11. Hukuk Dairesi 2009/6353 E. , 2011/266 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Yozgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 02.12.2008 tarih ve 2008/670-2008/632 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm
**11. Hukuk Dairesi 2009/6353 E. , 2011/266 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Yozgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 02.12.2008 tarih ve 2008/670-2008/632 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalı şirket tarafından birçok ülkede garanti verilerek mevduat toplandığını, müvekkilinin belge karşılığında, 2000 yılında 40.000 DM parayı davalılara verdiğini, müvekkilinin davalı şirkete ortak olma niyetinin bulunmadığını ve müvekkiline hisse senedi teslimi yapılmadığını, davalıların şirket anasözleşmesini ihlal ettiklerini, şirket defterlerinin usulüne uygun olarak tutulmadığını ve gerçeği yansıtmadığını, davalıların Bankacılık Kanunu ve TTK hükümlerini ihlal ettiklerini, müvekkilinin şirket ortağı yapılmasının hukuken mümkün olmadığını, davalıların müvekkilinin zararından sorumlu olduklarını iddia ederek davalı şirketle kurulmuş geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespitine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 40.000 DM alacağın karşılığı 39.062,69 TL’nin 6.500 TL’lik kısmının ödendiği tarihten itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, davacının Yimpaş Holding A.Ş.'de ortaklığının bulunmadığını, ayrıca TTK 405/2 nci maddesi gereği anonim şirket ortaklarının sermaye olarak şirkete verdiklerini geri istemeyeceklerini, ancak tasfiye payına ilişkin haklarının saklı olduğunu, şirketin tasfiye halinde olmadığını ve ticari faaliyetine devam ettiğini, anonim şirketlerin sermayesi ile sorumlu şirketlerden olduğu için müvekkilleri ..., ..., ... ve ... hakkında ortaklık payının iadesi için dava açılmasının mümkün olmadığını savunarak davanın husumetten reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece iddia, savunma ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek, davacının, davalı ...Ş.'de hissesinin olmaması, diğer davalıların anonim şirket yönetim kurulu başkanı ve yönetim kurulu üyeleri olmaları ve şahsi sorumluluklarını gerektiren bir durum bulunmadığı gerekçesiyle davalılar hakkındaki davanın husumetten reddine karar verilmiştir. Davacı vekili kararı temyiz etmiştir. Mahkemece, dava, davacının davalı şirkete sermaye olarak verdiği paranın tahsili talebi olarak değerlendirilmiş ise de, davacı gerek dava dilekçesinde ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve kötüniyetli vaad ve garantilerle davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek veya güven ilişkisinden yararlanarak, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın istirdadını istemiştir. Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak (istirdat) davası niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı, ortak olsa bile TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın husumet cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır. Şu halde, mahkemece, davanın yukarıda belirtilen şekilde nitelendirilerek, tarafların bu yolda gösterdikleri delillerin tümüyle toplanması, bu meyanda davada delil olarak dayanılan davacı vekilinin dava dilekçesinde belirttiği tahsil belgesinin aslının veya onaylı örneğinin davacıdan istenerek tercüme ettirilmesi, gerekirse davadışı yabancı uyruklu şirket hakkında da dava açması için davacıya önel verilerek bu davanın sonucuna göre tahsil edilen bu para nedeniyle davacının yabancı uyruklu şirkete ortaklığının gerçekleşip gerçekleşmediği, söz konusu ortaklığın gerçek hak sahipliği doğuran niteliği bulunup bulunmadığı değerlendirilip, öncelikle davacı ile dava dışı yabancı şirket arasındaki hukuki ilişkinin netlikle belirlenmesi, bu yolda açılacak davanın davacının yabancı şirkete ortak olmadığı gibi bir sonuca ulaşması halinde, davacının parasının yabancı şirkete verilmesi olgusunda davalı şirket ve yöneticilerinin ne gibi bir rolü bulunduğunun, ileri sürülen kanıtlar çerçevesinde ve gerektiği takdirde davalı şirket ve grup şirketlerinin kayıtları üzerinde aralarında şirketler hukuku ve sermaye piyasası konusunda uzmanların bulunduğu bilirkişi heyeti marifetiyle yaptırılacak kapsamlı bir inceleme suretiyle ele alınıp varsa sorumluluklarının saptanması, bu suretle davacının, iradesinin ileri sürüldüğü gibi davalılarca fesada uğratılmak suretiyle haksız bir fiile maruz bırakılarak parasının alındığı ve iade edilmediği yolundaki iddiasının tatminkar bir biçimde araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmek üzere yerel mahkeme kararının davacı lehine bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 17.01.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.