T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2022/1599 KARAR NO : 2026/290 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 26/04/2022 NUMARASI : 2021/237 Esas 2022/392 Karar DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) BAM KARAR TARİHİ : 05/02/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 05/02/2026 Davalı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara ka…
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2022/1599 KARAR NO : 2026/290 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 26/04/2022 NUMARASI : 2021/237 Esas 2022/392 Karar DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) BAM KARAR TARİHİ : 05/02/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 05/02/2026 Davalı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Müvekkili şirket davalı firma arasında mal alım-satımı ilişkisinin bulunduğunu, buna istinaden müvekkili firma tarafından davalı firmaya 900036 nolu 08/08/2018 ödeme tarihli 28.050,96 TL tutarlı, 900037 nolu 08/08/2018 ödeme tarihli 26.174,74 TL tutarlı ve 900038 nolu 06/08/2018 ödeme tarihli 14.987,18-TL tutarlı olmak üzere toplam 3 adet fatura tanzim edildiğini, aradaki ticari satış nedeniyle müvekkili firmanın davalı firma ile faturaya dayalı atacağını tüm çabalara rağmen tahsil edemediğini, bunun üzerine İzmir 1. İcra Müdürlüğünün 2019/15974 e.sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, borçlu firma tarafından borca, faize, faiz oranlarına ve tüm ferilerine ve yetkiye itiraz edilmesi üzerine takibin durdurulmasına karar verildiğini, davalı yanın takip dosyasına yaptığı itirazın haksız ve kötü niyetli olduğunu, davalı tarafından TTK madde 21 gereğince düzenlenen 3 adet fatura içeriğine sekiz gün içerisinde bir itirazda bulunmamış olup fatura içeriklerinin davalı tarafından kabul edildiğini, aynca faturalann davalı firma adına tanzim edildiği ve fatura üzerinde davalı firmanın kaça ve imzası bulunduğunu, bu sebeple işbu fatura bedellerinin derhal müvekkili firmaya ödenmesi gerektiğini beyan ederek davanın kabulü ile borçlu tarafından yapılan haksız ve dayanaksız itirazın iptali ile İzmir 1. İcra Müdürlüğü 2019/15974 e. Sayılı takip dosyasının devamına, itirazında kötüniyetli olan davalı borçlunun takip tutan olan 72.178,37 TL takip çıkışı borç toplamı üzerinden %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerine yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı tarafça cevap dilekçesi sunulmamıştır. MAHKEMECE: "...,İİK 67/2 uyarınca açılan itirazın iptali davasıdır. Dosya içinde İzmir 1. İcra Müdürlüğü'nün 2018/15974 sayılı takip dosyası getirtilmiş, taraf defterleri üzerilerinde SMM bilirkişi marifetiyle rapor alınmıştır. Dosya içinde taraflar ticari ilişkisine dayanak teşkil eden faturalar, Hasan Tahsin Vergi Dairesi Müdürlüğü'nden BA ve BS formları getirtilmiştir. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davalı defterleri üzerilerinde yapılan incelemede davalı gerçek kişinin, takip tarihi olan 02/10/2018 takip ve 03/05/2019 dava tarihi itibariyle bilanço esasına göre defter tuttuğu ve gerçek kişi tacir olduğu anlaşılmış, alınan bilirkişi raporunda davacının davalı ....'den 02/10/2018 tarihi itibariyle 71.212,61 TL alacağının bulunduğu ve bilirkişi'nin ek raporunda davacı şirketin ticari defterleri incelenmesi neticesinde icra takip tarihi ve dava tarihi itibariyle davacı şirketin davalıdan 71.212,61 TL alacaklı olduğu, davalı ...'ün 2007/12362 karar sayılı Bakanlar Kurulu Kararı, 213 sayılı VUK. 177 ve 178 madde hükümleri ile vergi dairelerinden gelen cevabi yazılarda davalının bilanço esasına göre defter tutan gerçek kişi tacir olduğu, icra takip dosyası ve bu davaya dayanak faturaların incelenmesinde, faturalar üzerinde davalı ....'ün kaşe ve imzasının bulunduğu, faturada belirtilen malların davalıya teslim edildiği anlaşılmakla alınan bilirkişi raporu davalının tüm dosya içeriği, incelenen dosyası ve tüm belgeler değerlendirilerek davanın kısmen kabulüne, hüküm altına alınan alacak fatura alacağı olup likit ve hesaplanabilir olduğundan İİK. 67/2 uyarınca davacı lehine icra inkar tazminatına hükmetmek gerekerek mahkememizdeki vicdani kanıyı yansıtan aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir." gerekçesi ile; "Davanın KISMEN KABULÜ ile; İzmir 1. İcra Müdürlüğünün 2020/5910 (eski esas 2018/15974 sayılı) takip dosyasındaki davalının 71.212,61 TL asıl alacağa yönelik yaptığı İTİRAZIN İPTALİ ile; Takibin 71.212,61 TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren %9 faiz işletilmek suretiyle takibin devamına, Fazlaya ilişkin talebin reddine, Hüküm altına alınan alacak likit ve hesaplanabilir olduğundan, İİK. 67/2 uyarınca davacı lehine 14.242,52 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınıp davacıya verilmesine. " şeklinde karar verilmiştir. Mahkeme kararına karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkiline dava dilekçesi ve eklerinin hiçbir şekilde tebliğ edilmediğini, müvekkilinin savunma hakkını kullanamadığını, cevap dilekçesi ile ilk itirazlarını sunamadığını, ön inceleme duruşmasına katılamadığını, müvekkilinin bu davadan 5.celse tarihi itibariyle haberdar olduğunu, sonrasında ise davacının talebi üzerine ihtiyati haciz konulması ile dosya kapsamını öğrendiğini, ancak duruşma tutanağında mahkemece müvekkiline usulüne uygun tebligatın yapıldığına dair tespit yapıldığını, müvekkilinin Anayasa gereği kendisine verilen temel hak ve hürriyetlerden olan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, müvekkiline yapılan yargılamada hiçbir şekilde kendisini savunma imkanı tanınmadığını, delillerini de ibraz edemediğini, taraflarınca faturalardaki imzanın kendilerine ait olmadığını, basılan kaşenin müvekkilinin kaşesi olmadığını beyan ettiklerini ancak mahkemece hiç bir şekilde imza incelemesi yapılmadığını, söz konusu faturaların düzenlendiği tarihte müvekkilinin ve araçlarının Gürcistan'da olduğunu, bu faturaların hukuka aykırı bir şekilde müvekkili adına teslim alındığını, bu nedenle fatura konusu malların teslim edildiğinden bahsedilemeyeceğini, müvekkilinin dava dilekçesinde ileri sürüldüğü gibi bir borcu bulunmadığını, dava dilekçesi ekindeki faturaların tek taraflı olarak müvekkiline herhangi bir satış yapılmaksızın düzenlendiğini, müvekkiline ait olmayan kaşe ile müvekkiline ait olmayan imzanın fatura konusu malların teslim alınmadığını açıkça gösterdiğini, mahkemece alınan son bilirkişi raporuyla da teslim hususunun ispat edilemediğinin açıkça tespit edildiğini, tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi sonucunda davalı şirkete müvekkilinin dava tarihi itibariyle hiçbir borcu bulunmadığının, davacının iddia ettiği faturaların müvekkilinin ticari defter ve kayıtlarında yer almadığının tespit edildiğini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, satımdan kaynaklı icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. Davalı ....vekili istinaf dilekçesinde öncelikle dava dilekçesi ve eklerinin tebliğ edilmediğini ileri sürmüştür. " Bu kapsamda, istinaf dilekçesindeki itirazlar karşısında öncelikle “tebligat”, “taraf teşkili”, “adil yargılanma” ve “hukuki dinlenilme hakkı” kavramları üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. Yetkili Makamlar tarafından bir takım hukukî işlemlerin, bunların hukukî sonuçlarından etkilenmeleri amaçlanan kimselere Kanuna uygun şekilde bildirimi ve bu bildirimin de usulüne uygun şekilde yapıldığının belgelenmesi olarak tanımlanan tebligat, Anayasa ile güvence altına alınan iddia ve savunma hakkının, daha da özelde hukukî dinlenilme hakkının tam olarak kullanılması ve bu suretle adil bir yargılamanın yapılmasını sağlayan çok önemli bir araçtır. Bir davada davalının, davacının açmış olduğu davadan haberdar olması, davaya cevap vermesi ve hatta cevap süresinin işlemeye başlaması için dava dilekçesinin tebliğ edilmesi gerekir. Aksi durumun, ilgilinin hak arama hürriyetini kısıtlayacağına şüphe yoktur. Aslında hemen her hukuksal işlemin tebligat ile sonuç doğuracağını söylemek mümkündür. Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi; bozma sonrası yargılamanın devamı, uyup uymama yönündeki kararın verilebilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden usulünce haberdar edilmesi ve böylece taraf teşkilinin sağlanması ile mümkündür. Bu yolla kişi, hangi yargı merciinde duruşması bulunduğuna, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğuna, yargılamanın safahatına, bozma ilamının içeriğine, bozma sonrası duruşmanın hangi tarihte yapılacağına, verilen kararın ne olduğuna, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tebligat Tüzüğü'nde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile vakıf olabilecektir. Görüldüğü üzere, taraf teşkili sadece davanın açılması aşamasında değil, yargılamanın diğer aşamalarında da önem taşımaktadır. Taraf teşkili konusuna gelince; Bir davada tarafların teşkil edilebilmesi, bu sayede davada karşılıklılık, çelişikliğin sağlanabilmesi ve iddia ve savunmalarda bulunulabilmesi için taraflarla, taraflar dışındaki tanık ve bilirkişi gibi üçüncü kişilere usulüne uygun tebligat yapılması gereklidir. Tebligat sayesinde, ilgililer duruşmaya davet olunur ve kendilerine, yargılama hakkındaki ilk bilgiler, tebliğ konusu dilekçeler sayesinde verilir. Tebligat, yargılamanın makul sürede yapılıp sonuçlandırılması, hak ve adaletin gecikmeden yerine getirilmesi açısından önemli bir usuli işlemdir (Mehmet Ruşen Gültekin, Adil Yargılanma Hakkının Gerçekleşmesini Sağlayan Araçlardan Milletlerarası Tebligat ve İstinabe, (Doktora Tezi), Ankara 2006, s. 16, 17). Taraflar duruşmaya çağrılmadan, eş anlatımla; taraf teşkili sağlanmadan hüküm verilememesi, Anayasa'nın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur. Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan T.C. Anayasası'nın 36. maddesi ile 1086 sayılı HUMK’nun 73. maddesinde de (6100 sayılı HMK’nun 27. maddesi) açıkça belirtildiği üzere, Mahkemece davalı yan; dinlenmek ve savunması alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır, aksi halde savunma hakkının kısıtlanmış sayılacağı, gerek öğreti, gerekse yargısal kararlarda tartışmasız olarak kabul edilmektedir (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, Cilt II, s.1876 vd). Çekişmeli yargıda kural olarak duruşma yapılması zorunludur. 01.10.2011 tarihi itibariyle yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nun 27. maddesi uyarınca Kanunun gösterdiği istisnalar dışında hakim tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez. Taraf teşkili dava şartı olup, davanın her aşamasında Mahkemece re’sen nazara alınması gereken bir olgudur ve Mahkemenin, duruşma gününü, kararını, bozma ilamını, duruşma günü ve direnme kararını taraflara kendiliğinden tebliğ edip taraf teşkilini sağlaması, usulün amir hükmü gereğidir. Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilmesi, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tebligat Tüzüğü'nde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir (HGK’nun 04.03.2009 gün ve 2009/9-52 E.-2009/105 K.; 14.04.2010 gün ve 2010/21-200 E. 2010/216 K.; 20.04.2011 gün ve 2011/5-175 E. 2011/202 K. sayılı ilamları). Hukuki dinlenilme hakkına gelince: Mahkeme iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Taraflara hukukî dinlenilme hakkı verilmesi Anayasal bir haktır. Anayasa'mızın 36. maddesine göre teminat altına alınan iddia ve savunma hakkı ile adil yargılanma hakkı, hukukî dinlenilme hakkını da içermektedir. Yine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nde de hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. maddesi hükmüne göre : "(I) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir". Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Zira, insan onurunun yargılamadaki zorunlu bir sonucu olarak, yargılama süjelerinin, yargılamada şeklen yer almaları dışında, tam olarak bilgi sahibi olmaları, kendilerini ilgilendiren yargılama konusunda açıklama ve ispat haklarını tam ve eşit olarak kullanmaları ve yargı organlarının da bu açıklamaları dikkate alarak gereği gibi değerlendirme yapıp karar vermesi gereklidir. Hukukî dinlenilme hakkı olarak maddede ifade edilen ve uluslararası metinlerde de yer bulan bu hak, çoğunlukla "iddia ve savunma hakkı" olarak bilinmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, iddia ve savunma hakkı kavramına göre daha geniş ve üst bir kavramdır. Bu hak, yargılamanın tarafları dışında, müdahiller ve yargılama konusu ile ilgili olanları da kapsamına almaktadır. Ancak, her yargılama süjesi kendi hakkıyla bağlantılı ve orantılı olarak bu hakka sahiptir. Hakkın temel unsurları maddede tek tek belirtilmiş, böylece uygulamada bu temel yargısal hak konusundaki tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Bu hakkın ikinci unsuru, açıklama ve ispat hakkıdır. Taraflar, yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahiptirler. Her iki taraf da bu haktan eşit şekilde yararlanırlar. Bu durum "silahların eşitliği ilkesi" olarak da ifade edilmektedir. Bu hakkın üçüncü unsuru, tarafların iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesidir. Bu değerlendirmenin de, kararların gerekçesinde yapılması gerekir (bkz. 6100 sayılı HMK'nun Hükümet Gerekçesi madde 32). Yargılama bakımından, sadece bir tarafın dinlenmesi, başka kimsenin dinlenmemesi, tek yönlü karar verilmesi demektir. Yargılamada yer alan taraflar, yargılamanın objesi değil, süjesidir. Hukukî dinlenilme hakkı, doğru karar verilmesinin garantisidir; bu nedenle, haksızlığa karşı koyabilme imkânı tanır. Bu hak, hukuk devletinin, insan onurunun korunması ve eşitlik ilkesinin, hak arama özgürlüğünün, adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Hukukî dinlenilme hakkı yargılamanın süjesi olan herkese aittir. Dava sonunda hukukî durumu etkilenecek olan kişilere, yargılamadaki durumlarına uygun şekilde bu hak tanınacaktır. Tanık ve Bilirkişilerin kendileri ile ilgili bir sonuç doğması halleri dışında, hukukî dinlenilme hakkı bulunmamaktadır. Davada taraflar, çekişmesiz yargı işlerinde ilgililer bu hakka sahip oldukları gibi, fer'i müdahilin de kendi hakkıyla bağlantılı olarak hukukî dinlenilme hakkı bulunmaktadır. Hukukî dinlenilme hakkı, sadece belli bir yargılama için ya da yargılamanın belli bir aşaması için geçerli olan bir ilke değildir. Tüm yargılamalar için ve yargılamanın her aşamasında uyulması gereken bir ilkedir. Bu çerçevede gerek çekişmeli ve çekişmesiz yargı işlerinde gerekse bu yargılamalarla bağlantılı geçici hukukî korumalarda, icra takiplerinde, tahkim yargılamasında, hatta hukukî uyuşmazlıklarla ilgili yargılama dışında ortaya çıkan çözüm yollarında, her bir yargılama, çözüm yolu ve uyuşmazlığın niteliğiyle bağlantılı şekilde hukukî dinlenilme hakkına uygun davranılmalıdır. Hukukî dinlenilme hakkına aykırılık-bir istinaf gerekçesi ve temyizde de bozma sebebidir. Hakkın ihlâlinin niteliğine göre, yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak kabul edilebilir. Ayrıca adil yargılanma ihlâli çerçevesinde de Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi'ne başvurulabilir. Kanunda da açıkça belirtildiği gibi, hukukî dinlenilme hakkının temel üç unsuru bulunmaktadır (6100 sayılı HMK madde 27/2). Bunlardan ilki “Bilgilenme Hakkı” dır. Buna göre, hak sahibinin kendisi ile ilgili yargılama ve yargılamanın içeriği hakkında tam bir şekilde bilgi sahibi olması sağlanmalıdır. Bilgilenme hakkı, gerek karşı taraf gerekse yargı organlarının işlemleri ve dosya kapsamına girip yargılamayı etkileyen her şeyi kapsar. Tarafın bilgi sahibi olmadığı işlemler, belge ve bilgiler yargılamada esas alınamaz. Bilgilenmenin şekli bakımından, hukukî dinlenilme hakkına uygun davranılmalı, ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçekten sağlanmaya çalışılmalıdır. Özellikle tebligat ve davetiye kurallarının uygulanmasında özen gösterilmelidir. Usûlüne uygun tebligat yapılmadan, davetiye çıkarılmadan, tefhimi mümkünse tefhim gerçekleşmeden yapılan işlemler taraflar bakımından sonuç doğurmaz. Taraflardan gizli yargılama yapılamayacağı için, yargılamaya dâhil olan her işlem bakımından taraflar, dosyanın korunması ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesi dışında bir sınırlamaya tabî olmadan tam olarak bilgilenme hakkını kullanabilirler. Bu sınırlamalar da bilgilenme hakkını ortadan kaldırıcı nitelikte olmayıp sadece kullanılmasını yargılamanın sağlıklı işlemesi için belirli kurallara bağlamak şeklinde olabilir. Tarafların bilgisine açık olmayan hiçbir husus hükme esas alınamaz. Hukukî dinlenilme hakkının ikinci unsuru “Açıklama ve İspat Hakkı” dır. Buna göre de, hak sahibinin bilgilendiği hususlarda açıklama hakkı tam olmalıdır. Açıklama hakkı kapsamına, yargılamanın temelini oluşturan vakıalar, bunların ispatına ilişkin faaliyet ve hukukî sebepler girmektedir. Bununla birlikte, açıklama hakkı sınırsız bir içini dökme hakkı değildir. Bu konuda hakkın özünü zedelemeyen, yargılamanın sağlıklı işlemesine yönelik sınırlamalar getirilebilir. Ancak, hakkı anlamsız kılacak sınırlamalar kabul edilemez. Bu çerçevede örneğin, makul kabul edilebilecek, iddia ve savunmayı genişletme yasağı ile delil gösterilmesi konusunda getirilen sınırlamalar hukukî dinlenilme hakkına aykırı sayılmaz. Burada, teksif ilkesi ve usul ekonomisi ortaya çıkacak, hukukî dinlenilme hakkı ihlâli sonucunu doğurmayan, teksif ilkesine ve usul ekonomisine uygun olan sınırlamalar kabul edilebilecektir. Açıklama hakkının ne şekilde kullanılacağını ise, kural olarak ilgili yargılama usulü belirler.Açıklama hakkının kullanılması için ilgiliye gerekli ortam hazırlanmasına rağmen, kişi bu hakkı kullanıp kullanmamakta serbesttir, hakkını kullanmayarak haktan feragat edebilir. Hukukî dinlenilme hakkının üçüncü unsuru “Dikkate Alınma Hakkı”dır. Taraf açıklamalarını yargı organları, tam olarak dikkate alıp değerlendirmelidir. Ancak bu şekilde ilgililer gerçek anlamda yargılamayı etkileyen bir yargılama süjesi haline gelmiş olur. Aksi halde bilgilenme ve açıklama hakkı anlamsız kalacaktır. Bu sebeple, dikkate alma ve değerlendirme, yargı organı için mutlak bir yükümlülüktür (Hakan Pekcanıtez- Oğuz Atalay- Muhammet Özekes, Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, Ankara 2011, s. 272- 278). Hakkaniyete uygun bir yargılanmanın gerçekleşmesini sağlayacak en önemli ilke ise silâhların eşitliği ilkesidir. Silâhların eşitliği ilkesi, yine, AİHM’ne göre, mahkeme önünde sahip olunan hak ve vecibeler bakımından taraflar arasında tam bir eşitliğin bulunması ve bu dengenin bütün yargılama boyunca korunmasıdır. Başka bir deyişle, silâhların eşitliği ilkesi, davanın taraflarından birini diğeri karşısında avantajsız bir duruma düşürmeyecek şekilde her iki tarafın deliller de dahil olmak üzere, iddia ve savunmasını ortaya koymak için makul bir olanağa sahip olması, tarafların denge içinde olması demektir. Silâhların eşitliği ilkesi, AİHM’nin 6. maddesinin 1. bendinin ilk cümlesinde geçmektedir. Söz konusu ilke tarafların usulüne uygun olarak mahkemenin önüne gelmelerini sağlayan tebligat işlemi açısından önemlidir. Çünkü ancak hukuka uygun bir usulde gerçekleşen tebligat üzerine, durumdan haberdar olan taraflar iddia ve savunmalarını eşit şekilde yapabileceklerdir. Savunma hakkının yeterince kullanılamadığı bir yargılamanın doğru sonuçlar vermesi beklenemez. Adil yargılamayı gerçekleştirmeye yönelik her hukuk kuralı savunma hakkının varlığına işaret edecektir. Hak arama özgürlüğü ve bunun somut unsurlarından biri olan savunmanın yapılabilmesinin ilk koşulu ise tebligattır. Bir yargılama sırasında taraflar, yargılama hakkındaki ilk bilgilere ve bunun sonucunda iddia ve savunma yapabilme haklarına ancak usulüne uygun tebligat ile kavuşabilecek ve bu şekilde savunma yapılabilecektir. Bunun tersi olarak geçerli ve usulüne uygun bir tebligat olmaksızın yargılama yapılması ise, savunma hakkının dolayısıyla, en temel insan haklarından birinin ihlâli anlamına gelecektir (Mehmet Ruşen Gültekin, a.g.e., s. 17 vd.). HGK’nun 23.11.2011 tarih 2011/11-554 E. 2011/684 K. sayılı ilamında da bu hususlar ayrıntıları ile açıklanmaktadır. ( Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin 2012/10670 Esas, 2013/944 Kararı) İlk derece mahkemesinin 12/11/2020 tarihli celsesinde; "Davalı vekilinin 05/10/2020 tarihli dilekçesini mahkememize sunduğu, davalıya usulüne uygun tebligat yapılmadığını, 16/07/2020 tarihinde davalının davadan haberinin olduğunu bildirmiş olup, dosya için de ki incelemede davalıya dava dilekçesi ve tensip zaptının ... Mah ... sokak no:.. ...adresine tebligat yapıldığı tebligatın bila ikmal geldiği, bunun üzerine davalının mernis adresi olan ...Mah.... Sk. No:... İç Kapı No... .. adresine ön inceleme duruşmasını bildirir tebligatın bizzat kendisine 12/02/2020 tarihinde yapıldığı, davacının usulüne uygun ön inceleme duruşması tebliğine rağmen duruşmada hazır olmadığı, davalıya dava dilekçesi ve tensip zaptının usulüne uygun tebliğ edilmediği, ayrıca davalının defterlerine ilişkin tebligatın da mernis adresine usulüne uygun tebliğ edildiği, görüldü." şeklinde kayıt bulunmaktadır. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olayda ; Davalı tarafa dava dilekçesinin tebliği için çıkarılan tebligatın iade edilmesi üzerine dava dilekçesinin tebliği için yeniden tebligat çıkarılmadığı, ön inceleme duruşması için mernis adresine çıkarılan tebligatın 14/12/2019 tarihinde, defter ibrazı için çıkarılan tebligatın 12/02/2020 tarihinde tebliğ edildiği, dava dilekçesi ve eklerinin davalı tarafa tebliğ edilmediği görülmüştür. Bu kapsamda, taraflar yargılamanın her aşamasında yargılamada başarı olanaklarını zayıflatacak her türlü sunumdan bilgi edinme hakkına sahiptirler. O halde davalı tarafın hukuki dinlenilme hakkı gözetilerek HMK’nın 27, 31, 33 ve 147/1, 280 maddeleri gereği dava dilekçesi ve eklerinin davalı tarafa usule uygun şekilde tebliğ edilerek tüm aşamalarla ilgili cevap ve itirazlarını sunması için süre ve imkan verilmesi, ondan sonra tüm deliller toplanıp birlikte değerlendirilip, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, davalının savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracak şekilde yargılamaya devam edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. Açıklanan nedenlerle; sair hususlar incelenmeksizin davalı istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a.4 maddesi gereğince kaldırılmasına, dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde sonuçlandırılması için kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin KABULÜNE, 2-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26/04/2022 Tarih, 2021/237 Esas 2022/392 Karar sayılı kararın 353/1-a-4 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 3-Yukarıda yapılan açıklamalara göre davanın yeniden görülmesi için dosyanın Mahkemesine İADESİNE, 4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından davalı yararına istinaf vekalet ücreti verilmesine yer olmadığına, 5-İstinaf yoluna başvuran davalı vekili tarafından yatırılan 1.135,43 TL istinaf peşin karar harcının istek halinde kendisine iadesine, 6-İstinaf yoluna başvuran davalı tarafından alınan 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 7-Davalı vekili tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 8-İİK 36.md gereğince istinaf aşamasında tehiri icra talebi uyarınca yatırılan teminatın yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 05/02/2026