinde imzalanan sözleşmede inşaat süresi olarak 2 yıl 2 ay öngörülmüş, 4501 sayılı Kanun ise 22/01/2000 tarih ve 23941 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak Sözleşme'nin imza tarihinden yaklaşık 15 ay sonra yürürlüğe girmiştir. Dairemizin 25/02/2020 tarihli ara kararına verilen cevaplar incelendiğinde, yaklaşık 15 aylık bu dönemde taraflar arasında yapılan yazışmalardan projenin gerçekleştirilmesini engellemeye yönelik davalı idarenin herhangi bir iş veya işlemi tespit edilememiş olup, davalı idarenin Sözleşme'nin imzalandığı 28/10/1998 tarihten itibaren incelenen bu dönem içerisinde projenin gerçekleştirilememesine yönelik kusuru bulunduğundan söz edilmesine olanak yoktur. Öte yandan, Sözleşme'de öngörülen inşaat süresinin 26 ay olduğu dikkate alındığında, 4501 sayılı Kanun'un yürürlüğünden önce davacı şirket tarafından inşaat süresinin önemli bir kısmının projede ilerleme kaydedilmeksizin tüketildiği, imtiyaz sahibinin 04/02/1999 tarihli yazısında "inşaata başlama tarihini evvelce belirlenen program doğrultusunda, fakat kontrolümüz dışında olabilecek gecikmeler hariç Ekim 1999 olarak muhafaza ediyoruz.", İşletmeye geçiş tarihini Aralık 2001 olarak öngörmekteyiz." ifadelerine yer verildiği, davacı şirketin Sözleşme'nin imzalanmasından sonraki faaliyetleri hakkında Bakanlığa bilgi verdiği 11/02/1999 tarihli yazıda, "Danışmanımız G.E. Capital firması ile birlikte Kasım ve Aralık aylarında ABD'de kreditör kuruluşlar ile görüşmeler yaptık. Tahkim konusu görüşme gündemlerinin ana maddesi olarak ortaya çıktı. ABD ile Türkiye arasındaki İkili Yatırım Anlaşması çerçevesinde, YİD projelerinin uluslararası tahkimden yararlanabilme imkânlarının araştırıldığının" belirtildiği, yine davacı şirket tarafından gerçekleştirilen faaliyetler hakkında Bakanlığa bilgi vermek için yazılan 13/08/2019 tarihli yazıda, "Bakanlığınız ile önceden mutabık olduğumuz, İmtiyaz Sözleşmesinde Danıştay'dan talep edilecek değişiklikler metnine Hazine Müsteşarlığının isteklerinin ilave edildiği, yine tahkim imkânına ilişkin birtakım görüş ve önerilere" yer verildiği, projenin davalı idare tarafından engellendiğine ilişkin bir talep ya da yakınma olmadığı gibi, re'sen yapılan incelemede de projenin davalı idare tarafından engellendiğine yönelik bir hususun olmadığı anlaşılmaktadır. Bakanlığın ... tarih ve ... sayılı yazısıyla, imtiyaz sahibinin yükümlülüğünde olan Sözleşme'ye konu proje için 11 aylık süre geçmiş olmasına karşın sermaye şirketinin hâlen kurulmadığının bildirildiği, davacı şirketin 29/09/1999 tarihli yazısıyla Sözleşme'de değişiklik çalışmalarının olduğu, değişecek maddelerden birinin de proje şirketinin kurulma süresi olduğu, şirket kurma çalışmalarına başlandığının (şirketin ise ancak 30/03/2000 tarihinde kurulduğu görülmektedir) belirtildiği görülmektedir. Bu durumda, davacı şirketin proje konusu inşaatın tamamlanmasına ilişkin önemli bir süreyi tükettiği, sözleşmede kendi yükümlülüğünde olan birtakım iş ve işlemleri geciktirdiği, bu aşamada davalının kamu hizmetini yürütülemez bir hâle getiren kusurunun olmadığı görülmektedir. (2) 4501 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesi ile davacı şirketin başvurusu nedeniyle yapılan müzakerelere ilişkin: 22/01/2000 tarih ve 23941 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 4501 sayılı Kanun'un 7. maddesi ile 3996 sayılı Kanun'un Geçici 1. maddesine, "Ancak, birinci fıkrada belirtilen proje ve işler ile 04/12/1984 tarihli ve 3096 sayılı Türkiye Elektrik Kurumu Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi, İletimi, Dağıtımı ve Ticareti ile Görevlendirilmesi Hakkında Kanun ve 28/05/1988 tarihli ve 3465 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü Dışındaki Kuruluşların Erişme Kontrollü Karayolu (Otoyol) Yapımı, Bakımı ve İşletilmesi ile Görevlendirilmesi Hakkında Kanuna tâbi proje ve işlere de bu Kanun'un 5. madde hükmünün uygulanmasına, görevli veya sermaye şirketinin, Kanunun yayım tarihinden itibaren bir ay içinde başvurusu ve ilgili idarenin müracaatı üzerine Bakanlar Kurulunca karar verilebilir. Bu durumda idare ile görevli veya sermaye şirketi arasında yapılmış olan sözleşme, uluslararası finansman temini kriterleri ve idarenin yürürlükteki benzer uygulama sözleşmeleri de dikkate alınarak, özel hukuk hükümlerine göre, Bakanlar Kurulu Kararının yayımından itibaren üç ay içinde yeniden düzenlenir. Bu süre, tarafların mutabakatı ile en çok üç ay daha uzatılabilir." kuralı eklenmiş; madde kapsamındaki davacı şirket tarafından özel hukuk hükümlerine tâbi olmak için başvuru yapılmış; 28/10/2000 tarih ve 24214 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 2000/1397 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla projenin özel hukuk hükümlerinden yararlandırılması onaylanmış ve Uygulama Sözleşmesi ekleri üzerinde çalışmaya başlanılmıştır. Davacı tarafından, "Bakanlığın talepleri doğrultusunda hazırlanıp parafe edilen Bakanlar Kurulu'na da sunularak onaylanmış olan Uygulama Sözleşmesine rağmen Bakanlığın sözleşmeyi tekrar müzakereye açtığı ve mâkul ölçüleri aşan başka taleplerde bulunduğu, bu süreçte 4628 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği, Bakanlığın 4501 sayılı Kanun'da sözleşmelerin müzakeresi için öngörülen üç aylık sürenin dolmasına dört gün kala daha önce üzerinde mutabık kalınan sözleşme yerine farklı hükümleri içeren yeni bir uygulama sözleşmesini parafe etmek üzere taraflarına gönderdiği, kendilerinin daha önceki hükümlerden farklı hususları içeren kısımları çıkartmak suretiyle sözleşmeyi parafe edip 27/04/2001 tarihinde Bakanlığa gönderdiklerini, ancak Bakanlığın 31/05/2001 tarih ve 8094 sayılı yazısıyla Uygulama Sözleşmesi üzerinde mutabık kalınamadığını bildirdiği, bu nedenle davalı idarenin kusurlu davrandığı ileri sürülmektedir. 4501 sayılı Kanun ile getirilen imtiyaz sözleşmelerinin özel hukuk sözleşmelerine dönüştürülebilmesi için imtiyaz sahibi şirketin bir ay içinde başvurusu ve ilgili idarenin müracaatı üzerine "Bakanlar Kurulunca karar verilebilir." ifadesi ile de Bakanlar Kurulu'na konu hakkında değerlendirme yapma hakkı verilmiştir. Mezkur kanun uyarınca Bakanlar Kurulu Kararının alınması üzerine, idare ile görevli veya sermaye şirketi arasında yapılmış olan imtiyaz sözleşmesinin uluslararası finansman temini kriterleri ve idarenin yürürlükteki benzer uygulama sözleşmeleri de dikkate alınarak, özel hukuk hükümlerine göre düzenleneceği, yeni sözleşmenin ise Bakanlar Kurulu Kararı'ndan itibaren 6 ay içinde imzalanması gerektiği kurala bağlanmıştır. Kanun'a göre, idare özel hukuka tâbi yeni sözleşmeyi uluslararası finansman temini kriterleri ve idarenin yürürlükteki benzer uygulama sözleşmeleri de dikkate alarak serbestçe müzakere edebilecektir. Özel hukuka tâbi sözleşme müzakerelerinin uyuşmazlık konusu imtiyaz sözleşmesinin gerçekleştirilmesinde tali bir durum olduğu açıktır. Zira, taraflar imtiyaz sözleşmesini 4501 sayılı Kanun'un yayımlanmasından çok önce imzalayarak, sözleşmede belirtilen şartlarda kamu hizmetinin yerine getirilmesinde mutabık kalmışlardır. Özel hukuk sözleşmesinin taraflarca Kanun'da belirtilen sınırlar dahilinde serbestçe müzakere edilebileceği göz önüne alındığında, bu müzakerelerdeki taleplerin "imtiyaz konusu hizmetin" gerçekleştirilmesini engellemede kusur oluşturacağı söylenemez. Davalı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın bu dönem için garantilerin şartları da dâhil her bir maddeyi müzakere etme hakkının olduğu da açıktır. Öte yandan, davacı şirketin müzakerelerde zaman kaybedildiği için 4628 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesinin yürürlüğe girmesiyle 2002 yılı sonuna kadar projenin işletmeye alınma şansının güçleştirildiği iddiası açısından yapılan incelemede, Dairemizin ara kararına verilen cevaplardan, taraflar arasında bu dönemde uyuşmazlığa sebep olan maddelerin "Tasarım ve İnşaat İle İlgili İlkeler" başlıklı 6. madde, "Güvenlik Önlemleri" başlıklı 24. madde, "2002 yılının sonu itibarıyla işletmeye geçen şirketlerin Hazine garantisinden yararlanabileceklerine ilişkin" "Diğer Hususlar" başlıklı 31. madde, "İhtilafların Çözülmesi" başlıklı Madde 32.c, "Ek-2 Tarife Uygulama Esasları, Risk Olayları Nedenlerinin Tarafların Yükümlülüklerine ve Tarife Üzerine Etkileri" başlıklı 3.2.3. maddeler üzerinde anlaşmanın sağlanmadığı, bu maddelerin müzakerelerinde taraflarca farklı önerilerin olmasının beklenebilir olduğu, 4501 sayılı Kanun'un imtiyaz sözleşmesinin her iki tarafına da özel hukuka tâbi sözleşme imzalama zorunluluğu yüklemediği, bu nedenle idarenin davacıya zaman kaybettirme kastıyla hareket ettiğinin söylenemeyeceği görülmektedir. (3) Özel Hukuk Sözleşmesinin İmzalanamamasından Sonraki Aşama: Dosyanın incelenmesinden, Bakanlığın ... tarih ve ... sayılı yazısıyla Uygulama Sözleşmesi üzerinde mutabık kalınamadığını davacı şirkete bildirdiği görülmektedir. A. 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 03/03/2001 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine Kanun'un 8. maddesinin Hazine garantilerinin bu Kanun'un yayımı tarihinden önceki projeler için 2002 yılı sonu itibarıyla işletmeye geçme koşuluyla verileceği, Hazine garantisi verilmiş olanlardan 2002 yılı sonu itibarıyla işletmeye alınamayanların garantilerinin geçersiz olacağı yolundaki hükmünün uygulanmasını sağlamaya esas olmak üzere taraflar arasında yapılan toplantılar sonucunda, Hazine garantisi şartları ile buna bağlı olarak TEAŞ tarafından verilecek olan alım taahhüdü şartlarına ilişkin davacı şirkete önerilerde bulunulmuştur. Buna karşılık, davacı tarafından, projenin 2002 yılı sonuna kadar işletmeye geçmesi imkânının ortadan kalktığı, bu nedenle fiilen Hazine garantisi imkânı ellerinden alındığından ek süre verilmesi gerektiği, projenin finansmanının tamamının yabancı kaynak üzerine kurulduğu, kredi geri ödeme döneminin tamamını kapsayacak şekilde Hazine garantisi ve enerji alım taahhüdü verilmesi gerektiği hususlarına ilişkin olarak başvuruda bulunulmuş, davacının başvurusu zımnen reddedilmiştir. İmtiyaz sahibi sözleşmenin malî dengesinin sağlanmasını ve korunmasını isteme hakkına sahip olduğundan Hazine garantisi şartları ile buna bağlı TEAŞ tarafından verilecek olan alım taahhüdü şartlarına ilişkin olarak yapılan önerilerin sözleşmenin malî şartlarına müdahale niteliğinde olduğu ileri sürülebilir ise de, davacının bu hususa karşı yaptığı başvurunun zımnen reddi üzerine zımen ret işleminin iptali istemiyle bakılan davada, Dairemizin 19/02/2015 tarih ve E:2010/302, K:2015/683 sayılı kararıyla, "dava konusu işlemin, Anayasa Mahkemesi'nce Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilen Kanun kuralının esas alınması suretiyle tesis edildiği, bu nedenle iptal kararı ile birlikte yasal dayanaktan yoksun hâle geldiği açık olup, bu hâliyle Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilen yasa kuralı esas alınarak tesis edilen dava konusu işlemde hukukî isabet bulunmadığı" gerekçesine yer verilmek suretiyle iptaline karar verildiği, anılan karara karşı yapılan temyiz başvurusu sonucunda, İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 16/04/2018 tarih ve E:2015/4566, K:2018/1812 sayılı kararıyla, "Uyuşmazlıkta; davacının 18/09/2001 tarihli başvurusu, cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedilmiş olmakla birlikte, başvurusunun 4628 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesinin birinci fıkrası kapsamında kalan hususlara ilişkin olduğu dikkate alındığında, davalı idarece 4628 sayılı Kanun'un anılan maddesinin Anayasa Mahkemesi'nin 13/02/2002 günlü, E:2001/293, K:2002/28 sayılı kararıyla iptal edilmesinden sonra, kararda belirtilen gerekçeler doğrultusunda davacının başvurusuyla ilgili yeni bir işlem tesis edilmesi gerektiği açıktır. Bu durumda; davacının, kendilerine önerilen Hazine garantisi şartları ile buna bağlı olarak TEAŞ tarafından verilecek alım taahhüdü şartlarına yönelik başvurunun zımnen reddine ilişkin davalı idare işleminde hukuka uyarlık görülmemiştir." gerekçesiyle onandığı görülmektedir. B. 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun Geçici 8. maddesi esas alınarak, 29 adet Yap-İşlet-Devret projesinin durumunu görüşmek ve nihaî bir çözüme kavuşturmak amacıyla 08/10/2001 tarihinde Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısının başkanlığında, Hazineden sorumlu Devlet Bakanı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ile Bakanlığın ve Hazine Müsteşarlığının bürokratlarının katılımı ile yapılan toplantıda alınan kararların bir protokole bağlandığı ve 24/10/2001 tarihinde yapılan basın açıklamasında, nihaî karar verilmek üzere Hazine Müsteşarlığı tarafından Bakanlar Kurulu'nun onayına sunulacak garanti prensiplerinin kamuoyuna duyurulduğu anlaşılmaktadır. 08/10/2001 tarihli Protokol'de, (düşünce verilen bu dosyada davacının iddiasına dayanak olarak gösterdiği ve dava açtığı Protokol'dür.) idarenin genel şart olarak, 4628 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesinde öngörüldüğü şekilde santrallerin en geç 2002 yılı sonu itibarıyla işletmeye geçeceği, bu tarih itibarıyla işletmeye geçmeyen projelere sağlanan Hazine garantilerinin kendiliğinden hükümsüz olacağı belirtildikten sonra, şirketlerin daha önce Bakanlık ile uzlaşmış oldukları elektrik satış tarifesinde herhangi bir artışa neden olacak değişiklik talebinde bulunmayacakları, sağlanacak kredilerin vadesinin (kullanım+geri ödeme) asgari 4 yıl olacağı, dokümanların belirtilen çerçevede revize edilmesinden sonra garantör sıfatıyla Hazine Müsteşarlığı görüşünün alınacağı vurgulanmış ve ayrıca nihaî karar verilmek üzere Hazine Müsteşarlığı tarafından Bakanlar Kurulu'nun onayına sunulacak garanti prensipleri ile ilgili olarak, Enerji Satış Anlaşmasından (ESA) kaynaklanan ödeme yükümlülükleri için Hazine garantisinin, ticarî işletmeye alınma tarihinden itibaren ilk 10 yıllık süre için Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt A.Ş. (TETAŞ) Genel Müdürlüğü'nün Enerji Satış Anlaşmasından kaynaklanan ödeme yükümlülüklerinin tamamını, sonraki dönemde ise TETAŞ'ın rüçhan hakkı saklı kalmak kaydıyla, sadece fiilen teslim aldığı enerjinin bedelini kapsayacağı, 2002 yılı sonuna kadar işletmeye geçmeyen ve bu nedenle Hazine garantileri geçersiz olan projelerle ilgili olarak belirtilen şartlarda TETAŞ tarafından enerji alımının devam edeceği, ancak TETAŞ'ın alım taahhüdünün en geç 2012 yılında sona ereceği öngörülmüştür. Protokol çerçevesinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nca 27/12/2001 tarih ve 6119 sayılı işlemde; (yine düşünce verilen bu dosyada davacının iddiasına dayanak olarak gösterdiği ve dava açtığı işlemdir.) projeye imtiyaz sözleşmesi kapsamında devam edilmesinin 08/10/2001 tarihli Protokol ile belirlenen Hazine garantisi prensiplerinin kabulü kaydıyla mümkün olduğu, 4628 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesinde hükme bağlandığı şekilde 2002 yılı sonu itibarıyla işletmeye geçemeyen projelere sağlanan Hazine garantilerinin kendiliğinden hükümsüz olacağı, bu temel prensip ışığında nihaî karar verilmek üzere Hazine Müsteşarlığı tarafından Bakanlar Kurulu'nun onayına sunulacak garanti prensiplerinin somutlaştırıldığı ifade edilerek, Hazine garantisi prensipleri ile TETAŞ'ın enerji alım taahhüdü koşullarının kabulü hâlinde, 07/01/2002 tarihinden itibaren 3 iş günü içerisinde revize edilmiş sözleşme metni örneğinin Bakanlıktan alınması ve ayrıca bildirilecek tarihte süresiz kat'i teminat mektubunun teslim edilmesi kaydıyla yapılacak görüşmeye katılacağı davacıya bildirilmiştir. Gerek 08/10/2001 tarihli Protokol'de gerek ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nca 27/12/2001 tarih ve 6119 sayılı işlemle imtiyaz sözleşmesinin akit karakterinin ağır bastığı malî hükümlerine müdahale edildiği görülmekle birlikte, 08/10/2001 tarihli Protokol'ün iptali istemiyle açılan davada, taraflar arasındaki imtiyaz sözleşmesine müdahale niteliğindeki maddelerden "santrallerin en geç 2002 yılı sonu itibarıyla işletmeye geçeceğine ilişkin kısmının" Dairemizin 19/02/2015 tarih ve E:2010/312, K:2015/685 sayılı kararıyla iptal edildiği, söz konusu kararımızın bu kısmının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 16/04/2018 tarih ve E:2015/4059, K:2018/1811 sayılı kararıyla onandığı; Protokol'ün sağlanacak kredilerin vadesinin (kullanım+geri ödeme) asgari 4 yıl olacağı, ESA'dan kaynaklanan ödeme yükümlülükleri için Hazine garantisinin, ticarî işletmeye alınma tarihinden itibaren ilk 10 yıllık süre için TETAŞ'ın ESA'dan kaynaklanan ödeme yükümlülüklerinin tamamını, sonraki dönemde ise TETAŞ'ın rüçhan hakkı saklı kalmak kaydıyla, sadece fiilen teslim aldığı enerjinin bedelini kapsayacağı yönündeki hükümleri ise Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun anılan bozma kararı üzerine Dairemizin 16/06/2021 tarih ve E:2020/276, K:2021/2266 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Bakanlığın 27/12/2001 tarih ve 6119 sayılı işleminin iptali istemiyle açılan davada ise, Dairemizin 19/02/2015 tarih ve E:2010/309, K:2015/684 sayılı kararında yer verilen "İmtiyaz Sözleşmesine konu projeye ilişkin Hazine garantilerini koşullara bağlayan ve sözleşmenin değiştirilmesi sonucunu doğuran dava konusu işlemin, Anayasa Mahkemesi'nce Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilen Kanun kuralının esas alınması suretiyle tesis edildiği, iptal kararı ile birlikte yasal dayanaktan yoksun hâle geldiği açık olup, bu hâliyle Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilen yasa kuralı esas alınarak tesis edilen dava konusu işlemde hukukî isabet bulunmamaktadır." gerekçeyle işlemin iptali yolundaki kararı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 16/04/2018 tarih ve E:2015/4391, K:2018/1813 sayılı kararıyla, "Uyuşmazlıkta; Hazine garantilerinin uygulanması esaslarına ilişkin olarak tesis edilen 27/12/2001 günlü, 6119 sayılı davalı idare işleminin, 4628 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi esas alınarak, 29 adet Yap-İşlet-Devret projesinin durumunu görüşmek ve nihaî bir çözüme kavuşturmak amacıyla 08/10/2001 tarihinde Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısının başkanlığında, Hazineden sorumlu Devlet Bakanı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ile Bakanlığın ve Hazine Müsteşarlığının bürokratlarının katılımı ile yapılan toplantıda alınan karara istinaden düzenlenen 08/10/2001 tarihli protokole dayanmakta olup, anılan protokolün davacıyı ilgilendiren kısımlarının iptali istemiyle açılan davada, Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce dava konusu Protokolün, santrallerin en geç 2002 yılı sonu itibarıyla işletmeye geçeceğine ilişkin kısmının iptali ile Protokolün diğer kısımları yönünden davanın reddi yolundaki 19/02/2015 günlü, E:2010/312, K:2015/685 sayılı karar, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 16/04/2018 günlü, E:2015/4059, K:2018/1811 sayılı kararıyla; iptale ilişkin kısım ile dava konusu Protokolün "Şirketler daha önce Bakanlık ile uzlaşmış oldukları elektrik satış tarifesinde herhangi bir artışa neden olacak değişiklik talebinde bulunmayacaklardır." hükmü yönünden davanın reddine ilişkin kısım yönünden onanmış; Protokolün Hazine garantilerini ilgilendiren diğer kısımlarında ise hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle bozulmuştur. Bu itibarla; davalı idarece, dava konusu işlemin dayanağını oluşturan 08/10/2001 tarihli Protokolün Hazine garantilerinin kapsamına ilişkin olarak verilen yargı kararları dikkate alınarak yeni bir işlem tesis edilmesi gerektiği açık olup, dava konusu işlemi iptal eden Daire kararı sonucu itibarıyla hukuka uygundur." gerekçesiyle onandığından sözleşmeye yapılan müdahaleler yargı kararları ile ortadan kaldırılmıştır. 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun Geçici 8. maddesinin birinci fıkrasında yer verilen "3996 sayılı Kanun hükümleri çerçevesindeki Hazine garantileri, bu Kanun'un yayımı tarihinden önce kararlaştırılmış bulunan projeler için 2002 yılı sonu itibarıyla işletmeye geçmeleri kaydıyla verilebilir. Bu projelerden Hazine garantisi verilmiş olanların 2002 yılı sonu itibarıyla işletmeye alınamaması hâlinde Hazine garantileri geçersiz olur." kuralının, Anayasa Mahkemesi'nin 13/02/2002 tarih ve E:2001/293, K:2002/28 sayılı kararıyla, "3996 sayılı Kanun kapsamındaki Hazine garantileri, daha önce kararlaştırılmış projelerde sözleşmenin ayrılmaz bir bölümüdür. İdarenin bütünlüğü nedeniyle, sözleşmenin bir tarafının Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ya da başka bir kamu kuruluşu olması ve Hazine garantilerinin ise Hazine Müsteşarlığı'nın bağlı olduğu Bakan tarafından verilmesi bu durumu değiştirmez. Çünkü bu sözleşmelerin tarafı durumundaki yüklenici şirketler yatırım ve hizmetleri bunların Hazine garantisi içerisinde yürütüleceğini bilerek üstlenmektedirler. Açıklanan nedenlerle, sözleşmeden ayrı düşünülemeyecek olan Hazine garantilerine ilişkin dava konusu düzenleme ile sözleşme özgürlüğüne müdahale edildiğinden Anayasa'nın 2. ve 48. maddelerine aykırı bulunduğu" gerekçesine yer verilmek suretiyle iptal edildiği, yürürlüğün durdurulmasına ilişkin kararın 15/02/2002 tarih ve 24672 sayılı; gerekçeli iptal kararının ise 18/04/2002 tarih ve 24730 sayılı Resmî Gazetelerde yayımlandığı görülmektedir. Bu durumda, davalı idarenin taraflar arasındaki Sözleşme'nin malî şartlarına ilişkin olarak birtakım hususlarda değişiklik yapmak istedikleri, malî şartlara ilişkin olması sebebiyle bu hususlarda kamu idarelerince tek taraflı değişiklik yapılamayacağı gibi, sözleşmenin malî dengesinin bozulmasından da kaçınılması gerektiğinin açık olduğu; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 15/06/2006 tarih ve E:2005/3172, K:2006/743 sayılı kararında yer verilen "Hazine Müsteşarlığı tarafından, davacı şirkete sözleşme kapsamında verilecek Hazine garantisinin kapsamı ve koşullarının, yeniden belirlenmeye çalışılması sonucu, davacı şirket, İmtiyaz Sözleşmesi kapsamında taahhüt ettiği Hazine garanti mektubunu öngörülen sürede verememiştir. Benzer şekilde, davacı şirket, 19/11/1999 tarihinde TEAŞ ile Enerji Satış Anlaşmasını (ESA) parafe etmiş ise de, Hazine garantisinin kapsamı ve koşullarında yaşanan belirsizlik nedeniyle Hazine garantisiyle doğrudan ilişkili olan nihaî Enerji Satış Anlaşmasını da imzalayamamıştır." gerekçesinde de bu hususun vurgulandığı, ancak davacı şirket tarafından açılan iptal davalarında sözleşmeye müdahale niteliği taşıyan işlemlerin yargı kararları ile iptal edildiği, yargı kararlarının tüm tarafları bağladığının açık olduğu da dikkate alındığında, bu işlemlerin tesisinde imtiyaz sözleşmesine konu kamu hizmetinin yürütülemez bir hâl aldığı, dolayısıyla projenin davalı idarenin kusuru nedeniyle gerçekleştirilemediği söylenemeyecektir. Nitekim, davacı tarafından da 16/06/2020 tarihli ara kararı cevabında, "İmtiyaz sözleşmesi ve dolayısıyla da proje hiçbir zaman iptal ya da feshedilmediğinden engel teşkil eden bu idarî işlemlerin iptali ile projenin yapılmasının önündeki engellerin kalkmış olduğu, ancak davalı idarenin yukarıda belirtilen kesin hüküm mahiyetindeki kararların gereğini yerine getirmek için bugüne kadar herhangi bir işlem tesis etmediği" belirtilmektedir. Bu itibarla, yukarıda yapılan tespit ve değerlendirmeler çerçevesinde, davalı idarenin uyuşmazlığa konu projenin gerçekleştirilmesinde kusurlu olmadığı sonucuna varılmıştır." gerekçesiyle, imtiyaz sözleşmesine konu Karadeniz Ereğlisi Kombine Çevrim Doğalgaz Santrali Projesinin davalı idarenin kusuru nedeniyle gerçekleştirilemediği hususunun tespitine ilişkin kısmı yönünden davanın reddine, karar verilmiş, bu karar Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 21/12/2022 tarih ve E:2021/2780, K:2022/3873 sayılı kararıyla onanmış, karar düzeltme istemi ise aynı Kurulun 15/06/2023 tarih ve E:2023/871, K:2023/1440 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Davacının bakılan davadaki iddiası, daha önce ifade edildiği üzere, yukarıda alıntısına yer verilen konularda açılan iptal davalarında verilen iptal kararlarının uygulanmaması iddiasına dayandığından, bu iddianın yerinde olup olmadığının yine yukarıda gerekçesine yer verilen Danıştay Onüçüncü Dairesinin kanun yollarından geçmek suretiyle de kesinleşen 16/06/2021 tarih ve E:2020/282, K:2021/2268 sayılı kararında yer alan gerekçeler de dikkate alınmak suretiyle değerlendirilmesi gerekmektedir. Söz konusu kararda; 08/10/2001 tarihli Protokol ile Bakanlığın 27/12/2001 tarih ve 6119 sayılı işleminin iptali istemiyle açılan davalarda verilen iptal kararları ile "sözleşmeye yapılan müdahalelerin yargı kararları ile ortadan kaldırılmıştır." gerekçesine yer verilmiş, ardından, davalı idarenin kusuru yönünden yapılan inceleme sonucunda, "yargı kararlarının tüm tarafları bağladığının açık olduğu da dikkate alındığında, bu işlemlerin tesisinde imtiyaz sözleşmesine konu kamu hizmetinin yürütülemez bir hâl aldığı, dolayısıyla projenin davalı idarenin kusuru nedeniyle gerçekleştirilemediği söylenemeyecektir." yolundaki gerekçe ile davalı idarenin uyuşmazlığa konu projenin gerçekleştirilmesinde kusurlu olmadığı sonucuna varılmıştır değerlendirmesi yapılmıştır. Davacı tarafından davalı idareye yapılan dava konusu başvuruda, imtiyaz sözleşmesi ve dolayısıyla da proje hiçbir zaman iptal ya da feshedilmediğinden engel teşkil eden idarî işlemlerin iptali ile projenin yapılmasının önündeki engellerin kalkmış olduğu, ancak davalı idarenin yukarıda belirtilen kesin hüküm mahiyetindeki kararların gereğini yerine getirmek için bugüne kadar herhangi bir işlem tesis etmediği belirtilmek suretiyle sözü edilen mahkeme kararları yerine getirilerek, Proje'nin İmtiyaz Sözleşmesi'ne uygun olarak bir an evvel uygulamaya konulması; İmtiyaz Sözleşmesi'ne son verilmesine, yani Proje'nin uygulamaya konulmamasına karar verilmesi halinde ise, şirketlerinin zararlarının İmtiyaz Sözleşmesi'nin tabi olduğu hukuka uygun olarak tazmin edilmesi istenildiği görülmektedir. Her ne kadar davacı tarafından, gerek dava dilekçesinde gerekse Danıştay Onüçüncü Dairesinin 16/06/2020 tarihli ara kararına verdiği yanıtta ,"İmtiyaz sözleşmesi ve dolayısıyla da proje hiçbir zaman iptal ya da feshedilmediğinden engel teşkil eden bu idarî işlemlerin iptali ile projenin yapılmasının önündeki engellerin kalkmış olduğu, ancak davalı idarenin yukarıda belirtilen kesin hüküm mahiyetindeki kararların gereğini yerine getirmek için bugüne kadar herhangi bir işlem tesis etmediği" belirtilmekte ise de, söz konusu uyuşmazlığın imtiyaz sözleşmesinden kaynaklandığı, bu anlamda verilen iptal kararlarının gereğinin yerine getirilmesi konusunda davalı idareyi harekete geçirecek girişimlerde bulunması gerekmekte olup, dava dosyası ile diğer idari işlemlerin iptali istemiyle açılan davalara ilişkin dosyalar birlikte değerlendirildiğinde, davacının hakkında verilen iptal kararlarının gereğinin yerine getirilmesini istemek konusunda hareketsiz kaldığı görülmüştür. Öte yandan, Danıştay Onçüncü Dairesinin 16/06/2021 tarih ve E:2020/282, K:2021/2268 sayılı kararında, davalı idarenin uyuşmazlığa konu projenin gerçekleştirilmesinde kusurlu olmadığı sonucuna varılarak, imtiyaz sözleşmesine konu Karadeniz Ereğlisi Kombine Çevrim Doğalgaz Santrali Projesinin davalı idarenin kusuru nedeniyle gerçekleştirilemediği hususunun tespitine ilişkin kısım yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Yukarıda yer verilen tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde, davacının başvurusunun reddine ilişkin davalı idare işleminde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince duruşma için taraflara önceden bildirilen 13/05/2025 tarihinde, davacı vekilleri Av. ..., Av. ...'nin ve davalı idare vekilleri Av. ..., Av. ...'ün geldikleri, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ : Davacı ile davalı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı arasında 3096 sayılı Türkiye Elektrik Kurumu Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi, İletimi, Dağıtımı ve Ticareti İle Görevlendirilmesi Hakkında Kanun kapsamında Yap-İşlet-Devret modeli ile iki gaz türbini ve bir buhar türbininden oluşan toplam net 206 MW kurulu gücünde Karadeniz Ereğlisi Kombine Çevrim Doğalgaz Santralinin inşa edilmesi, işletmeye alınması, işletilmesi ve üretilecek elektrik enerjisinin Türkiye Elektrik Üretim İletim A.Ş.'ye (TEAŞ) satışı konusunda doğal gaz santrali kurulması için 28/10/1998 tarihinde Danıştay görüşünden geçerek imtiyaz sözleşmesi imzalanmıştır. Bakılan dava, Karadeniz Ereğlisi Kombine Çevrim Doğalgaz Santrali projesi kapsamında yapılan 14/09/2023 tarihli başvurunun reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji İşleri Genel Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle açılmıştır. İNCELEME VE GEREKÇE: ESAS YÖNÜNDEN: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Davacı tarafından, davalı idareye yapılan dava konusu başvuruda, Karadeniz Ereğlisi Kombine Çevrim Doğalgaz Santrali Projesi kapsamında açmış olduğu davalar iptal ile sonuçlandığından mahkeme kararlarının gereği bir an evvel yerine getirilerek Proje'nin imtiyaz sözleşmesine uygun olarak bir an evvel uygulamaya konulması ya da aksi durumda şirketin zararlarının imtiyaz sözleşmesinin tabi olduğu hukuka uygun olarak tazmin edilmesi istenilmiştir. Anılan başvuruya konu toplamda üç davanın bulunduğu görülmektedir. Bu davalarda, dava konusu işlemlerin iptali ile birlikte, imtiyaz sözleşmesine konu Karadeniz-Ereğlisi Kombine Çevrim Doğalgaz Santralının kurulması ve işletilmesi ile ilgili projenin davalı idarenin kusuru nedeniyle gerçekleştirilemediğinin tespiti istemi de bulunmaktadır. Açılan her üç davada da projenin davanın idarenin kusuruyla gerçekleştirilemediğinin tespitine ilişkin kısımlar davalıların uyuşmazlığa konu projenin gerçekleştirilmesinde kusurlu olmadıkları gerekçesiyle ret ile sonuçlanmış, temyiz incelemesinden geçen Daire kararlarımız onanarak kesinleşmiştir. Bakılan davada uyuşmazlık, açılan davalarda hükmedilen iptal kararlarının nasıl uygulanacağından kaynaklanmaktadır. Anayasa’nın 2. maddesinde yer verilen hukuk devleti ilkesi ile 36. maddede güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, mahkeme kararlarının etkili biçimde ve gecikmeksizin uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu anayasal ilkeler ışığında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesinde de idarelerin, mahkeme kararlarının “icaplarına göre” işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur oldukları açıkça düzenlenmiştir. Nitekim, idari yargıda bir işlemin iptali yönünde verilen mahkeme kararları, söz konusu işlemin hukuki varlığını, yapıldığı andan itibaren ortadan kaldıran kararlardır. Ancak iptal kararının doğurduğu bu sonuç ile kararın uygulanması aynı şey değildir. Kararın uygulanması için kimi zaman herhangi bir işlem tesise edilmesine gerek olmaksızın iptal kararının hukuki etkisi yeterli iken kimi zaman ek işlem ve eylem gerekebilir. Bu nedenle, iptal kararının yerine getirilmesinde; iptal kararına konu işlemin hukuki niteliği ve etkisi ile yargı kararının kapsamı ve gerekçesi belirleyicidir. Zira iptal kararı üzerine yapılması gereken işlemler bu unsurlar dikkate alınarak belirlenebilir. İptal kararının uygulanmasından doğan uyuşmazlıklarda, bir diğer önemli husus davacının karar sonrasında idareye yaptığı başvuruda hangi işlem veya hukuki durumla ilgili ne tür taleplerin ileri sürüldüğüdür. Çünkü iptal kararının ardından yapılacak işlem ve eylemler, kararla ortaya çıkan yeni hukuki duruma göre; tarafın idareden talebinin içeriği ve kapsamı çerçevesinde şekillenecektir. Davacının 14/09/2023 tarihli başvurusunda yer verilen ilk dava, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı ve Başbakanlık arasında 08/10/2001 tarihinde imzalanan protokolün iptali istemiyle açılmıştır. 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun Geçici 8. maddesi esas alınarak, 29 adet Yap-İşlet-Devret projesinin durumunu görüşmek ve nihai bir çözüme kavuşturmak amacıyla 08/10/2001 tarihinde Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısının başkanlığında, Hazineden sorumlu Devlet Bakanı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ile Bakanlığın ve Hazine Müsteşarlığının bürokratlarının katılımı ile yapılan toplantıda alınan kararların bir protokole bağlandığı ve 24/10/2001 tarihinde yapılan basın açıklamasında, nihai karar verilmek üzere Hazine Müsteşarlığı tarafından Bakanlar Kurulunun onayına sunulacak garanti prensiplerinin kamuoyuna duyurulduğu anlaşılmaktadır. 08/10/2001 tarihli Protokol'de, genel şart olarak, 4628 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesinde öngörüldüğü şekilde santrallerin en geç 2002 yılı sonu itibarıyla işletmeye geçeceği, bu tarih itibarıyla işletmeye geçmeyen projelere sağlanan Hazine garantilerinin kendiliğinden hükümsüz olacağı belirtildikten sonra, şirketlerin daha önce Bakanlık ile uzlaşmış oldukları elektrik satış tarifesinde herhangi bir artışa neden olacak değişiklik talebinde bulunmayacakları, sağlanacak kredilerin vadesinin (kullanım+geri ödeme) asgari 4 yıl olacağı, dokümanların belirtilen çerçevede revize edilmesinden sonra garantör sıfatıyla Hazine Müsteşarlığı görüşünün alınacağı vurgulanmış ve ayrıca nihai karar verilmek üzere Hazine Müsteşarlığı tarafından Bakanlar Kurulunun onayına sunulacak garanti prensipleri ile ilgili olarak, Enerji Satış Anlaşmasından (ESA) kaynaklanan ödeme yükümlülükleri için Hazine garantisinin, ticari işletmeye alınma tarihinden itibaren ilk 10 yıllık süre için Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt A.Ş. (TETAŞ) Genel Müdürlüğünün Enerji Satış Anlaşmasından kaynaklanan ödeme yükümlülüklerinin tamamını, sonraki dönemde ise TETAŞ'ın rüçhan hakkı saklı kalmak kaydıyla, sadece fiilen teslim aldığı enerjinin bedelini kapsayacağı, 2002 yılı sonuna kadar işletmeye geçmeyen ve bu nedenle Hazine garantileri geçersiz olan projelerle ilgili olarak belirtilen şartlarda TETAŞ tarafından enerji alımının devam edeceği, ancak TETAŞ'ın alım taahhüdünün en geç 2012 yılında sona ereceği öngörülmüştür. Dairemizin, 19/02/2015 tarih ve 2010/312, K:2015/685 sayılı kararında, "(1) Protokolün genel şartlar başlığı ile düzenlenen bölümündeki santrallerin en geç 2002 yılı sonu itibarıyla işletmeye geçeceğine ilişkin kuralın yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararı ile birlikte yasal dayanaktan yoksun hâle geldiği açık olup, bu hâliyle Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilen yasa kuralı esas alınarak tesis söz konusu kuralda hukuki isabet bulunmamaktadır. (2) Elektrik satış tarifesinde artışa neden olacak değişiklik talebinde bulunulamayacağı kuralı ile (3) Enerji satış anlaşmasından kaynaklanan ödeme yükümlülükleri için Hazine garantileri başlıklı bölümü ile ilgili olarak ise davanın reddine" karar verilmiştir. Anılan kararın iptale ilişkin kısmı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca 16/04/2018 tarih ve E:2015/4059, K:2018/1811 sayılı karar ile onanmıştır. Sonrasında, İdari Dava Daireleri Kurulunun 16/04/2018 tarih ve E:2015/4059, K:2018/1811 sayılı kısmen onama, kısmen bozma kararına uyularak verilen Dairemizin 16/06/2021 tarih ve E:2020/276, K:2021/2266 sayılı kararıyla da dava konusu 08/10/2001 tarihinde yapılan Protokol'ün, sağlanacak kredilerin vadesinin (kullanım+geri ödeme) asgari 4 yıl olacağı; ESA'dan kaynaklanan ödeme yükümlülükleri için Hazine garantisinin, ticari işletmeye alınma tarihinden itibaren ilk 10 yıllık süre için TETAŞ'ın ESA'dan kaynaklanan ödeme yükümlülüklerinin tamamını, sonraki dönemde ise TETAŞ'ın rüçhan hakkı saklı kalmak kaydıyla, sadece fiilen teslim aldığı enerjinin bedelini kapsayacağı yönündeki hükümlerinin de iptaline karar verilmiştir. Sonuç olarak, davacı tarafından dava konusu edilen Protokol’ün genel şartlar başlığı ile düzenlenen bölümündeki santrallerin en geç 2002 yılı sonu itibarıyla işletmeye geçeceğine ilişkin kural 19/02/2015 tarihinde iptal edilmiştir. Dava konusu 08/10/2001 tarihinde yapılan Protokol'ün, sağlanacak kredilerin vadesinin (kullanım+geri ödeme) asgari 4 yıl olacağı; ESA'dan kaynaklanan ödeme yükümlülükleri için Hazine garantisinin, ticari işletmeye alınma tarihinden itibaren ilk 10 yıllık süre için TETAŞ'ın ESA'dan kaynaklanan ödeme yükümlülüklerinin tamamını, sonraki dönemde ise TETAŞ'ın rüçhan hakkı saklı kalmak kaydıyla, sadece fiilen teslim aldığı enerjinin bedelini kapsayacağı yönündeki hükümleri ise 16/06/2021 tarihinde iptal edilmiştir. İkinci dava, 4628 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca hükme bağlanan Hazine garantilerinin uygulanması esaslarına ilişkin olarak davalı idare tarafından tesis edilen 27/12/2001 tarih ve 6119 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır. 27/12/2001 tarihli davacı adına düzenlenip davacıya tebliğ edilen dava konusu işlemle, 08/10/2001 tarihinde yapılan toplantıda mutabakata bağlanan "4628 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesinde hükme bağlandığı şekilde 2002 yılı sonu itibariyle işletmeye geçemeyen projelere sağlanan Hazine Garantileri kendiliğinden hükümsüz olacaktır" temel prensibi ışığında, nihai karar verilmek üzere Hazine Müsteşarlığı tarafından Bakanlar Kurulunun onayına sunulacak garantinin prensiplerinin somutlaştırıldığı, 2002 yılı sonuna kadar işletmeye geçmeyen ve bu nedenle Hazine garantileri geçersiz olan projeler ile ilgili olarak TETAŞ tarafından enerji alımının devam edeceğinin, ancak TETAŞ'ın alım taahhüdünün en geç 2012 yılında sona ereceği, bu tarihten sonra TETAŞ'ın rüçhan hakkının saklı kalacağının belirtildiği, bu hususların davacı firma tarafından kabulü halinde 7 Ocak 2002 tarihinden itibaren 3 iş günü içerisinde revize edilmiş sözleşme metni örneğinin Bakanlıktan alınması ve ayrıca bildirilecek tarihte, süresiz kati teminat mektubunun teslim edilmiş olmak kaydıyla Bakanlıkla yapılacak görüşmeye çağrılacağı hususunun davacıya bildirildiği anlaşılmaktadır Dairemizin 19/02/2015 tarih ve E:2010/309, K:2015/684 sayılı kararında yer verilen "İmtiyaz Sözleşmesine konu projeye ilişkin Hazine garantilerini koşullara bağlayan ve sözleşmenin değiştirilmesi sonucunu doğuran dava konusu işlemin, Anayasa Mahkemesi'nce Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilen Kanun kuralının esas alınması suretiyle tesis edildiği, iptal kararı ile birlikte yasal dayanaktan yoksun hâle geldiği açık olup, bu hâliyle Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilen yasa kuralı esas alınarak tesis edilen dava konusu işlemde hukukî isabet bulunmamaktadır." gerekçesiyle işlemin iptali yolundaki kararı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 16/04/2018 tarih ve E:2015/4391, K:2018/1813 sayılı kararıyla, "Uyuşmazlıkta; Hazine garantilerinin uygulanması esaslarına ilişkin olarak tesis edilen ... günlü, ... sayılı davalı idare işleminin, 4628 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi esas alınarak, 29 adet Yap-İşlet-Devret projesinin durumunu görüşmek ve nihaî bir çözüme kavuşturmak amacıyla 08/10/2001 tarihinde Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısının başkanlığında, Hazineden sorumlu Devlet Bakanı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ile Bakanlığın ve Hazine Müsteşarlığının bürokratlarının katılımı ile yapılan toplantıda alınan karara istinaden düzenlenen 08/10/2001 tarihli protokole dayanmakta olup, anılan protokolün davacıyı ilgilendiren kısımlarının iptali istemiyle açılan davada, Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce dava konusu Protokolün, santrallerin en geç 2002 yılı sonu itibarıyla işletmeye geçeceğine ilişkin kısmının iptali ile Protokolün diğer kısımları yönünden davanın reddi yolundaki 19/02/2015 günlü, E:2010/312, K:2015/685 sayılı karar, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 16/04/2018 günlü, E:2015/4059, K:2018/1811 sayılı kararıyla; iptale ilişkin kısım ile dava konusu Protokolün "Şirketler daha önce Bakanlık ile uzlaşmış oldukları elektrik satış tarifesinde herhangi bir artışa neden olacak değişiklik talebinde bulunmayacaklardır." hükmü yönünden davanın reddine ilişkin kısım yönünden onanmış; Protokolün Hazine garantilerini ilgilendiren diğer kısımlarında ise hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle bozulmuştur. Bu itibarla; davalı idarece, dava konusu işlemin dayanağını oluşturan 08/10/2001 tarihli Protokolün Hazine garantilerinin kapsamına ilişkin olarak verilen yargı kararları dikkate alınarak yeni bir işlem tesis edilmesi gerektiği açık olup, dava konusu işlemi iptal eden Daire kararı sonucu itibarıyla hukuka uygundur." gerekçesiyle onanarak kesinleşmiştir. Sonuç olarak, ikinci davada, yukarıda yer verilen ilk davanın konusu olan Protokolün davacıya uygulanması olan ... tarih ve ... sayılı işlem 19/02/2015 tarihinde iptal edilmiştir. Üçüncü dava ise, davacı şirket tarafından yapılan 18/09/2001 tarihli başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır. 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 03/03/2001 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine Kanun'un 8. maddesinin Hazine garantilerinin bu Kanun'un yayımı tarihinden önceki projeler için 2002 yılı sonu itibarıyla işletmeye geçme koşuluyla verileceği, Hazine garantisi verilmiş olanlardan 2002 yılı sonu itibarıyla işletmeye alınamayanların garantilerinin geçersiz olacağı yolundaki hükmünün uygulanmasını sağlamaya esas olmak üzere taraflar arasında yapılan toplantılar sonucunda, Hazine garantisi şartları ile buna bağlı olarak TEAŞ tarafından verilecek olan alım taahhüdü şartlarına ilişkin davacı şirkete önerilerde bulunulmuştur. Buna karşılık, davacı tarafından, projenin 2002 yılı sonuna kadar işletmeye geçmesi imkanının ortadan kalktığı, bu nedenle fiilen Hazine garantisi imkânı ellerinden alındığından ek süre verilmesi gerektiği, projenin finansmanının tamamının yabancı kaynak üzerine kurulduğu, kredi geri ödeme döneminin tamamını kapsayacak şekilde Hazine garantisi ve enerji alım taahhüdü verilmesi gerektiği hususlarına ilişkin olarak başvuruda bulunulmuş, davacının başvurusu zımnen reddedilmiştir. Davacının yaptığı başvurunun zımnen reddi üzerine zımni ret işleminin iptali istemiyle açılan davada, Dairemizin 19/02/2015 tarih ve E:2010/302, K:2015/683 sayılı kararıyla, "dava konusu işlemin, Anayasa Mahkemesi'nce Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilen Kanun kuralının esas alınması suretiyle tesis edildiği, bu nedenle iptal kararı ile birlikte yasal dayanaktan yoksun hâle geldiği açık olup, bu hâliyle Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilen yasa kuralı esas alınarak tesis edilen dava konusu işlemde hukukî isabet bulunmadığı" gerekçesine yer verilmek suretiyle iptaline karar verildiği, anılan karara karşı yapılan temyiz başvurusu sonucunda Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 16/04/2018 tarih ve E:2015/4566, K:2018/1812 sayılı kararıyla, "Uyuşmazlıkta; davacının 18/09/2001 tarihli başvurusu, cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedilmiş olmakla birlikte, başvurusunun 4628 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesinin birinci fıkrası kapsamında kalan hususlara ilişkin olduğu dikkate alındığında, davalı idarece 4628 sayılı Kanun'un anılan maddesinin Anayasa Mahkemesi'nin 13/02/2002 günlü, E:2001/293, K:2002/28 sayılı kararıyla iptal edilmesinden sonra, kararda belirtilen gerekçeler doğrultusunda davacının başvurusuyla ilgili yeni bir işlem tesis edilmesi gerektiği açıktır. Bu durumda; davacının, kendilerine önerilen Hazine garantisi şartları ile buna bağlı olarak TEAŞ tarafından verilecek alım taahhüdü şartlarına yönelik başvurunun zımnen reddine ilişkin davalı idare işleminde hukuka uyarlık görülmemiştir." gerekçesiyle onandığı görülmüştür. Sonuç olarak, iptali istenen işlem davacının sözleşmenin zaten var olan hükümleri ile uygulanması anlamındaki başvurusunun cevap verilmeyerek zımnen reddi işlemidir. Anılan davada iptal kararı 19/02/2015 tarihinde verilmiştir. Bilindiği üzere, imtiyaz sözleşmesinin konusu, bir kamu hizmetinin gerçek veya tüzel kişilere kamu idaresi tarafından kamu yararı çerçevesi içinde gördürülmesidir. İmtiyaz sözleşmesi ile Devlet aslen sahibi bulunduğu bir kamu hizmetini belli bir süre ile bir şahsa veya kuruluşa devretmektedir. Ancak bu devir keyfiyeti, kamu idaresi ile kar ve zararı kendisine ait olmak üzere hizmetin yürütülmesini yüklenen imtiyaz sahibi arasında sağlanan mutabakat sonucunda imzalanan bir sözleşme ile gerçekleşmekle beraber, hizmetin kamu hizmeti olma niteliğini değiştirmemektedir. İmtiyaz sahibi, sözleşme kapsamında yerine getirmeyi taahhüt ettiği hizmeti, sözleşme hüküm ve şartları ile kamu hizmetinin genel ilkeleri gereğince yerine getirmek; gerekli araç ve gereçleri temin ederek tesisi kurmak, gerekli bakım, onarım ve yatırımları yapmak, kamu hizmetini düzgün, kaliteli, herhangi bir aksaklık ve eksiklik olmaksızın yürütmekle yükümlüdür. İmtiyaz sahibi, kamu hizmetini düzenli ve sürekli yapmakla mükelleftir. İdarenin kusurunu, maddi ve mali güçlükleri öne sürerek bu borcundan kural olarak kurtulamaz. Ancak, ortaya çıkan güçlükler karşısında kamu hizmetinin yürütülemez bir hal aldığı durumlarda sözleşmenin feshini talep edebilecek, bu kapsamda mahkemelerden tespit talebinde bulunabilecektir. Doktrinde de imtiyaz sahibinin kamu hizmetini yürütmesini idarenin kusurunu ileri sürerek kesintiye uğratamayacağı (DURAN Lûtfi, İdare Hukuku Ders Notları, 1982, İstanbul, s.335; ÖZTÜRK K. Burak, Kamu Hizmeti İmtiyaz Sözleşmeleri, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, s.71), hizmetin yürütülmesini durdurabilmesi için idarenin kusurunun adeta mücbir sebep (force majeure) oluşturacak kadar yoğun olması gerektiği, özel hukuk sözleşmelerinde kabul edilen karşı tarafın ediminin ifasına kadar kendi borcunu yerine getirmekten kaçınma hakkına ilişkin ödemezlik definin (exceptio non adimpleti contractus ilkesinin) imtiyaz sözleşmelerinde uygulanmasının mümkün olmadığı kabul edilmektedir (VEDEL Georges, Droit Administratif, 1973, Paris, s.839). 08/10/2001 tarihli Protokol ile Prokolün uygulanması için tesis edilen 27/12/2001 tarih ve 6119 sayılı işlem ve davacının sözleşme şartlarına müdahale edilmemesine ilişkin başvurusunun zımnen reddi sonucunda, imtiyaz sözleşmesinin bazı hükümlerine dışarıdan müdahale edilmiş ise de müdahaleler yukarıda aktarılan iptal kararlarıyla bertaraf edilmiştir. Yargı kararıyla hukuki geçerliliğini yitiren müdahaleler artık hukuk aleminde hüküm ve sonuç doğurmamakta olup, imtiyaz sözleşmesi, getirilen sınırlamalardan arındırılmıştır. Ancak anılan iptal kararlarının gerekçeleri, idareye “projenin uygulamaya konması” gibi soyut bir yükümlülük yüklememiştir. Zira, projenin nasıl gerçekleştirilmesine ilişkin şartlara imtiyaz sözleşmesinde zaten yer verilmiştir. İmtiyaz Sözleşmesi'nde ise, davacının yükümlülüklerine ilişkin olarak, yer tesliminden itibaren 2 yıl 2 aylık yatırım süresi ve ticari işletme tarihinden itibaren 20 yıllık işletme süresi öngörülmüş; enerji satış, bağımsız danışmanlık, fon, kredi ve doğalgaz satış anlaşmaları ile inşaat ve sigorta sözleşmelerinin yapılması şart koşulmuş; yatırım ve işletme dönemlerine ilişkin her türlü finansmanın şirketçe öz sermaye ve kredi yoluyla sağlanacağı, kredilerin ana para ve faiz ödemelerinden şirketin sorumlu olacağı kurala bağlanmış; Sözleşme'de ayrıca, davacının iş programına ilişkin sorumluluklar ile teminat verilmesi gibi şirketin yükümlülükleri belirlenmiş; işin tamamlanmasında gecikme olması halinde şirketçe yapılması gereken bildirimler gibi hususlar ortaya konmuştur. Diğer yandan, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile birlikte elektrik piyasasında kapsamlı bir yapısal dönüşüm gerçekleştirilmiş ve lisans esasına dayalı yeni bir sisteme geçilmiş, elektrik piyasasında yer alan aktörlere ilişkin yeni düzenlemeler öngörülmüş; İmtiyaz Sözleşmesi'nin 10. maddesinde ise, 14/03/1997 tarihinden itibaren mevzuatta meydana gelecek değişikliklerin tarafları etkileyen hükümlerinin sözleşmeye dahil edileceği kurala bağlanmıştır. Öte yandan, davacının başvurusuna konu yargı kararlarında, davacı tarafından, aynı zamanda imtiyaz sözleşmesine konu Karadeniz-Ereğlisi Kombine Çevrim Doğalgaz Santralinin kurulması ve işletilmesi ile ilgili projenin davalı idarelerin kusuru nedeniyle gerçekleştirilemediğinin tespiti istemi reddedilmiştir. Anılan kararlarda, "İmtiyaz sözleşmesinin imzalandığı 28/10/1998 tarihinden 4501 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 22/01/2000 tarihine kadar olan dönemde Sözleşme'de öngörülen inşaat süresinin 26 ay olduğu dikkate alındığında 4501 sayılı Kanun'un yürürlüğünden önce davacı şirket tarafından inşaat süresinin önemli bir kısmının projede ilerleme kaydedilmeksizin tüketildiği, imtiyaz sahibinin 04/02/1999 tarihli yazısında 'inşaata başlama tarihini evvelce belirlenen program doğrultusunda, fakat kontrolümüz dışında olabilecek gecikmeler hariç Ekim 1999 olarak muhafaza ediyoruz.', 'İşletmeye geçiş tarihini Aralık 2001 olarak öngörmekteyiz.' ifadelerine yer verildiği, davacı şirketin Sözleşmenin imzalanmasından sonraki faaliyetleri hakkında Bakanlığa bilgi verdiği 11/02/1999 tarihli yazıda, 'Danışmanımız ... firması ile birlikte Kasım ve Aralık aylarında ABD'de kreditör kuruluşlar ile görüşmeler yaptık. Tahkim konusu görüşme gündemlerinin ana maddesi olarak ortaya çıktı. ABD ile Türkiye arasındaki İkili Yatırım Anlaşması çerçevesinde, YİD projelerinin uluslararası tahkimden yararlanabilme imkânlarının araştırıldığının' belirtildiği, yine davacı şirket tarafından gerçekleştirilen faaliyetler hakkında Bakanlığa bilgi vermek için yazılan 13/08/2019 tarihli yazıda, 'Bakanlığınız ile önceden mutabık olduğumuz, İmtiyaz Sözleşmesinde Danıştay'dan talep edilecek değişiklikler metnine Hazine Müsteşarlığının isteklerinin ilave edildiği, yine tahkim imkânına ilişkin birtakım görüş ve önerilere' yer verildiği" hususlarının vurgulandığı görülmektedir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, projede ilk iptal kararları 19/02/2015 tarihinde verilmesine karşın, başvuru tarihi olan 14/09/2023’e kadar sözleşmeyi yürütmek, başka bir anlatımla, imtiyaz sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmek adına davacı tarafından herhangi bir somut girişimde bulunulmadığı, bu süre zarfındaki hareketsizliğe dair herhangi bir açıklamaya da yer verilmediği görülmektedir. Diğer yandan, dava konusu işlemle reddedilen başvuruda, iptal kararlarının hukuken etkisini 19/02/2015 tarihinde (Protokolün bir kısım maddesi için ise 16/06/2021 tarihinde) göstermesine karşın taraflar arasındaki imtiyaz sözleşmesinin yürütülmesi için idareden ne tür bir işlem veya eylem talep edildiği açıkça ortaya konmamış, sadece “projenin uygulamaya konması” gibi soyut bir ifade kullanılmıştır. Ayrıca, talebin kabul görmemesi halinde tazminat talebinde bulunulmuşsa da, bu talep de zarar türü ve miktarı yönünden hiçbir somut temele dayandırılmamıştır. Bu durumda, iptal kararları sonrasında uzun süre hareketsiz kaldıktan sonra bu süre zarfında somut herhangi bir iş ve işlem yapmadan, sözleşmenin sürdürülmesine ilişkin ciddi, iyiniyetli ve açık bir irade bir irade ortaya koymaksızın, “projenin uygulamaya konması” aksi takdirde “tazminat ödenmesi” şeklindeki içerik bakımından muğlak ifadelerle yalnızca şeklen yapılan başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. DAVANIN REDDİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 3. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ...-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 13/05/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. sözleşme //begin::Page Scripts var options = {}; $(document).ready(function() { options["separateWordSearch"] = false; options["accuracy"] = "complementary"; options["diacritics"] = false; $("#content").append(stringToHTML($("#hiddencontent").text())); var arananKelime = $("#hiddenArananKelime").text(); const kelimeListesi = arananKelime.split(/\s*,\s*/).filter(k => k); // Virgüle göre ayır, boşlukları temizle // Aynı kelimenin büyük/küçük varyasyonlarını da ekle const tumKelimeler = kelimeListesi.flatMap(kelime => [ kelime, kelime.toLocaleUpperCase('tr-TR'), kelime.toLocaleLowerCase('tr-TR') ]); highlighter(tumKelimeler); // arananKelime.split(/\s*,\s*/).filter(k => k).forEach(function(each) { // if (each != undefined && each != "") { // highlighter(each); // highlighter(each.toLocaleUpperCase('tr-TR')); // highlighter(each.toLocaleLowerCase('tr-TR')); // } // }); }); var highlighter = function(arananKelime) { try { highlight(arananKelime); } catch (err) { } try { //unsuzyumusamasi(arananKelime); } catch (err) { } try { //unsuzBenzesmesi(arananKelime); } catch (err) { } try { //cogulEki(arananKelime); } catch (err) { } try { //iyelikEki(arananKelime); } catch (err) { } }; var stringToHTML = function(str) { var parser = new DOMParser(); var doc = parser.parseFromString(str, 'text/html'); return doc.body; }; var highlight = function(text) { $(".context").mark(text, options); } var unsuzyumusamasi = function(arananKelime) { var lastChar = arananKelime.substr(arananKelime.length - 1); if (lastChar === "p") { var ara = arananKelime.substr(0, arananKelime.length - 1); highlight(ara + "b"); } if (lastChar === "ç") { var ara = arananKelime.substr(0, arananKelime.length - 1); highlight(ara + "c"); } if (lastChar === "t") { var ara = arananKelime.substr(0, arananKelime.length - 1); highlight(ara + "d"); } if (lastChar === "k") { var ara = arananKelime.substr(0, arananKelime.length - 1); highlight(ara + "g"); highlight(ara + "ğ"); } } var unsuzBenzesmesi = function(arananKelime) { var sertSessiz = [ 'f', 's', 't', 'k', 'ç', 'ş', 'h', 'p' ]; var yumusakSessiz = [ 'ç', 't', 'k' ]; for (var i = 0; i < sertSessiz.length; i++) { let sertSessizPosition = arananKelime.indexOf(sertSessiz[i]); while (sertSessizPosition !== -1) { for (var j = 0; j < yumusakSessiz.length; j++) { let yumusakSessizPosition = arananKelime .indexOf(yumusakSessiz[j]); while (yumusakSessizPosition !== -1) { if (sertSessizPosition + 1 === yumusakSessizPosition) { highlight(arananKelime.substr(0, sertSessizPosition + 1)); } yumusakSessizPosition = arananKelime .indexOf(yumusakSessiz[j], yumusakSessizPosition + 1); } } sertSessizPosition = arananKelime.indexOf(sertSessiz[i], sertSessizPosition + 1); } } } var cogulEki = function(arananKelime) { var last3Char = arananKelime.substr(arananKelime.length - 3); if (last3Char === "lar" || last3Char === "ler") { var ara = arananKelime.substr(0, arananKelime.length - 3); highlight(ara); } } var iyelikEki = function(arananKelime) { var iyelikEkleri = [ "ım", "im", "um", "üm", "ın", "in", "un", "ün", "ı", "i", "u", "ü", "mız", "miz", "muz", "müz", "nız", "niz", "nuz", "nüz", "ları", "leri" ]; if (arananKelime.length > 2) { var last2Char = arananKelime.substr(arananKelime.length - 2); if (iyelikEkleri.includes(last2Char)) { var ara = arananKelime.substr(0, arananKelime.length - 2); highlight(ara); } } if (arananKelime.length > 2) { var lastChar = arananKelime.substr(arananKelime.length - 1); if (iyelikEkleri.includes(lastChar)) { var ara = arananKelime.substr(0, arananKelime.length - 1); highlight(ara); } } if (arananKelime.length > 3) { var last3Char = arananKelime.substr(arananKelime.length - 3); if (iyelikEkleri.includes(last3Char)) { var ara = arananKelime.substr(0, arananKelime.length - 3); highlight(ara); } } if (arananKelime.length > 4) { var last4Char = arananKelime.substr(arananKelime.length - 4); if (iyelikEkleri.includes(last4Char)) { var ara = arananKelime.substr(0, arananKelime.length - 4); highlight(ara); } } } // begin:: Global Config(global config for global JS scripts) var KTAppSettings = { "breakpoints" : { "sm" : 576, "md" : 768, "lg" : 992, "xl" : 1200, "xxl" : 1200 }, "colors" : { "theme" : { "base" : { "white" : "#ffffff", "primary" : "#1BC5BD", "secondary" : "#E5EAEE", "success" : "#1BC5BD", "info" : "#6993FF", "warning" : "#FFA800", "danger" : "#F64E60", "light" : "#F3F6F9", "dark" : "#212121" }, "light" : { "white" : "#ffffff", "primary" : "#1BC5BD", "secondary" : "#ECF0F3", "success" : "#C9F7F5", "info" : "#E1E9FF", "warning" : "#FFF4DE", "danger" : "#FFE2E5", "light" : "#F3F6F9", "dark" : "#D6D6E0" }, "inverse" : { "white" : "#ffffff", "primary" : "#ffffff", "secondary" : "#212121", "success" : "#ffffff", "info" : "#ffffff", "warning" : "#ffffff", "danger" : "#ffffff", "light" : "#464E5F", "dark" : "#ffffff" } }, "gray" : { "gray-100" : "#F3F6F9", "gray-200" : "#ECF0F3", "gray-300" : "#E5EAEE", "gray-400" : "#D6D6E0", "gray-500" : "#B5B5C3", "gray-600" : "#80808F", "gray-700" : "#464E5F", "gray-800" : "#1B283F", "gray-900" : "#212121" } }, "font-family" : "Poppins" };