T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1722 Esas KARAR NO : 2025/1648 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi NUMARASI : 2024/993 Esas 2025/308 Karar TARİH: 29/04/2025 DAVA: İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) KARAR TARİHİ: 09/10/2025 ilk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen kara…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1722 Esas KARAR NO : 2025/1648 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi NUMARASI : 2024/993 Esas 2025/308 Karar TARİH: 29/04/2025 DAVA: İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) KARAR TARİHİ: 09/10/2025 ilk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil şirketin İstanbul'da otomotiv sektörünün önde gelen isimlerinden biri olan saygın bir şirket olduğunu, araçların bakımı, onarımı, parça temini ve parça işçiliği gibi işlemleri yıllardır titizlikle ve özenle yerine getirdiğini, şirketin, ekte yer alan servis formunda da görüleceği üzere 26.06.2024 tarihinde, Altıntaş Mah. Kardeş Kentler Cd. No :...adresinde bulunan alıcı ... Oto'ya 50.000,00 TL değerinde bir adet motor bloğu satışı gerçekleştirdiğini, satışı gerçekleştirilen revizyonlu bloğun alıcıya gönderilmek üzere, ekte yer alan e - faturada da görüleceği gibi, davalı kargo şirketine teslim edildiğini, ekte yer alan hasar tespit tutanağında görüleceği üzere, davalı kargo şirketine teslim edilen eşyanın, ... plaka sayılı araçta taşınmış ve paket köşesinden darbeli olarak şubeye ulaştığını, hasar tespit tutanağında davalı kargo şirketi, hasar sebebine ambalajsız kargo seçse de ekte yer alan fotoğraflara bakıldığında satıcı tarafından kargonun gerekli korumayı sağlayacak şekilde paketlendiği, ahşap kaza ile parçanın ambalajlandığının görüldüğünü, müvekkil şirketin yıllara dayanan tecrübesine dayanarak böylesine hassas ve değerli bir eşyayı dikkatli paketlememesinin düşünülemeyeceğini, hasar tespit tutanağında paketin köşesinden kırık olarak ulaştığının belirtilmesi hasarın davalı kargo şirketinden kaynaklandığını gösterir nitelikte olduğunu, motor bloğunun köşesinden kırıldığını, motor bloğu parçasının döküm demir olduğun, normal şartlarda paketlenmesine dahi gerek bulunmadığını, kırılabilmesi için en az 5 metre yükseklikten atılması gerektiğini, normal indirme bindirme sırasında ürünün kırılmasının hayatın olağan akışı içerisinde mümkün olmadığını, müvekkil şirketin davalı kargo şirketine zararın tazmini için başvurduğunu fakat davalının, müvekkile yazdığı yazıda ekte de görüleceği üzere tazmin edemeyeceklerini ve kendilerinin sorumlu olmadığını belirttiğini, TTK ve Karayolu Taşıma Yönetmeliği uyarınca kargo şirketinin sorumlu olduğunu, Karayolu Taşıma Yönetmeliği madde 40/9'da bu hususun açıkça belirtildiğini: "Yetki belgesi sahipleri; eşya (Mülga ibare:RG-2/7/2021-31529) ve bagajları, teslim aldıkları andan teslim edinceye kadar, eşyanın (Mülga ibare:RG-2/7/2021-31529) veya bagajın tamamen veya kısmen kaybından, zayiinden, hasara uğramasından,çalınmasından, güvenliğini sağlamaktan, teslim aldıkları şeklini muhafaza etmekten, korunması ve taşınmasından sorumludurlar." TTK'nin ilgili hükümleri olan madde 875/1, 876, 877, 879, 880, 883e göre de taşıyıcının sorumlu olacağını, revizyonlu blokta oluşan zararın tüm eşyayı kullanılamaz hâle getirmesinden dolayı yukarıdaki hükümlere dayanarak eşyanın değeri olan 50.000,00 TL zararın ve taşıma giderlerinin tazminini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafın huzurdaki davayı ikame ettiğini, ancak işbu davanın müvekkil şirket yönünden haksız ve hukuki mesnetten yoksun olduğunu, huzurdaki davanın; öncelikle usulden reddine, mahkeme aksi kanaatte ise yapılacak yargılama neticesinde esastan reddine karar verilmesi gerektiğini, dava konu iddiaların ispata elverişli şekilde somutlaştırılmadığını, bu nedenle dava dilekçesinin içeriğinin HMK' ya aykırı olup, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiğini, Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nun 194. Maddesinde: “Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar. Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur.” hükmünün yer aldığını, işbu madde gerekçesinde de belirtildiği üzere; söz konusu düzenlemenin amacının, bir yandan ispatın genel hükümleri çerçevesinde temel bir kavrama yer vermek iken, diğer yandan da uygulamada genel geçer ifadelerle somut vakıalara dayanmadan davaların açılıp yürütülmesinin önüne geçmek olduğunu, bir davada, ispat faaliyetinin tam olarak yürütülebilmesinin, mahkemenin uyuşmazlığı doğru tespit ederek yargılama yapabilmesi, karşı tarafın ileri sürülen vakıalara karşı kendini savunabilmesi için, iddia edilen vakıaların açık ve somut olarak ortaya konulması gerektiğini, tarafların haklarını dayandırdıkları somut vakıaları açıkça ortaya koyması gerektiğini, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119. Maddesinde dava dilekçesinde yer alması gereken zorunlu unsurların düzenlendiğini, dava dilekçesinde; söz konusu unsurların tamamının bulunması gerektiğini, belirtmiş olduğumuz unsurların eksikliği halinde, mahkemece bu unsurların tamamlanması için kesin süre verilmekle birlikte; işbu kesin süre içerisinde de eksikliklerin tamamlanmaması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, huzurdaki uyuşmazlıkta davacının dilekçesinde iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği hususu yer almadığını, işbu nedenle davacıya tamamlanması için 1 haftalık süre verilmesi gerekirken eksiklik bulunmadığı şeklinde belirtilmesinin usul ve yasalara aykırı olduğunu, davacının, dilekçede iddia ettiği vakıaları hangi delillerle ispat ettiklerini açıklamadığını, talep sonucunun anlaşılamadığını, davacının taleplerinin zaman aşımına uğradığını, taşıma sözleşmesinin konusu olan eşya nedeniyle açılacak dava ve talep hakların, 1 yıl içerisinde zamanaşımına uğradığını, hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemekle birlikte bir an için, davaya konu uyuşmazlıkta davacının müvekkil şirket nezdinde hak ve alacağının bulunduğu kabul edilse dahi; davacının tüm alacakları zamanaşımına uğramış olacağından, huzurdaki davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, bu sebeplerle; davanın usulden reddedilmesi gerektiği hususu izahtan vareste olduğunu, müvekkil şirketin kargo taşımacılığı sektöründe yıllardır faaliyet göstermekte ve en güvenilir kargo şirketlerinden biri olduğunu, şirket ile davacı arasında taşıma sözleşmesi akdedildiğini, taşıma sözleşmesine binaen, ... İrsaliye Numaralı kargo gönderimi gerçekleştirilmiş olup; ilgili İrsaliye Formunda görüleceği üzere, taşınacak eşyanın içeriği ''belge'' olarak bildirilmiş olup, eşyanın niteliğine ilişkin herhangi bir bilgi veyahut fatura vb. Belgenin müvekkil şirkete gönderici tarafından verilmediğini, taşınan eşyanın alıcıya teslim edildiğini, CMR Konvansiyon Sözleşmesi, TTK ve KTK uyarınca, müvekkil şirketin taşıma sözleşmesinden kaynaklı sorumluluğunun taşınanın gönderilene teslimiyle sona erdiğini, CMR konvansiyonu uyarınca; taşıma sözleşmesinin tarafı olan taşıyıcının taşınan eşya üzerindeki sorumluluğunun, eşyanın taşıma amacı ile göndericiden teslim alınması ile başlayıp taşınan eşyanın teslim edilmesiyle sona erdiğini, Türk Ticaret Kanununun 889. Maddesindeki hükme göre; alıcının en geç kargoyu teslim anında ziya veya hasarı bildirmesi gerekmekte olup, aksi takdirde kargonun teslim edilmiş sayılacağının kabul edildiğini, davaya konu olayda ise söz konusu kargo dava dışı alıcıya teslim edilmiş olup, bu kapsamda, müvekkil şirketin taşıyan olarak tüm sorumluluğu eksiksiz bir şekilde yerine getiirdiğini, ispat külfetinin davacıda olduğunu, davacının haksız kazanç elde etme gayesi ile ikame edilen huzurdaki davanın esastan reddine karar verilmesi gerektiğini, davaya konu ürünün hasar görmediğini, davacının sunmuş olduğu fotoğraflarda görüleceği üzere; taşındığı iddia edilen ürün yaklaşık 41 kg olmasına rağmen, alelade bir karton kutuya koyulmakla birlikte davacı tarafından gereği gibi ambalajlama işlemi gerçekleştirilmediğini, eşyanın niteliği, kararlaştırılan taşıma dikkate alındığında, ambalaj yapılmasını gerektiriyorsa gönderenin, eşyayı zıya ve hasardan koruyacak ve taşıyıcıya zarar vermeyecek şekilde ambalajlamak zorunda olduğunu, taşıyıcının gönderene ait bu yükümlülük dolayısıyla sorumlu tutulması düşünülemeyeceğini, ambalajın yetersiz olmasının da bir nevi kusur teşkil ettiğini, kargonun elde veya kara nakil araçlarında taşıma koşullarına ve kargo mahiyetine uygun şekilde ambalajlanmış olmasının gönderenin sorumluluğunda olduğunu, açıklanan nedenlerle, hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemekle birlikte biran için kargonun hasar gördüğü kabul edilse dahi; söz konusu hasarın meydana gelmesinde, yetersiz ambalajlama işlemi gerçekleştirilen davacı sorumlu ve kusurlu olduğunu, gönderici tarafından taşıma sözleşmesine konu taşınan eşyanın niteliği ve içeriğine ilişkin olarak bildirimde bulunmadığını, taşıyıcının eşyanın hasarı, kaybolması ve gecikmesinden kaynaklanan sorumluluğunu düzenleyen CMR'nin 17/2 maddesine göre taşıyıcının işbu sorumluluğundan kurtulma imkanlarının ortaya konulduğunu, bu kapsamda, gönderenin eşyanın korunması için taşıyıcıya bir takım emir ve talimatları vermesi gereken hallerde; işbu hususun ihmal edilmesinin, gönderenin kusuru olarak kabul edileceğini ve taşıyıcıyı sorumluluktan kurtaracağını, somut uyuşmazlıkta, İrsaliye Formu incelendiğinde; gönderici tarafından söz konusu taşınacak eşyanın içeriğine/niteliğine ilişkin sadece ''BELGE'' şeklinde bilgi verildiğini, taşınan eşyanın niteliğinin göndericinin sorumluluğunda olduğunu, her ne kadar davacı tarafça taşınan eşyanın 'otomobil parçası' olduğu belirtilmişse de; gönderici tarafından söz konusu taşınacak eşyanın niteliği/içeriği belge olarak belirtilmiş olduğunu, davacı tarafından taşındığı iddia edilen ürüne ilişkin olduğu iddia edilen faturanın davacının iddiasına ve kargo içeriğine esasa teşkil etmesi mümkün olmamakla birlikte, kargo içeriğinin tespit edilememediğini, sözleşme metninde görüleceği üzere otomotiv ürünlerinde hasar durumunda tazmin ödemesi yapılmadığını, dava konusu ürün sigortasız taşınmış alıcıya teslim edilmiş olmakla birlikte, tazmin yapılmasının mümkün olmadığını, talep edilen tazminat miktarının taşınan eşyanın değerinin çok üzerinde olduğunu, eşyanın kısmen veya tamamen kaybedilmesi veya hasarı ile taşıyıcının kasıtlı, taksirli veya ihmali davranışları arasında uygun illiyet bağının tespit edilmesi durumunda; taşıyanın, eşyanın kaybından dolayı KTK ve TTK hükümleri uyarınca zararı tazminle sorumlu olacağını, sorumluluğun, bir zarar sorumluluğu olup; zarar olmadan taşıyıcının sorumluluğundan bahsedilemeyeceğini, taşınan eşyanın kaybolması veya hasarı halinde; taşıyanın sorumluluğunun, eşyanın teslim edildiği tarihteki piyasa değeri ile sınırlı olduğunu, her ne kadar müvekkil şirket tarafından söz konusu kargo teslim edilmiş olsa dahi bir an için taşınan eşyanın hasara uğradığı düşünüldüğünde; tazminat miktarı gönderilen eşyanın niteliğinin müvekkil şirklet tarafından bilinmemesi nedeniyle her bir kilogramı için 8,33 Özel Çekme Hakkını karşılayan tutar ile sınırlı olduğunu, taşınacak eşyanın taşıyan müvekkile teslim edildiği tarih olan 12/08/2022 tarihinde Özel Çekme Hakkı Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasınca belirlenen değerine göre TL cinsine çevrilerek hesaplanması gerektiğini, buna ilişkin BAM ve Yargıtay kararı sunduğunu, TTK madde 880 uyarınca taşıyıcının ödemekle yükümlü olduğu tazminatın hesaplanmasında ana ilkenin, eşyanın taşınmak üzere teslim alındığı yer ve zamanki değerinin dikkate alınması olduğunu, taşıyıcının tanzim yükümlülüğü objektif zarar ile sınırlı olup, yoksun kalmış olduğu karları veya subjektif zararların tazmini taşıyıcıdan talep edilemeyeceğini, taşıyıcının almış olduğu taşıma ücretinin cüzi miktar olup, subjektif zararlardan sorumlu tutulmasının hakkaniyetli olmayacağını, somut olayda taşınan eşyanın niteliğinin Hidrofor olduğu iddia edildiğini, davacının tazminata hak kazandığına karar verilse dahi; tazminatın, ilgili ürünün müvekkil şirkete teslim edildiği tarihteki ikinci el piyasasına göre tespit edilmesi gerektiğini, davacı yanın müvekkil şirketten tutarın tamamını istemekte olup, söz konusu ürünün ikinci el niteliğinde olduğunun göz ardı edildiğini, davacının haksız kazanç sağlama gayesi ile sunmuş olduğu taleplerinin reddi gerektiğini, davacının huzurdaki davayı kötü niyetli olarak ikame ettiğini, taşıma sözleşmesine ilişkin sevk irsaliyesinin müvekkil şirkete verilmesi gerekirken davacı tarafından herhangi bir sevk irsaliyesi düzenlenmediğini, 385 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği uyarınca; kargo aracılığı ile gönderilen emtiaya ilişkin sevk irsaliyesi veya irsaliyeli faturanın emtia ile birlikte kolinin içine konulması mümkün olmamakla birlikte, yalnızca faturanın emtia ile birlikte kolinin içine konulmasının mümkün olduğunu, mallarını nakil ettirecek tüm kişilerin işbu nakil işlemleri için, sevk irsaliyesi düzenlemeleri ve diğer belgelerin varlığının bu yükümlülüğü ortadan kaldırmadığı açıkça hüküm altına alınmakla birlikte; sevk irsaliyesinin her türlü mal hareketliliğinden önce düzenlenmesi ve nakil vasıtasında mutlak suretle bulundurulması gerektiğini, bu kapsamda davaya konu olayda satıcı olduğunu iddia eden davacı tarafından, herhangi bir sevk irsaliyesi dosya kapsamına sunulmamış olup; davacı tarafından Vergi Usul Kanunu'na aykırı davranılmakla birlikte, davacı tarafın iddiaları hiçbir suretle ispatlanamadığını, izah edilen nedenlerle davacının huzurdaki davayı kötü niyetli olarak ikame ettiğini, davacının tüm iddialarına, taleplerine ve faize itiraz ettiklerini, davanın öncelikle usulden, mahkeme aksi kanaatte ise yapılacak yargılama neticesinde esastan reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 29/04/2025 tarih 2024/993 Esas 2025/308 Karar sayılı kararında;"Dava hukuki niteliği itibariyle, taşıma sözleşmesi kapsamında hasarlanan ürünlerin bedelinin tahisili için açılan İstanbul Anadolu 13. İcra Müdürlüğünün ... E sayılı icra takibine davalının yapmış olduğu itirazın İİK 67. maddesi gereğince iptali ile icra inkar tazminatı isteminden ibarettir.İİK. mad. 67/I -III, V‟de düzenlenmiş bulunan itirazın iptali davası, borçlunun itirazının hükümsüz kılınarak, itiraz ile duran ilâmsız takibe konu olan alacağın varlığının saptanarak, icra takibinin devam etmesini (ve bu suretle, takip konusu alacağın borçludan alınmasını) sağlamak amacı ile açılır.İtirazın iptali davası açılabilmesi için; a) Yetkili icra dairesinde yapılmış geçerli bir ilamsız icra takibi bulunmalıdır. İtirazın iptal davası, icra takibi ile bağlantılı olduğundan, davalı aleyhine yapılmış geçerli bir icra takibi bulunmadıkça, itirazın iptali davası dinlenmez. Yetkili icra dairesinde yapılmış usulüne uygun bir icra takibi bulunmadıkça, itirazın iptali davası açılamaz. Eğer, icra mahkemesince “ödeme emrinin iptaline” ya da “icra takibinin iptaline” karar verilmişse, iptal davası konusuz kalır.b) Borçlu tarafından süresi içinde yapılmış -ve hakkındaki takibi durdurmuş olan- geçerli bir itiraz bulunmalıdır. Borçlu tarafından süresinden sonra ödeme emrine itiraz edilmiş olduğu için ya da süresi içinde olmakla beraber yanlış (yetkisiz/görevsiz) yere itiraz edildiği için takip kesinleşmisse veya takip, borçlunun itirazı nedeniyle değil de icra mahkemesinin kararıyla durdurulmuşsa bu gibi durumlarda itirazın iptali davası açmakta hukuki yarar bulunmayacaktır.c) Alacaklı tarafından, borçlunun itirazının kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içinde itirazın iptali davasının açılmış olması gerekir. Alacaklının, “itirazın kendisine tebliğinden itibaren” bir yıl içinde borçlunun itiraz ettiği alacağının tespiti ve itirazın iptali dileğiyle açtığı dava “itirazın iptali” davası niteliğini taşır. Bu davanın açılabildiği, “bir yıllık süre” hak düşürücü süredir. Bir yıllık dava açma süresinin başlangıcı, “itirazın alacaklıya tebliğ tarihi”dir. Bu halde; borçlunun itirazı, alacaklıya tebliğ edilmemişse, bir yıllık dava açma süresi işlemeye başlamayacaktır. Davacının, itirazı herhangi bir şekilde öğrenip öğrenmemesi de sürenin başlamasını gerektirmez. İtirazın iptali istemine konu, İstanbul Anadolu 13. İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyasının incelenmesinde; davacı alacaklının, davalı borçlu aleyhine genel haciz yolu ile icra takibinde buludğu, borçlu vekili tarafından usulüne uygun olarak 15/11/2024 tarihli itiraz dilekçesinde borca ve icra dairesinin yetkisine itiraz edildiği, itiraz dilekçesinin davacı tarafa tebliğ edilmediği, icra müdürlüğünce takibin durdurulduğu anlaşılmıştır. İİK'nın 50/1. Maddesine göre, para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yetkiye dair hükümleri kıyas yolu ile tatbik olunur. Şu kadar ki, takibe esas olan akdin yapıldığı icra dairesi de takibe yetkilidir. 6100 sayılı HMK'nın 6. Maddesinde ise, genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olarak kabul edilmiştir. Bunun yanı sıra HMK'nın 10. maddesine göre de, sözleşmeden doğan davaların, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabileceği düzenlenmiştir. Taraflar arasında sözleşmenin ifa edileceği yer belirlenmemişse, ifa yerinin 6098 sayılı TBK'nın 89. Maddesine göre belirleneceği izahtan varestedir.Yukarıda anılan yasal düzenlemeler değerlendirildiğinde, İcra dairesinin yetkisi İİK'nın 50. maddesinde düzenlenmiş olup, bu kapsamda icra dairesinin yetkisine itirazın HMK'daki mahkemelerin yetkisini düzenleyen hükümler çerçevesinde, ön sorun (hadise) şeklinde incelenip karara bağlanması incelenip karara bağlanması gerekir. İcra müdürlüğünün yetkisine vaki itirazın haklı olduğu sonucuna varılması halinde, mahkemece, davanın, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekecektir. Zira, itirazın iptali davalarında ödeme emrinin takip borçlusuna yetkili icra dairesince tebliğ edilmiş olması, icra dairesinin yetkisine itiraz edildiği hallerde HMK'nın 114/2. anlamında özel bir dava koşuludur.Dosya kapsamındaki belgeler göre, davacının şirket merkezinin Sultangazi/İstanbul, davalının şirket merkezinin ise Beykoz'da bulunduğu görülmüştür.Dava ve takibe konu alacak taraflar arasındaki taşıma ilişkisinden kaynaklanmaktadır. İİK'nın 50 , HMK'nın 10 ve TBK'nın 89. maddeleri uyarınca alacaklının yerleşim yeri olan Çağlayan icra dairesi, davalının yerleşim yeri olan Beykoz icra Dairesi yetkili olduğundan ve ayrıca TTK'nın 890.maddesi uyarınca, malın taşıyıcıya verildiği yer mahkemesi de yetkili kılındığından, malın yüklendiği Antalya İcra Dairesi, malın teslim şubesi olan Ferahevler Şubesinin Sarıyer'de bulunması ve Çağlayan icra dairelerinin yetkili olacağından ( İstanbul BAM 14. HD. 2021/1907 E. 2021/1583 K. Sayılı Kararı) yetkili icra dairesinde takibin yapılmaması sebebiyle özel dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir."gerekçesi ile, ''1-Davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 114/2. fıkrası gereğince icra dairesinin yetkisizliği nedeniyle özel dava şartı yokluğundan aynı yasanın 115/2. fıkrası gereğince usulden REDDİNE," karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/993 E. Sayılı dosyada yapılan yargılama neticesinde davanın icra dairesinin yetkisizliği nedeniyle özel dava şartı yokluğundan reddine karar verdiğini, verilen kararın hukuka aykırı olup istinaf kanun yoluna başvurma zorunluluğu doğduğunu, davanın yetkili mahkemede açıldığını, tarafların yetki itirazında bulunmadıklarını, takip nerede başlatılırsa başlatılsın itirazın iptali davasında yetkili mahkemenin İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, icra takibinde yetkinin, İcra ve İflas Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca belirlendiğini, HMK hükümlerinin bu alanda ancak kıyasen uygulanabildiğini, buna karşılık, itirazın iptali davasında yetki ve görevin, doğrudan Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve ilgili özel kanun hükümlerine göre tayin edildiğini, dolayısıyla icra dairesinin yetkisi ile mahkemenin yetkisinin her zaman birebir örtüşmediğini, mahkeme, İstanbul Anadolu İcra Müdürlüklerinin takip bakımından yetkisiz olduğu gerekçesiyle davanın, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar vermişse de, verilen kararın son derece isabetsiz ve hukuki yarardan yoksun olduğunu, mahkemenin, yetkili olabilecek icra müdürlüklerini belirlemiş ve İstanbul Anadolu İcra Müdürlüklerinin bunlardan biri olmadığını ileri sürerek İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesi’nde açılan davanın usulden reddine hükmettiğini, oysa, takibin yetkili olarak Beykoz İcra Müdürlüğü’nde başlatıldığı ihtimalinde dahi, açılacak itirazın iptali davası bakımından görevli ve yetkili mahkemenin İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesi olacağını, nitekim Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun 07.07.2021 tarihli ve 608 sayılı kararında açıkça ifade edildiği üzere: “İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesi yargı çevresinin, İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesi yargı çevresi olarak belirlenmesine ve iş bu kararın 01.09.2021 tarihinden itibaren uygulanmasına karar verilmiştir.” Beykoz Mahkemelerinin mülhakat (bağlı) mahkemeler olup, ağır ceza merkezi bulunmadığını, mülhakat mahkemelerin ise bağlı oldukları ağır ceza mahkemesi esas alınarak yargı çevresi bakımından değerlendirildiğini, Beykoz Mahkemelerinin de İstanbul Anadolu Mahkemelerine bağlı olduğunu, dolayısıyla, Beykoz İcra Müdürlüğü’nde başlatılan bir takipten kaynaklanan itirazın iptali davasının da İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemeleri’nde açılacağını, ayrıca tarafların da yetkiye dair herhangi bir itirazı bulunmadığını, sırf icra takibinin yetkili bir icra dairesinde başlatılmadığı gerekçesiyle, esasen her hâlükârda yetkili olan İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesi’nde açılan davanın usulden reddine karar verilmesinin, hukuken isabetsiz olduğu gibi, davacı açısından hukuki yararın da ortadan kalkmasına yol açtığını belirterek yerel mahkemenin usulden ret kararının kaldırılmasını, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, davacı şirket ile davalı şirket arasındaki taşıma sözleşmesi kapsamında hasar gören ürünlerin bedelinin tahisili için açılmış olan İstanbul Anadolu 13. İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı icra takibine davalının yapmış olduğu itirazın İİK 67. maddesi gereğince iptali ile icra inkar tazminatı istemine ilişkindir.Yerel mahkemece yapılan yargılama neticesinde yukarıda belirtilen gerekçe ile Hukuk Muhakemeleri Kanunun 114/2. fıkrası gereğince icra dairesinin yetkisizliği nedeniyle özel dava şartı yokluğundan yine aynı yasanın 115/2. fıkrası gereğince usulden reddine karar verilmiş olup, karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Somut olayda, taraflar arasında akdedilmiş olan taşıma sözleşmesine bağlı olarak taşınan ürün, davacının iddiasına göre taşıma sırasında hasar görmüş ve buna bağlı olarak davacı yanca, İstanbul Anadolu 13. İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı icra takibi ile ilamsız takip başlatılmış olup işbu takip davalının borca ve yetkiye itirazı üzerine durmuştur. Akabinde davacı tarafça huzurdaki itirazın iptali davası ikame edilmiştir. Dava konusu takip dosyası kapsamından, davalı takip borçlusunun; takibin yetkisiz icra dairesinde başlatıldığını, İcra ve İflas Kanununun 50. Maddesi atfı ile HMK'nun genel yetkiye ilişkin kuralları uyarınca, yetkili icra dairesinin, davalı takip borçlusunun yerleşim yeri olan Rüzgarlı Bahçe Mah. Yavuz Selim Cad. No... Beykoz/İstanbul adresi itibariyle Beykoz İcra dairesi olduğunu, icra takibinin yetkisiz İstanbul Anadolu İcra Müdürlüğü'nde başlatıldığını ileri sürdüğü anlaşılmıştır. İİK madde 67' ye göre takip talebine itiraz eden alacaklı, itirazın tebliğ edildiği tarihten 1 sene içerisinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. İtirazın iptali, davasında usulüne uygun olarak başlatılmış ve itirazla durmuş bir takibin varlığı dava şartıdır. İtirazın iptali davasını gören mahkemenin, icra takibinin yapıldığı icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı öncelikle incelemesi gerekir. Mahkemenin yetkisine yönelik bir itirazın var olup olmaması, bu sonuca etkili değildir. Bir başka deyişle itirazın iptalinde yetki incelemesi için, bu hususta davalı tarafça yetki itirazında bulunulmuş olması aranmaz. İtirazın iptali davasını görme yetkisi, takibin yapıldığı yer mahkemesine ait olduğundan mahkemenin, icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı incelemesi gerekir. Bu yetki itirazının incelenmesi sonucunda, mahkeme, kendisinin yetkili olup olmadığını da belirlemiş olacaktır.Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 07/07/2025 T. 2025/7144 E. 2025/10522 K. Sayılı ilamı da bu doğrultudadır. HMK'nın 6. Maddesinde, genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olarak kabul edilmiştir. Bunun yanı sıra HMK'nın 10. maddesine göre de, sözleşmeden doğan davaların, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabileceği düzenlenmiştir. Taraflar arasında sözleşmenin ifa edileceği yer belirlenmemişse, ifa yerinin 6098 sayılı TBK'nın 89. Maddesine göre belirlenmesi gerekir. Öte yandan 6102 Sayılı TTK'nun 890 maddesi uyarınca; taşıma işleri ve eşya taşımadan doğan hukuki uyuşmazlıklarda, malın teslim alındığı veya teslim için öngörülen yer mahkemesi de yetkilidir. Mahkemece taraf şirketlerin sicil kayıtları celbedilmiş ve takip tarihi itibariyle; davacının yerleşim yerinin Yunur Emre Mah. 563. Sk. No... Sultangazi/İSTANBUL, davalının yerleşim yerinin ise Rüzgarlıbahçe Mah. Yavuz Selim Cad. No... Beykoz/İSTANBUL olduğu tespit edilmiştir. Gönderinin davalı şirketin Ferah Şubesi'nden teslim edildiği, bu şube adresinin de Sultangazi İlçesi sınnırları içerisinde olduğu, gönderinin teslim yerinin ise Altıntaş Mah. Kardeş Kentler Cad. No:...Aksu/ANTALYA olduğu anlaşılmıştır. Buna göre somut olayda, davalının yerleşim yeri olan Beykoz icra daireleri, HMK'un 10 ve TBK'nun 89 maddesi uyarınca davacının yerleşim yeri itibariyle Gaziosmanpaşa icra daireleri, TTK'nun 890 maddesi uyarınca yine Gaziosmanpaşa ve Antalya icra daireleri yetkilidir. Takibin yetkili icra dairesinde yapılmadığı anlaşıldığından, mahkemece davanın özel dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi isabetli olup, davacının aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç itibariyle; yerel mahkemenin vermiş olduğu kararda da usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık saptanmadığından, davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nnun 353/1-b maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 09/10/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.