6. Ceza Dairesi 2009/6558 E. , 2012/11517 K. MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Yağma HÜKÜM : TCK 141, 145, 168/1. maddeleri 1 ay 20 gün hapis (iki defa) Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü: 1-Bir başkasının kendisinin veya yakınının hayatına, vücut ve cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden yada mal varlığı itibariyle büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehd…
**6. Ceza Dairesi 2009/6558 E. , 2012/11517 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Yağma HÜKÜM : TCK 141, 145, 168/1. maddeleri 1 ay 20 gün hapis (iki defa) Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü: 1-Bir başkasının kendisinin veya yakınının hayatına, vücut ve cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden yada mal varlığı itibariyle büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişinin eylemi yağma suçunu oluşturur. Malın alınması veya verilmesini temin için zilyetin üzerinde cebir ve tehdit kullanılmaktadır. Cebir ve tehdit karşısında mağdurun başka bir seçeneği kalmamakta ve bu durumda failin malı doğrudan alması söz konusudur. Yani mağdur malı teslim etmektedir. Kullanılan cebir ve tehdidin, kişiyi malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkartmamaya yöneltmeye elverişli olması gerekir. Tehdit muhatabın üzerinde zorlama etkisinin hali hazırda bedensel tesir eden zorlama ile değil gelecekte belirtilen manevi bir zorlama, korkutmayla oluşmasıdır. Bilindiği üzere subjektif sorumluluğun ilk şekli olan kast 5237 sayılı TCK.nun 21.maddesinde yer almıştır. Kast suçun maddi unsurlarını bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi olarak tanımlanmıştır. O halde bilme ve isteme kastın unsurlarıdır. Kast kişi ile işlediği suçun maddi unsurları arasında psikolojik bağı da ifade etmektedir. Hareket ve kast birlikte olmalıdır. Failin iç dünyasını ilgilendiren kast; failin olay öncesi iç dünyasını, olay sırası veya olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenebilir. Sanığı harekete geçiren etken saik psişik olgunun irade aşamasıdır. Sosyal ilişkilerin ve dışa vurmuş hareketlerin disiplini olan hukuk, ceza normunun ihlaline etki yapmadıkça failin zihni ve ruhi durumu ile uğraşmaz. Suçun işlendiği zaman failin öngörü ve irade ile hareket etmiş olması yeterlidir. Failin iç dünyasını ilgilendiren kastın niteliğini belirlemeyi bilmesi için dış dünyaya yansıyan davranışlardan hareketle sonuç çıkarmak olanaklıdır. Bu bağlamda failin olay öncesi, olay sırasında ve olay sonrası davranışları kastın belirlenmesinde ölçü alınır. Belli bir olay ile ilgili suç işlediği izlenimini veren ve hakkında herhangi bir araştırma yapılan kişi şüpheli statüsüne girer. Şüpheli kişide muhakeme hak ve yetkilerine sahiptir. Yargılanacak her uyuşmazlık da; şüphelilik, uyuşmazlığını somut olması ve uyuşmazlığını çözümü şeklinde özellikleri vardır. O halde önce olay öğrenilmelidir. Yani sübut konusunda bir hükme varılır. Sübut (veya ispat) meselesi maddi mesele olup bundan geçmişteki olayı zihnimizde yeniden yaratmak yani nasıl meydana geldiğini belirlemektir. Olay belirlendikten sonra, olayla karşılaştırılacak hukuki norm ve olayın tipine uygun olup olmadığı konusunda sonuç çıkarılır, maddi durumun tespiti, hukuki durumun tespitidir. Hukuki durumun tespiti durumun tespiti olacaktır. Hakim bu güne dayanarak dünü öğrenir. Dün hakkındaki şüphesini deliller sayesinde yener. Şüphenin yenilmesi ile şüphe yerini belirliliğe terk eder. Bu açıklamalar ışığında somut olayı incelediğimizde; Olaydan 3 gün sonra olay yerine yakın bir yerde sanığı görüp tanıyarak polise haber veren ve yakalanmasını sağlayan yakınan ...’nin 11.03.2006 tarihli beyanlarında arkadaşı diğer yakınan ... ile beraber parktan geçtiği sırada; yanında bir kişi ile oturan sanığın kendilerini yanına çağırıp, elini beline götürdüğünü, bıçak olduğunu sandığı bir alet ile oynadığını; kendilerinin korktuğunu anlayınca da kız arkadaşına takıldıkları bahanesi ile kızın isminin telefonlarında kayıtlı olup olmadığına bakacağını söyleyerek, telefonlarını çıkartmalarını istediği, çıkartıp rehberi göstereceği sırada sanığın kendisinin ve arkadaşının elinden telefonlarını zorla aldığını; telefonları aldıktan sonra da yine kendilerini zorlayarak yanından uzaklaştırdığını ve parktan ayrıldıklarını, sanığın kendisini korkutarak telefonunu aldığını söylediği; diğer yakınan ...’ın da 15/03/2006 tarihli ifadesinde olayı benzer şekilde anlattığı;sanığın ise 11.03.2006 günlü avukat huzurunda alınan kolluk beyanlarında; olay günü tanıştığı açık kimlik ve adresini bilmediği ... isimli arkadaşının kendisine geri vermek üzere şaka amaçlı yakınanları korkutup telefonlarını alacağını söylediğini; bu sebeple yakınanları çağırıp telefonlarını istediklerini, alınca da ...’nin kendisinin de elinden tutup koşmaya başladığını beyan ettiği; diğer aşamalarda ise yakınanların bir kıza takıldıklarını ve telefonlarına bakmak istediğini söyleyerek, isteyenin ve yakınanların telefonunu alanın ... olduğunu, arkadaşının iade etmek amacı ile aldığını sandığını ancak bu şahsın kaçtığını, olay ile ilgisi olmadığını söylediği; soruşturma beyanlarının aksine yakınanların kovuşturma aşamasındaki beyanlarında ise; kendilerinden telefonu alanın sanık olmadığını, sanığın yanındaki ... isimli arkadaşı olduğunu, ellerinde bıçak olmadığını, verdikten sonra gitmelerini söylediğini korktukları için yanlarından ayrıldıklarını beyan ettikleri anlaşılmıştır. Hal böyle olunca; Yakınanların kovuşturma aşamasında soruşturma aşamasından farklı olarak tehditle telefonu alanın sanık değil arkadaşı olduğunu söyledikleri; ancak tüm aşamalarda sanığın yanında bir kişi daha olduğunu ve telefonu korktukları için verdiklerini beyan ettikleri; sanığın savunması da gözönüne alındığında yakınanların suçun işleniş biçimine ve unsurlarına etki edecek nitelikteki çelişkilerinin açık bir şekilde ortaya konularak; bu halin neden kaynaklandığı akıllardaki duraksama ve şüpheleri ortadan kaldıracak şekilde saptanıp sonucuna göre olayın belirlenmesi sağlandıktan sonra somut olaya uyan hukuki vasfın tayini gerektiği düşünülmeden; eksik soruşturma ile yetinilip duruşmaya devamla; oluş ile çelişen kabule dayanılarak yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi, 2- Uygulamaya görede; a- 5237 sayılı TCY.nın 145. maddesindeki “malın değerinin azlığı” kavramının, 765 sayılı TCY’nın 522. maddesindeki “hafif “ veya “pek hafif” ölçütleriyle her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlaması dışında benzerliği bulunmadığı, “değerin azlığının” 5237 sayılı Yasaya özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, Yasa koyucunun amacı ile suçun işleniş biçimi, olayın özelliği ve sanığın kastı da gözetilmek suretiyle, daha çoğunu alma olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak da gerekiyorsa ceza vermekten vazgeçebileceği ölçüdeki düşük değerler esas alınmak, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanmak koşuluyla uygulanabileceği düşünülmeden, bu maddeye düzenleniş amacının dışında yorumlar getirilerek cezadan indirim yapılması b- Adli sicil kaydında yer alan Çankırı Sulh Ceza Mahkemesinin 21/05/2003 tarih ve 2002/291-365 sayılı mahkumiyet kararının kesinleşme ve infaz tarihini gösterir örneğinin denetime olanak verecek şekilde getirtilip sonucuna göre sanık hakkında TCY'nın 58.maddesi uyarınca değerlendirme yapılmaması 3- Sanığın, TCK’nun 53. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar aynı maddenin 1. fıkrasında öngörülen hakları kullanmaktan yoksun kılınmasına, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca da kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından, söz konusu yasaklamanın koşullu salıverilen sanık hakkında uygulanmamasına, karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde uygulama yapılması, Bozmayı gerektirmiş, O yer Cumhuriyet Savcısı ve sanık ... savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle istem gibi BOZULMASINA, 28.05.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.