Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2024/1126 E. , 2024/3769 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2024/1126 Karar No:2024/3769 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Kurumu VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACI) : … Petrol Ürünleri Otomotiv Nakliyat Gıda Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K: … sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 213 sayıl
Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2024/1126 E. , 2024/3769 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2024/1126 Karar No:2024/3769 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Kurumu VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACI) : … Petrol Ürünleri Otomotiv Nakliyat Gıda Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K: … sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359/ç maddesinde belirtilen kaçakçılık suçunun işlendiğinin tespit edildiğinden bahisle davacıya ait akaryakıt istasyonunun 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun 20. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendi uyarınca mühürlenerek piyasa faaliyetinin geçici olarak durdurulmasına ilişkin Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (Kurum) Denetim Dairesi Başkanlığının … tarih ve … sayılı işlemine istinaden tesis edilen … tarih ve … sayılı mühürleme tutanağının iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E: …, K: … sayılı kararda; bayilik lisansı sahibi davacının ilgili hesap dönemine ait işlemlerinin incelenmesi sonucunda düzenlenen Vergi Suçu Raporu'nda ödeme kaydedici cihaz veya diğer yazılım/donanıma müdahale ettiğinin tespit edildiği, yetkili hakkında 213 sayılı Kanun'un 359/ç maddesinde yazılı suçları işlediğinden bahisle yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulması neticesinde açılan kamu davasının … Asliye Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında devam ettiği anlaşıldığından, davalı idarece 5015 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması kapsamında ve bağlı yetki içerisinde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; dava konusu işlemin dayanağı olan 5015 sayılı Kanun'un 20. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinin işlem tarihinde yürürlükte olan halinde yer alan “... ve Kurum tarafından her türlü tesiste (rafineri hariç) lisansa tabi tüm faaliyetler kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veya mahkeme kararı kesinleşinceye kadar geçici olarak durdurulur...” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle itiraz yolu ile iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmesi üzerine; Anayasa Mahkemesinin 14/11/2023 tarih ve 32369 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 28/09/2023 tarih ve E:2023/35, K:2023/163 sayılı kararıyla kuralın yalnızca hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veya beraat kararı verilenler yönünden idareye tedbiri yeniden gözden geçirip tedbirin kaldırılması ya da daha hafif bir tedbir uygulamasına yönelik imkan vermemesinin ilgililere aşırı bir külfet yükleyeceği gerekçesiyle Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edildiği; Bu durumda, vergi suçu raporu üzerine davacı şirket yetkilisi hakkında başlatılan adli süreç sonrasında … Asliye Ceza Mahkemesinde "Vergi Usul Kanununa Muhalefet" suçlamasıyla açılan kamu davasında, Mahkemenin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, dava konusu işleme dayanak Kanun maddesinin Anayasa Mahkemesinin iptal kararı üzerine düzenlenen yeni halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde kesinleşme beklenilmeksizin geçici durdurma işleminin Kurum tarafından kaldırılacağının kural altına alındığı ve davacı lehine yeni bir hukuki durum oluşturan bu düzenlemenin bakılan uyuşmazlığın çözümünde dikkate alınıp uygulanacak kural olduğu hususları göz önünde bulundurulduğunda, 5015 sayılı Kanun'un 20/2(g) maddesinin, davacının bulunduğu hukuki durum itibarıyla mühürleme işlemine dayanak oluşturamayacağı anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 4. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılmasına ve dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, harçtan muaf olan Kurumları aleyhine harca hükmedilemeyeceği, Anayasa Mahkemesinin 5015 sayılı Kanun'un 20/2(g) maddesine yönelik iptal kararı Resmi Gazete'de yayımlanmasından başlayarak 9 ay sonra yürürlüğe gireceğinden tesis edildiği tarih itibarıyla dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geçmişe yürütülemeyeceği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … 'İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: ESAS YÖNÜNDEN: MADDİ OLAY : Bayilik lisansı sahibi davacının, 2022 yılı hesap dönemi iş ve işlemlerinin incelenmesi neticesinde, ödeme kaydedici cihaz veya diğer yazılım/donanıma müdahale ettiğinden ve anılan fiilin 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359/ç maddesi uyarınca kaçakçılık suçunu oluşturduğundan bahisle davacı şirket yetkilisi hakkında … tarih ve … sayılı Vergi Suçu Raporu düzenlenmiştir. Anılan rapor ve ekleri Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığınca değerlendirilmiş, kamu davası açılabilmesi için gerekli yasal şartların oluştuğu ve konunun Cumhuriyet Başsavcılığına intikal ettirilmesi hususunda mütalaa verilmiştir. Hazine ve Maliye Bakanlığınca olumlu mütalaa formu ve vergi suçu raporu ekleriyle birlikte yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına sunularak suç duyurusunda bulunulmuş, akabinde de gerekli değerlendirmede bulunulmasını teminen ilgili belgeler davalı Kuruma gönderilmiştir. Davalı idarece yapılan değerlendirme sonucunda, davacıya ait akaryakıt istasyonunun mühürlenerek piyasa faaliyetinin geçici olarak durdurulması konulu … tarih ve … sayılı işlemine istinaden akaryakıt istasyonu 16/09/2022 tarihinde mühürlenmiş, bunun üzerine bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa'nın 138. maddesinin son fıkrasında, yasama ve yürütme organları ile idarenin, mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğu; bu organlar ve idarenin, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceği kurala bağlanmıştır. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359. maddesinde, "a) Vergi kanunlarına göre tutulan veya düzenlenen ve saklanma ve ibraz mecburiyeti bulunan; 1) Defter ve kayıtlarda hesap ve muhasebe hileleri yapanlar, gerçek olmayan veya kayda konu işlemlerle ilgisi bulunmayan kişiler adına hesap açanlar veya defterlere kaydı gereken hesap ve işlemleri vergi matrahının azalması sonucunu doğuracak şekilde tamamen veya kısmen başka defter, belge veya diğer kayıt ortamlarına kaydedenler, 2) Defter, kayıt ve belgeleri tahrif edenler veya gizleyenler veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar, Hakkında on sekiz aydan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Varlığı noter tasdik kayıtları veya sair suretlerle sabit olduğu halde, inceleme sırasında vergi incelemesine yetkili kimselere defter ve belgelerin ibraz edilmemesi, bu fıkra hükmünün uygulanmasında gizleme olarak kabul edilir. Gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belge ise, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgedir. b) Vergi kanunları uyarınca tutulan veya düzenlenen ve saklama ve ibraz mecburiyeti bulunan defter, kayıt ve belgeleri yok edenler veya defter sahifelerini yok ederek yerine başka yapraklar koyanlar veya hiç yaprak koymayanlar veya belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belge, sahte belgedir. (...) ç) Hazine ve Maliye Bakanlığınca yetkilendirilmediği halde, ödeme kaydedici cihaz mührünü kaldıran, donanım veya yazılımını değiştiren veya yetkilendirilmiş olsun ya da olmasın ödeme kaydedici cihazın hafıza birimlerine, elektronik devre elemanlarına veya harici donanım veya yazılımlarla olan bağlantı sistemine ya da kayıt dışı satışın önlenmesi için kurulan elektronik kontrol ve denetim sistemleri veya ilgili diğer sistemlere fiziksel veya bilişim yoluyla müdahale ederek; gerçekleştirilen satışlara ait mali belge veya bilgilerin cihazda kayıt altına alınmasını engelleyen, cihazda kayıt altına alınan bilgileri değiştiren veya silen, ödeme kaydedici cihaz veya bağlantılı diğer donanım ve sistemler ya da kayıt dışı satışın önlenmesi için kurulan elektronik kontrol ve denetim sistemleri veya ilgili diğer sistemler tarafından Hazine ve Maliye Bakanlığı veya diğer kamu kurum ve kuruluşlarına elektronik ortamda iletilmesi gereken belge, bilgi veya verilerin iletilmesini önleyen veya bunların gerçeğe uygun olmayan şekilde iletilmesine sebebiyet verenler üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." kuralına yer verilmiştir. (...) 30/04/2021 tarih ve 31470 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7318 sayılı Vergi Usul Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 10. maddesiyle 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun 20. maddesinin ikinci fıkrasına eklenen (g) bendinde, "Bu Kanun'a göre lisansa tabi faaliyetler ile ilgili olarak, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359'uncu maddesinin (a) ve (b) fıkraları kapsamında; muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme veya bu belgeleri kullanma, belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleme veya bu belgeleri kullanma suçları ile aynı maddenin (ç) fıkrasında yazılı suçların işlendiğinin anılan Kanun'un 367'nci maddesi uyarınca Cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesi ile birlikte durum, Kuruma da iletilir ve Kurum tarafından her türlü tesiste (rafineri hariç) lisansa tabi tüm faaliyetler kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veya mahkeme kararı kesinleşinceye kadar geçici olarak durdurulur ve bu süre içinde söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de lisans verilmez. Kesinleşmiş mahkeme kararına göre lisans sahiplerinin lisansı iptal edilir. Bu bent kapsamında kalan fiillere ilişkin olarak verilen idari para cezaları ödenmediği müddetçe lisansa konu tesis için lisans verilmez. Bu bent kapsamındaki suçlara ilişkin vergi incelemesi sonuçlanıncaya kadar söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de lisans verilmez." kuralı yer almıştır. Anılan Kanun değişikliğinin Anayasa'ya aykırı olduğu itirazıyla yapılan başvuru üzerine Anayasa Mahkemesinin 28/09/2023 tarih ve E:2023/35, K:2023/163 sayılı kararıyla, "... ve Kurum tarafından her türlü tesiste (rafineri hariç) lisansa tabi tüm faaliyetler kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veya mahkeme kararı kesinleşinceye kadar geçici olarak durdurulur..." ve "... ve bu süre içinde söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de lisans verilmez." bölümleri Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiş, anılan karar dokuz ay sonra yürürlüğe girmek üzere 14/11/2023 tarih ve 32369 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararı üzerine 28/12/2023 tarih ve 32413 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7491 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 48. maddesiyle 5015 sayılı Kanun'un 20. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinin birinci cümlesinde yer alan ve Anayasa'ya aykırı bulunan ibare, "...ve Kurum tarafından her türlü tesiste (rafineri hariç) lisansa tabi tüm faaliyetler geçici olarak durdurulur ve bu süre içinde söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de lisans verilmez." şeklinde değiştirilmiş ve birinci cümleden sonra gelmek üzere, "Kurum tarafından geçici durdurma işleminin kaldırılıp kaldırılmayacağı bu fıkrada yer verilen suçlarla sınırlı olmak üzere Cumhuriyet başsavcılığı veya mahkemelerden temin edilecek bilgilere göre altı ayda bir değerlendirilir. Ancak kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleşmesi üzerine ya da mahkumiyet dışında bir hüküm veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde kesinleşmesi beklenmeksizin Kuruma yargı merciince bildirilmesiyle veya sair suretlerle Kurumca ıttıla edilmesi durumunda geçici durdurma işlemi Kurum tarafından kaldırılır." cümleleri eklenmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nda 7318 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemeler dikkate alındığında, Vergi Usul Kanunu'nun 359. maddesinin (a), (b) ve (ç) bentleri kapsamında yazılı suçların işlendiğinin vergi müfettişleri, vergi müfettiş yardımcıları ve vergi incelemesine yetkili olan diğer memurlar tarafından tespiti halinde, ilgili "rapor değerlendirme komisyonu" mütalaasıyla durumun Cumhuriyet başsavcılığına bildirileceği, ayrıca bu hususta Kuruma da bildirimde bulunulacağı ve Kurum tarafından her türlü tesiste (rafineri hariç) lisansa tabi tüm faaliyetlerin geçici olarak durdurulacağı anlaşılmaktadır. 7318 sayılı Kanun'un "Genel Gerekçesi"ne bakıldığında, "...Özellikle 28/3/2013 tarihli ve 6455 sayılı Kanun ile 5015 sayılı Kanun'un 20' nci maddesine eklenen '5607 sayılı Kanun'da belirtilen kaçakçılık fiillerinin işlendiği tespit edilen rafineri hariç her türlü tesiste lisansa tabi tüm faaliyetler kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veya mahkeme kararı kesinleşinceye kadar Kurum tarafından geçici olarak durdurulur ve bu süre içinde söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de lisans verilmez. Kesinleşmiş mahkeme kararına göre lisans sahiplerinin lisansı iptal edilir. Lisans sahibine verilen idari para cezası ödenmeden lisansa konu tesis için lisans verilmez.' hükmünün olumlu etkileri ile birlikte ulusal marker ve bayi denetim sistemlerinin katkıları ile 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamında yer alan kaçakçılık fiilleri ile mücadelede büyük oranda başarıya ulaşılmıştır... Bununla birlikte son dönemde akaryakıt kaçakçılığının yerini, halk arasında 'fatura ticareti' olarak bilinen mali usulsüzlüklerin aldığına ilişkin ciddi emareler karşımıza çıkmaktadır. Bu tür usulsüzlüklerin ciddi boyutlarda vergi ziyaına neden olduğu gibi piyasada faaliyet gösteren taraflar arasındaki rekabete de zarar verdiği görülmektedir. Bu kapsamda yukarıda yer alan olumsuz durumların önüne geçilebilmesi için bir dizi değişikliğe ihtiyaç duyulmuş ve bu Kanun teklifi hazırlanmıştır..." ifadeleri yer almaktadır. Anayasa Mahkemesinin 5015 sayılı Kanun'un 20. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinde yer alan bölümün Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmesine dair yukarıda anılan kararında, "...5015 sayılı Kanun’da tedbir işleminin değişen şartlara göre soruşturma ve kovuşturma aşamasında gözden geçirilmesine imkan tanıyan bir düzenleme bulunmadığı gibi kişi hakkında yürütülen ceza yargılamasında kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın veya beraat kararının verildiği ancak henüz kesinleşmediği döneme dair bir istisnanın da yer almadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kişi hakkında yürütülen ceza yargılamasında idarenin tespitinden farklı bir değerlendirme yapıldığı durumlarda kuralın idarenin tedbir işlemini sebep unsuru yönünden yeniden gözden geçirmesine imkan tanımadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu itibarla, tedbir işleminin değişen şartlara göre soruşturma ve kovuşturma aşamasında gözden geçirilerek kaldırılmasına veya bu süre zarfında faaliyetin geçici olarak durdurulmasında daha hafif tedbirin uygulanmasına imkan tanımayan kuralın kişilere aşırı bir külfet yüklediği ve kamu zararının önlenmesi biçimindeki amaç ile teşebbüs özgürlüğüne getirilen sınırlama arasındaki makul dengenin bozulduğu, kuralın orantısız, dolayısıyla ölçüsüz bir sınırlamaya neden olduğu anlaşılmaktadır..." gerekçesine yer verildiği görülmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı henüz yürürlüğe girmeden, 27/12/2023 tarihinde 7491 sayılı Kanun'un 48. maddesiyle getirilen yeni düzenleme ile 5015 sayılı Kanun’da tedbir işleminin değişen şartlara göre soruşturma ve kovuşturma aşamasında gözden geçirilmesine imkan tanınmasına yönelik olarak; geçici durdurma işleminin kaldırılıp kaldırılmayacağının Cumhuriyet Başsavcılığı veya mahkemelerden temin edilecek bilgilere göre altı ayda bir değerlendirileceğine, ayrıca, mahkumiyet dışında bir karar verilmesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde ise, Kurum'a yargı merciince bildirilmesiyle veya sair suretlerle Kurumca haberdar olunması durumunda kesinleşme beklenmeksizin geçici durdurma işleminin Kurum tarafından kaldırılacağına dair değişiklik yapıldığı anlaşılmaktadır. 5015 sayılı Kanun'un 20/2-(g) maddesinin yürürlüğe girmesiyle birlikte, Kuruma yapılan bildirimler üzerine çok sayıda akaryakıt istasyonunun faaliyetinin geçici olarak durdurulduğu, bu kapsamda kaçakçılık suçuna ilişkin yürütülen ceza soruşturma ve kovuşturması ile birlikte aynı tespitlere istinaden vergi kanunlarına aykırılık nedeniyle ilgililer hakkında vergi dairelerince de vergi tarh edildiği ve ceza kesildiği görülmektedir. Bu bağlamda, aynı tespite ilişkin olarak adli yargı süreci ile birlikte vergi yargılaması sürecinin ve bu yargılamalarda ortaya koyulan deliller ile yargı mercilerince verilen kararların birbirine etkisinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Bakılan uyuşmazlıklarda, taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgelerden, adli yargı ve vergi yargısı süreçlerinin genel itibarıyla eşgüdümlü olarak ilerlemediği anlaşılmaktadır. Söz gelimi, savcılık soruşturması devam ettiği, henüz ceza davası süreci başlamadığı halde aynı fiil nedeniyle vergi dairesince tesis edilen işlemin iptali istemiyle açılan davada vergi mahkemesince esas hakkında karar verilmiş olabildiği gibi, vergi yargılaması devam ederken adli sürecin kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, yahut ceza mahkemesince verilen beraat, mahkumiyet ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi kararlar ile sonuca bağlanabildiği, bu kararlardan bir kısmının kesinleştiği, bir kısmında ise kanun yolu aşamalarının devam ettiği görülmektedir. Mühürleme işlemlerinin dayanağı olan 5015 sayılı Kanun'un 20/2(g) maddesine göre, vergi incelemesi sonucunda tespit edilen hususlarla ilgili olarak savcılığa suç duyurusunda bulunulmasıyla birlikte Kuruma yapılan bildirim üzerine Kurum tarafından geçici durdurma işlemi tesis edilecektir. Ancak, Anayasa Mahkemesinin yukarıda sözü edilen kararında da belirtildiği üzere, tedbir niteliğindeki mühürlemenin devam edip etmeyeceğinin soruşturma ve kovuşturma aşamasında değişen şartlara göre Kurum tarafından gözden geçirilmesi, mühürleme işleminin iptali istemiyle açılan davalarda da, idari yargı mercilerince, ortaya çıkan yeni hukuki durumların göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Bu bağlamda, mühürlemeye ilişkin kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu itirazıyla yapılan başvurularda yer alan; "itiraz konusu kural nedeniyle lisansa tabi faaliyetlerin durdurulmasına ilişkin kararın hukuka uygun olup olmadığı ile uyuşmazlığın esasına yönelik hususların idari yargı mercii tarafından incelenemediği, bu durumun etkili bir hak arama imkanını ortadan kaldırdığı" iddialarına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi'nce, "Kanun dışı faaliyetin önlenmesi bakımından idarece yapılacak tespit üzerine faaliyetin geçici olarak durdurulması etkili bir araçtır. Söz konusu tedbir işleminin bir mahkeme tarafından uygulanması gerektiğine dair anayasal güvence bulunmamakla birlikte tedbirin yargısal bir tespit olmadan uygulanacak olması hatalı değerlendirmelerin yapılması ihtimalini de beraberinde getirmektedir. Buna karşın tedbir işlemine karşı Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca idari yargı yoluna başvurulması ve açık bir hukuka aykırılığın bulunduğu hallerde yargı mercilerince yürütmenin durdurulmasına karar verilebilmesi mümkündür..." gerekçelerine yer verilerek, mühürleme işleminin iptali istemiyle açılan davalarda idari yargı mercilerince uyuşmazlığın esasına yönelik değerlendirme yapılarak bir karar verilmesinde herhangi bir engelin bulunmadığı açıkça ifade edilmiştir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, vergi incelemesi neticesinde kaçakçılık fiilinin işlendiğine kanaat getirilmesi ve savcılığa suç duyurusunda bulunularak durumun Kuruma bildirilmesinden sonra, savcılıkça kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi ya da açılan ceza davasında mahkumiyet dışında bir hüküm verilmesi halinde mühürleme işleminin dayanaksız kalacağı sonucuna varılmaktadır. Aksi bir düşüncenin kabulü, Anayasa'nın 138. maddesinde sözü edilen "yasama ve yargı organları ile idarenin" mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğuna dair kuralın yargı mercileri tarafından dikkate alınmaması sonucunu doğuracaktır. Bununla birlikte, her ne kadar 5015 sayılı Kanun'un 20/2(g) maddesinde kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleşmesi, mahkumiyet dışında bir karar verilmesi durumları ile birlikte mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi halinde de durumun Kurum'ca ıttıla edilmesi üzerine mühürleme işleminin derhal kaldırılacağı kural altına alınmış ise de, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, maddi ve hukuki sebepleri ile hukuk aleminde ortaya çıkardığı sonuçlar itibarıyla beraat ve kovuşturmaya yer olmadığı kararlarından oldukça farklı olduğu göz önüne alınmalıdır. Nitekim, her ne kadar hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile mahkemece açıklanmış bir kararın mevcudiyetinden söz etmek mümkün olmasa ve bu tip bir kararın ortaya çıkarabileceği hak mahrumiyetleri söz konusu olmasa da, açıklanması geri bırakılmak suretiyle hukuk aleminde etki ve sonuç doğurması engellenen karar nihayet bir mahkumiyet kararıdır. Bir başka ifade ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile önce mahkumiyet kararı verilmekte ve sonra bunun üzerine söz konusu mahkumiyet kararının kesinleşmesini önleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı inşa edilmektedir. (YILDIRIM, Akif, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması, Doktora Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı, 2017, s.500). Şu halde, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen kişinin beraat ettiğinden yahut yargılanmasına mesnet somut tespit ve delillerin hükmünün ortadan kalktığından söz etmek mümkün değildir. Şüphesiz ceza yargılaması ile idari tedbir ve disiplin süreçleri birbirinden bağımsız süreçlerdir. Her adli ceza disiplin cezasını gerektirmediği gibi, her disiplin cezası da bir adli cezayı gerektirmez. Dolayısıyla her ne kadar ortada açıklanmış bir hüküm bulunmadığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına dayalı bir idari müeyyide uygulanması mümkün olmasa da, idarenin kendi gerçekleştirdiği denetimler neticesinde elde ettiği somut delil ve tespitler neticesinde birtakım tedbir ve müeyyideler tesis etmesinin önünde hukuken bir engel bulunmamaktadır. Somut uyuşmazlığa gelindiğinde, davacı şirket yetkilisi hakkında ödeme kaydedici cihaz veya diğer yazılım/donanıma müdahale fiilini işlediğinden bahisle Vergi Usul Kanunu'na muhalefet suçlamasıyla açılan davada, … Asliye Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararı ile şirket yetkilisinin üzerine atılı suçu işlediği belirtilmekle birlikte, infaz hukukuna ilişkin rejimler gözetilmek suretiyle verilen 1 yıl, 8 ay hapis cezasına ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, anılan kararın ise 05/02/2024 tarihinde kesinleştiği görülmektedir. Bu durumda, 5015 sayılı Kanun'un 20/2(g) maddesinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde durumun Kurumca ıttıla edilmesi üzerine mühürleme işleminin derhal kaldırılacağı kural altına alındığından, Tekirdağ 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 12/12/2023 tarihli kararı üzerine davalı idarece mühürleme işleminin kaldırılması gerekmekte ise de, idari işlemlerin ve dolayısıyla idari tedbirlerin hukuka uygunluk denetiminin, tesis edildikleri tarihteki hukuki durum esas alınarak gerçekleştirilmesi gerektiği açıktır. Bir başka ifadeyle, Kanun'un açık hükmü dolayısıyla mühürleme işleminin hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı üzerine davalı idarece kaldırılması yasal bir zorunluluk ise de, mühürleme işleminin -etkisini anılan kararın kesinleşmesine kadar sürdüren- geçici nitelikte bir tedbir kararı olduğu dikkate alındığında, idari yargı tarafından yapılacak incelemenin, işlemin tesis edildiği andaki hukuki duruma göre yapılması gerektiği, adli yargı mercince verilen kararda davacının "Vergi Usul Kanununa Muhalefet" suçunu işlediği sabit görüldüğünden, tesis edildiği tarih itibarıyla dava konusu mühürleme işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılmasına ve dava konusu işlemin iptaline ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davalının temyiz isteminin kabulüne, 2. Davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılması ve dava konusu işlemin iptali yolundaki … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 03/10/2024 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY : 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun 20. maddesinin 2. fıkrasının (g) bendinin işlem tarihinde yürürlükte olan halinde, “g) (Ek:29/4/2021-7318/10 md.) Bu Kanun'a göre lisansa tabi faaliyetler ile ilgili olarak, 04/01/1961 tarih ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359. maddesinin (a) ve (b) fıkraları kapsamında; muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme veya bu belgeleri kullanma, belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleme veya bu belgeleri kullanma suçları ile aynı maddenin (ç) fıkrasında yazılı suçların işlendiğinin anılan Kanun'un 367. maddesi uyarınca Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilmesi ile birlikte durum, Kuruma da iletilir ve Kurum tarafından her türlü tesiste (rafineri hariç) lisansa tabi tüm faaliyetler kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veya mahkeme kararı kesinleşinceye kadar geçici olarak durdurulur ve bu süre içinde söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de lisans verilmez. Kesinleşmiş mahkeme kararına göre lisans sahiplerinin lisansı iptal edilir. Bu bent kapsamında kalan fiillere ilişkin olarak verilen idari para cezaları ödenmediği müddetçe lisansa konu tesis için lisans verilmez. Bu bent kapsamındaki suçlara ilişkin vergi incelemesi sonuçlanıncaya kadar söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de lisans verilmez.” hükmüne yer verilmiştir. Anayasa'nın "Anayasa'ya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi" başlıklı 152. maddesinin birinci fıkrasında, bir davaya bakmakta olan mahkemenin, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakacağı; üçüncü fıkrasında ise "Anayasa Mahkemesinin, işin kendisine gelişinden başlamak üzere beş ay içinde kararını vereceği ve açıklayacağı, bu süre içinde karar verilmezse mahkemenin davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandıracağı, ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkemenin buna uymak zorunda olduğu; "Anayasa Mahkemesinin kararları" başlıklı 153. maddesinde ise, iptal edilen kanun hükmünün, iptal kararının Resmî Gazete'de yayınlandığı tarihte yürürlükten kalkacağı, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı ve geriye yürümeyeceği kurala bağlanmıştır. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:… sayılı dosyasında verilen kararla, 5015 sayılı Kanun'un 20. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinde yer alan “... ve Kurum tarafından her türlü tesiste (rafineri hariç) lisansa tabi tüm faaliyetler kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veya mahkeme kararı kesinleşinceye kadar geçici olarak durdurulur...” bölümünün Anayasa’nın 2., 13., 35., 48. ve 49. maddelerine aykırılığı gerekçesiyle itiraz yolu ile iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulduğu; Anayasa Mahkemesinin 28/09/2023 tarih ve E:2023/35, K:2023/163 sayılı kararıyla özetle, dava konusu mühürleme işlemine dayanak alınan 5015 sayılı Kanun'un 20. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinde düzenlenen geçici olarak faaliyet durdurma tedbirini öngören kuralın belirli ve öngörülebilir olduğunun, meşru bir amaca dayandığının, meşru amaca ulaşma bakımından elverişli olduğunun ve anılan tedbirin kanun koyucunun takdir yetkisinde kaldığının ve gerekli olduğunun tespit edildiği, tedbirin orantılılığı yönünden yapılan incelemede ise; kuralın yalnızca "hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veya beraat kararı verilenler" yönünden idareye tedbiri yeniden gözden geçirip tedbirin kaldırılması ya da daha hafif bir tedbir uygulamasına yönelik imkan vermemesinin ilgililere aşırı bir külfet yükleyeceği gerekçesiyle “...ve Kurum tarafından her türlü tesiste (rafineri hariç) lisansa tabi tüm faaliyetler kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veya mahkeme kararı kesinleşinceye kadar geçici olarak durdurulur...” bölümünün Anayasa'ya aykırı bulunarak iptaline; iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verildiği, anılan iptal kararının 14/11/2023 tarih ve 32369 sayılı Resmî Gazete'de yayımlandığı, 5015 sayılı Kanun'un 20. maddesinin 2. fıkrasının (g) bendinin 27/12/2023 tarihinde kabul edilen ve 28/12/2023 tarih ve 32413 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7491 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 48. maddesiyle yeniden düzenlendiği anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesinin iptal kararları geriye yürümemekle birlikte somut norm denetiminde iptal kararının, itiraz başvurusuna konu yargılamada karar kesinleşmeden önce verilmesi halinde uygulanacağı hususu yerleşik içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Bu hukuksal durumun doğal sonucu olarak, bir kanun ya da Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin uygulanması nedeniyle dava açmak durumunda kalan ve Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasını isteme hakkına sahip olan kişilerin de hak ve menfaatlerini ihlal eden yasa kuralının itiraz yoluyla daha önce yapılan başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olması halinde, henüz kararı kesinleşmeyen uyuşmazlıklarda iptal hükmünün hukuki sonuçlarından yararlanmaları gerekmektedir. Anayasa'nın 153. maddesinde, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararlarının geriye yürümeyeceği kuralı, iptal edilen hükümlere göre kazanılmış olan hakların korunmasına yönelik olup, Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiş olduğu bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa'ya aykırılığı saptanmış hükümler dikkate alınarak çözümlenmeleri Anayasa'nın üstünlüğü ve Hukuk Devleti ilkesine aykırı olduğu gibi, temyiz incelemesinin Anayasa'ya aykırılığı belirlenerek iptal edilen kurallara göre yapılmasına da imkan bulunmamaktadır. Bu itibarla, dava konusu işlemin dayanağı olan yasal düzenlemenin Anayasa Mahkemesince iptal edilerek kararın 14/11/2023 tarih ve 32369 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmış olması karşısında, hukuka aykırılığı Anayasa Mahkemesi kararı ile tespit edilmiş bulunan Kanun maddesi uyarınca tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılması ve dava konusu işlemin iptaline ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında ise sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Öte yandan, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararı sonrasında Kanun koyucu tarafından getirilen yeni düzenlemede 5015 sayılı Kanun’da tedbir işleminin değişen şartlara göre soruşturma ve kovuşturma aşamasında gözden geçirilmesine imkan tanınmasına yönelik olarak davalı Kuruma, geçici durdurma (mühürleme) işleminin kaldırılıp kaldırılmayacağının bu fıkrada yer verilen suçlarla sınırlı olmak üzere Cumhuriyet Başsavcılığı veya mahkemelerden temin edilecek bilgilere göre altı ayda bir değerlendirilmesine yönelik yükümlülük getirildiği, Anayasa Mahkemesince iptal edilen yasal düzenlemeden farklı olarak mahkûmiyet dışında bir hüküm veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde kesinleşme beklenilmeksizin Kuruma yargı merciince bildirilmesiyle veya sair suretlerle Kurumca ıttıla edilmesi durumunda geçici durdurma işleminin Kurum tarafından kaldırılacağına dair değişiklik yapıldığı, yapılan bu değişiklik uyarınca davalı Kurum tarafından yeniden bir işlem tesis edilebileceği de tabiidir. Açıklanan nedenlerle, davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılması ve dava konusu işlemin iptali yolundaki temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının belirtilen gerekçeyle onanması gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.