T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ:04/12/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:10/06/2022 DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:04/12/2025 İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendiri…
T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ:04/12/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:10/06/2022 DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:04/12/2025 İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 25.05.2010 tarihinde gerçekleşen ölümlü/yaralamalı trafik kazası sonucu ... plakalı araçta bulunan müvekkili şirket çalışanı ...’in hayatını kaybettiğini, müteveffanın yakınları tarafından müvekkili aleyhine işleten sıfatıyla açılan ve Antalya 2. İş Mahkemesinin ... esasında görülen dava sonucunda maddi ve manevi tazminata hükmedildiğini, hükmedilen alacağın müvekkili tarafından davacılara ödendiğini; müvekkilinin ödediği miktardan aslında aralarında yapılan sözleşme gereğince davadışı ... Tur Ltd.Şti.’nin sorumlu olduğunu, bu sebeple müvekkilinin ödediği miktarın rucüen tahsili için davalı ile birlikte diğer müteselsil sorumlular hakkında Antalya 8. İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası üzerinden takibe geçildiğini, davalı tarafça takibe ve fer'ilerine itiraz edildiğini; müvekkiline karşı bu zarardan sorumlu olan davadışı ... Tur Ltd. Şti.’nin 36 adet aracını muvazalı bir şekilde dava dışı ... Tur. Ltd. Şti.’ne devrettiğini, ... Tur Ltd. Şti’nden de aynı araçların davalı şirket tarafından devralındığını, böylece ... Tur. Ltd. Şti.’nin borçtan kurtulmak için devrettiği mal varlığının davalı şirkete intikal ettiğini, ... Turizm’in tüm aktifini dolaylı ve muvazaalı olarak devralan davalı ... Turizm tüm borçlarından sorumlu olduğunun kabulü gerektiğini, zira ... Tur’un ortakları ... ve ...'ın malvarlığını devreden ... Tur’un ortakları ... ve eşi ... ın müşterek çocukları olduğunu, nihayetinde ... Tur’un malvarlığını en son devralan davalı ... Tur. Ltd. Şti.’nin sahibinin de ... Tur’un sahibi ...’ın kardeşi ... olduğunu, kaldı ki ... Tur’un mal varlığının dava dışı ... tarafından devralınmasının ve ondan da davalı şirketin devralmasının işletme devri niteliğinde oldu- ğunu, bu yüzden davalı şirketin takip konusu borçtan sorumlu olduğunu, davalı ... Tur.’un dava dışı ... Tur’un alacaklarını da devralmasının bu aralarındaki muvazalı ilişkiyi ispatladığını belirterek itirazın iptaline ve tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davalıya usulüne uygun tebligat yapılmış olup, davalı davaya süresinde yanıt vermemiş, davalı vekili tarafından mahkememize ibraz edilen 15/05/2020 tarihli yazılı beyanlarını bildirir dilekçesinde özetle: Davacı alacaklı tarafından açılan iş bu davanın Antalya 4. Asliye Ticaret Mah.nin ... esas sayılı dosyası ile aynı davalar olup, derdestlik durumunun söz konusu olduğunu, bu dosyada davacının 5. İcra Müd.ndeki alacağı da dava konusu ettiğini; müvekkilinin asıl takibe dayanak olan Antalya 2. İş Mah.nin ... karar sayılı dosyasının tarafı olmadığını, alacağının zaman aşımına uğradığını, her ne kadar davacı tarafça ... Turizm’e ait araçların ...’e oradan da müvekkiline devredildiğini bildirmiş ise de bu araçların ...’den ...’e devir tarihinde bu şirketlerin ortaklarının dava dilekçesinde belirtildiği ortaklar olmadığını, ... turizm’in araçların satış tarihinde borca batık olmadığını, müvekkilinin bu araçları kaza tarihinden 3.5 yıl sonra 04/12/2013 tarihinde devraldığını, müvekkili davalı şirket hakkında düzenlenen vergi dene- tim raporunda da özetle, müvekkilinin ... den devraldığı bu 36 aracın satınalma bedelinin 6.425.000.-TL iken kasko bedelleleri toplamının 5.286.984.-TL olduğunun belirtildiğini, bu araçların satın alındığı sırada ... TUR’un henüz ticareti de terk etmediği, bu araçların müvekkili şirketin ihtiyaçları ve alacak tahsili amacıyla devralındığını, kaldı ki araçların satış tarihinde ... ve ... A.Ş’ye rehinli olduğunu, rehin bedellerinin ödenerek alındığını, ortada işletme devrinden söz edilemeyeceğini, alınan 36 aracın 10 tanesinin halen envanterde de kayıtlı olmasının davacının muvaza iddialarının gerçeğe uygun olmadığının bir delili olduğunu, bu 36 adet aracın 11’inin ... yetkili satıcısından alınan 7 adet aracın takası suretiyle elden çıkarıldığını, 12’sinin de aynı şirketten 10 adet araç alımı sebebiyle sonraki tarihte elden çıkarıldığını, müvekkilinin ...’den satın aldığı araçların tamamının ...’in ...’e sattığı araçlar olmadığını belirterek davanın reddine ve tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "...Her ne kadar davalı derdestlik itirazın da bulunmuş ise de, 4. Asliye Ticaret Mah.nde görülen dava ödeme yapılmadan rücuen tahsil talep edildiği için dava şartına bağlı hukuki yarar yokluğundan reddedildiğinden davalının derdestlik ve kesin hüküm itirazları mahkememizce yerinde bulunmamıştır. Davacının muvaza iddiasına gelince, muvazaya konu ilişkiye davacı 3. Kişi taraf olmaz o yüzden davacı 3. Kişi muvaza iddiasını her türlü delil ile ispat edebilir. Davacının bu yöndeki iddialarının dayanakları kendisine karşı sorumlu olan ... tur. Ltd.’nin araçlarını önce ...’e oradan da davalıya devredildiği, davalının aradaki ...’in alacaklarını temlik aldığı ve bu 3 şirket arasında organik bağ bulunduğuna ilişkindir. Temlik ilişkisi taraf beyanlarından kısmen kabul edilmiştir. Ancak davalı bu durumu kendi alacaklarının tahsili amacıyla yapıldığına bağlamaktadır. Yine dava dışı ... Turizm’e ait araçların büyük ekseliyetinin davalı şirkete ... aracı kullanılarak geçtiği açıktır. Bu devirlerden yukarıda belirtildiği gibi 6’sı kaza tarihinden önce, diğerlerinin tümü kaza tarihinden sonra gerçekleşmiştir. Yine şirket ortaklarının akrabalık ilişkileride aralarındaki organik bağı gösterici niteliktedir, bu sebeple özellikle bir kısım araçların devir tarihlerinin kaza tarihinden sonraki tarihli olması, asıl sorumlu ... Turizm ile davalı arasında organik bağ bulunması yani ortaklarının kardeşler olduğunun anlaşılması karşısında davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir..." gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Karara karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava dilekçesinin usulsüz tebliğ edildiğini, adil yargılanma haklarının zedelendiğini, davanın 04.12.2019 tarihinde açıldığını, davacı tarafın dava dilekçesinden açıkça görüldüğü üzere müvekkil şirketin adresinin ' ... Mah. ... Cad. No:... B Aksu / Antalya ' bildirildiğini, 11.12.2019 tarihinde ilk derece Mahkemesi tarafından tensip tutanağı düzenlendiğini, tutanakta müvekkil şirketin adresinin "... Mah. ... Cad.No:... Aksu Antalya" şeklinde yer aldığını, müvekkil şirketin adresinde yer alan mahalle isminin, tensip tutanağında Antalya ilinde bulunan farklı bir mahalle isminin olduğu anlaşıldığını, müvekkili şirketin elektronik tebligat için başvuru ve aktivasyon tarihinin 20.12.2019 tarihi olduğunu, dava açıldığı ve tensip tutanağı düzenlendiği tarihte müvekkilinin elektronik posta adresi bulunmadığını, verilen tensip tutanağında da dolayısı ile UETS adresine tebliğ edilmesine ilişkin bir ara karar düzenlenmediğini, vekil olarak taraflarına tebliğat yapılması gerektiğini, yapılan e tebligatın iptali ile davadan haberdar olunan tarihin 07.05.2020 tarihi olarak kabul edilmesi gerektiğini, inkara ilişkin delillerinin toplanmadığını, Antalya 4.Asliye Ticaret Mahkemesi ... E. sayılı dosyasının derdest olduğunu, davacı tarafın ısrarla davalı şirketlerin ortaklarının akraba olmasını ve 36 adet aracın satışını gerekçe göstererek TBK md. 202 gereği ticari işletme devrinin söz konusu olduğunu ifade etmekle birlikte davacı tarafın müvekkil aleyhine açmış olduğu ve işletme devrinin varlığına ilişkin iddialar içeren Antalya 2.İcra Hukuk Mahkemesi ... E sayılı dosyasının lehlerine kesinleştiğini, husumet itirazlarının olduğunu, dayanak icra dosyalarında ve iş mahkemesi dosyasında müvekkilinin taraf olmadığını, zaman aşımı def-inde bulunduklarını, müvekkilinin söz konusu araçları EGM kayıtlarıyla sabit olduğu üzere 04.12.2013 tarihinde yani kazadan 3.5 yılı aşkın süre geçtikten sonra aldığını, araçların satın alımında ne bir muvazaalı nede hukuka aykırı bir işlem olduğunu, vergi inceleme raporundan davacı tarafın iddialarının asılsız olduğunun anlaşıldığını, bilirkişi raporunda şirket hisse devir ve ortak bilgilerinin yanlış belirtildiğini, borcun doğum tarihine ilişkin itirazlarının olduğunu, işlemin muvazaalı olmadığını, işletme devrinin söz konusu olmadığını, mahkemenin kararında 'Temlik ilişkisi taraf beyanlarından kısmen kabul edilmiştir.' şeklinde ifade kullandığını, böyle bir kabullerinin olmadığını, hiç bir hukuki geçerliği bulunmayan fotokopi adi A4 kağıda kim tarafından nasıl düzenlendiği belli olmayan sözde bir temlik sözleşmesinin davacı tarafça dosyaya sunulduğunu, aslının getirtilmesi gerektiğini, dava dışı üçüncü kişilerin, ... Tur ve ... Tur'un ticari defterlerine davacının dayanmadığını, delil listesinde üçüncü kişilerin defterlerine dayanmamış olmasına rağmen mahkemenin HMK 222. maddesini işleterek bilirkişi incelemesi yaptığını, ... Turizm dahil müştereklerine karşı %30 ile borçlu iken davacı Antalya ... Otelcilik'in, müvekkili ...'ı alacaklardan sorumlu tutmak istemesinin kabul edilemeyeceğini, iş mahkemesi dosyasında ‘riski’ taaahütle yükümlü ... Sigorta ve bazı davalıların davasının; neden atiye bırakıldığının hesaplamalarda neyin nasıl gözetildiğinin, kazadan dolayı çok yüksek bir tazminat alacağına hak kazanan davacı eşin maktüle mirasçı olup olamayacağının tartışılmadığını, iş mahkemesi ilamı gerekçesine göre; boşanma davasının açılmamış sayılması kararı ile sonuçlandığının belirtildiğini beyan ederek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. A-Davalı vekili, usulsüz tebligat iddiasında bulunmuştur. Hukuki anlamda tebligat, hukuki işlemlerin kanunda belirtilen usule uygun olarak muhatabına ya da muhatap adına kanunen kabule yetkili şahıslara yazılı olarak bildirimi ve bu bildirimin belgelendirilmesi işlemidir. Tebligatın, yazılı bildirim ve belgelendirme olmak üzere iki ana unsuru vardır. Tarafların, mahkemenin, icra ve iflas dairelerinin yaptıkları işlemlerin tamamlanıp hüküm ifade edebilmesi için genellikle tebliğ edilmiş olması gerekmektedir (Yargıtay İçtihadı Birleştime Büyük Genel Kurulunun 20.11.2020 tarihli ve 2019/2 Esas, 2020/3 Karar sayılı kararı). Elektronik tebligat ise, tebliğ işleminin elektronik vasıtalarla veya elektronik ortamda yapılmasını, Tebligat Kanunu anlamında elektronik tebligat, PTT tarafından kurulan ve işletilen Ulusal Elektronik Tebligat Sisteminden (UETS) alınan elektronik tebligat adresine, tebligat yapabilecek mercilerin, tebligat mevzuatına uygun bir şekilde yapabildiği tebligatı ifade eder (Hakan Albayrak, Tebligat Hukuku, Güncellenmiş 2. Baskı, Ankara 2022, s. 49). Davanın 04/12/2019 tarihinde açıldığı, 11/12/2019 tarihinde tensip tutanağının düzenlendiği, tensip tutanağında, davalı vekilinin beyan ettiği gibi davalının adresinin " ... Mahallesi ... Caddesi No: ... Aksu / Antalya" olarak belirtildiği anlaşılmaktadır. Tensip tutanağının mahkeme heyetince onaylandığı tarihin ise 20/12/2019 olduğu uyap sisteminden anlaşılmaktadır. Yine, uyap sisteminden yapılan kontrolde, 21/12/2019 tarihinde dava dilekçesini içerir tebligatın oluşturulduğu ve e tebligat olarak aynı gün davalıya gönderildiği, 26/12/2019 tarihinde yasal 5 günlük sürede geçtiği için tebligatın yapılmış olduğu, bir başka deyişle, davalı vekilinin de istinaf dilekçesinde geçtiği üzere davalının, elektronik tebligat için başvuru ve aktivasyon tarihinin 20/12/2019 tarihi olduğu kabul edildiğinde, 21/12/2019 tarihinde oluşturulan ve gönderilen tebligatın usulüne uygun olarak davalı şirkete tebliğ edildiği, zira 7201 sayılı Kanun'un 7/a maddesi gereğince davalıya elektronik yolla tebligat yapılmasının da zorunlu olduğu anlaşılmakla (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2023/455 E, 2025/123 Karar), davalı vekilinin usulsüz tebligata yönelik istinaf sebepleri yerinde değildir. Tensip tutanağında, davalı adresinin yanlış yazılması da sonuca etkili değildir ve mahallinde her zaman düzeltilebilecek maddi bir hatadır. B-Davalı vekili, davacı tarafın başlattığı Antalya 8.İcra Müdürlüğü ... E. sayılı dosyası ile haksız ve dayanaksız icra takibine 12/06/2019 tarihinde vekaletname gereğince itiraz edildiğini, itiraz üzerine icra takibinin durdurulduğunu, davacı tarafın arabuluculuk görüşmesi çağrısını taraflarına yaptığını, müvekkili şirketin vekaletname ile temsil edildiğini, anlaşamama tutanağı düzenlendiğini, görüldüğü üzere icra takibinin devamı sayılan tüm işlemlerde vekaletname ile avukat vasıtasıyla işlem yapıldığını, davacı tarafın dava dilekçesinde vekil olarak taraflarını bildirmediğini ve dava dilekçesininin taraflarına tebliğ etmediğini, vekil olarak taraflarına tebliğat yapılması gerektiğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. Ayrıntısı ... E., ... K. Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da anlatıldığı üzere; vekilin umumî vekâletname ile yetkilendirilmiş olması, müvekkilin talimatı olmadan tüm davaları takip etme yetki ve zorunluluğunu ona yüklemez. Örneğin, hakkında icra takibi yapılan borçlu, vekili aracılığıyla takibe itiraz etmiş olsa dahi, alacaklının açtığı “itirazın iptali davası” bakımından, borçlunun takibe itiraz aşamasında tayin ettiği vekilin, bu davada da yetkili bulunup bulunmadığı davanın açılması sırasında belirli olmadığından, dava dilekçesinin vekil yerine asile tebliği gerekir. Aksi takdirde usulüne uygun şekilde taraf teşkili sağlanmış olmaz. Bu açıklamalar ışığında, davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. C-Davalı vekili husumet (taraf sıfatı) itirazında bulunmuştur. Davada taraf sıfatı (husumet) dava konusu yapılan, maddi hukuktan doğan (subjektif) hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf sıfatı, subjektif hakkın özüne ilişkin olduğu için, bir maddi hukuk sorunu teşkil eder ve maddi hukuk anlamında bir itiraza vücut verir. Eksikliği anında verilecek karar, usulden red değil; davanın sıfat (husumet) yokluğu nedeni ile red kararı olup, esasa ilişkin bulunduğundan o davada taraf olarak gösterilen kişiler açısından, maddi anlamda kesin hüküm gücüne sahip olacaktır (Prof. Dr. Süha Tanrıöver, Medeni Usul Hukuku, Cilt 1, Ankara 2016, sh 509-510, 513; Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz, Medeni Usul Hukuku, 1. Baskı, Ankara 2016, sh 258-259; Baki Kuru, Ramazan Arslan, Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, Ankara 2011 sh.234; Baki Kuru, İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, 1. Baskı, sh.173 vd.). Somut olayda, dava dilekçesinde, iddianın ileri sürülüşü bakımından, davalının, asıl sorumlu olduğu iddia edilen .... Şirketi ile organik bağı olduğu iddia edildiğinden, sorumluluğun sebebi bu şekilde belirtildiğinden bu davada davalıya husumet yönetilmesinde bir hukuka aykırılık yoktur. Davalı vekilinin, bu yöne ilişkin istinaf sebebi yerinde değildir. D-Davalı vekili zaman aşımı def-inde bulunmuştur. Dava dilekçesi ekinde yer alan ödeme dekontları dikkate alındığında, somut rücuen tazminat davasında, zaman aşımı süresinin geçmediği (TBK m. 73) anlaşılmakla, davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf sebepleri yerinde değildir. E-Davalı vekili, müvekkilinin söz konusu araçları EGM kayıtlarıyla sabit olduğu üzere 04.12.2013 tarihinde yani kazadan 3.5 yılı aşkın süre geçtikten sonra aldığını, araçların satın alımında ne bir muvazaalı nede hukuka aykırı bir işlem olduğunu, vergi inceleme raporundan davacı tarafın iddialarının asılsız olduğunun anlaşıldığını, bilirkişi raporunda şirket hisse devir ve ortak bilgilerinin yanlış belirtildiğini, borcun doğum tarihine ilişkin itirazlarının olduğunu, işlemin muvazaalı olmadığını, işletme devrinin söz konusu olmadığını, mahkemenin kararında 'Temlik ilişkisi taraf beyanlarından kısmen kabul edilmiştir.' şeklinde ifade kullandığını, böyle bir kabullerinin olmadığını, hiç bir hukuki geçerliği bulunmayan fotokopi adi A4 kağıda kim tarafından nasıl düzenlendiği belli olmayan sözde bir temlik sözleşmesinin davacı tarafça dosyaya sunulduğunu, aslının getirtilmesi gerektiğini, dava dışı üçüncü kişilerin, ... Tur ve ... Tur'un ticari defterlerine davacının dayanmadığını, delil listesinde üçüncü kişilerin defterlerine dayanmamış olmasına rağmen mahkemenin HMK 222. maddesini işleterek bilirkişi incelemesi yaptığını, ... Turizm dahil müştereklerine karşı %30 ile borçlu iken davacı Antalya ... Otelcilik'in, müvekkili ...'ı alacaklardan sorumlu tutmak istemesinin kabul edilemeyeceğini, iş mahkemesi dosyasında ‘riski’ taaahütle yükümlü ... Sigorta ve bazı davalıların davasının; neden atiye bırakıldığının hesaplamalarda neyin nasıl gözetildiğinin, kazadan dolayı çok yüksek bir tazminat alacağına hak kazanan davacı eşin maktüle mirasçı olup olamayacağının tartışılmadığını, iş mahkemesi ilamı gerekçesine göre; boşanma davasının açılmamış sayılması kararı ile sonuçlandığının belirtildiğini ileri sürerek istinaf talebinde bulunmuştur. Dava dilekçesi ekinde, "... Turizm ile ... Turizm arasındaki gizli temlik sözleşmesi" olduğu belirtilmiş olup, ilgili ek-7 olarak belirtilen bu belgenin dosyadaki fiziki çıktısında ise belge içeriğinin denetime elverişli olarak okunamadığı anlaşılmaktadır. Uyaptan da kontrol edildiğinde, belge içeriğinin okunamadığı görülmektedir. Tarafların ellerindeki belgeleri yargılama sırasında mahkemeye ibraz yükümlülüklerine ilişkin genel kurallar 6100 sayılı Kanun'un 219 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. İlk derece mahkemesince, davacının iddialarını dayandırdığı delillerden birisi olan bu belgenin, davalının da açık talebi olması karşısında (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2023/7-614 Esas, 2024/419 Karar) denetime elverişli olacak şekilde dosyaya getirtilip, somut uyuşmazlığa etkisi, delil değeri tartışılmadan karar verilmesi hatalı olmuştur. Yine, dosyaya bakıldığında, davalının süresinde cevap dilekçesi vermediği anlaşılmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ... Esas, ... Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere; süresinde cevap vermediği için davayı inkâr etmiş sayılan davalının mevcut vakıanın içeriğine dâhil olan bir husus ileri sürmesi veya açıklaması yeni vakıa ileri sürüldüğü anlamına gelmez. Bu itibarla süresinde cevap dilekçesi vermeyen davalının, davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıaların doğru olmadığını (inkârı) ispat için karşı delil göstermesi mümkündür. Ancak davalı, davayı inkârının karşı delilini göstermek bahanesi ile yeni vakıalar ileri sürerse, bununla savunmasını genişletmiş olur. Bu hâlde mahkeme, davacının iddiasının doğru olmadığını ispat için davalının göstereceği delilleri inceleyip, davacının delilleri ile birlikte değerlendirerek varacağı sonuca göre hüküm vermelidir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü C. II, İstanbul, 2001, s. 1848). Davalının inkar çerçevesindeki delillerinin değerlendirilip, denetime elverişli şekilde karar yerinde tartışılması gerekmektedir. İlk derece mahkemesince gerekçede bu yönden bir açıklama, değerlendirme olmadığı anlaşılmaktadır. Davalının bu yöne ilişkin istinaf sebebi yerindedir. Davacı vekili, organik bağ hukuki temelinde davalıya husumet yöneltmiştir ve mahkemece şirket ortaklarının akrabalık ilişkilerinin aralarındaki organik bağı gösterici nitelikte olduğundan ve bir kısım araçların satış tarihlerinin kaza tarihinden sonraki tarihli olması da dikkate alınarak, davanın kabulüne karar verilmiştir. Bu noktada organik bağ kavramının anlaşılabilmesi için tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine değinmek gerekirse; bu teori ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir (Ersin Çamoğlu, Ticaret Ortaklıkları Bağlamında Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması, Batider, C. 32, S. 2, 2016, s. 12). Anlaşılacağı üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir. Tüzel kişilik perdesinin aralanması genellikle kardeş şirketler arasında söz konusu olduğundan, ana şirket ile kardeş şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu şirketlerin ekonomik anlamda bağımsız şirket vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötüniyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir (Selçuk Öztek, Tekin Memiş, Şirketler Hukuku ve İcra İflas Hukuku İlkeleri Karşısında Borçlu Şirketin Alacaklılarının Hakim Ortağa Karşı Korunması, E. Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul 2008, s. 209). Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram organik bağ kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin aralanmasında olduğu gibi organik bağ kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle organik bağ kavramının da kaynağını 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır (Öztek/Memiş, s. 210). Ancak organik bağ kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle şirketler arasında organik bağ tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötüniyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı, şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak şirketler arasında organik bağ bulunması yani şirketlerin tüm veya bazı ortaklarının aynı olması, ortakların akraba olması ve benzeri durumlar tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Şirketler arasında organik bağın varlığı ile birlikte tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın aslında hukuki ilişkinin tarafı olmayan başka bir şirketten talep edilebilmesi için alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2022/11-454 Esas, 2023/1221 Karar; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2024/888 E, 2024/9093 K). Somut uyuşmazlıkta, mahkemece yeterli araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesince, akrabalık bağlarından bahsedilmiş ve bunun yanında bazı araçların satış tarihlerinin kaza tarihinden sonraki tarihli olması gerekçeleriyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Öncelikle, adı geçen şirketlerin faaliyet alanları, işletme konuları ile ilgili olarak fiilen faaliyette bulunup bulunmadıkları, hisse devirleri gibi hususlar somut olayın özellikleri de dikkate alınarak değerlendirme yapılmalıdır. İlk derece mahkemesince, üçüncü kişi şirketlerin ticari defterlerinin incelenmesi yönünde ara karar kurulmuş ve bilirkişiye bu defterleri incelemesi için yetki verilmiş, raporda da şirketlerin adreste bulunmadıklarının tespit edildiği bildirilerek, dosya kapsamına göre rapor hazırlanmıştır. Öncelikle, davalı vekili, dava dışı üçüncü kişilerin, ... Tur ve ... Tur'un ticari defterlerine davacının dayanmadığını, delil listesinde üçüncü kişilerin defterlerine dayanmamış olmasına rağmen mahkemenin HMK 222. maddesini işleterek bilirkişi incelemesi yaptığını istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. HMK m. 222 gereği; Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. Davanın tarafları dışında üçüncü kişinin elinde bulunan ve ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu olduğu takdir edilen ticarî defterlerin de 6100 sayılı Kanun'un 221 inci maddesi kapsamında ibrazına karar verilmesi durumunda da bu emrin gereğinin yerine getirilmesi gerekmekle mahkemece, bu yöndeki arar kararın gereğinin ifası için muhataba 6100 sayılı Kanun'un 221 inci maddesi kapsamında tebligat çıkartılmalıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2023/11-339 E, 2024/77 K). Davalı vekilinin bu yöne isabet eden istinaf sebebi yerinde değildir. Bu temelde, bakıldığında, ilk derece mahkemesince usul hukuku hükümleri gereği, ilgili şirketlerin ticari defterlerinin incelenmesi için belirtildiği şekilde yasal ihtaratlı tebligat çıkartılması, usuli hükümlerin takibi ile oluşacak sonuç dairesinde iddia ve savunmalar kapsamında değerlendirme yapılması gerekirken, bu hususların değerlendirilmemesi yerinde olmamıştır. Yine, bakıldığında, davalı vekilinin dilekçesinde geçen Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasının alacak talebinden ibaret olduğu, davalının da içinde bulunduğu üç davalı (..., ..., ... unvanlı şirketler) hakkında davanın usulden reddine karar verildiği, davacının, iş bu davanın davacısı olduğu, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin ... E, ... K sayılı ilamı ile davacının istinaf başvurusunun feragat nedeniyle reddine, davalı ... ... Şirketinin ise istinaf başvurusunun istinaf başvuru süresinin geçmesinden sonra başvurulması nedeniyle usulden reddine karar verildiği, karanın ... ... Şirketince temyiz edilmesi üzere, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin ... E, ... K sayılı ilamı ile istinaf ilamının bozulduğu, bozma kararı üzerine yapılan inceleme sonucu Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin ... E, ... K sayılı ilamı ile usulüne uygun taraf teşkili sağlanması yönünden ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar verildiği hususları anlaşılmaktadır. Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin dosyası, dava şartı hukuki yarar yokluğundan, davalı yönünden reddedildiğinden, davalı yönünden derdestlik ve/veya kesin hüküm olduğundan bahsedilemeyeceğinden, davalının bu yöne isabet eden istinaf sebepleri yerinde bulunmamıştır. Yukarıdaki açıklamalar ışığında, davacının tüm delilleri, davalının inkar kapsamında incelenebilecek tüm delilleri toplanıp, değerlendirilip, karar yerinde tartışılarak, organik bağ/tüzel kişilik perdesinin aralanması ilkesinin istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması ilkeler olduğu da göz önüne alınarak, denetime elverişli şirket/ticaret sicil kayıtları dosyaya getirtilip, üçüncü kişi şirketlerin de usulüne uygun ticari defterlerinin ibrazı istenerek, şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilmesi, satın alındığı iddia olunan araçlar yönünden savunma gereği örneğin rehin bedellerinin ödenip ödenmediği, şirketlerin faaliyet alanları gereği araçların kullanım durumunun dosyaya etkisi ve değerlendirilmesi, işletme devrine ilişkin iddiaların, davalının savunmasında belirttiği icra dosyası kapsamı ve içeriği, delil kuvveti de değerlendirilerek karar yerinde tartışılması, sadece akrabalık bağının organik bağının tespitine imkan sağlamayacağı ve hatta organik bağ tespit edilse dahi alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanmasının gerektiği, dava dilekçesinde dayanılan temlik belgesi de getirtilerek somut davaya delil olarak etkisinin tartışılması, iş mahkemesi dosyası içeriği dikkate alınarak (dosya arasına kazandırılıp) kusur durumlarının davacının rücu talebine etkisinin değerlendirilmesi, gerekirse bu hususta hesap bilirkişisinden rapor aldırılması gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmamıştır. Sonuç olarak, yukarıdaki tüm açıklamalar ışığında, davalı tarafın istinaf başvurusunun anılan nedenlerle kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalının ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN KABULÜNE, 2-6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 10/06/2022 tarih ve ... Esas - ... Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin olarak yatırılan istinaf karar harcının ilk derece mahkemesince talebi halinde yatıran tarafa İADESİNE, 5-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesinde yapılacak yargılama sonunda dikkate ALINMASINA, 6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 7-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan istinaf gider avansının ilk derece mahkemesince ilgiliye İADESİNE, 8-Davalı tarafından tehiri icra talebi kapsamında Antalya Genel İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı icra dosyasına mehil vesikası için ibraz edilen 05/07/2022 tarihli ve ... numaralı, 1.100.000,00 TL tutarlı teminat mektubunun yatırana İADESİNE, 9-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE, Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve HMK'nın 353/1-a maddesince kesin olarak karar verildi. ...