T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/1545 KARAR NO: 2026/103 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 19/04/2022 NUMARASI: 2021/253 2022/292 DAVANIN KONUSU: Tazminat (Bayilik sözleşmesinden kaynaklı) Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda, yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara ka…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/1545 KARAR NO: 2026/103 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 19/04/2022 NUMARASI: 2021/253 2022/292 DAVANIN KONUSU: Tazminat (Bayilik sözleşmesinden kaynaklı) Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda, yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; dava konusu olan ve haksız feshinin tespiti talep edilen 13.10.2014 tarihli Bayilik Sözleşmesi'nin 17. maddesinde, sözleşmede doğacak uyuşmazlıklarda İstanbul Mahkemeleri ve İcra Dairelerinin yetkili olduğunun taraflarca kararlaştırıldığını, HMK madde 17 vd. uyarınca taraflar arasında yapılan geçerli bir yetki sözleşmesi olduğunu, davayı sözleşme uyarınca yetkili İstanbul Mahkemelerinde ikame etmek gerektiğini, müvekkili ...Limited Şirketi ile davalı ... Limited Şirketi (Eski Unvanı: ...Limited Şirketi veya ...) arasında 13.10.2014 tarihli Bayilik Sözleşmesi imzalandığını, sözleşme uyarınca müvekkili şirketin davalının ürettiği, ithal ettiği, dağıtım ve satım hakkına sahip olduğu ürünlerin protokolde belirtilen bölgede münhasır yetki içermemek üzere perakende olarak pazarlanmasını üstlendiğini, sözleşmenin, ilk etapta 31.12.2014 tarihine kadar geçerli olmak üzere imzalandığını, sözleşme'nin 2. maddesi uyarınca; davalı tarafından 01.01.2015 tarihinden geriye doğru 15 gün öncesinde yazılı bir bildirimde bulunmaması üzerine Sözleşmenin 1 yıl için yenileneceği ve en fazla 5 yıllık süreyi kapsayacağının kararlaştırıldığını, sözleşmenin doğal bitiş tarihinin, imzadan itibaren 5 yılın sonu olan 13.10.2019 olduğunu, müvekkili şirketin 17.12.2018 tarihine kadar sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini eksiksiz şekilde yerine getirdiğini, 17.12.2018 tarihinde ise davalı tarafından 01.01.2019 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yeni bir sözleşme taslağının müvekkili şirkete gönderildiğini, müvekkili şirketin, yeni sözleşme hükümlerinin çok ağır yükümlülükler getirmesi nedeniyle, eski sözleşme hükümlerinden devam etmek istediğini beyan ettiğini, davalının, müvekkili şirketin bayiliğinin sona erdiğini bildirdiğini, müvekkili şirketin olanlar üzerine envanterinde bulunan traktör ve yedek parçaları iade etmek istediğini 18.01.2019 ve 05.02.2019 tarihli yazılar ile bildirdiğini, davalının ise 18.02.2019 tarihinde "Fesih ve İbra Protokolü"nü gönderdiğini, bu Protokole göre taraflar arasında imzalanan 13.10.2014 tarihli sözleşmenin 31.12.2018 tarihinde karşılıklı mutabakat ile sona erdiğinin hüküm altına alındığını, müvekkilinin, aleyhine olan bu protokolü imzalamadığını, davalı yanın ise müvekkilinin verdiği teminatları iade ettiğini, davalının Beyoğlu ..... Noterliğinin .... yevmiye numaralı ve 02.10.2019 tarihli ihtarnamesini müvekkili şirkete gönderdiğini, bu ihtarnamede, sözleşmenin doğal bitiş tarihi olan 13.10.2019'da sona ereceğini, müvekkili şirketin rekabet yasağı hükmüne aykırı şekilde başka bir şirketin ürünlerini sergilediğinin ve pazarladığının iddia edildiğini, müvekkili şirketin ise ..... Noterliğinin ........ yevmiye numaralı ve 08.10.2019 tarihli cevabi ihtarnamesi ile teminatlarının halihazırda iade edildiğini, sözleşmenin zaten davalı tarafından sona erdirildiğini, bu nedenle rekabet yasağına aykırı hareket etmediğini bildirdiğini, asıl davalı şirket, ticaret hukuku, rekabet hukuku ve ticari teamüllere aykırı davranarak, müvekkili şirkete ürünlerin satışında zorluk çıkardığını, müvekkili şirket adına, sözleşmeden kaynaklı yükümlülüklerin yerine getirilmemesi nedeniyle mahrum kalınan karın, maddi-manevi zararların tazmini için arabuluculuk yoluna başvurulduğunu, bu başvurudan bir sonuç alınamadığını, 13.10.2014 tarihli sözleşmede öngörülen fesih usulüne uyulmadığını, sözleşmenin 1. maddesinde, fesih usulünün kararlaştırıldığını, davalının 17.12.2018 tarihinde 01.01.2019 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, yeni bir sözleşme taslağı göndermekle yetindiğini, müvekkili şirkete verdiği teminatları iade ettiğini, feshin olup olmadığı hususunda karışıklığa sebep olduğunu, müvekkili şirketin 18.01.2019 ve 05.02.2019 tarihli yazılar ile elinde kalan traktör ve traktör yedek parçalarını iade etmek istediğini bildirdiğini, bildirim sonrası 18.02.2019 tarihinde davalı tarafından müvekkil şirkete bir Fesih ve İbra Protokolü gönderilmekle yetinildiğini, elde kalan ürünler ve yedek parçaların geri alınmayacağının şifahi olarak söylendiğini, sözleşmede öngörülen fesih prosedürünün gerçekleşmediğini, ancak fiili fesih işlemleri yapıldığını, müvekkili şirkete 18.02.2019 tarihinde gönderilen Fesih ve İbra Protokolü ("Protokol") nün 1. maddesinde tarafların 31.12.2018 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere Sözleşmenin ve bayilik ilişkisinin sona erdiğinin düzenlendiğini, müvekkil şirketin sadece yeni sözleşmenin şartlarını kabul etmediğini, geçerli olan sözleşme şartları ile devam etmek istediğini bildirdiğini, davalı şirketin ise müvekkiline şifahen sözleşmenin feshedildiğini bildirdiğini, teminatlarını iade ettiğini, somut olayda karşılıklı mutabakat sonucu gerçekleşen bir fesih olmadığını, müvekkili aleyhine davalı tarafından fiilen sözleşmenin haksız olarak fesih edildiğinin tespitine karar verilmesini, davalının, müvekkiline yeni sözleşmeyi dayatmak amacıyla, rekabet ortamının müvekkil aleyhinde bozulmasına yol açtığını, müvekkili şirketin satışlarını olumsuz yönde etkilediğini, müvekkili şirketin, sözleşmenin feshedildiğinin bildirilmesi, teminatların iade edilmesi ancak elinde kalan traktörlerin iade alınmaması karşısında, bu traktörleri elden çıkarmak adına satışlara devam etmek zorunda kaldığını, müvekkili elinde kalan ve davalı tarafından geri alınmayan traktörlerin satışının ise ancak davalı tarafından gönderilecek satış yetki belgelerinin varlığına bağlı olduğunu, söz konusu yetki belgelerinin gönderilmesinin her seferinde geciktiğini, 1-2 ay süre aldığını, davalının bu yetki belgelerini zamanında göndermediği gibi, müvekkilin bölgesine yakın bölgelerdeki diğer bayilere yetki belgelerini 1-2 gün içinde gönderdiğini, satışın gecikmesi üzerine müvekkili şirketin müşterilerinin aynı ürünleri diğer bayilerden satın almaya başladığını, Afyonkarahisar bayisi olan müvekkili şirkete yetki belgelerinin gönderilmesinin gecikmesi üzerine, traktörleri satın almak isteyen müşterilerin, .... bölgesine 1 saatlik mesafede olan davalının Polatlı, Ankara şubesinden ve Afyonkarahisar bölgesine 2 saatlik mesafede olan davalının Konya şubesinden alım yapmayı tercih ettiğini, diğer bölgelerdeki bayilere ürünlerin bayi perakende satış fiyatlarının çok altında sunulduğunu, rekabet gücünün müvekkili aleyhine tamamen ortadan kaldırıldığını, davalı yanın müvekkili şirketin yeni sözleşme şartlarını kabul etmemesi üzerine adeta müvekkile dayatmada bulunduğunu, rekabet gücünü ortadan kaldırdığını, işini yapmasına engel olduğunu, sözleşmenin haksız feshi sonrası ise, sanki sözleşme feshedilmemiş ve teminatlar iade edilmemiş gibi 02.10.2019 tarihli ihtarname keşide edildiğini, ihtarnamede müvekkilin yeni bir şirketin bayiliğini aldığını, bu bayiliği nedeniyle satışına başladığı ürünleri, davalı şirket ürünleri ile aynı yerde sergilediği gerekçesi ile sözleşmedeki rekabet yasağı hükmüne aykırı davrandığının bildirildiğini, müvekkili şirketin, kendisine sözleşmenin feshi bildirildiği ve teminatların iade edildiği tarihten sonra ve kendisi aleyhine bozulan rekabet ortamı nedeniyle doğan kar mahrumiyetini azaltmak adına yeni bir bayilik almak zorunda bırakıldığını, teamüllere ve sözleşme şartlarına uygun davranan müvekkilinin bu ithama cevaben 08.10.2019 tarihli ihtarnameyi keşide ederek davalı tarafından sözleşmenin sona erdirildiğini, kendilerine teminatların iade edildiğini bildirdiğini, bunun üzerine müvekkiline herhangi bir cevap verilmediğini, müvekkili şirketin rekabet yasağı hükmüne aykırı davranışının olduğunun itham edildiğini, bu duruma neden olan davalı şirketin kendi tutarsız davranışları olduğunu, sözleşme haksız şekilde feshedilmesine rağmen, müvekkilinin sözleşmeden doğan yükümlülüklerinin devam ettiği yönünde bir algı yaratıldığını, müvekkilinin 17.12.2018 tarihli yeni sözleşmeyi kabul etmemesi üzerine, davalı şirket tarafından diğer bayilere tanınan imtiyazlar nedeniyle, rekabet ortamının müvekkil aleyhine bozulduğunu, müvekkiline elde kalan ürünlerin satışı için gerekli yetki belgeleri zamanında verilmeyerek ve diğer bayilere daha düşük perakende satış fiyatından ürün verilerek, TTK madde 54 vd uyarınca, müvekkil aleyhine haksız rekabet yaratıldığını, diğer bayilere oranla rekabet gücünün düşürüldüğünü, sözleşmede münhasır yetki verilmemiş olsa da fiili olarak münhasırlık söz konusu olduğunu, davalının kusurlu davranışı sebebiyle müvekkilinin hedef satış sayısına ulaşamadığını, kârdan mahrum kaldığını, davalının kusurlu hareketi nedeniyle, Polatlı/Ankara ve Konya bayileri ile haksız rekabet oluşturduğunu, sözleşmenin haksız şekilde feshedilmesinin müvekkilinin iki tür kâr kaybına uğramasına yol açtığını, müvekkilinin öncelikle elinde kalan ürünlerin geri alınmaması ve davalının kusurlu davranışından dolayı müşterilerin diğer bayilere yönlenmesi sebebiyle 17.12.2018 ile 13.10.2019 tarihleri arasında reel kâr kaybına uğradığını, müvekkilinin artık ... markalı ürünlerin satışını yapamayacak olması nedeniyle 13.10.2019'dan itibaren gelecekte mahrum kalacağı bir kâr olduğunu, karşılıklı borç doğuran sözleşmelerin bir tarafça haksız olarak feshedildiği hallerde, diğer tarafından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu madde 123 vd. hükümlerinde alacaklının seçimlik haklara sahip olduğu ve bu seçimlik haklardan biri olan uğranılan zararın (müspet zararın) tazminini talep edebileceğinin Yargıtayca kabul edildiğini, markaya özgü yatırım ve harcamaların tazmini yönünden; müvekkilinin sözleşme nedeniyle, bayilik ilişkisinin devamına güvenerek, davalı şirket tarafından belirlenen, yüksek miktarda yatırımlar yapmak zorunda kaldığını, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle bu yatırım maliyetlerinin karşılıksız kaldığını, müvekkili davalı yana gönderilen 18.01.2019 ve 05.02.2019 tarihli yazılar ile elde kalan traktör ve yedek parçaları iade etmek istediğini bildirse de, davalı şirketin bunları iade almadığını, davalının yetki belgelerini göndermemesi üzerine ürünlerin elde kaldığını, müvekkili şirketin elde kalan yedek parçaları satabilmesinin mümkün olmadığını, zira faaliyet alanının yalnızca bayilik olduğunu, servis hizmeti bulunmadığından bu yedek parçaların elinde kaldığını, Bayilik Sözleşmesinin tek taraflı ve haksız şekilde feshinin müvekkili şirketi oldukça zor bir duruma soktuğunu, sektördeki imajının olumsuz yönde etkilendiğini, müvekkili şirketin birçok müşterisi ile davalı markasını taşıyan araçların satışı için anlaştığını, davalı tarafından satış için gerekli yetki belgelerinin kendilerine geç gönderilmesi nedeniyle, araç tescil-devir yükümlülüklerini yerine getiremediklerini, bu nedenlerle davalı tarafından 13.10.2014 tarihli Bayilik Sözleşmesi'nin haksız olarak feshedildiğinin tespitini, TTK madde 56 uyarınca, haksız rekabet nedeniyle uğranılan zararın giderilmesi amacıyla, zararın bilirkişi incelemesi marifetiyle tespitini ve HMK madde 107 uyarınca belirsiz alacak mahiyetinde şimdilik 1.000 TL'nin dava tarihinden işleyecek ticari avans faizi ile davalıdan tahsili ile müvekkili şirkete ödenmesine, reel kar kaybı olarak bilirkişi incelemesi marifetiyle, ticari defterlerde önceki dönemler ile 17.12.2018 ila 13.10.2019 tarihlerinin karşılaştırılması yapılarak tespitini ve HMK madde 107 uyarınca belirsiz alacak mahiyetinde şimdilik 1.000 TL'nin dava tarihinden işleyecek ticari avans faizi ile davalıdan tahsili ile müvekkili şirkete ödenmesini, müvekkilininin gelecekte mahrum kalacağı kar kaybı olarak bilirkişi incelemesi marifetiyle, ticari defterlerde önceki dönemlerde elde edilen karlardan yola çıkılarak 13.10.2019 tarihinden itibaren müvekkilin gelecekte mahrum kalacağı karın tespitini ve HMK madde 107 uyarınca belirsiz alacak mahiyetinde şimdilik 1.000 TL'nin dava tarihinden işleyecek ticari avans faizi ile davalıdan tahsili ile müvekkil şirkete ödenmesine, müvekkilin sözleşme süresince yaptığı yatırımların bilirkişi incelemesi marifetiyle, ticari defterlerin incelenmesi ile tespitini ve HMK madde 107 uyarınca belirsiz alacak mahiyetinde şimdilik 1.000 TL'nin dava tarihinden işleyecek ticari avans faizi ile davalıdan tahsili ile müvekkili şirkete ödenmesine, stokta kalan ürünler nedeniyle uğranılan zararın giderilmesi amacıyla, ürünlerin bedelinin ve zararın bilirkişi incelemesi marifetiyle tespitini, malların iadesine karar verilmesini ve HMK madde 107 uyarınca belirsiz alacak mahiyetinde şimdilik 1.000 TL'nin dava tarihinden işleyecek ticari avans faizi ile davalıdan tahsili ile müvekkil şirkete ödenmesini, müvekkilinin ticari itibarının zedelenmesi nedeniyle, manevi tazminat olarak davalıdan 50.000 TL'nin dava tarihinden işleyecek ticari avans faizi ile tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; Taraflar arasında yapılan 13.10.2014 tarihinde Bayilik Sözleşmesi'nin 28.2. Maddesi uyarınca İstanbul Mahkemeleri ve İcra Müdürlükleri yetkili kılınmış olup, huzurdaki dava İstanbul Adliyelerinde başlatıldığını, mahkemenin davaya bakmaya yetkili olduğunu, taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlığın sözleşme kapsamındaki ilişkiden kaynaklandığını, huzurdaki davanın Türk Ticaret Kanunu madde 4-5/3 gereği Asliye Ticaret Mahkemesi görev alanı dahilinde olduğunu, bu konuda da bir husumet bulunmadığını, davacı yanca öncelikle Afyon ilinde arabulucuya başvurulduğunu, müvekkili tarafça yetki itirazında bulunulduğunu, bunun üzerine Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından İstanbul Anadolu Mahkemeleri’nin yetkili olduğuna kesin olarak karar verildiğini, arabuluculuk tutanağında yapılan itirazdan görüleceği üzere müvekkil şirketin Gebze adliyesi yetki alanında bulunduğunu, taraflar arasında yetki sözleşmesi gereği huzurdaki davanın doğru yerde açıldığını, yetki itirazını değerlendiren Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından yanlış karar verildiğini, İstanbul Anadolu Adliyesi Arabulucuk bürosunun yetkili olmadığını, karar kesin olduğundan, itirazların arabulucu tarafından da değerlendirilemediğini, Sulh Hukuk Mahkemesi’nin hatalı kesin kararı ile yetkilendirildiği İstanbul Anadolu Arabulucuk Bürosu’nun görevlendirdiği arabulucu huzurunda gerçekleştirildiğini, yetkisiz arabulucu tutanağına itiraz ederek davanın bu yönüyle reddi gerektiğini, davacının, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak belirsiz alacak davasını açarak uğradığını iddia ettiği fiili zarar ve mahrum kaldığı zarar kalemlerini talep ettiğini, basiretli bir tacir yükümlülüğünde olan davacının, aktifinde meydana geldiğini iddia ettiği fiili zararı ve mahrum kaldığı karı belirleyebilir olması beklendiğinden, bu hususta belirsiz alacak davası açılamayacağını, bu itibarla davacının belirsiz alacak davasının öncelikle usulden reddi gerektiğini, davacının, dava dilekçesinde müvekkil şirketin rekabeti bozucu eylemler içinde bulunduğunu iddia ettiğini, bu iddia ve sunulan dayanakların hem maddi gerçeğe hem de mevzuata aykırı olduğunu, davacının iddia ettiği 4054 sayılı Kanun m. 4’e aykırılığını inceleme ve ihlali tespit ederek cezalandırma yönündeki yetkinin, sadece Rekabet Kurulu’na ait olduğunu, nitekim 4054 sayılı Kanun m. 4 ihlali sebebiyle zarar gören üçüncü kişilerin, ancak Rekabet Kurulu tarafından alınan kesinleşmiş ihlal kararı üzerine tazminat talep edebileceklerini, somut olayda davacının, konu hakkında dava açmadan evvel rekabet kuruluna başvurduğunu ya da konu hakkında rekabet kurulunun herhangi bir karar verdiğini belirtmediğini, dolayısıyla davanın doğrudan dava şartı eksikliğinden usulen reddedilmesi gerektiğini, Rekabet Kurumunun, müvekkili şirket hakkında soruşturma başlatılmama kararı verdiğini, Rekabet Kurumu tarafından incelenen müvekkili şirketin rekabete aykırı davranışı tespit edilmemesi nedeniyle soruşturma dahi başlatılmamasına karar verilmiş olmasından hareketle işbu davanın esasa girilmeden bu davacı iddiları yönünden reddi gerektiğini, sözleşme serbestisi kapsamında 5 yıl süreliğine akdedilen sözleşmenin sürenin sona ermesi nedeniyle kendiliğinden sona erdiğini, zira sözleşmede davacının da ikrar ettiği üzere “sözleşme en fazla 5(beş) yıllık süreyi kapsayacaktır” denildiğini, davacının davanın temelini kurduğu ve tüm taleplerini dayandırdığı “ihbar öneline uyulmadan” haksız fesih yapıldığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, müvekkil şirketin taraflar arasındaki sözleşme süresi itibariyle sona erdiğinde bayinin elinde kalan tüm ürünleri geri satın alma gibi bir yükümlülüğü bulunmadığını, davacının herhangi bir nedenle böyle bir husustan yakınmasının meşrulaştırılamayacağını, taraflar arasındaki sözleşmenin “münhasır olmayan” bir bayilik sözleşmesi olduğunu, davacıya Bayilik Sözleşmesi ile bir tekel hakkı ya da münhasırlık yetkisi de tanınmadığını, dolayısıyla bölgesinde bulunan müşterilerin başka bayilerden alım yapmayı tercih etmiş olmasının başlı başına hukuka aykırılık ve/veya sözleşmeye aykırılık teşkil etmediğini, davacının iddia ettiği zarar kalemlerinin, zarar kalemi olmaktan ziyade bu süreci 5 yıllık süre boyunca bu ilişkiyi kendisi açısından çekilir kılan nedenler gibi bir tacir olarak sözleşmenin başlangıcında aldığı bir ticari riskin sonucu olduğunu, başka bayilerin mevcudiyeti veya müşterilerin başka bayilerden alım yapmasını bir diğer ifade ile müvekkili şirketin bu hukuka uygun sözleşmesel yetkisini kullanmasını sebep göstererek davacının tazminat talebinde bulunabilmesinin hukuken mümkün olmadığını, başka bayilere imtiyazlı fiyatlar tanınması gibi bir husus söz konusu olmadığını, bu konuda T.C. Rekabet Kurumunun yapmış olduğu ön incelemede soruşturma dahi başlatmama kararı verildiğini, müvekkili şirketin bayilerine objektif unsurlara göre fiyat desteği veya teşviki sağladığını, ödeme vadesi/peşin alım sipariş adeti ve toplam ürün bedeli yeni bayi indirimi koşulları baz almak kaydıyla, aynı indirim oranlarını uygulayarak satışa arz ettiğini, peşin veya 60 gün vadeli ödeme yapan bayilere yaklaşık %4 iskonto, 10 adet ve üzerinde sipariş veren bayilere yaklaşık %2,5 iskonto, 5 ila 10 arası sipariş veren bayilere yaklaşık %1,5 iskonto ve yeni bayilere gelişimlerini desteklemek amacıyla %2,5 iskonto uygulandığını, müvekkili şirket tarafından belirlenen bu fiyat desteği/teşviki sisteminin eşit durumdaki tüm bayilere ve tüm bölgelerde objektif şekilde uygulandığını, davacının dava dilekçesinde iddia ettiği fiyat farklılıklarının tamamen yukarıda bahsedilen destek/teşvik sisteminin eşit durumdaki tüm bayilere ve tüm bölgelerde objektif şekilde uygulanması nedeniyle ortaya çıkmış olabilecek olduğunu, bu uygulamada hukuka aykırı bir yön bulunmadığını, bir diğer ifade ile daha avantajlı fiyatlar ile alım yapan bayilerin, peşin veya 60 gün vadeli ve 5 veya 10’un üzerinde sipariş veren bayiler olduğunu, davacının iddia ettiği fiyat farklılıklarının vade, sipariş adedi ve yeni-eski bayilik bakımından eşit durumdaki bayilere uygulanan bu objektif unsurlardan kaynaklandığını, hukukumuzda bu uygulamanın kesinlikle rekabet ihlali veya haksız rekabet teşkil etmediğini, davacı yanın müspet zarar ve olağanüstü masraf olarak nitelendirdiği menfi zarar taleplerinin birlikte ileri sürülmesinin kanuna aykırı olduğunu, müspet zarar ve menfi zararın kaynağı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) 125. Maddesine dayanmaktadır. “Seçimlik haklar” başlıklı işbu madde ile temerrüde düşen borçlu aleyhine alacaklıya tanınan seçimlik hakların düzenlendiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin, süresinin bitmesi nedeniyle sona erdiğinden ve müvekkili şirket sözleşme gereği tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğinden, davacının müspet zararını talep etme hakkı bulunmadığını, davacı, sözleşmenin haksız feshedildiğini, sözleşmeye duyduğu güven nedeniyle masraf yapmak durumunda kaldığını iddia etse de, davacı tarafından bayilik sözleşmesinin süre itibariyle bittiğini en başından beri bilmekte ve yeni sözleşme yapma önerisini de reddettiğini açıkca ikrar ettiğini, davacının menfi ya da müspet zararlarını talep etmesinin hukuken mümkün olmadığını, ihtarnamede sadece taraflar arasındaki süre yönüyle bitmek üzere olduğunun hatırlatıldığını, bu kapsamda yükümlülükler hususunda uyarı yapılarak sözleşme madde 10 tahtında bayi tarafından müvekkili şirketten temin edilen ürünlerin dışında, sözleşme süresince sözleşme konusunu oluşturan aynı ürün grubundan ikinci el benzer ürünler ve takas yoluyla elde edilen ürünler hariç başka ürünler sergilenmesi, pazarlama ve satışının, ithalatının ve ihracatının yapılması; müvekkili şirket ürünlerinin aynılarının veya benzerlerinin imalatını veya pazarlamasını yapan firmalardan bayilik ya da temsilcilik alınmasının yasaklanmış olduğunu, bu hususun gayrikabili rücu ve koşulsuz şekilde kabul ve taahhüt edilmiş olduğunu, rakip firma ... A.Ş.’nin yetkili bayisi olarak atandıkları ve .......marka traktörleri, müvekkili şirketten alınan ....... traktörler ile aynı yerde sergilemek suretiyle satışa sunduklarının tespit edildiğini, bu durumun sözleşme kapsamında mutabık kalınan Rekabet Yasağına açık ve esaslı bir şekilde aykırılık teşkil ettiğini ve de bu durumun da farkında olunduğunun ikaz edildiğini, sözleşmeye aykırı bir biçimde bizzat sözleşme ihlali yapan ve rakip firma ürününü sözleşme devam ederken bayiliğini almak suretiyle satan davacının bu haksız ve kötü niyetli davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; " ...Taraflar arasında bir bayilik sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmenin davacıya münhasır bölge yetkisi vermediği, fesih ihbar süresine uyularak sözleşmenin feshedilmemesi halinde sözleşmenin birer yıl kendiliğinden yenileceğinin kararlaştırıldığı, sözleşmenin en fazla beş yıl yenileceği, bu sürenin sonunda sözleşmenin kendiliğinden sona ereceğinin de öngörüldüğü, davacının envanterinde bulunan traktör ve yedek parçaları iade etmek istediğini 18/01/2019 ve 05/02/2019 tarihli yazılar bildirdiği, bu yazılarda davacının bayiliği bırakmak istediğini bildirdiği, davalının Beyoğlu ..... Noterliğinin ... yevmiye numaralı .../10/2019 tarihli ihtarnamesiyle sözleşmenin doğal bitiş tarihi olan ../10/2019 tarihinde sona ereceğinin bildirildiği, taraflar arasındaki sözleşmenin sürenin dolmasıyla kendiliğinden sona erdiği, sözleşmenin haksız feshedildiği ve ihbar öneline uyulmadığı yönündeki iddiaların yerinde olmadığı, 17/12/2018 tarihi ile 02/10/2019 tarihi arasında taraflar arasında traktör satış bayiliğine konu olabilecek herhangi bir ticari mal alışına rastlanmadığının tespit edildiği, bu durumun sözleşmenin yasal süresinin dolmasından önce tarafların iradesiyle ticari ilişkinin durdurulduğunu gösterdiği, ancak ticari ilişkinin fiilen sona ermiş olmasına rağmen mail içeriklerinden davalının satış için gerekli yetki belgelerini davacıya verdiğinin anlaşıldığı, davacının bu süre içinde satın alma talebinin davalı tarafından reddedildiğine dair delil bulunmadığı anlaşılmakla sözleşme haksız olarak feshedilmediğinden davacının kar mahrumiyeti talep edemeyeceği, yine sözleşme haksız olarak feshedilmediğinden ve sözleşmenin 14.6 ile 4.6 maddesine göre davacının markaya özgü yatırım ve harcamalarını ve stokta kalan malların geri alınmasını talep edemeyeceği, davacı tarafından sözleşmenin yürürlükte bulunduğu sürede davalının bayiler arasında farklı fiyat politikaları uygulamak suretiyle haksız rekabette bulunduğunun somut delillerle ispat edilemediği, taraflar arasındaki sözleşmede de davalının bütün bayilere aynı fiyat politikası uygulayacağına ve davacıya da münhasır bir bölge tanıdığına ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığı, ayrıca davacının da sözleşmenin yasal sona erme tarihinden önce ... A.Ş ile 21/06/2019 tarihinde bayilik sözleşmesi imzaladığı ve bu suretle başka bir firmanın bayiliğine başladığı, dolayısıyla davacının haksız rekabette bulunulduğuna ilişkin iddiasını ispat edemediğinden haksız rekabet tazminatını talep edemeyeceği, sözleşme haksız olarak feshedilmediğinden davacının manevi tazminat talep edemeyeceği sonucuna varılarak ..." gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemece "taraflar arasındaki ticari ilişkinin 17.12.2018'de durduğu" tespit edilmesine rağmen, "sözleşmenin sürenin dolmasıyla sona erdiği" yönünde hüküm kurulduğunu,17.12.2018'de durduğu tespit edilen ticari ilişkinin neye dayanarak durduğu, bu tarihte sözleşmede düzenlenen fesih prosedürüne uyulup uyulmadığı konusunda hiçbir değerlendirme yapılmadığını, eksik incelemeye dayanan bilirkişi raporu esas alınarak, 23.09.2021 ve 14.03.2022 tarihli bilirkişi raporları arasında çelişkiler giderilmeden, yalnızca müvekkilinin ticari defterleri incelenerek, davalının ticari defterleri incelenmeden hüküm kurulduğunu, davalının müvekkili şirkete elinde kalan malları satması için gerekli yetki belgesini diğer bayilere gönderdiğinden daha geç zamanlarda gönderdiği için haksız rekabete neden olduğunu, kâr mahrumiyetinin, müşterilerine istedikleri malı hemen satamamasından ve diğer bayilerin aynı malın satış işlemini kısa sürede tamamlayabilmesinden doğduğunu, her ne kadar sözleşmede münhasır yetki verilmemiş olsa da davalının kusurlu davranışı sebebiyle müvekkilinin hedef satış sayısına ulaşamadığını ve kârdan mahrum kaldığını, müvekkilinin öncelikle elinde kalan ürünlerin geri alınmaması ve davalının kusurlu davranışından dolayı müşterilerin diğer bayilere yönlenmesi sebebiyle 17.12.2018 ile 13.10.2019 tarihleri arasında reel kâr kaybına uğradığını hem de artık ... markalı ürünlerin satışını yapamayacak olması nedeniyle 13.10.2019'dan itibaren gelecekte mahrum kalacağı bir kârın mevcut olduğunu, müvekkilinin sözleşme nedeniyle, bayilik ilişkisinin devamına güvenerek yüksek miktarda yatırımlar yapmak zorunda kaldığını, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle bu yatırım maliyetlerinin karşılıksız kaldığını, davalı yana gönderilen 18.01.2019 ve 05.02.2019 tarihli yazılar ile elde kalan traktör ve yedek parçaları iade etmek istediğini bildirse de, davalı şirketin bunları iade almadığını, müvekkili şirketin faaliyet alanı yalnızca bayilik olup servis hizmeti bulunmadığından yedek parçaların elinde kaldığını, davalı tarafından satış için gerekli yetki belgelerinin kendilerine geç gönderilmesi nedeniyle araç tescil-devir yükümlülüklerini yerine getiremediğinden diğer bayilere yönelen müşterilerin gözünde ticari itibarının önemli ölçüde zarar gördüğünü, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, bayilik sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği iddiasıyla haksız rekabet nedeniyle uğranılan zararın, kâr mahrumiyetinin, yatırım maliyetinin, manevi zararın tazmini ile stokta kalan ürünlerin davalıya iade edilmesi, stokta kalan ürünler nedeniyle uğranılan zararın tazmini taleplerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Taraflar arasında 13/10/2014 tarihinde Bayilik Sözleşmesi akdedildiği, sözleşme uyarınca davacının davalının ürünlerini münhasır yetki içermemek üzere perakende olarak pazarlanmasını üstlendiği, sözleşmenin 31/12/2014 tarihine kadar geçerli olmak üzere imzalandığı, sözleşmenin 1. maddesi uyarınca davalı tarafından 01/01/2015 tarihinden geriye doğru 15 gün öncesinden yazılı bir bildirimde bulunmaması üzerine sözleşmenin bir yıl için yenileneceği ve en fazla beş yıllık süreyi kapsayacağının düzenlendiği anlaşılmaktadır. 17/12/2018 tarihinde davalı tarafından sözleşmenin 01/01/2019 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yeni bir sözleşme taslağı gönderildiği, ancak yeni sözleşmenin imzalanmadığı, davacının envanterinde bulunan traktör ve yedek parçaları iade etmek istediğini bildirdiği 18/01/2019 ve 05/02/2019 tarihli yazılarda davacının bayiliği bırakmak istediğini bildirdiği, davalının Beyoğlu .... Noterliğinin ..... yevmiye numaralı 02/10/2019 tarihli ihtarnamesiyle davacının rakip firmaya ait traktörleri sergilemek suretiyle satışa sunduğunun tespit edilmesi nedeniyle sözleşmenin doğal bitiş tarihi olan 13/10/2019 tarihinde sona ereceğinin bildirildiği, davacı tarafından bu ihtarnameye verilen ..... Noterliğinin .... yevmiye numaralı ve 08/10/2019 tarihli cevapta, sözleşmenin davalı tarafından sona erdirildiğinin bu nedenle rekabet yasağına aykırı hareket edilmediğinin bildirdiği görülmüştür. Uyuşmazlık, sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedilip feshedilmediği, haksız olarak feshedilmişse davacının haksız rekabet tazminatı, kâr kaybı, markaya özgü yatırım ve harcamaların tazmini, stokta kalan malların geri alınması, stokta kalan mallar nedeniyle uğranılan zarar ve manevi tazminat taleplerinin kabul edilip edilemeyeceği noktalarında toplanmaktadır. Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 1.maddesinde sözleşme süresinin kararlaştırıldığı, buna göre; 31/12/2014 tarihine kadar geçerli olduğu, bu sürenin bitiminde davalı tarafından en az on beş gün önceden yazılı olarak aksine bir talepte bulunulmaması halinde sözleşmenin kendiliğinden bir yıllık süre için yenileneceği, bu yenilenme suretiyle de olsa sözleşmenin en fazla beş yıllık süreyi kapsayacağının, sözleşmenin 4.6 maddesinde bayinin pazardaki payını arttırabilmek için kendi imkânları ile tanıtım ve reklam çalışmalarını vadettiğinin, 14.6 maddesinde sözleşmenin feshi veya herhangi bir nedenle sona ermesi hâlinde bayinin teşhirinde veya depo ve stoklarında bulunan satın aldığı ve ödemesini yaptığı ürünlerin geri alınmasını talep edemeyeceğinin düzenlendiği görülmüştür. 23.09.2021 tarihli bilirkişi raporunda; davacının incelenen ve usulüne uygun olarak tutulmuş (2015 yılı yevmiye defteri hariç) ticari defterlerine göre taraflar arasındaki ticari ilişkinin 21.10.2018 tarihinde alınan ticari mal ile sona erdiği, 14.03.2022 tarihli bilirkişi raporunda davalı ve davacı yan arasında ticari bir ilişkinin mevcut olduğu 2019 yılı itibariyle karşılıklı borç alacak bakiyelerinin bulunmadığı, davalı yan tarafından davacı yana en son 28/10/2018 tarihinde KDV hariç 171.369,64 TL tutarında mal satımı gerçekleştiği, davacı yanın 08/10/2021 tarihli dilekçesinde yer alan sözleşme süresince yaptığı yatırımlar, reel kâr kaybı ve gelecekte mahrum kaldığı kâr yönünden davacı taraf ile yapılan görüşmeler sonucundan yapılan yatırımlara ve maliyetlere yönelik herhangi bir belge sunulamadığından, yapılan yatırımlar, reel kâr kaybı ve gelecekte mahrum kalınan kâr yönünden bir hesaplama yapılamadığı tespit edilmiştir. Neticede, taraflar arasındaki sözleşmenin süre nedeniyle kendiliğinden sona erdiği, sözleşmenin haksız feshedildiği yönündeki iddiaların yerinde olmadığı, taraflar arasındaki ticari ilişkinin sözleşme süresinin dolmasından önce durduğu, ticari ilişki fiilen sona ermiş olmasına rağmen davalının satış için gerekli yetki belgelerini davacıya verdiği anlaşılmaktadır. Sözleşme haksız olarak feshedilmediğinden ve süre sonunda sona erdiğinden, davacının kâr kaybı talep edemeyeceği, sözleşmenin 14.6 ile 4.6 maddesine göre davacının markaya özgü yatırım ve harcamalarını ve stokta kalan malların geri alınmasını talep edemeyeceği kararlaştırılmış olduğundan, mahkemece bu taleplerin reddine dair verilen kararda usule ve yasaya aykırılık görülmemiştir. Davacı sözleşmenin yürürlükte bulunduğu sürede davalının bayiler arasında farklı fiyat politikaları uygulamak suretiyle haksız rekabette bulunduğunun somut delillerle ispat edememiştir. Taraflar arasındaki sözleşmede de davalının bütün bayilere aynı fiyat politikası uygulayacağına ve davacıya da münhasır bir bölge tanıdığına ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Ayrıca davacının, sözleşmenin yasal sona erme tarihinden önce ... AŞ ile 21/06/2019 tarihinde bayilik sözleşmesi imzaladığı ve bu suretle başka bir firmanın bayiliğine başladığı, dolayısıyla haksız rekabette bulunulduğuna ilişkin iddiasını da ispat edemediğinden, haksız rekabet tazminatı talep edemeyeceği, sözleşme haksız olarak feshedilmediğinden davacının manevi tazminat talep edemeyeceği anlaşılmakla, davacının bu konulara ilişkin istinaf sebeplerinin reddine karar vermek gerekmiştir. HMK'nın 282. maddesine göre hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer deliller ile birlikte serbestçe değerlendirir. Buna göre, bilirkişi raporları takdiri delil niteliğinde olup, mahkemece sunulan diğer deliller değerlendirilerek karar verilmiş olduğu, dosyada mevcut delillere göre sözleşmenin süre nedeniyle kendiliğinden sona erdiği nazara alındığında davacı vekilinin bilirkişi raporuna yönelik istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 22/01/2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi. KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.