T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/1347 KARAR NO : 2026/336 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ: 22.02.2022 NUMARASI : 2016/929 Esas - 2022/202 Karar DAVA: Tazminat (Bankacılık İşleminden Kaynaklanan) Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair veri…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/1347 KARAR NO : 2026/336 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ: 22.02.2022 NUMARASI : 2016/929 Esas - 2022/202 Karar DAVA: Tazminat (Bankacılık İşleminden Kaynaklanan) Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin emeklilik ikramiyesinin bir kısmını davalı bankanın Bakırköy Şubesine vadeli olarak yatırdığını, müvekkilinin yaşı itibariyle teknolojik imkânlar yerine işlemleri banka şubesinden yaptığını, ancak müvekkilinin 2015 yılında bir 2016 yılında bir olmak üzere her ay periyodik ödemesi gereken üyelikleri için oğlu ve bir arkadaşının yardımıyla internet şifresi alarak bu üyeliklerinin otomatik ödenmesini temine çalıştığını,15.08.2016 günü müvekkilinin cep telefonundan aranarak bankanın Genel Müdürlüğünden aranıldığı ve kredi kartları sigorta güncellemesi yapılacağının söylendiğini, arayan kişilerin müvekkilinin kişisel bilgilerini söyleyip müvekkiline doğrulattıklarını, müvekkilinin internet şifresini bildirmesini istediklerini, o güne kadar internet şifresi veya mobil onay kodunun banka çalışanları dahi üçüncü kişilerle paylaşılmaması hususunda uyarılmayan müvekkilinin ... gibi güvenilir bir bankanın Genel Müdürlüğüne şifreyi verdiğini, bundan sonra kısa sürede müvekkilinin hesabından ki 40.000,00 TL'nin çekildiğini, daha sonra 15.000,00 TL kredi talebinde bulunulup onaylatıldığını ve alınan 15.000,00 TL'ye yine hesaptan çekilen 3.000,00 TL'nin ilave edilerek 18.000,00 TL'nin başka bir hesaba havale edildiğini, 15.09.2016 tarihinde de davalı banka tarafından 15.000,00 TL kredinin taksit ödemesi olarak müvekkilinin banka hesabından 564,20 TL tahsil edildiğini, yapılan işlemler nedeniyle bankaca alınan komisyonlarla birlikte müvekkilinin parasını vadeli hesabında değerlendiremediğini ve 43.645,95 TL zarara uğradığını, 564,20 TL taksitle 36 ayda toplam 20.311,20 TL'sına ulaşan borç yükünün altına girdiğini, müvekkilinin şikayeti üzerine soruşturma açıldığını, davalı bankaya yapılan başvurunun kabul edilmediğini, bankanın müvekkilinin parasını ödünç aldığını ve istendiği günde paranın iadesinin gerektiğini, usulsüz işlemlerle bankanın parasının çekildiğini, bankanın hesabın güvenliğini sağlayamadığını, kötü niyetli kişilerin eylem ve işlemlerine karşı koyacak etkili mekanizmayı kuramadığını, emekli olup artık çalışarak bir yerden gelir temin edecek durumu olmayan müvekkilinin güvencesiz bırakıldığını ileri sürerek, 20.000,00 TL manevi tazminat ile şimdilik 43.645,95 TL maddi tazminatın 30.08.2016 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile davalıdan tahsiline, karar verilmesini talep ve dava edilmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; 15.08.2016 tarihinde müvekkili bankanın Bakırköy Şubesinde bulunan davacının hesabından internet bankacılığı yolu ile 40.000,00 TL çekildiğini, davacı adına 15.000,00 TL kredi talebinde bulunulduğunu, onaylanan bu kredi ile hesabında bulunan 3.000,00 TL ile birlikte toplam 18.000,00 TL'nin de başka bir hesaba aktarıldığını, işlemlerin kredi kartı sigorta güncellemesi işlemi amacıyla müvekkili banka ile konuştuğu zannıyla ancak bilgisi dışında gerçekleştiğini ileri sürdüğünü, ancak bu işlemlerde müvekkilinin bir kusuru bulunmadığını, dava dilekçesinde anlatıldığı üzere davacının bankadan arandığı düşüncesiyle yapılan işlemlerin niteliği ile gönderilen mobil onay kodlarını üçüncü kişiler ile paylaşılması ile işlemlerin yapıldığını, müvekkili bankanın rutin güvenlik kontrolleri kapsamında 15.08.2016 tarihinde davacının hesabından gerçekleştirilen işlemlerle ilgili olarak teyit amaçlı olarak davacının sistemde kayıtlı olan telefonun arandığını, ancak davacının muhtemelen dolandırıcılar ile konuşması nedeniyle ulaşılamadığını, paranın çekilmesinden sonra davalıya ulaşılabildiğini, ... numaralı IP kullanılarak saat 15:14'de 44.548,14 TL tutarındaki vadeli TL hesabın kapatılarak, saat 15:18'de 40.000,00 TL'nin ...numaralı hesaba aktarıldığını, saat 15:38'de 15.000,00 TL tutarında hızlı kredi kullanılarak saat15:45'de 18.000,00 TL'nin ... numaralı hesaba aktarıldığını, bu paraların müvekkili bankanın Rıhtım/ Kadıköy ve ... Şubeleri gişelerinden çekildiğini, işlemlerde mobil onay kodunun kullanıldığını, bu kodun müşterinin telefonda kayıtlı telefonuna gönderildiğini, davacının ise müvekkilince arandığını düşünerek dolandırıcılara gönderilen kodları verdiğini ikrar ettiğini, davacının soyadının banka kayıtlarında 17.04.2013 tarihinde ... olarak güncellenmesine rağmen kendisine telefonda ... soyadı ile hitap edilmesinden dahi şüphe duymadığını, müvekkilinin tüm tedbirleri aldığını, işlemlerin tamamlanması için davacıya mobil onay kodu gönderildiğini, davacının ise bu kodu uyarılara rağmen bilerek ve isteyerek üçüncü kişilerle paylaştığını, işlemin gerçekleşmesine bizzat davacının yol açtığını, banka çalışanlarının dahi bilmediği ve hangi işlem ile ilgili olduğu açıkça belirtilen mobil onay kodlarını üçüncü kişilerle paylaşılmasının davacının tam kusurunu gösterdiğini, mobil onay kodu gönderirken bu şifrenin 3. kişilerle paylaşmaması konusunda davacının uyardığını, müvekkilinin her hangi bir güvenlik açığına sebebiyet vermediğini, kişisel bilgi ve şifresini üçüncü kişilerle paylaşan davacının tam kusurlu olduğunu, davacının kimlik bilgilerinin müvekkilince üçüncü kişilere verilmediğini, bir çok vatandaşın kimlik bilgilerinin çalındığına ilişkin basında haberler çıktığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Davacı ile davalı arasında 15/08/2016 tarihinde Tüketici Kredisi'ne ilişkin Anında Kredi Sözleşme Öncesi Bilgi ve Talep Formu ve Anında Kredi Sözleşmesi akdedildiği, davacı ile davalı arasındaki Anında Kredi Sözleşme Öncesi Bilgi ve Talep Formu ve Anında Kredi Sözleşmesi'nin davalı bankanın Anında Bankacılık kanalı üzerinden görüntülenerek onaylandığı, davacının vadeli hesabının internet kanalıyla kapatılarak, 44.548,14 TL vadeli hesap bakiyesinin yine davacının vadesiz hesabına aktarıldığı, aynı gün internet kanalıyla dava dışı ... hesabına havale yoluyla 40.000,00-TL para aktarıldığı, davacının hesabından internet kanalıyla 15.000,00-TL kredi kullanıldığı, aynı gün internet kanalıyla dava dışı ... hesabına havale ile 18.000,00-TL para aktarıldığı, sonrasında davacının hesabına davalı çağrı merkezi aracılığıyla blokaj uygulandığı, davacının vadesiz hesabından 15/08/2016 tarihinde intemet kanalıyla dava dışı ... hesabına havale ile 40.000,00 TL ve 18.000,00 TL olmak üzere toplam 58.000,00 TL para gönderildiği, gönderilen paranın aynı gün kullanılan 15.000,00 TL tüketici kredisinin henüz geri ödemesi yapılmayan taksitleri dışında davacı hesaplarından çekildiği, netice itibariyle davacının vadesiz hesabından 58.000,00 - 15.000,00 = 43.000,00-TL, 78,75-TL kredi tahsis ücreti, kullanılan kredinin 1. taksiti 562,40-TL olmak üzere 43.642,95-TL para çekildiği yaptırılan bilirkişi incelemeleri neticesinde tespit edilmiştir. İspat yükü kendisinde olan davalı banka, davacının şifre ve parolasının davacının kusuru ile ele geçirildiğini ya da üçüncü kişilerle iş birliği yaparak veyahut başka şekilde kusurlu davrandığını kanıtlaması gerekmektedir. 3. kişilerce bilinmemesi gereken kişisel bilgileri, internet şifresi, işlemlerin gerçekleşmesinde davalı banka tarafından davacının banka nezdinde kayıtlı cep telefonuna gönderilen mobil onay kodlarının bizzat davacı tarafından kötü niyetli 3. kişi durumundaki dolandırıcılara bizzat kendisi tarafından verildiğini beyan etmesi sebebiyle dolandırıcılık nedeniyle gerçekleşen zararda davacının %25 oranında müterafik kusuru olduğu kanaatine varılmıştır. Davacının banka hesap bilgilerinin üçüncü kişiler tarafından ele geçirilmesi sonucunda oluşan zarar nedeniyle, davacının mobil bankacılık müşteri bilgilerini dolandırıcılık eylemlerine karşı koruyamayan ve dolandırıcılık yöntemlerine karşı gerekli güvenlik önlemlerini almayan davalı banka %75 oranında kusurlu olup, oluşan zarardan 30/08/2016 itibari ile bu oranda sorumlu tutulmuş davanın maddi tazminat bakımından kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir.Manevi tazminat yönünden ise, davacının davalı banka nezdindeki hesabından internet bankacılığı yoluyla üçüncü kişilerce usulsüz olarak gerçekleştirilen bankacılık işlemleri nedeniyle şahsiyet haklarının zarar gördüğünden söz edilemeyeceğinden, davacı yararına manevi tazminata hükmedilmemiştir (Bkz. Yargıtay 11.HD, 23/05/2016 tarih, 2015/11013 Esas; 2016/5546 Karar sayılı ilamı)..." gerekçesiyle, davacının maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 32.734,46 TL'nin 30.08.2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacının manevi tazminat talebinin reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Dava konusu işlemlerin, müvekkil bankanın hakimiyet alanının dışında gerçekleştiğini, davacının özenle saklamakla yükümlü olduğu şifresini dolandırıcılar ile paylaşması neticesinde dava konusu işlemlere bizzat sebep olduğunu, buna rağmen mahkemece davacının hukuka ve hakkaniyete aykırı şekilde %25 oranında kusurlu olduğuna hükmedildiğini, yapılan işlemlerde .... numaralı IP kullanılarak, saat 15:14’de 44.548,14 TL tutarındaki vadeli TL hesabın kapatıldığı, saat 15:18’de 40.000 TL’nin ... numaralı hesaba aktarıldığı, saat 15:38’de 15.000 TL tutarında internet şubesi kanalıyla hızlı kredi kullanıldığı, saat 15:45’de 18.000 TL’nin ... numaralı hesaba aktarıldığı, aktarılan tutarların da müvekkil Banka Rıhtım/Kadıköy ve ... Şubeleri gişelerinden çekildiğini, işlemlerin tamamının bankaca müşteriye gönderilen mobil onay kodu ile yapıldığını, kodun davacının kayıtlı telefonuna gönderildiğini, onay kodunda mesaj içeriğinin kimse ile paylaşılmaması gerektiğinin belirtildiğini, kodun ne miktarda ve hangi işlem için gönderildiğinin yazıldığını, bu hali ile bankanın kusuru bulunmadığını, banka çalışanının dahi bilmediği kodun dolandırıcılara verilerek işlemin yapıldığını, bir çok Yargıtay kararında da bu durumlarda bankanın kusursuz olduğunun kabul edildiğini, müvekkilinin rutin işlem kontrolü için davacıyı kayıtlı telefondan aradığını, ancak muhtemelen dolandırıcıların oyalama taktikleri nedeniyle banka telefonlarına cevap vermediğini, bankanın tüm teknolojik gereklilikleri yerine getirdiğini, buna rağmen müvekkilinin mobil bankacılık müşteri bilgilerini koruyamadığı gerekçesiyle %75 oranında kusurlu kabul edildiğini, oysa müşteri bilgilerinin müvekkilince paylaşılmadığını, bankanın teknolojisinin sürekli şekilde üst kurullarca denetlendiğini, mahkemece toplanan delillere aykırı karar verildiğini, alınan raporda davacının asli sorumlu olduğunun belirlendiğini, ek raporda da kişisel bilgilerini üçüncü kişilerle paylaşan davacının tam kusurlu olduğu ve dolandırıcılık işleminin hiçbir güvenlik önlemi ile önleyemeyeceğinin tespit edildiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davacının banka hesabındaki paranın rıza ve bilgisi dışında internet ve telefon bankacılığı yoluyla üçüncü kişi hesabına havale edilmesi nedeniyle uğranılan zararın davalı bankadan tahsili istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacının, davalı bankanın Bakırköy Şubesinde internet işlemlerine açık bir hesabının bulunduğu ve bu hesabından iradesi dışında üçüncü kişilerce para çekildiği ileri sürülerek maddi ve manevi zararın giderilmesi istenmiştir. Davacı, yaşı itibariyle internek bankacılığı kullanmadığını, ancak bir kaç rutin ödemenin yapılması için oğlu ve bir yakının vasıtası ile sadece bu ödemeler için internet bankacılığı kullandığını ileri sürmektedir. Dava dilekçesindeki açıklamalarda, davalı bankanın Genel Müdürülüğünden aradığını söyleyen kişilerin kredi kartları sigorta güncellemesi için görüşmek istedikleri, davacının kimlik bilgilerini söyleyerek güven uyandırdıkları ve o tarihi kadar internet şifresi ile onay kodunun üçüncü kişilerle paylaşılmaması için uyarılmayan davacının bu bilgilerini arayan kişilerle paylaştığı belirtilmiştir. Davalı vekili ise işlemlerin davalının bankada kayıtlı cep telefonuna gönderilen ve banka çalışanlarının bilmediği, üçüncü kişilerle paylaşılmaması hususunda uyarı da içeren onay kodunun girilerek yapıldığını, işlem sırasında davacının tesadüfen arandığını, ancak dolandırıcıların oyalaması nedeniyle ulaşılamadığını, bankanın alması gereken tüm önlemleri aldığını, hiç bir önlemin şifre ve bilgilerine üçüncü kişilerle paylaşan mudinin eylemlerini engelleyemeyeceğini savunmuştur. Uyuşmazlık, davacının, davalı bankadaki hesabında bulunan paranın, davacının bilgisi ve izni dışında telefon ve internet bankacılığı yoluyla yapılan işlemler sonucu üçüncü kişinin hesabına aktarılmasında kusur ve sorumluluğunun olup olmadığı, davalının bu zararı tazmin yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır. Davalı vekilince, davacı hesabındaki işlemlerin davacı tasarrufunda olması gereken, davacı telefonuna gönderilen tek kullanımlık şifreler ile yapıldığı, bu surette bankanın kusurlu görülemeyeceği savunulmuştur. Ticari davalar TTK'nın 4. maddesinde, mutlak ve nispi ticari dava olarak düzenlenmiştir. Uyuşmazlığın Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen bir hususa ilişkin olması veya davanın ticaret mahkemesinde görüleceğine dair açık bir yasal düzenlemenin bulunması hâlinde mutlak ticari dava; her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan uyuşmazlıklarda ise nispi ticari dava söz konusu olup, ticaret mahkemesi görev alanı içinde kalacaktır. TTK'nın 5. maddesine göre; Asliye Ticaret Mahkemeleri, tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ile özel kanunlardan doğan özel hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görülecek diğer dava ve işlere bakmakla görevlidir. Ancak, özel kanunlardaki göreve ilişkin hükümler saklıdır. 28.05.2014 tarihinde yüıürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunu'nun 3/1-k maddesinde tüketici, "Ticari veya mesleki olmayan amaçlı hareket eden gerçek veya tüzel kişi" olarak; 3/1- ı-bendinde ise tüketici işlemi, "Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlem" olarak tanımlanmıştır. Yasa koyucu, bu hükümle, tüketicinin taraf olduğu bankacılık sözleşmelerini tüketici işlemi olarak kabul etmiştir. Aynı Kanun'un 73/1 maddesinde, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalara bakma görevinin tüketici mahkemelerine ait olduğu ve 83. maddesinde ise taraflardan birinin tüketici olduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olmasının, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceği belirtilmiştir. Somut olayda uyuşmazlık bankacılık işleminden kaynaklanmakta olup, davacının bankadaki hesabının ticari ve mesleki amaçla kullanıldığına dair bir kayıt yoktur. Gerçek kişi davacının emekli gelirlerinin bankaya yatırıldığı belirtilmiş olup davacının tüketici sayılması gerektiği ortadadır. Tüketici işleminden kaynaklanan bir davaya ticaret mahkemesince bakılıp sonuçlandırılması mümkün olmayacağından, mahkemece tüketici mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, uyuşmazlığın esasının incelenmesi doğru görülmemiştir. Bu husus istinaf nedeni olmamakla birlikte HMK'nın 33 ve 355.maddesi uyarınca görev hususunun re'sen dikkate alınması gerektiği anlaşılmakla, ilk derece mahkemesi kararının bu nedenle kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.3 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, kararı veren ilk derece mahkemesinin görevsiz olduğu anlaşıldığından, esasa dair istinaf nedenleri incelenmeksizin ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak dava dosyasının görevli Tüketici Mahkemesine gönderilmek üzere kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir. KARAR :Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.a.3. maddesi uyarınca, kararı veren İlk Derece Mahkemesinin görevli olmadığı, görevli mahkemenin Bakırköy Tüketici Mahkemesi olduğu anlaşılmakla, İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın görevli Bakırköy Tüketici Mahkemesine fiziken ve UYAP üzerinden derhal aktarılmak üzere, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, ilk derece mahkemesi tarafından, talep hâlinde davalıya iadesine, 4-Gerekçeli kararın, görevli ilk derece mahkemesince, taraflara çıkarılacak duruşma davetiyesiyle birlikte tebliğine dair; HMK'nın 353/1.a. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonunda, 26.02.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. KANUN YOLU:HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca karar kesindir.