T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/1079 KARAR NO : 2025/1752 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 31/03/2022 NUMARASI : 2020/390 E. - 2022/348 K. DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit ve İstirdat Taraflar arasındaki menfi tespit ve istirdat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, daval…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/1079 KARAR NO : 2025/1752 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 31/03/2022 NUMARASI : 2020/390 E. - 2022/348 K. DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit ve İstirdat Taraflar arasındaki menfi tespit ve istirdat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin kendisine karşı davalı yanca Büyükçekmece 1.İcra Müdürlüğünün... Esas sayılı dosyası ile başlatılan icra takibinden çalıştığı işyerine gönderilen maaş haczi yazısından sonra haberdar olduğunu, usulsüz tebligat yapılması sebebiyle borca itiraz edemediğini, bu sebeple eldeki davayı açmak zorunda kaldığını, davacının davalıya borcu bulunmadığını, icra dosyasının dayanağının takip talebinde "şirket devrine istinaden haksız ödenen meblağ" olarak gösterildiğini, davacının dava dışı ... Gıda İnş. San. Tic. Ltd. Şti.'nde hissedar olduğunu, bu şirketin davacının %50 ortaklık payı, dava dışı ...'ın %25, yine dava dışı ...nin %25 ortaklık payı ile 23.10.2015 tarihinde kurulduğunu, şirketin ... işletmesi yaptığını, katma değerli lüks bir ... restoran olarak yapılan bu yatırım sonrasında şirket hisselerinin de değerli hale geldiğini, yatırımın devamı, başka şubeler açabilmek ve diğer ticari faaliyetleri için ortakların nakde ihtiyacı olduğu için ortakların şirketten ihtiyaçları oranında hisse satışı yapmaya karar verildiğini, bu kapsamda iki yeni ortağa ve davalıya bedelleri ödenmek üzere hisse devirleri yapıldığını, davalının davacıya 06.06.2017 tarihinde 50.000 TL ve 100.000 TL, 09.06.2017 tarihinde 50.000 TL, 12.06.2017 tarihinde 50.000 TL olmak üzere havaleler yaptığını, ddekontlarda ''şirket ortaklığı'' açıklaması yer aldığını, davalının bu ödemeleri davacıya şirket hisse devri karşılığında yaptığını, nitekim davacının da Bakırköy 44. Noterliğinin 21.07.2017 tarihli, ... yevmiye nolu şirket hisse devir sözleşmesi ile şirketteki %5 payını yine Bakırköy 44. Noterliğinin 15.05.2018 tarihli, ...yevmiye nolu şirket hisse devir sözleşmesi ile %5 hisse payını devrettiğini, davalının yaptığı havaleye karşılık şirkete ortak olu-duğunu, daha sonra işletmeye müdür olarak atanıp işletmenin fiili kontrolünü ele geçirdiğini, tek başına yetkili müdür olarak işleetmeyi idare ettiğini, ardından işletmenin zarar ettiğini ileri sürerek hisselerini şirket ortaklarından ...'e devrettiğini, 27.02.2020 tarihinde tescil edilen devir sözleşmesine göre ortaklıktan ayrıldığını, bu devire ilişkin 200.000 TL tutarında 2 adet havale dekontunun da sunulmakta olduğunu, davalının, haksız icra takibi ile aslında şirkete ortak olma karşılığında davacıya ödediği bedeli şirkete ortak olmasına rağmen geri almaya çalıştığını, havale dekontlarında yer alan açıklamalar ve noterden yapılan şirket hisse devirlerine göre davacıya gönderilen bedelin şirket ortaklığı için gönderildiğininin açık olduğunu, davalının bunun aksini yazılı delille ispat etmekle yükümlü olduğunu, noter sözleşmeleri ile aldığı hisse karşısında aksi durumu kendisinin yazılı delil ile ispat etmek zorunda olduğunu, davalının icra dosyasının takip talebinde alacak için 300.000 TL'lik banka havale dekont bedellerini, 43.532,88 TL'de işlemiş faiz gösterdiğini, asıl alacağın talep edilmesi ile ilgili takip öncesi davalıya ne yazılı ne sözlü herhangi bir talepte bulunmadığını, temerrüte düşürmediğini, bu sebeple işlemiş faiz talebinin de haksız olduğunu, icra dosyasından maaş haczi kesintileri de yapıldığını, davanın kabulü halinde dava süresince davalıya icra dosyasından ödenen toplam tutarın da istirdadı gerektiğini ileri sürerek, davacının Büyükçekmece 1.İcra Müdürlüğünün... Esas sayılı icra dosyasından başlatılan takip nedeniyle havale dekontları toplam bedelli olan 300.000 TL ile işlemiş faiz olarak gösterilen 43.532,88 TL faiz miktarı yönünden davalıya borçlu olmadığının tespitine, ödenen bedellerin faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, %20'den aşağı olmamak üzere davalı aleyhine kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davacıya gönderilen bedelin davalı ile davacının eniştesi arasında yapılan haksız bedel altına alınan bedel olduğunu, davacı tarafın iddia ettiği üzere İstanbul ili Büyükçekmece İlçesinde bulunan ... adlı ... için gönderilen haksız bedel olduğunu, ancak davacı tarafın hesabına para gönderilmesi haricinde şirket ile resmi pay senetleri haricinde bir bağlantısı bulunmadığını, davalının, davacının eniştesi olan ve bir dönem kendisini Cumhurbaşkanı adayı olarak tanıtan Dr. ...'ün burayı tanıdıkları vasıtası ile kullanım hakkını elde ettiği, geliştirdiği, davalının müdür olarak işin başına geçmesini ve toparlamasını istediğini, buna istinaden davaya konu olan bedeli baldızı ve eşinin yanında çalışan davacıya gönderilmesini talep ettiğini, davalının da ...'ün bulunduğu konuma itibar ederek kredi kullandığını, bu bedeli yine ...'ün talimatı ile baldızı olan davacıya gönderdiğini, buna bağlı olarak işletmenin yönetimine ortakların da rızası ile geçen davalının geçmişten kalan tüm borçları da şahsi çekleri ile ödemesini yapıp işletmenin daha elverişli hale gelmesini sağladığını, günler geçmesine ve davalının işletmenin ayakta kalması adına şahsi olarak ödeme yapmasına rağmen ... tarafından vaad edilen verimin alınamadığını, bu sebeple mevcut hukuki durumu sulh yolu ile bitirmek istemesine rağmen hastalığını bahane ederek her seferinde davalıyı oyaladığını, buna bağlı olarak da icra takibini başlattığını, usulüne uygun olarak icra takip sürecini devam ettirdiğini, işletmenin ticari defterlerinin celp edilmesinin de gerektiğini, zira bu defterlerin davalıdan alınan bedeller karşılığında haksız ve vaad edilenlerin yerine getirilmediğini ispat edeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, celp edilen bilgi ve belgeler, Büyükçekmece 1. İcra Müdürlüğü'nün... esas sayılı dosyası, ödeme dekont örnekleri, hisse devir sözleşmesi, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına binaen; davacı ...’nin, dava dışı ... şirketinin 200 pay karşılığı 5.000 TL’sine sahip kurucu ortağı olduğu,21.07.2017 tarihli 2017/03 sayılı ortaklar kurulu kararı ile şirkette mevcut 20 paya karşılık 500 TL itibari kayıtlı hissesini, Bakırköy 44.Noterliği’nin 21.07.2017 tarihli... sayılı hisse devir sözleşmesi ile davalı ...’a devrettiği, 31.07.2017 tarihli 9378 sayılı Ticaret sicil gazetesinde pay devrinin ilan edildiği, 20.11.2018 tarihli 2018/04 sayılı ortaklar kurulu kararı ile, ...’nin, 20 paya karşılık 500 TL itibari değerli hissesini Bakırköy 44.Noterliği’nin 15.05.2018 tarihli ...sayılı hisse devir sözleşmesi ile ...’a devrettiği, 17.12.2018 tarihli 9725 sayılı Ticaret sicil gazetesinde pay devrinin ilan edildiği, 31.05.2018 tarihli 9590 sayılı ticaret sicil gazetesine göre, şirket ortağı ...’ın diğer şirket ortağı ... ile birlikte müştereken yetkili olarak 19.04.2043 tarihine kadar şirket müdürü olarak seçildiği, 31.01.2020 tarihli 2020/01 sayılı ortaklar kurulu kararı ile; ...‘ın şirkette mevcut 1.000 adet paya karşılık 25.000 TL itibari değerli hissesini, Büyükçekmece 10 Noterliği’nin 02.10.2019 tarihli ... sayılı hisse devir sözleşmesi ile ...’e devrettiği ve ortaklıktan ayrıldığı, 27.02.2020 tarihli 10025 sayılı Ticaret sicil gazetesinde pay devrinin ilan edildiği, davacı ...’nin, 40 paya karşılık 1.000 TL itibari değerindeki şirket hissesine karşılık, ...’ın ...’nin banka hesabına 2017 yılı haziran ayında, 4 seferde, toplam 300.000 TL ödediği, Hisse Devir Noter sözleşmelerinde 1.000 TL itibari değerin belirtildiği ve bu hususun Davalı ...’ın kabulünde olduğu, davalı ...’ın da, şirkette kayıtlı 25.000 TL değerindeki hissesini ...’e devrettiği, davacı tarafından bu devre ait olduğu iddiası ile ilgili olarak sunulan dekontlarda da ...’in, ...’a bankadan 200.000 TL ödediğinin görüldüğü, takip konusu 300.000 TL ‘nin, davalının şirket ortaklığı için davacı ...’ye ödendiği, ödeme dekontlarında "şirket ortaklığı" açıklamasının yazdığı, ödemelerin 2017 yılı 6. ayında yapıldığı ve pay devirlerine ait noter sözleşmelerinin, 2017 yılı 7.ayda ve 2018 yılı 11. ayda düzenlendiği, pay devirlerinin, kanun öngördüğü şartları taşıyarak, ortaklar kurulunun oybirliği kararları ile ve noterden yazılı olarak yapıldığı, pay devirlerini ticaret sicilinde de ilan edildiği, davalı ...’ın şirketteki payını 2019 yılında devrettiği, davalının dava konusu alacağa dayanak olarak göstermiş olduğu dekontlarda açıkça “şirket ortaklığı” açıklamasına yer vermiş olması, bu dekontların tarihinden sonra davalıya davacı tarafından şirket hisseleri devredilerek davalının şirkete ortak ve ayrıca yetkili müdür yapılması, davalının şirket ortaklığına karşılık davacıya ayrıca bir bedel ödemiş olduğuna ilişkin bir delil sunmaması, dava konusu alacağın şirket hisselerine karşılık yapılmamış olduğunun kabul edilmesi durumunda davalının hissebedelleri oranında sebepsiz zenginleşecek olması gibi hususlar birlikte değerlendirildiğinde; dava konusu bedellerin şirket hisselerine karşılık yapılmış olduğu anlaşılmakla davanın kabulüne karar vermek gerekmiş, ödeme yapıldığı halde mükerrer tahsilat yoluna giden ve takip başlatan davalının kötü niyetli olduğu, dava konusu alacak, banka dekontlarına ve bu dekontlardaki açıklamalara dayandığından, alacağın likid, olması karşısında kötü niyet tazminatı talebinin yerinde olduğu anlaşılmakla davacı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle, davanın kabulü ile Büyükçekmece 1. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyasında kapak hesabına göre ödendiği belirtilen 27.123,58 TL'nin ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan istirdatı ile davacıya verilmesine, icra dosyasındaki kapak hesabına göre bakiye kısım olan 461,937,05 TL yönünden davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, 300.000,00 TL asıl alacak yönünden İİK'nın 72/5.maddesi uyarınca hesap edilen 60.000,00 TL kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkeme kararının gerekçesiz olduğunu, bilirkişi raporuna itirazlarında dile getirdikleri hususların görmezden gelinmediği, her mahkemenin verdiği her türlü kararın gerekçeli olmasını Anayasa'nın 141/3. maddesinn öngördüğünü, davacının menfi tespitin yanı sıra istirdat talebinde de bulunduğunu, fakat bunun için arabulucuya başvurmadığını, dosya dikkatli şekilde incelendiğinde sadece menfi tespit yönünden arabuluculuk faaliyeti yapıldığının görüleceğini, davanın en azından istirdat yönünden reddi gerekir iken mahkeme tarafından bunun görmezden gelindiğini, kararın sonuç kısmına bakıldığında bir takım yargılama giderleri yapıldığı adı altında oldukça yüksek tutarlar belirtildiğini, en basitinden 2.599,80 TL posta masrafı yapıldığının kararda yazılı olmasına rağmen gerek Uyaptan yapılan kontrolde gerekse dosya incelemesinde böylesin fahiş miktarların dosyada reddiyatının yapılmadığının görüldüğünü, mennfi tespit davası ile istirdat davasının birlikte açılamayacağını, temel ilke ve kuralın yok sayılıp unutularak hukuka aykırı karar verildiğini, her şeyden önce ortada işbu davaya konu olacak şekilde bir limited şirket hisse devrinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin ortaya konulması gerektiğini, limited şirket hisse devri nasıl yapılır sorusunun ilk ve en önemli cevabının bu işlemlerin yazılı olmak ve noterce onaylanmak şeklinde yapılacağı olduğunui burada bir limited şirket hisse devir sözleşmesi olacağını, bu sözleşmeye atılan imzaların noter tarafından onaylanacağını, ayrıca genel kurul onayı gerektiğini, bu artlar yerine getirildikten sonra bir tescil ve pay defterine kayıt işlemi gerektiğini, işbu dosyada gerçekleşen ve davacı tarafın iddia ettiği şekilde hukuka uygun bir hisse devrinin olmadığını, en önemli ve asıl şart olan limited şirket hisse devri sözleşmesinde; tarafların kimliğine ilişkin temel bilgiler, ek ödeme veya yan edim yükümlülükleri, eğer olacaksa rekabet yasağı, önerilmeye muhatap olma durumu, önalım, geri alım ve alım hakları ile sözleşme cezasına ilişkin meselelerin ekleneceğini, TTK'nın 595 ve devam eden hükümleri kapsamında hisse devrini etkileyen hükümler düzenlendiğini, en önemli şekil şartları olarak pay devrini ve devir borcunu doğuran işlemlerin yazılı biçimde yapılması ve imzaların noterce onaylanması olduğunu, limited şirketlerin yevmiye defter, defteri kebir, envanter defteri, pay defteri, ortaklar kurulu kararı veya genel kurul toplantı ve müzakere defteri tutmak zorunda olduğunu, esas sermaye paylarını içeren bir defter bulunacağının bunun adınaın pay devri olduğunu, pay defterinde kayıtlı bulunan kişilerin, şirket ortağı sıfatını haiz olduğunu, bu yasal zorunluluklarıın yanı sıra şirket esas sözleşmesinde hisse devrini yasaklayan, zorlaştıran yahut da yapılması konusunda bir takım başka düzenlemeler de yer alabilecek olup bunların da titizlikle incelenmesi gerektiğini, aynı şekilde itibari değer ile gerçek değer yahut satıma konu bedelin farklı olması halinde bunun hangi suretle oluşabileceği ve asıl olması gereken bedelin ne şekilde belirlenmesi gerektiğinin de her türlü şüpheden uzak şekilde ortaya konulmasaı gerektiğini, bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan raporun bu hususları tatmin etmeyecek ve içermeyecek şekilde eksiklikler içerdiğini, taraflar arasında yazılı bir hisse devir sözleşmesinin varlığı ve bunun içeriği konusunda dahi yeterli bilgi olmadığını fark eden heyetin, bu hayati eksikliği görmezden gelerek rapor tanzim ettiğini,dava dışı şirketle işlemlerin gerçekleştiği 2017 yılına ait defterlere ulaşılamadığını, bu kapsamda da müvekkili ile yapıldığı iddia olunan işlemlerin ispat olunamadığını, pay ve hisse devri ile yeni hisse sahipliğini gösteren en önemli delil olarak karşımıza çıkan pay defterinde de davacının iddiasını ispatlayacak bir olguya rastlanılmamasına rağmen bunlar varmış gibi değerlendirme yapıldığını, aynı şekilde raporu dikkatli şekilde incelediklerinde davacının 40 paya karşılık 1000 TL itibari değerindeki şirket hissesine karşılık müvekkil tarafından davacı 2017 yılında 4 seferde toplam 300.000 TL bedel ödediği ifade edildiğini, halbuki bizzat aynı raporda yer aldığı ve heyet tarafından da kabul edildiği üzere, iddia edilen hisselerden 20 pay 2017 yılında değil 2018 yılında devredildiğini, bilirkişi heyetinin, arada bir yıl gibi oldukça uzun bir süre olmasına ve henüz işlemin yapıldığı tarih olan 2017 yılında iken ileride gerçekleşip gerçekleşmeyeceği dahi belli olmayan 2018 yılının da parasını ödediğini kabul ederek açıklamada bulunduğunu, nasıl oluyor da yapılıp yapılmayacağı hiçbir şekilde belli olmayan bir işlemle ilgili müvekkilinin ödeme yapması gerektiğinin kabul edildiğini annlayamadıklarını, heyetin raporunu doğru kabul etmeleri halinde ya davacı tarafın 2018 yılındaki hisseleri müvekkiline bağışladığı ya da müvekkilinin daha zihni süreçte dahi karar vermediği geleceğe yönelik hisse alması gibi her açıdan tutarsız bir durumun kabul edilmesi gerektiğini, böyle bir şeyin mümkün olmayacağının açık olduğunu, sadece bu durum dahi müvekkilinin davacıya gönderdiği ve işbu davanın konusu olan paraların, davacının iddia ettiği gibi hisse devrine ilişkin olmadığını, müvekkilinin davacıya dava konusu paraları gönderirken güttüğü saikin farklı olduğunu ortaya koyduğunu, davacının bu davayı açmaktaki haksızlığını tespit ettiğini, amaç cidden davacının iddia ettiği gibi dava dışı şirkete ait hisse devrine yönelik olsa, davalının herhalde almadığı ve daha ortada olmayan bir işleme yönelik olarak davacı tarafa para gönderimi yapmayacağını, mahkemenin bu kadar eksiklik ve hata içeren bilirkişi raporunu kendine esas temel dayanak teşkil ettirdiğini, haklı itirazlarını dahi görmezden gelerek haksız şekilde davanın kabulüne karar verdiğini, davalı aleyhine a kötü niyet tazminatına hükmolunmasının da hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, işbu davada şartları gerçekleşmediği halde mahkemece karar verildiğini, davalının işbu davaya konu olan takibe girişir iken davacıdan alacaklı olduğunu bilmekte/tahmin etmekte ve haksız yere davacıya vermiş olduğu parayı geri almak amacıyla hareket etmekte olduğunu, bunda herhangi bir kötü niyetinin olmadığının açık olduğunu, hukuki kurumları işleterek hak arama yoluna gitmenin kişilere kötü niyet olarak atfedilemeyeceğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, İİK'nın 72. maddesi uyarınca icra takibinden sonra açılan menfi tespit ve istirdat davasıdır.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili; davalının davacı aleyhine başlattığı Büyükçekmece 1.İcra Müdürlüğünün... Esas sayılı dosyasında talep ettiği 300.000 TL asıl alacağın davacının davalıya devrettiği şirket hisselerinin bedeli olduğunu, davacıya yapılan bu ödemenin haksız ödeme olmadığını ve davalıya iadesi talebinin haksız olduğunu ileri sürerek, davacının takip nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile ödenen bedellerin istirdadına karar verilmesini talep etmiştirDavalı vekili ise; takibe konu edilen bedelin dava dışı şirketin işlettiği kafeye yatırım için dava dışı ...'ün isteği ile davacı hesabına yatırıldığını, davalıya taahhüt edilenlerin gerçekleşmemesi sebebiyle ödediği bu bedelin iadesini talep etmekte haklı olduğunu savunmuştur. Büyükçekmece 1.İcra Müdürlüğünün... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; davalı yanca davacı aleyhine 22.01.2019 tarihinde 300.000 TL asıl alacak ve 43.532,88 TL işlemiş faiz olmak üzere 343.532,88 TL alacağın yasal faizi ile tahsilinin talep edildiği, alacağın sebebinin '' şirket devrine istinaden haksız ödenen meblağ ile 06.06.2017 tarihli 100.000 TL, 06.06.2017 tarihli 100.000 TL, 09.06.2017 tarihli 50.000 TL, 12.06.2017 tarihli 100.000 TL tutarlı asıl alacak'' açıklamasına yer verildiği, takbin kesinleştiği, davacı yönünden maaş haczi kapsamında kesintilerin yapıldığı görülmüştür. Uyuşmazlık, takibe konu edilen ve davalı yanca davacı hesabına yapıldığı anlaşılan 06.06.2017 tarihli, 100.000 TL bedelli, 06.06.2017 tarihli, 50.000 TL bedelli, 09.06.2017 tarihli, 50.000 TL bedelli, 12.06.2017 tarihli, 100.000 TL bedelli ve ''şirket ortaklığı'' açıklamalı ödemelerin davalı yanca davacıya ne amaçla yapıldığı, davalıya iadesi gerekip gerekmediği, bunun sonucuna göre davacının takip nedeniyle borçlu olup olmadığı ve istirdadı gereken bir bedelin bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır. İİK'nın 72.maddesi uyarınca borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir. Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir.Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan borçlu ise ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını istiyebilir.Somut olayda, davacı, Büyükçekmece 1.İcra Müdürlüğünün... Esas sayılı dosyası kapsamında borçlu olmadığını ileri sürerek borçlu olmadığının tespiti ile maaş haczi sebebiyle ödenen miktarların da iadesini istemiş olup yasa gereği davacının menfi tespit ve istirdat talep etmekte hukuki yararı bulunduğu, menfi tespit davası öncesinde ödenen miktarların istirdadı istenebileceği gibi dava sırasındaki ödemeler yönünden davanın istirdat davasına dönüşeceği hüküm altına alındığından menfi tespit ve istirdat davalarının birlikte açılamayacağı yönündeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Menfi tespit davasında tedbir kararı alınmamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edileceği yasa hükmünde açıkça belirtillmiş olup menfi tespit yönündeki arabuluculuk görüşmelerinin aynı zamanda ödenen bedelleri de kapsadığı anlaşıldığından aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.TTK'nın 595.maddesinin 1.fıkrası uyarınca, limited şirket payının devir borcunu doğuran işlemlerin yazılı şekilde yapılması ve imzaların noterce onanması gerekir. Aynı maddenin 2.fıkrası uyarınca, şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse, esas sermaye payının devri için ortaklar genel kurulunun onayı şarttır. Şirkete karşı devir bu onayla geçerli olur. Aynı maddenin 7.fıkrası uyarınca, devralan ortağın, devrin şirket pay defterine işlenmesi için yaptığı başvuru hakkında, başvuru tarihinden itibaren üç ay içinde genel kurul tarafından başvurunun reddine karar verilmediği takdirde, şirket devre onay vermiş sayılır. Davacının dava dışı ... Gıda İnş. San. Tic. Ltd. Şti.'nde 200 paya sahip hissedar olduğu, Bakırköy 44. Noterliğinin 21.07.2017 tarihli, ... yevmiye nolu şirket hisse devir sözleşmesi ile şirketteki 20 payını 500.00 TL bedelle davalıya devrettiği, bu hisse devrinin şirketin 201/3 sayılı ve 21.07.2017 tarihli ortaklar kurul kararı ile kabul edilerek 31.07.2017 tarihinde TSG'de ilan edildiği, ardından 20 payını daha Bakırköy 44. Noterliğinin 15.05.2018 tarihli, ...yevmiye nolu şirket hisse devir sözleşmesi ile 500.00 TL bedelle devrettiği, bu hisse devrinin ise şirketin 20.11.2018 tarihli ve 2018/4 genel kurul kararı ile kabul edildiği ve 17.12.2018'de TSG'de ilan edildiği görülmektedir.Noterdeki hisse devir sözleşmelerine göre TTK'nın 595.maddesinin 1.fıkrasında öngörülen yazılılık ve resmi şekil şartının gerçekleştiği görülmektedir. Şirketin ana sözleşmesinde pay devrine ilişkin bir sınırlama bulunmamaktadır. Noter devir senetlerinin bir örneği dosyada mevcut olup tarafların bu sözleşmelerin sıhhatine dair bir itirazları bulunmamaktadır. Yine pay defterinde pay devrinin yazılı olması açıklayıcı olup pay defterinde yazılmamış olması payın devredilmediğini göstermemektedir. Bu haliyle davacının toplam 40 hissesinin davalıya devredildiği ve devrin geçerli olduğu kanaatine varılmıştır. Bu durumda, davalının davacıya yaptığı ödemelerin hisse devrine karşılık yapılıp yapılmadığının ortaya konulması gerekir. Dosyada bulunan dekontlara göre davalının davacıya 06.06.2017 tarihinde 50.000 TL ve 100.000 TL, 09.06.2017 tarihinde 50.000 TL, 12.06.2017 tarihinde 100.000 TL olmak üzere havaleler yaptığını, dekontlarda ''şirket ortaklığı'' açıklamasının yer aldığı, davacının bu ödemelerin hisse devri karşılığı olduğunu ileri sürdüğü, davalının ise şirketin işlettiği kafeye yatırım amacıyla dava dışı kişinin isteğiyle davacı hesabına gönderdiğini savunduğu görülmektedir. Davalı cevap dilekçesinde, noter hisse devir sözleşmelerinin geçerliliğine ilişkin bir itiraz ileri sürmemiş, ödemelern hisse devri karşılığı olmadığını savunmuş, istinaf dilekçesnde ise hisse devrinin geçerli olup olmadığın yeterince incelenmediğini, 2018'deki devir için 2017 ödeme yapılmasının sebebinin açıklanmadığını ileri sürmektedir. HMK'nın 190. maddesinde, ispat yükünün, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğu, TMK'nın 6. maddesinde ise, taraflardan her birinin hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu belirtilmiştir. Eldeki menfi tespit davasında da ispat yükü davalı alacaklıdır. Bir diğer deyişle, davacıya yaptığı ödemelerin haksız ödeme olduğunu ispatla yükümlüdür. Ancak dosya kapsamında davacının davalı ile yaptığı hisse devir sözleşmelerinin varlığı, davalının ikinci hisse devrinden sonra davalının şirketi münferiden yetkili müdür olarak seçildiği nazara alındığında davacının yaptığı ödemelerin haksız olduğunu ispatlayamadığı, dekontlarda ''şirket ortaklığı'' açıklamasının bulunduğu, ödemelerin şirket hisse devir sözleşmeleri karşılığında yapıldığı, devirlerin de gerçekleştiği ve geçerli olduğu, bu nedenle davalının davacıya yaptığı ödemelerin haksız olmadığı ve davacının davalı icra takibi kapsamında borcu bulunmadığı kanaatine varılmıştır.Bu nedenle mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Davalı vekilince yargılama giderlerinin fazla hesaplandığı istinaf sebebi olarak ileri sürülmüştür. Hükmün 4 numaralı bendinde her ne kadar davacı tarafından yapılan posta masrafının 2.599,80 TL olduğu belirtilmiş ise de, bunun hataen yazıldığı, esasında 2.500 TL bilirkişi ücreti, 388,00 TL posta masrafı olmak üzere 2.880 TL yargılama gideri yapıldığı, bu haliye davalıya yüklenen yargılama giderinin fazla değil eksik bile hesaplandığı, ancak kararın davacı yanca istinaf edilmediği anlaşıldığından, istinaf edenin sıfatına göre bu konuda bir düzeltme yapılmamış ve davalı vekilinin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davalı vekili kötüniyet tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğunu da istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. İİK'nın 72/5.maddesine göre, borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz. Madde metninden de açıkça anlaşıldığı üzere menfi tespit davası açmak zorunda bırakılan borçlunun tazminat talep edebilmesi için gerekli koşullar; bu yönde bir talep olması, borçluya karşı icra takibi yapılmış bulunması ile takibin haksız ve kötüniyetli olmasıdır (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku, 2006, s. 334, 335). Başka bir ifadeyle; İİK’nın 72. maddesinin beşinci fıkrası hükmüne göre, menfi tespit davasının davacı lehine sonuçlanması üzerine, alacak likit olsun veya olmasın, böyle bir alacağa dayalı takibin, haksız ve kötüniyetli olması hâlinde, istem varsa, davacı lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gereklidir. Somut olayda, davalının ödeme dekontlarında ''şirket ortaklığı'' ifadesinin yer aldığı, davalının savunma sebeplerine ilişkin somut bir delil ortaya koyamadığı, payını devraldığı şirketin işlettiği kafe için yatırım yaptığı ve parayı bu amaçla verdiği savunmasının hisse devri ve dekontlardaki açıklama karşısında yerinde olmadığı nazara alındığında mahkemece, davalının takibinde kötüniyetli olduğundan bahisle kötüniyet tazminatına hükmedilmesinde bir isabetsizlik görülmemiş ve davalı vekilinin tüm istinaf sebeplerinin reddi gerekmiştir. Açıklanan bu nedenlerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 17.600,03 TL istinaf nispi karar harcının davalıdan tahsiline,3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 06.11.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi. KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.