Hukuk Genel Kurulu 2023/705 E. , 2025/239 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2022/886 E., 2023/155 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.10.2022 tarihli ve 2022/5251 Esas, 2022/7591Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ist…
**Hukuk Genel Kurulu 2023/705 E. , 2025/239 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2022/886 E., 2023/155 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.10.2022 tarihli ve 2022/5251 Esas, 2022/7591Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların 25.05.2013 tarihinde evlendiklerini, ortak bir çocuklarının bulunduğunu, davalının eşine ve ailesine süreklilik arz eder şekilde küfür ve hakaret ettiğini, kadın eşin son olarak 28.05.2018 tarihinde ortak çocuğun da bulunduğu bir ortamda küfür ve hakaret etmesi üzerine taraflar arasında tartışma çıktığını, olay nedeniyle müvekkilinin Urla 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/648 Esas sayılı dosyası ile yargılandığını, davalının kusurlu davranışları nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla müvekkilinin evlilik birliğinin başından itibaren sürekli şiddet gördüğünü, hakaret ve tehditlere maruz kaldığını, en ufak tartışmada evden kovulduğunu, eşi ve ailesi tarafından yok sayıldığını, 28.05.2018 tarihli olayda taraflar iftar sofrasındayken davacının sebepsiz yere huzursuzluk çıkardığını, çocuğu salona götürerek pencereleri kapattığını ve eşini mutfakta darp ettiğini, müvekkilinin şikâyetçi olması nedeni ile davacının ailesi tarafından da saldırıya maruz kaldığını, davalı kadının aynı gece korkarak ablasının evine gittiğini, eşlerin bu tarihten itibaren ayrı yaşadıklarını, davacının birlik görevlerini ihmal ettiğini belirterek davanın reddine, mahkeme aksi kanaatte ise çocuk yararına 900,00 TL tedbir-iştirak, müvekkili yararına 1.000,00 TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 20.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 10.03.2020 tarihli ve 2018/815 Esas, 2020/144 Karar sayılı kararı ile; Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için davalının az da olsa kusurunun ispatlanması gerektiği, somut olayda erkeğin eşine boğazını sıkmak suretiyle fiziksel şiddet uyguladığı, bu olay nedeniyle davacının Urla 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/648 Esas ve 2018/785 Karar sayılı dosyası ile cezalandırılmasına karar verildiği, buna karşılık toplanan delillere göre davalıdan kaynaklanan kusurlu bir davranışın ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 25.04.2022 tarihli ve 2020/989 Esas, 2022/738 Karar sayılı kararı ile; kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle kadının kolluk soruşturması sırasında vermiş olduğu 04.06.2018 tarihli ek ifadesindeki beyanının ortak çocuğun babasını cezadan kurtarmaya yönelik olduğunun kabulünün gerektiği, kadının olay anında eşine karşı hakaret ve küfür içerikli sözlerinin ise fiziksel şiddete tepki niteliğinde davranış olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; taraflar arasında en son delil olarak dayanılan ceza davasına konu olayın gerçekleştiği, buna göre 28.05.2018 tarihinde taraflar arasında davacı erkeğin annesi nedeni ile tartışma çıktığı, davacı erkeğin davalı kadına şiddet uyguladığı, davacı erkeğin bu nedenle ceza aldığı, buna karşılık davacı erkeğin dava dilekçesinde eşinin küfür ve hakaret etmesi sonucunda olayın yaşandığını iddia ettiği anlaşılmaktadır. Taraflarca delil olarak dayanılan ceza davasında; davalı kadın 04.06.2018 tarihli ek ifadesinde, davacı eşine sinirle küfür etmesi sonucunda davacı erkeğin bir anlık öfkesi ile kendisine şiddet uyguladığını beyan etmiş, bu nedenle davacı erkek haksız tahrik indiriminden yararlanmıştır. Bunun yanı sıra boşanma davasında dinlenen davacı erkek tanıkları ... ve ... de ifadelerinde yaşanılan bu son olayda, davalı kadının davacı erkeğe ‘şerefsiz, adam mı, insan mı’ diyerek hakaret ettiğini beyan etmişlerdir. Aksine ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmalıdır (6100 s. HMK. m. 255). Akrabalık veya diğer bir yakınlık başlı başına tanık beyanını değerden düşürücü bir sebep sayılamaz. Dosyada davacı erkek tanıklarının olmamışı olmuş gibi ifade ettiklerini kabule yeterli delil ve olgu da yoktur. Bu durumda davalı kadının davacı erkeğe hakaret ettiğinin kabulü gerekir. O halde, taraflar arasındaki ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân, vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabit olup olayların akışı karşısında davacı erkek dava açmakta haklıdır. Bu nedenle davacı erkeğin TMK 166/1 maddesine dayalı boşanma davasının kabulüne karar vermek gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; her ne kadar Yargıtay bozma ilâmında davalının eşine hakaret ettiği gerekçesiyle kusurlu olduğu belirtilmiş ise de bu sözlerin tepki niteliğinde davranış sayılması gerektiği, nitekim tepki niteliğindeki "şerefsiz" kelimesinin kullanıldığı kabul edilse bile bu durumun evlilik birliğini temelinden sarsacak düzeyde süreklilik arz etmediği, Urla Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/2424 soruşturma sayılı dosyası ile davalı hakkında üzerine atılı hakaret suçlaması nedeniyle kovuşturulmaya yer olmadığına karar verildiği, verilen kararın itiraz edilmeden kesinleştiği gözetildiğinde evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının kabul edilemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dosya kapsamı ve toplanan delillere göre davalı kadın eşten kaynaklanan kusurlu bir davranışın ispatlanıp ispatlanamadığı, buradan varılacak sonuca göre erkek eş tarafından açılan boşanma davasının kabulünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 166 ve 185. maddeleri. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir. 2. Bilindiği üzere 4721 sayılı Kanun'un "Evlilik birliğinin sarsılması" başlıklı 166. maddesinin 1 ve 2. fıkraları; "Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir" hükmünü taşımaktadır. 3. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü, somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır. 4. Söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay içtihatları uyarınca bu hüküm tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlanmaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki "birlik artık sarsılmıştır" diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (4721 sayılı Kanun md. 2). Nitekim benzer ilkeye Hukuk Genel Kurulu'nun 04.12.2015 tarihli ve 2014/2-594 Esas, 2015/2795 Karar sayılı kararında da değinilmiştir. Bu durumda kusur ilkesine göre genel sebeple (4721 sayılı Kanun md. 166/1) boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurlu olması gerekir. 5. Boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, fer'îleri ve boşanmanın malî sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusurluluk durumlarını ise "kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş" şeklinde belirlenmesi gerekmektedir. Yargıtay 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da "kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine" karar vererek her bir boşanma davasında tarafların kusurluluk durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir. 6. Evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı iddiasıyla boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz, az kusurlu veya eşit kusurlu (4721 sayılı Kanun md. 166/1) olmaya gerek olmayıp, ağır kusurlu tarafın dahi (4721 sayılı Kanun md. 166/2) dava hakkı vardır. Maddenin 2. fıkrası uyarınca boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166/2. maddesine göre boşanmalarına karar verilirken dikkat edilmesi gereken husus; az kusurlu durumda olan davalı eşin açılan davaya itiraz hakkı olduğudur. Böyle bir durumda hâkim "ileri sürülen itirazın, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğuna ve ayrıca evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmadığı" kanaatine vardığı takdirde boşanmaya karar verilebilecektir. 7. Eldeki davaya gelince; İlk Derece Mahkemesince eşine fiziksel şiddet uygulayan erkeğin tam kusurlu olduğu, buna karşılık davalı kadından kaynaklanan kusurlu bir davranışın tespit edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacının istinaf istemi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvuru esastan reddedilmiştir. Davacı vekilinin kararı temyizi üzerine Özel Daire, kadının eşine "hakaret ettiği" gerekçesiyle taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizliğin mevcut ve sabit olduğu, olayların akışı karşısında davacının dava açmakta haklı olduğu, bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar verilmesi gerektiğini belirterek kararı bozmuştur. İlk Derece Mahkemesince verilen direnme kararında ise "şerefsiz" kelimesinin tepki niteliğinde davranış olduğu ve bu durumun evlilik birliğini temelinden sarsacak düzeyde süreklilik arz etmediği gerekçelerine yer verilmiştir. 8. Kanun'un 185. maddesi uyarınca; evlenmeyle, eşler arasında evlilik birliğinin kurulduğu kabul edilmiştir. Eşler, bu birliğin mutluluğunu el birliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler. Taraflar birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar. Bu birliktelik; duygusal, ekonomik, sosyal, fiziksel ve görsel tüm birliktelikleri kapsar. Belirtilen hususlar, yasal düzenleme bulunmasa dahi evliliğin doğasından kaynaklanan en tabii sonuçlardandır. Belirtilen madde kapsamında eşlerin karşılıklı hak ve yükümlülükleri değerlendirilirken "içten bağlılık" ilkesi gözetilmelidir. Bu ilkeye göre "eşine içten bağlı kişinin yapmayacağı davranışlar" evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin ihlali olarak kabul edilir. 9. Somut olayda; tarafların 25.05.2013 tarihinde evlendikleri, 05.07.2017 doğumlu ... isimli çocuklarının dünyaya geldiği, özellikle cevap dilekçesi ve davalı tanık anlatımlarından anlaşıldığı üzere evliliğin ilk gününden itibaren eşler arasında huzursuzluğun mevcut olduğu, Urla 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 16.11.2018 tarihli ve 2018/648 Esas, 2018/785 Karar sayılı dosyasına konu 28.05.2018 günü yaşanan son olayda "eşler arasında çıkan sözlü tartışma sırasında erkeğin eşini darp ettiği" gerekçesi ile davacının cezalandırılmasına karar verildiği, ne var ki olay anında kadının eşine karşı sarf ettiği "sen aşağılık adamsın, şerefsizsin" şeklindeki sözlerinin sanık bakımından tahrik olarak kabul edilerek cezasında indirim yapıldığı, eldeki davada tanık olarak dinlenen ... ve ...'ün aynı tarihli olay hakkında bizzat görgüye dayalı anlatımlarına göre de kadının eşine karşı "şerefsiz, adam mı, insan mı" şeklinde hakaret ettiği ve sinkaflı konuştuğu anlaşılmaktadır. 10. Tüm bu anlatılanların ışığı altında, eşine karşı uyguladığı fiziksel şiddet nedeniyle ağır kusurlu davacı karşısında, yaşanan tartışma anında ve sonrasında eşine hakaret eden ve sinkaflı sözler söyleyen davalı kadın az da olsa kusurludur. Yukarıda belirtildiği üzere, 4721 sayılı Kanun'un 166/2. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olunması gerekmeyip daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmaktadır. Ne var ki, böyle bir durumda az kusurlu eşin davaya itiraz hakkı bulunmaktadır. Yapılan düzenlemeyle davalıya bu yolla bir itiraz hakkı tanınmış olmakla birlikte, bu hakkın kötüye kullanılmasının yaptırımı da aynı hükümde belirtilmiştir. Gerçekten de 4721 sayılı Kanun'un l66/2. maddesinin son cümlesine göre yapılan itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilmelidir. 11. Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; evlilik birliğinin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak, çocukların bakımına, eğitimine ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlü olan tarafların gerçekleşen olaylara göre bu yükümlülüklerini ihlâl ettikleri tartışmasızdır. Davalının görmüş olduğu fiziksel şiddet nedeniyle eşine ve kayın validesine yönelik hakaret ve sinkaf içerikli sözler söylemesi şeklinde gerçekleşen kusurlu eyleminin, tepki niteliğinde davranışı aşar boyutta olduğu kabul edilmelidir. Özellikle olay tarihinde henüz bir yaşında bile olmayan ortak bebeğin yanında gerçekleştiği anlaşılan son olay gözetildiğinde; mevcut evlilik birliğinin devam etmesinin davalı ve ortak çocuk bakımından korunmaya değer bir yararının kalmadığı anlaşılmaktadır. Boşanmaya sebep olan olaylarda davacının ağır buna karşılık davalının ise az kusurlu olduğu, ne var ki somut olay bazında davalının boşanmaya karşı çıkmasının tek başına boşanma kararı verilmesini engellemeyeceği, hâl böyle olunca taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte geçimsizliğin var olduğu, olayların akışı karşısında davacının dava açmakta haklı olduğu ve bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın kanunen mümkün olmadığı açıktır. 12. O hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. 13. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeple; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 maddesinin 1. fıkrası uyarınca Urla 1. Asliye Hukuk (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) Mahkemesine gönderilmesine, 16.04.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.