T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/1295 Esas KARAR NO: 2026/337 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI: 2022/110 Esas - 2023/166 Karar TARİH: 09/03/2023 DAVA: İtirazın İptali KARAR TARİHİ: 19/02/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/1295 Esas KARAR NO: 2026/337 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI: 2022/110 Esas - 2023/166 Karar TARİH: 09/03/2023 DAVA: İtirazın İptali KARAR TARİHİ: 19/02/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin emtia satışından dolayı davalı şirketten alacağının olduğunu, müvekkilinin söz konusu alacağının tahsili için yaptığı görüşmelere rağmen olumlu sonuç alamayınca bu defa da alacağının tahsili amacıyla davalı aleyhine 07/04/2021 tarihinde .... İcra Müdürlüğü' nün ... esas sayılı dosyasında ilamsız icra takibi başlatıldığını, bu takip kapsamında ödeme emrinin borçlu tarafından tebliğ alınmasından sonra davalı borçlu tarafından da itiraz edilerek takibin durdurulduğunu, müvekkili şirketin ticari defter ve kayıtlarıyla da tespit edileceği gibi iptali talep edilen alacak nispetinde müvekkili şirketin borçludan alacaklı olduğunu, davalı tarafından icraya yönelik yapılan itirazın haksız, müvekkilinin alacağını sürüncemede bırakmaya ve kötü niyetli olduğunu, davalı tarafından alacağın tahsilini geciktirmek için yapılmış olan işbu itirazın iptaline karar verilerek kötü niyetli takip borçlusunun % 20' sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, borçlu/davalı tarafından .... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı icra dosyasına yapılmış olan haksız itirazın iş bu dava dilekçelerinde bildirdikleri 2.008.897,38.-TL miktar çerçevesinde itirazın iptali ile takibe devam kararı verilmesini, kötü niyetli takip borçlusunun %20'den aşağı olmamak üzere bu miktar nispetinde icra inkar tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yan üzerinden bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın dilekçelerinin müvekkili şirkete 01.03.2022 tarihinde E-tebligat ile gönderildiğini, bunu takip eden 5 günün sonunda 06.03.2022 tarihinde tebliğ olduğunu, yasal iki haftalık cevap sürelerinin 21/03/2022 tarihi itibariyle bitmekte iken mahkemenin 22/03/2022 tarihli ara kararı ile cevap sürelerinin 2 hafta uzatılmasına karar verildiğini, süresi içinde huzurdaki davaya cevaplarının sunduklarını, davacı şirket tarafından müvekkili şirket aleyhine ....İcra Müdürlüğü' nün ... E. Sayılı icra takip dosyasından ödenmeyen alacaklarından bahisle takip başlatılmış olsa da müvekkili şirketin davacı şirkete herhangi bir borcunun olmadığından icra takibine itiraz edildiğini, bunun üzerine davacı tarafından huzurdaki davanın açıldığını, faturalardan da görüleceği üzere müvekkilinin davacı şirkete karşı herhangi bir borcunun bulunmadığını, mahkemece yapılacak bilirkişi tetkikatı ile de bu hususun tespit edilebileceğini, taraflar arasındaki cari hesap ekstresine konu faturaların bir kısmının davacı şirket tarafından vade farkına istinaden kesilmiş olup müvekkili ile davacı şirket arasında vade farkı alınacağına dair herhangi bir sözleşme bulunmadığını, buna rağmen davacı şirket tarafından kesilen faturaların müvekkili şirket çalışanları tarafından sehven ticari defter ve kayıtlara işlendiğini, kural olarak 6102 sayılı TTK madde 21 kapsamında belirtilen faturaya ilişkin olarak kanun koyucu tarafından faturaya, tebliğ tarihinden itibaren 8 gün içerisinde itiraz edilebileceğinin belirtildiğini, ancak ilgili hükümde yer alan 8 günlük itiraz süresinin, faturanın konusunu oluşturan sözleşmenin kurulduğu veya kabul edildiği anlamına gelmediğini, söz konusu hükümde belirtilen içerik taraflar arasında akdedilmiş sözleşme çerçevesinde mutabık kalınan fiyatın doğru bir şekilde tanzim edildiği miktarın doğru bir şekilde teslim edildiği veya ifa edildiği ile ilgili olduğunu, faturaya itiraz edilmemiş olmasının, söz konusu sözleşmenin kurulduğu anlamına gelmeyeceğinden, bu sözleşme çerçevesinde mutabık kalınan fiyat ya da usulle ilgili bir kabul de söz konusu olmayacağını, davacı şirket tarafından müvekkiline kesilen faturalara 8 günlük süre içerisinde itiraz edilmemiş olmasının davacı şirketin vade farkı da isteyebileceği anlamına gelmediğini, vade farkı ve kur farkına ilişkin faturaların 12 adet olduğunu ve bu faturaların 1.196.741,45-TL tutarında olduğunu, işbu faturaların yapılacak hesaplamadan düşülmesi ve alınacak bilirkişi raporunda dikkate alınmasının gerektiğini, davacı şirket tarafından kesilen bir kısım faturalara ilişkin malların müvekkiline teslim edilmediğini, bu nedenle de bu faturaların da tespiti ile cari hesabında buna göre belirlemesinin gerektiğini, yapılacak bilirkişi tetkikatında mal teslim belgelerinin de incelenmek suretiyle hesaplamanın yapılmasının gerektiğini, davacı vekili dava dilekçesinde her ne kadar % 20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiş ise de; alacak likid olmadığından bu talebinin kabulünün mümkün olmadığını, aksine kötü niyetli davacı aleyhine %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini, kötü niyetli davacının davasının reddine karar verilmesini, ticari defter ve kayıtlar üzerinde bilirkişi tetkikatı yapılmasını, vade farkı ve kur farkı faturalarının yerleşik Yargıtay içtihatları doğrultusunda hesaptan düşülmesini, ayrıca teslim edilmeyen mallar yönünden kesilen faturaların tespiti ile bu fatura miktarlarının da hesaptan düşülmesini, kötü niyetli davacı aleyhine %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini, masraf ve vekalet ücretinin de davacı yana yüklenmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 09/03/2023 tarih ve 2022/110 Esas - 2023/166 Karar sayılı kararında; " Mahkememizce yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamı deliller birlikte incelenip değerlendirildiğinde, mahkememizce yargılamada aşamasında alınan bilirkişi raporunun; " Davacı şirkete ait 2017-2018-2019-2020-2021 yılı ticari defter ve belgelerinin Elektronik Defter Genel Tebliği usul ve esaslarına göre tutulduğu, Elektronik Defterler ile Envanter defterlerinin yasal süresinde onaylandığı ve 2017, 2018, 2019, 2020 ve 2021 yılı ticari defterlerinin TTK. Hükümlerine göre usulüne uygun tutmuş olduğundan davacı şirketin 2017, 2018, 2019, 2020 ve 2021 yıllarına ait ticari defterlerinin sahibi lehine delil niteliği taşıdığı, Davalı şirket vekilinin, davalı şirket ünvanına düzenlenen faturalar ile davacı yana düzenlenen satış ve iade faturalarını cevap dilekçesi ekinde dava dosyasına ibraz ettiği, davalı vekili tarafından ibraz edilen faturaların tamamının davacı şirketin ticari defterlerinde kayıt altına alındığı, davacı .... A.Ş.'nin düzenlediği faturalardan kaynaklı olarak icra takip tarihi olan 08.04.2021 tarihi itibariyle davalı ... ...A.Ş.'den 2.008,897,38 TL tutarında cari hesap alacağının bulunduğu " yönündeki tespitlerine göre, ticari defterlerin sahibi lehine delil olma niteliğini taşıdığı anlaşılmıştır. (...) Somut olayda davacı taraf icra takibine konu alacağın sebebinin emtia satışı olduğunu belirtmiş, alacağın ispatı yönünden ise ticari defterleri delil olarak göstermiştir. Bu durumda dava konusu emtiaların teslimi hukuki bir işlem olup, ancak TMK 6. ve HMK. 190 ve 200 maddeleri gereği yazılı delillerle ispat edilebilir. ( Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E. 2021/7253, K. 2021/12178, T. 29.11.2021 ) Pek tabi tarafların ticari defter tutmakla yükümlü kimseler olması halinde HMK 222. Maddesinde belirtilen ticari defterlerde uyuşmazlıkta delil (kesin) olarak değerlendirilecektir. (...) 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve Yargıtay'ın yerleşik hale gelmiş emsal kararlarına göre; faturayı alan tarafın söz konusu faturayı ticari defterlere ve muhasebe kayıtlarına işlemesi faturayı düzenleyen tarafın alacağının varlığına ilişkin olarak lehine delil teşkil eder. Davalı vekili tarafından cevap dilekçesi ekinde ibraz edilen faturaların tamamının davacı şirketin ticari defterlerinde kayıt altına alındığı bilirkişi raporlunda belirtilmiştir. Defter kayıtlarının aksi senet veya diğer kesin delillerle ispat edilmemiş olduğundan sahibi lehine delil olarak değerlendirilecektir. Bilirkişi raporu denetime elverişli olmakla birlikte hükme esas teşkil edebilecek niteliktedir. Bu haliyle davalı tarafın icra takibi nedeniyle borcu olmadığı yönündeki itirazı yerinde görülmemiş, bilirkişi raporu doğrultusunda davacının davasının kısmen kabulüne dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. Her ne kadar davalı vekili 09.03.2023 tarihli duruşmada alınan beyanında; "Biz daha evvel ticari defter kayıtlarımızı sunmak istediğimizi bilirkişiye ilettik, yerinde inceleme için aramıştı , hem evrakların eski olması hem de müvekkil şirketin taşınması nedeniyle hem de konunun karışık bir konu olması nedeniyle ek süreye ihtiyaç duyduk, ek rapor alınmasını talep ediyoruz, bu sırada biz de ticari defter kayıtlarımızı bilirkişiye ibraz edelim" şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmış ise de; 20.10.2022 tarihli duruşmada defter inceleme gününün duruşmaya katılmayan davalı vekiline tebliğine ilişkin ara karar kurulduğu, verilen ara karar doğrultusunda defter inceleme gününün davalı vekiline tebliğ edildiği, mali müşavir bilirkişinin, bilirkişi raporundaki tespitine göre, davalı şirketin ticari defterlerin incelenmesi için dosyanın tarafına tevdii edildiği tarihten, rapor düzenleme tarihine kadar davalı şirket vekili ile iletişime geçilmesine rağmen davalı şirketin ticari defterlerini incelenmesi için bilirkişiye sunulmadığının anlaşıldığı bu haliyle davalı şirket vekilinin ticari defterlerinin sunulması için yeniden süre verilmesi talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. Her ne kadar davalı vekilince cevap dilekçesinde ve bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçesinde, taraflar arasındaki cari hesap ekstresine konu faturaların bir kısmının davacı şirket tarafından vade farkına istinaden kesilmiş olup, davacı şirket ile davalı şirket arasında vade farkı alınacağına dair herhangi bir sözleşme bulunmadığından bahisle vade farkına ilişkin faturalara itiraz ettikleri anlaşılmış ise de; anılı faturaların fiyat farkı faturası olarak düzenlendiği, faturaların ticari defterlere işlendikten sonra süresinde itiraz ve iade edilmediği, davalı tarafın ticari defterlerini süresi içerisinde de sunmadığı anlaşıldığından bu yöndeki itirazın reddine karar vermek gerekmiştir. "gerekçesi ile, '' 1-Davacının davasının kabulü ile, .... İcra Müdürlüğü'nün ... E. Sayılı takip dosyasına yapılan itirazın kısmen iptali ile; -Takibin 2.008.897,38-TL üzerinden devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, -Kabul edilen alacağa icra takip tarihinden itibaren ticari faiz uygulanmasına, 2-Kabul edilen asıl alacak likit olduğundan kabul edilen alacağın %20'si olan 401.779,47-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, '' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu takipte asıl alacak kısmında cari hesap alacağı adı altında belirtilen cari alacağın dayanağı olan bir belge yer almadığını, dava dilekçesine de eklenmediğini, alacak kalemlerinin açıklanmadığını, bilirkişi raporunda davacı tarafın alacağının hangi sözleşmeye, temel ilişkiye veya faturaya dayalı olduğunun, vade farkı alacağının dayanağının açıklanmadığını, davacı tarafın defterlerine yapılan kayıtların dayanağı olan belgelerin de temin edilmediğini; alacaklı tarafa yapılan ödemelerin banka kayıtlarının celp edilmediğini, defter kayıtları ile bankada mevcut kayıtların bilirkişi tarafından karşılaştırılamadığını, defterde yer alan kayıtların doğruluğunun saptanamadığını ve tasdik edilemediğini; ticari defterlere işlenmiş olan faturaların bilirkişi incelemesine sunulmadığını, faturalar ile defterlerin uyumlu olup olmadığının incelenemediğini; dava dilekçesinin ekine de cari alacağa konu olduğu söylenen belgelerin eklenmediğini; bilirkişi incelemesine konu edilen belgelerin icra takip dosyasında ve dava dilekçesine eklenmediğini; taraflar arasında vade farkı alacağı sözleşmesi veya teamül mevcut olmadığını, buna rağmen bilirkişi raporunda 1.196.741,00-TL vade farkı alacağı bulunduğuna dair haksız ve hukuki dayanaktan yoksun bir tespit yapıldığını, dosyada mevcut bilirkişi raporunda kur farkı olarak kesilmiş olan 2 adet faturadan söz edildiğini, anacak bu faturaların dayanağı bir sözleşme olup olmadığının belirtilmediğini; bilirkişi raporunda davalının icra takibi ile davalının temerrüde düştüğünün belirtildiğini, ancak TTK'nun 18/3 fıkrasına uygun bir temerrüt ihtarı bulunmadığını; dava dosyasında yer alan arabuluculuk tutanağında, arabulucuğun hukuki ve mali sonuçların ne olduğuna dair açıklama mevcut olmadığını; arabuluculuk görüşmelerinde davacı tarafın isteminin açıklamasının yer almadığını, buna dair davalı tarafın beyanlarına da yer verilmediğini, taraflardan kime hangi sonuçların hatırlatıldığı ve bu sonuçların ne olduğu hususunun belirsiz bırakıldığını; arabuluculuk tutanağında müzakerelerin içeriği konusunda bir açıklama mevcut olmadığını; bilirkişi incelemesinin hangi gün ne şekilde yapılacağının duruşmada belirtilmesinin yeterli olmadığını; davalı tarafın defter ve kayıtlarının niteliği gereği yerinde inceleme yetkisi verildiği hususunun dava dosyasında adresi bulunan davalı şirkete bildirilmesi zorunlu olduğu halde bu hususta hatalı bir ara karar oluşturulduğunu ve davalı tarafa tebligat yapılmadığını; icra takibine ve davaya konu olan alacağın likit bir alacak olmadığını; alacağın cari hesap alacağı adı altında talep edildiğini ve yapılan yargılama sonucunda da davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, ancak hatalı olarak icra inkar tazminatına hükmedildiğini; ilk derece mahkemesinin 09/03/2023 tarihli celsede taraflara sözlü yargılama için yeni bir duruşma günü verilmesini isteyip istemediklerini sormadan ve bu hususta beyanlarını almadan davanın kabulüne dair karar oluşturduğunu; HMK 184. Maddesi uyarınca, tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği duruşmada, tarafların tamamının hazır ve sözlü yargılama için yeni duruşma günü verilmesini istemediklerini beyan etmeleri halinde, bu husus duruşma tutanağına yazıldıktan sonra, sözlü yargılamaya geçileceğini ve taraflara HMK’nın 186/2. maddesine göre son sözlerinin sorulacağını, tarafların son sözleri dinlendikten sonra, mahkemenin hükmünü vereceğini, mahkemenin bu düzenlemeye aykırı bir uygulama ile karar oluşturduğunu; İleri sürerek, açıklanan ve re'sen dikkate alınacak nedenlerle, tehir-i icra taleplerinin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine, davalının kötü niyet tazminatı ile sorumlu tutulmasına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasındaki ticari satış ilişkisinden doğan bakiye açık hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan ilamsız takibe vaki itirazın iptali ve inkar tazminatı istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı yan; taraflar arasındaki açık hesaba dayalı yürütülen ticari satış ilişkisi bulunduğunu, bakiye açık hesap borcunun ödenmemesi nedeniyle başlatılan takibe haksız olarak itiraz edildiğini ileri sürmüştür. Davalı yan; taraflar arasındaki açık hesaba konu faturaların bir kısmının vade farkı faturası olduğunu, taraflar arasında bu yönde bir sözleşme veya teamül bulunmadığını, vade farkı faturaları sehven defterlere işlenmiş ve süresinde itiraz edilmemiş ise de bu hususun vade farkına ilişkin sözleşme bulunduğunun kabulü anlamına gelmediğini, vade farkı faturalarının düşülerek hesap yapılması gerektiğini, ayrıca davacının kestiği bir kısım faturalara konu malların da teslim edilmediğini, davacıya borçlu olmadıklarını savunmuştur. Mahkemece icra dosyası celbedilmiş, akabinde tarafların ticari defter ve belgeleri ile dosya üzerinde mali bilirkişi marifetiyle inceleme yaptırılmasına karar verilmiş, davalı yanın bilirkişiye defterlerini ibraz etmemesi nedeniyle davacı defter ve kayıtları üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiştir. 6100 Sayılı HMK'nun 220/3 fıkrası uyarınca, ‘Belgeyi ibraz etmesine karar verilen tarafın, kendisine verilen sürede belgeyi ibraz etmemesi veya aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermemesi ya da belgenin elinde bulunduğunu inkâr etmesi ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmemesi halinde, mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir. HMK'nun 222/1 fıkrası uyarınca; mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. HMK'nun 222/3 fıkrası uyarınca ikinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekmektedir. Diğer ifade ile karşı tarafın defter ibraz etmemesi halinde, defterlerini ibraz eden tarafın usulüne uygun tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtlar kendi yararına delil teşkil eder. Ancak defter ibraz etmemenin, defterini ibraz etmeyen taraf bakımından sonuçları, ticari defterler de belge niteliğinde olduğundan HMK'nun 220/3 fıkrasındaki düzenlemeye tabidir. Diğer ifade ile bu durumda mahkemeye, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul etme hususunda takdir hakkı tanınmıştır. Ön inceleme celsesinde mahkemece 4 nolu ara karar ile; taraf defterleri üzerinde 18/11/2022 günü saat 14:15'de mahkeme kaleminde inceleme yapılmasına, HMK'nın 222. maddesi gereğince, taraf vekillerine, davayla ilişkili dönemi kapsayan ticari defter ve kayıtlarını belirlenen inceleme gününde mahkeme kaleminde hazır bulundurmaları için süre verilmesine, sunulmadığı takdirde ticari defter ve kayıtların ibrazından kaçınılmış sayılacağı ve bu delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağının taraflara ihtarına, HMK'nın 218. maddesi gereğince, defter ve kayıtların sunulması zor veya sakıncalı ise ve bu durum 2 haftalık süre içerisinde bildirilir ise, bilirkişiye yerinde inceleme yetkisi verilmesine, taraflara, ticari defter ve kayıtları bilirkişinin incelemesine hazır bulundurmaları, inceleme gün ve saati konusunda bilirkişi ile gerekli koordinasyonu sağlamaları hususunun taraf vekillerine ihtarına karar verildiği, ihtarın duruşmada hazır bulunan davacı vekilinin yüzüne karşı yapıldığı, davalı vekiline ise duruşma zaptının 26/10/2022 tarihinde tebliğ edildiği, davalı vekilinin 18/11/2022 tarihli dilekçesi ile her ne kadar duruşma zaptının taraflarına tebliğ edildiği 26/10/2022 gününden beri ticari defterler bilirkişi incelemesi için hazırlanmaya çalışılmışsa da mümkün olmadığı belirtilerek, bilirkişiye davalı şirket nezdinde yerinde inceleme yapılması yönünde yetki verilmesine karar verilmesini talep ettiği, bilirkişi heyet raporunun dosyaya 20/01/2023 tarihinde ibraz edildiği, raporda iletişime geçilen davalı vekili tarafından yerinde inceleme için gün bildirilmediğinin belirtildiği tespit edilmiştir. Mahkemece taraf vekillerine defter ibrazı için verilen sürenin kesin olmadığı gibi, yapılan ihtarın yukarıda izah edilen defter ibraz etmemenin yasal sonuçlarına uygun olmadığı anlaşılmıştır. Davalı yanın bu yöndeki istinaf sebebi yerinde bulunmuştur(bkz. Yargıtay 11 Hukuk Dairesinin, 2022/3199 esas, 2023/7125 karar sayılı; 2024/3960 esas, 2025/2432 karar sayılı; 2024/6630 esas, 2025/4185 karar sayılı ilamları).Somut olayda; fatura düzenlenmesi ve defterlere kaydedilmesi tek başına alacağı ispata yeterli olmayıp, davalı yanın bir kısım davacı faturalarının sözleşmeye veya teamüle dayanmayan vade farkı faturaları oldukları savunması yanında, bir kısım faturalar bakımından ise fatura muhtevasının davalıya teslim edilmediğini de ileri sürdüğü, davacı tarafından açık hesaba dayanak faturaların dosyaya sunulmadıkları, bilirkişi raporuna ek de yapılmadıkları, yine mali bilirkişi raporunda davalı yanın davacıya 2017, 2018, 2018 ve 2020 yıllarında çek ve senetler ile ödeme ödeme yaptığının, bu ödemelerin önce açık hesaptan mahsup edildiklerinin, ancak bazı senet ve çeklerin vadelerinde ödenmemeleri nedeniyle hesaba tekrar borç kaydedildiklerinin tespit edildiği ve fakat bu çek ve senetlerin halen davacı elinde bulunup bulunmadığının, davalıya iade edilip edilmediklerinin araştırılmadığı, mahkemece de taraflara açıklattırılmadığı, mahkemenin tarafların ticari defterlerinin ibrazına re'sen karar verebileceği gözetildiğinde, davanın mahiyeti itibariyle davalı defterlerinin incelenmesi gerektiği anlaşılmıştır. Bu durumda mahkemece; davacının takip dayanağı açık hesaba konu fatura ve belgeleri dosyaya sunması için davacı vekiline süre verilmesi, gerekli görülmesi halinde tarafların uyuşmazlık dönemini kapsayan ilgili yıllara ait ba-bs formlarının celbedilmesi, taraflara bilirkişi raporunda ayrıntıları belirtilen çek ve senetlerin halen davacı uhdesinde bulunup bulunmadıklarının, davalıya iade edilip edilmediklerinin açıklattırılması, akabinde davalıya anılan 6100 Sayılı HMK'nun Kanun'un 222/3 fıkrası uyarınca kanuna uygun olarak tutulmuş defterlerini ibraz etmesi, etmediği takdirde davacının defterlerindeki kayıtların davacı yararına delil olarak kabul edileceği ve duruma göre belgenin içeriği hakkında davacının beyanının kabul edilebileceği ihtarını içeren kesin süre verilip süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarının da bu şekilde bildirilerek ihtar edilmesi ve ek bilirkişi incelemesi yapılması, yine bilirkişi raporunda belirtilen çek ve senetlerin halen davacı uhdesinde olduğunun bildirilmesi halinde, davacının hem çek ve senetleri elinde bulundurup, hem de bu çek ve senet bedellerini açık hesaba dahil ederek davalıdan talep edip edemeyeceğinin tartışılması ve tüm deliller değerlendirilerek, davacının takip tarihi itibariyle alacağının varlığı ve miktarı hususunda bir karar verilmesi gerekmektedir. Sonuç itibariyle; davalı yanın istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan sebeple kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, davalının sair istinaf sebeplerinin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına, dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin .../03/2023 tarih ve 2022/.... Esas ve 2023/....Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde davalıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminat var ise talep halinde teminatı yatıran ilgili tarafa iadesine, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 19/02/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.