4. Ceza Dairesi 2024/4303 E. , 2024/7031 K. MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2014/1400 E., 2016/434 K. SUÇ : Fuhuş HÜKÜM : Mahkûmiyet İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Bozma İTİRAZA KONU KARAR : Onama İTİRAZ EDEN : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Dairemizin 05.03.2024 tarihli ve 2021/25719 Esas, 2024/2774 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 08.05.2024 tarihli ve KD- 18-2016/241255 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde; 5271 sayılı Ceza M…
**4. Ceza Dairesi 2024/4303 E. , 2024/7031 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2014/1400 E., 2016/434 K. SUÇ : Fuhuş HÜKÜM : Mahkûmiyet İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Bozma İTİRAZA KONU KARAR : Onama İTİRAZ EDEN : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Dairemizin 05.03.2024 tarihli ve 2021/25719 Esas, 2024/2774 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 08.05.2024 tarihli ve KD- 18-2016/241255 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun’un) 308 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kanunî süresinde yapılan itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İTİRAZ SEBEPLERİ Hukuka aykırı elde edilen deliller ve bunların uzak etkileri dışlandıktan sonra sanığın mahkûmiyetine yeterli her türlü şüpheden uzak delil elde edilemediğinden sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği yönünde değerlendirilme yapmak gerekirken mahkûmiyet hükmünün onanması hukuka aykırı bulunmuştur. II. GEREKÇE 5271 sayılı Kanun'un 160 ıncı ve devamı maddeleri uyarınca Cumhuriyet savcısına bilgi verilmeden ve aynı Kanun'un 116 ncı ve 177 nci maddeleri uyarınca arama kararı alınmadan iş yerinde arama yapıldığı anlaşılmış ise de hukuka aykırı olarak elde edilen deliller dışlandığında, mağdur ...'nin anlatımı, tanık M.E.'nin beyanları ve 31.10.2014 tarihli tutanak içeriği karşısında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır. III. KARAR 1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ oy çokluğuyla REDDİNE, 2. 5271 sayılı Kanun’un 308 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Dairemizin 20.10.2020 tarihli ve 05.03.2024 tarihli, 2021/25719 Esas, 2024/2774 Karar sayılı onama kararı ile ilgili itirazı incelemek üzere dava dosyasının, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.05.2024 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, yönteme uygun arama kararı alınmadan sanığa ait iş yerinde ve alt katında arama yapılmasının hukuka uygun olup olmadığı, bu arama sonucu elde edilen delillerin, mağdur ve tanık beyanlarının hükme esas alınıp alınmayacağı noktasındadır. Sanığa ait iş yeri görünümlü eve giden polis memurlarının fuhuş yapıldığı şüphesi üzerine öncelikle 5271 sayılı Kanun'un 160 ncı ve devamı maddeleri uyarınca Cumhuriyet Savcısına bilgi vererek yazılı arama kararı üzerine işlem yapması gerekirken herhangi bir yazılı emir almadan iş yeri görünümlü yerde ve odalarında arama yaptıkları, odada fuhuş yapan mağduru erkek müşteriyle beraber yakaladıkları anlaşılmaktadır. İş yeri görünümlü yerde ve odalarında arama için 5271 sayılı Kanun'un 116 ve 117 nci maddeleri uyarınca arama kararı almaları gerekirken kolluk tarafından doğrudan arama işlemi yapılmıştır. Cumhuriyet Savcısına haber verilmeme ve arama kararı alınmaması konusunda sayın çoğunluk ile aramızda herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Odalarda hukuka aykırı arama sonucu bulunan müşteri ve mağdurların ifadelerine dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Burada çözümlenmesi gereken sorun hukuka aykırı arama sonucu bulunan mağdur ve tanık müşterilerin ifadelerinin hükme esas alınıp alınmayacağı noktasındadır. Günümüzde Ceza Muhakemesinin temel amacı maddi gerçeğe ulaşmak olmakla birlikte, klasikleşen bir retorik ile söylersek ne pahasına olursa olsun mutlak gerçeğe ulaşmak yerine, dürüst, temiz, adil bir yargılama ile önceden belirlenen usul hükümlerine uyularak maddi gerçeğe ulaşmak asıl hedef olmalıdır. Ceza Muhakemesinde her şey delil olma özelliği taşır. Bu delillerin hükme esas alınıp alınamayacağını, doğruluğunu yargıç serbestçe takdir ederek karar verir. Öğreti de buna "vicdani delil" veya "serbest ispat" sistemi denir. 5271 sayılı Kanun'un 217 nci maddesi ile açık bir şekilde "serbest ispat" sistemini benimsemiştir. Ancak bu sistemin de bazı sınırlamaları vardır. Hukuka aykırı delil kullanılmaması ve delil değerlendirme yasağı, bunun önemli bir istisnasıdır. Hukuka aykırılık ise 5271 sayılı Kanun'un 288 inci maddesinde tanımlanmıştır. "Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'' Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi delilin elde edilmesi aşamasında bir hukuk kuralı ihlal edilmiş ise artık bu delil hukuka aykırıdır ve 5271 sayılı Kanun'un 217/2 nci maddesi uyarınca dışlanması gerekir. Hukuka aykırılığı sadece delilin elde edilmesi aşamasında yasak sorgu yöntemlerinin kullanılmasına indirgememek gerekir. Hukuk kuralına aykırı davranılarak elde edilen her delil değerlendirme yasağı kapsamına girmelidir. Bir delilin kullanılması, hükme esas alınması hukuk kuralı ile çatışıyor ise artık bu delil dışlanmalıdır. Kullanılmama ve hükme esas alınmamayı kapsayacak şekilde bunu "hukuka aykırı delilin değerlendirme yasağı" olarak ifade edebiliriz. Somut bir örnek ile açıklarsak Cumhuriyet Savcısı huzurunda ifade veren sanığın eşi, 5271 sayılı Kanun'un 45 inci maddesindeki çekinme hakkını kullanmayarak eşi aleyhine delil olabilecek nitelikte ifade verdikten sonra yargılama aşamasında tanıklıktan çekindiğini bildirdiğinde artık Cumhuriyet Savcısı huzurunda verdiği ifade delil değerlendirme yasağı kapsamında kalacaktır. Aslında soruşturma aşamasında yasak bir yöntem kullanılmamıştır. Kendi isteği ile tanıklık yapmıştır. Ancak kovuşturma aşamasında çekinmekle ilk verdiği ifade hukuka aykırı hale gelmiş bu delil değerlendirme kapsamına girmiştir. Nedeni 5271 sayılı Kanun'un 45 inci maddesi ile çelişir hale gelmiştir. Yargıtayımızın tanıklık konusunda yerleşik ve doğru uygulaması bu durumda delil değerlendirme yasağı yönündedir. Bu örnekten de anlaşılacağı gibi delilin hukuka aykırılığı kavramını delilin elde edilmesi sırasında yasak yönteme başvurulması ile sınırlamamalı bunun yerine 5271 sayılı Kanun'un 217/2 nci madde ile benimsenen daha geniş olan "Hukuka aykırı delil" kavramını benimsemek gerekir. 5271 sayılı Kanun'un 217/2 ve 206/2-a bendi hukuka uygun olmayan delillerin ispat süresinde dışlanmasını hükme bağlamıştır. 5271 sayılı Kanun'un 217/2 nci maddesi açık bir şekilde delilin dışlanması için hukuka aykırı elde edilmesini aramamış, sınırlamayı genişleterek delilin hukuka uygun elde edilmiş olmasını aramıştır. Delilin hukuka uygun olmadığının tesbiti halinde artık yargıç bu delinin hükme esas alınıp alınmayacağı konusunda bir takdir hakkına sahip değildir. 5271 sayılı Kanun'un 217/2 ve 206/2-a da açık bir şekilde mutlak değerlendirme yasağını benimsediğinden hükme esas alınamaz. Ceza Muhakemesi Kanunu nispi değerlendirme yasağını benimsememiştir. Bu sistemi benimseyen ülkelerde hukuka aykırılığın ağırlığının değerlendirilmesi benimsenmiştir. Alman hukukunda etkili olan bu sistemde "değerlerin tartılması" suretiyle yargıç delilin dışlanması gerekip gerekmediğine karar verir. Ancak bizim Ceza Muhakemeleri Kanunu tarafından bu sistem benimsenmemiş hukuka uygun olmayan delilin dışlanması gerektiği açık bir şekilde düzenlenmiştir. Hukuka aykırı şekilde bulunan mağdur ve tanığın beyanlarının hükme esas alınıp alınmayacağı konusu hukuka aykırı delillerin uzak etkisi (zehirli ağacın meyvesi) konusunu değerlendirmek gerekir. Kıta Avrupası ve Anglo Sakson hukuk isteminde konu farklı yönleriyle tartışılmıştır. Ceza Muhakemesi Kanunu 217/2 deki herhangi bir ayrım yapmaksızın her türlü hukuka aykırı delilin muhakemede kullanılmasını yasakladığından delilin doğrudan veya dolaylı hukuka aykırılığının bir önemi olmaz. Önemli olan delilin hukuka aykırı elde edilmiş olmasıdır. Hukukumuzda benimsenen mutlak delil yasağı nedeniyle hukuka aykırı delilin uzak etkisinin hukuka uygun kabul edilmesi mümkün değildir. ''Zehirli ağacın meyvesi zehirlidir'' ilkesi gereği somut olayda hukuka aykırı bir şekilde elde edilen delil niteliğindeki tanık ve mağdurların beyanları hükme esas alınamaz bunların dışlanması gerekir. Bu beyanlar dışlandığında sanığın atılı suçu işlediği konusunda mahkûmiyetine yeterli delil bulunmadığı görülecektir. Benzer bir olayda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26.05.2022 tarihli ve 2019-442 Esas, 2022-390 Karar sayılı kararında kolluk görevlilerinin yönteme uygun arama kararı almadan otel odasında bulunan mağdurların beyanları üzerine verilen mahkûmiyet hükmünde beyanların hükme esas alınamayacağına ve sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Somut olayımızda hukuka aykırı elde edilen deliller ve bunların uzak etkileri dışlandıktan sonra sanığın mahkûmiyetine yeterli her türlü şüpheden uzak delil elde edilemediğinden, sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulü yerine reddi yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne karşıyız.