İSTİNAF KARAR TARİHİ: 27/11/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... ... Taş Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin sicile 23/03/2021 tarihinde tescil edildiğini, bilhare genel kurul kararı ile şirketin türü değiştirilerek şirket …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2024/1726 KARAR NO : 2025/1752 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 25/09/2024 NUMARASI : 2023/502 Esas - 2024/883 Karar DAVA: Kıymetli Evrak İptali (Hisse Senedi İptali) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 27/11/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... ... Taş Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin sicile 23/03/2021 tarihinde tescil edildiğini, bilhare genel kurul kararı ile şirketin türü değiştirilerek şirket unvanının ... ... Taş Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi olduğunu, şirkete ait hisselerin tamamının müvekkiline ait olduğunu, müvekkilinin Çin Halk Cumhuriyeti vatandaşı olduğunu, 2020 yılında dünyayı etkisi altına alan Covid19 Pandemisi nedeniyle müvekkilinin ülkeden ayrılamadığını, bu dönemde şirketin maden sahası ruhsatı alması ve diğer işlemlerin yürütülmesi amacıyla Türkiye'ye gelemeyen müvekkilinin o dönemde Limited Şirketi olan şirket paylarının tamamını Bakırköy 56. Noterliği'nin 02/04/2020 tarih, ... yevmiye numaralı devir sözleşmesi ile davalı tarafa inançlı işlem kapsamında devrettiğini, inançlı işlemin dayanağı olarak şirket hisselerinin istenildiği anda müvekkiline iade edileceği hususunda 02/04/2020 tarihli sözleşme düzenlendiğini, sözleşmeye rağmen talep edildiği halde hisselerin müvekkiline devredilmediğini, bu nedenlerle dava konusu şirkete ait hisselerin tamamını davacıya ait olduğunun tespiti ile mahkeme kasasına teslim edilen hamiline hisse senetlerinin müvekkiline teslimine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; ; davacı tarafın iddialarının doğru olmadığını, inançlı işleme dayanak yapılan 02/04/2020 tarihli sözleşmenin ikinci sayfasında yer alan imzanın müvekkiline ait olduğunu, ancak sözleşmenin birinci sayfasının müvekkili tarafından imzalanmadığını, dolayısıyla sözleşmenin birinci sayfasının imzalanmamış olması nedeniyle geçerli kabul edilemeyeceğini, bu bağlamda yasal dayanağı bulunmayan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; İstanbul Ticaret Sicil Memurluğu'nun ... sicil numarasına kayıtlı ... ... Taş Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'ne ait hisselerin tamamının inançlı işleme dayalı olarak davalı tarafa devredildiği, davalı tarafından imzası inkar edilmeyen 02/04/2020 tarihli 2 sayfadan ibaret sözleşmenin bir bütün olduğu ve sözleşmenin birinci maddesine göre davalının devraldığı hisseleri istem halinde bilabedel davacıya devredeceğini kabul ettiği, söz konusu sözleşmenin inançlı işlemi ispatlamaya yeterli yazılı belge niteliğinde bulunduğu, bu nedenlerle davacı tarafından davalı aleyhine açılan davanın kabulü ile dava konusu şirkete ait hisselerin davacıya ait olduğunun tespitine ve mahkememize teslim edilen hamiline düzenlenmiş hisse senetlerinin karar kesinleştiğinde davacı tarafa iade edilmek suretiyle teslimine, yargılama aşamasında mahkememizce atanan yönetim kayyımının görevine denetim kayyımı olarak devam etmesine, davacı tarafın da yönetim kayyımı olarak atanmasına," karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının Çin vatandaşı olduğunu, karşılıklık ve bu anlamda teminattan muafiyet de söz konusu olmadığından, öncelikle zararın karşılanması için teminat yatırılmasının davanın görülebilmesinin ön koşulu olduğunu, söz konusu dava şartı eksikliğinin davacıya tamamlatılması ve aksi halde de davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, söz konusu fiilin davacı vekili bakımından adli ve idari yönden sorumluluğu bulunmakla birlikte derdestlik yönünden de davanın reddi sebebi olduğunu, bu nedenle davanın derdestlik nedeniyle reddi gerekirken davanın kabulü kararının hukuka aykırı olduğunu, kararın bozulması gerektiğini, davalının, davacının inanç sözleşmesi ve adi senet olarak ortaya koyduğu “sözleşmedir” başlığını taşıyan 02.04.2020 tarihli herhangi bir belgeyi imzalamadığını, söz konusu ilk sayfası imzasız ve birçok sorumluluk ve yükümlülük maddesinin de bulunduğu ilk sayfasında davalının imzası bulunmadığını, davalının bu şekilde bir belgeyi imzalaması ve karşı tarafa tüm şirket hisselerini bilabedel devir taahhütü altına girmesinin mümkün olmadığını, davalının limited şirket olarak devraldığı ve mali bakımdan çok kötü durumda olan şirketi bilgi ve başarısıyla mali krizden düzlüğe çıkarması ve tür değişikliği ile birlikte anonim şirket olarak da başarısını yükseltmesi üzerine davacı ... Lai tarafından herhangi bir hukuki geçerliliği ve bağlayıcılığı olmayan bir belge ve bu dava ile birlikte davalıdan devralmaya çalışmasının hukuken kabulünün mümkün olmadığını, davacının sunduğu belgenin yazılı delil ya da (yazılı) delil başlangıcı olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE :Dava, Anonim şirket hisselerinin aidiyetinin tespiti ile yed-i eminde bulunan hisselerin davacıya teslimi istemidir. İlk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçe doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında; 28 Eylül 1992 tarihinde, “Türkiye Cumhuriyeti ve Çin Halk Cumhuriyeti Arasındaki Hukuki, Ticari ve Cezai Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşması” imzalanmış, anlaşmanın uygun bulunduğuna dair 4034 sayılı kanun 1.10.1994 tarih 22068 sayılı resmi gazetede yayınlanmıştır. İlgili anlaşmanın Dava Masrafları İçin Teminat Muafiyeti başlıklı 14 Maddesi: Âkit Taraflardan birinin uyruğu, diğer Akit Tarafın adlî makamları önüne çıktığında, salt yabancı olması veya diğer Âkit Tarafın ülkesinde meskeni veya ikametgâhı bulunmaması nedeniyle kefalet teminat akçesi veya taahhüt senedi vermekle yükümlü tutulmayacaktır. Aynı hüküm, adlî makamlara yapılacak başvurular için gerekli her türlü ödeme bakımından da uygulanacaktır." düzenlemesini içermekle davalının bu yöne ilişen istinaf istemi yerinde değildir. Hukuk Genel Kurulu'nun 2010/14-394 E, 2010/395 k. Sayılı ilamında belirtildiği gibi; İnançlı işlem nedeniyle iade, tazminat veya sözleşmenin feshini isteyen taraf 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 6.maddesi uyarınca iddiasını ispat etmek zorundadır.Öncelikle belirtmek gerekir ki, inanç sözleşmesinin yazılı olması koşulu geçerlilik şartı olmayıp bir kanıtlama aracı olduğu, öğretide ve uygulamada oybirliğine yakın bir çoğunlukla kabul edilmektedir. (Eraslan Özkaya, Açıklamalı-İçtihatlı İnançlı İşlem ve Muvazaa davaları, 2. Baskı, sayfa 34; Güray Öztürk, İnançlı İşlemler, Yetkin Yayınları 1998, s.58,89,160,167; Doç. Dr. Ergün Özsunay, Türk Hukukunda ve Mukayeseli Hukukta İnançlı Muameleler, Cezaevi Matbaası, 1968 basım, s.98,99) Kazandırıcı işlem resmi şekilde yapılsa dahi inanç sözleşmesinin resmi şekilde yapılması gerekli olmayıp sadece yazılı yapılması zorunlu ve yeterlidir. Nitekim bu husus yukarıda etraflıca açıklandığı üzere 05.02.1947 tarih 20/6 sayılı İnançları Birleştirme Kararında da açıkça belirtilmiştir.Öteki deyişle, tapulu taşınmazın inançlı işlemle temlikinde, inançlı işlemin yazılı biçimde yapılması gerekli ve yeterli olup yazılı şeklin bir ispat koşulu olduğu 05.02.1947 tarih, 20/6 sayılı İnançları Birleştirme Kararının bir gereğidir. İnançlı işlemi doğrudan düzenleyen bir kanun hükmü bulunmadığından, ispatı hakkında da kanunlarımızda bir hüküm yer almış değildir. İnançlı işlemin ana unsurları, inanç sözleşmesi ve kazandırıcı işlem (hakkın devri işlemi) nasıl özel bir şekle bağlı değilse, inançlı işlemin ispatında da, kural olarak özel bir biçim koşulunun aranmaması, inançlı işlemin ispatında genel hükümlerin uygulanması gerekir. Konusu menkul ve tapusuz olan inançlı devirler, Medeni Kanunun 763/1 (687/1), 977/1 (890/1), 979/2 (892/2) maddelerine göre hiçbir şekle bağlı olmaksızın zilyetliğin devri suretiyle gerçekleştirildiğinden, dava değeri (inançlı işlemin konusu) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 288.maddesinde öngörülen miktarı geçmediği sürece, inançlı işlem, tanık dahil her türlü delil ile ispat edilebilir.Ne var ki, inanca dayanan temliki işlem, uygulamada en çok rastlanan şekliyle, resmi veya yazılı bir sözleşme ile gerçekleştirilmiş ve açılan davada da o sözleşmenin aksi iddia edilmekte veya açılan dava o yazılı veya resmi sözleşmenin niteliği, tarafları gibi bazı unsurlarını değiştirmekte ise, davanın Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 290.maddesine göre yazılı delil ile ispatı gerekmektedir. 05.02.1947 tarih 1945/20 Esas, 1947/6 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile de anılan madde hükmüne uygun kural getirilmiş, ancak resmi sözleşmenin aksinin yazılı sözleşme ile ispatını yeterli görmüştür. (Eraslan Özkaya, İnançlı İşlem ve Muvazaa Davaları, s.45, 46). Esasen, yazılı şeklin, kanıtlama aracı olduğu ilkesinden hareketle uygulamada, yine ispat vasıtası olarak yemin (HUMK.m.337), ikrar ve kabul, tarafı bağlayıcı kabul edilmiş davanın (iddianın) kanıtlanabileceği sonucuna varılmıştır. Uygulama bununla da yetinmemiş, yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belge ve vakıaların tamamlayıcı kanıtlarla (HUMK.m.292), inanç sözleşmesinin varlığını kanıtlayabileceğini kabul etmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun, 23.05.1990 gün ve 1990/1-2002-315; 17.10.1990 gün ve 1990/14-325-492; 29.06.2005 gün ve 2005/14-395-421; 1.7.2009 gün ve 2009/13-222 E., 2009/299 K.; 28.12.2005 gün ve 2005/ 14-677-774; 13.5.1992 gün ve 1992/14-249 E., 1992/323 K. sayılı kararlarında da bu ilkeler benimsenmiştir. Tüm bu ve benzeri kararlar, iyiniyetin hukukumuzun çatısı olduğu kadar, hakkaniyete ilişkin kuralların da hukukun temeli olmasının bir sonucudur.Meri hukuk sistemimizde her hangi bir düzenleme olmamasına karşın; inanç sözleşmelerinin, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde uygulama yeri bulan kendine özgü bir müessese olduğu, öğreti ve uygulamada kabul edilegelen bir olgudur. Davacının inançlı işlemi ispata yönelik dayandığı sözleme 2 sayfadan ibaret olup davalının imzası sadece 2. sayfada bulunmaktadır. Davalı taraf yükümlülükler içeren 1. Sayfada imzasının bulunmadığını, bu haliyle sözleşmenin geçersiz olduğunu savunmaktadır. Buna karşılık duruşmada sözleşmenin 2. sayfasındaki imzanın kendisine ait olduğunu ikrar etmiştir. Mahkemece ikinci sayfasını kabul ettiği sözleşmenin birinci sayfasını sunması için verilen sürede kendisinde fiziki olarak böyle bir sözleşme bulunmadığına dair 26/06/2024 tarihli beyan dilekçesi sunulmuştur. İlk derece mahkemesince dosyaya alınan 22/08/2024 tarihli bilirkişi raporunda; satır girintilerinin, satır/sayfa sonu mesafelerinin aynı ölçülerde olması aynı yazı tipi ile yazılmış olmaları iki ayrı sayfada benzer sözcüklerin olduğu kısımlar üst üste bindirildiğinde puntoları ve satır aralıklarının birebir eşleşmesi, kağıt dokusu, ışık geçirgenliği, toner tespit sistemi ve toner yoğunluğu yönünden aralarında fiziksel herhangi bir fark bulunmaması, UV ışık altında benzer tepkime vermeleri dikkate alındığında her iki sayfadaki kağıt cinsi, baskı tipi, dizayn ve düzenleme özellikleri bakımından fark bulunmadığının bilimsel olarak tespit edilmiştir. Sözleşmenin ikinci sayfasındaki davalı imzasının inkar edilmediği, bu bağlamda ikinci sayfada yer alan sözleşmenin bir nüsha olarak ve 4 madde şeklinde düzenlendiğini belirtildiği, gerçekte de birinci sayfanın 4 maddeden ibaret olduğu; bu bağlamda sözleşme metninin birden çok sayfadan oluşması halinde her sayfanın imzalanmasının zorunlu olmadığı, metin içerik anlam ve devam eden maddeler ile başlıklar bakımından mantıksal sıralama ve bir bütünlük arz etmiş olması nedeniyle sözleşmenin davalı yönünden bir bütün olarak geçerli kabul edilmesi gerekçesi ile davanın kabulüne dair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmamaktadır. ( Emsal Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2015/5279 E. 2015/7681 K. Sayılı içtihadı ) Yargıtay uygulaması ve öğretide, tacirler arasında düzenlenmiş olsa bile birden çok sayfadan oluşan yazılı sözleşmelerin devam eden sayfalarının taraflarca imzalanması veya paraf edilmesi zorunluluğu kabul edilmemektedir. Sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan Türk Borçlar Kanunu'nda bu yolda bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak, sözleşme metninin birden çok sayfadan oluşması halinde her sayfanın imzalanması zorunlu değil ise de, metin içerik, anlam ve devam eden maddeler ile başlıkları bakımından mantıksal sıralama (silsile) ve bir bütünlük arzetmesi gerekmektedir. Davacının dayandığı sözleşme de (2) sayfadan ibaret olup, maddelerin başlığı, sırası, içeriği sözleşmenin her 2 sayfasının birbiri ile bağlantılı olduğunu ve bir bütünlük taşıdığını göstermektedir. ( Emsal Yargıtay 3. HD. 2021/273 E. 2021/12613 K. Sayılı kararı) Bu durumda ilk derece mahkemesince geçerli sözleme ile ispatlanan davanın kabulüne dair verilen kararda bir isabetsizlik yoktur. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesince kurulan hüküm de isabetsizlik bulunmadığından davalı vekilinin istinaf isteminin reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 85.387,50 TL harcın, alınması gerekli olan 341.550,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 256.162,50 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğineDair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 27/11/2025