Hukuk Genel Kurulu 2013/1933 E. , 2015/2360 K. "" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 06.05.2010 gün ve 2009/466 E. 2010/157 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 16.01.2012 gün ve 2010/12521 E. 2012/279 K. sayılı ilamı ile; “...Dava, basın yoluyla kişil…
**Hukuk Genel Kurulu 2013/1933 E. , 2015/2360 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 06.05.2010 gün ve 2009/466 E. 2010/157 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 16.01.2012 gün ve 2010/12521 E. 2012/279 K. sayılı ilamı ile; “...Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Davacı ...; 31.12.2009 günlü Zaman Gazetesinde, "Gazeteci Uğur Mumcu, Perinçek ve Küçük'ün talimatıyla öldürüldü" başlığı ile yayınlanan haberin, kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu, Uğur Mumcu'nun öldürülmesi için talimat veren kişilerden biri olarak gösterildiğini belirterek kişilik haklarına saldırıdan dolayı davalıların manevi tazminatla sorumlu tutulmalarını istemiştir. Davalılar ise; dava konusu yazının başlığında okuyucunun ilgisini ve dikkatini çekmek amacıyla kullanılan çarpıcı nitelikteki ifadenin, yazımın içeriğinde internet sitesinde yer alan bir iddiaya dayalı olduğunun açıkça vurgulandığını, basın özgürlüğü sınırları içinde kalındığını belirterek, istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Yerel mahkemece, 'dava konusu yazının başlığında kullanılan ifade ile haberin veriliş biçimi itibariyle basın özgürlüğünün sınırlarının aşıldığı' gerekçesi ile istemin bir bölümü kabul edilmiştir. Karar, davalılar tarafından temyiz olunmuştur. Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.