11. Hukuk Dairesi 2009/14341 E. , 2011/6823 K. "" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 08.10.2009 tarih ve 2009/288-2009/340 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanaklar…
**11. Hukuk Dairesi 2009/14341 E. , 2011/6823 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 08.10.2009 tarih ve 2009/288-2009/340 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkillerinin kar payı ödeneceği ve ödenen paranın geri alınabileceği taahhüdüyle davalı şirkete verdikleri paranın geri ödenmesi için açılan davanın Almanya Federal Cumhuriyeti Dortmund Asliye Hukuk Mahkemesinin 7 O 79/06 numaralı dosyasından verilen 13.06.2007 tarihli kararı ile kabul edildiğini, kararın usulüne uygun olarak onaylanmış tercümesinin tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, yabancı mahkeme dava dilekçesinin şirkete tebliğ edildiğini, davayı takip eden avukatların daha sonra çekilme dilekçesi verdiklerini, buna rağmen gıyabında verilen kararın müvekkiline tebliğ edilmediğini, savunma olanağı sağlanmadığını, bu tür davaların Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girdiğini ve reddedildiğini, kararın Türk kamu düzenine aykırı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, davacıların davalı şirketin ortağı olup, TTK’nun 329. maddesi gereğince bir şirketin kendi hisse senetlerini temellük edemeyeceği gibi rehin olarak da kabul edemeyeceği, bu senetlerin temellükü veya rehin alınması neticesini doğuran akitlerin hükümsüz olduğu, aynı kanunun 405/2. maddesinde de pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyeceklerinin düzenlendiği, yabancı mahkemenin kararına konu teşkil eden husus Türk mahkemelerinde reddedildiği, bu durumda tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının kamu düzenine aykırı olduğu, ayrıca Lahey sözleşmesi ile kabul edilen istisnai tebligat yöntemlerinden olan doğrudan posta yolu ile tebligata ilişkin maddeye Türkiye’nin çekince koyduğu, MÖHUK’nun 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş karar olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Davacı vekili, davalı hakkında Alman Mahkemesi’nce verilen kararın tenfizine karar verilmesini istemiştir.