İSTİNAF KARAR TARİHİ : 11/02/2026 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 11/02/2026 Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili dava dilekçesi ile özetle; 29.09.2023 tarihinde müvekkili ... Konya İli Selçuklu …
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 11/02/2026 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 16/09/2025 NUMARASI : ... Esas ... Karar DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : 1- ... VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 2- ... 3- ... VEKİLİ : Av... DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) İSTİNAF KARAR TARİHİ : 11/02/2026 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 11/02/2026 Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili dava dilekçesi ile özetle; 29.09.2023 tarihinde müvekkili ... Konya İli Selçuklu İlçesi ...... Mahallesi ...... Caddesi üzerinde Otogar istikametinde yolun sağında bulunan bisiklet yolunda ...... plaka sayılı motorlu bisikleti ile bekleme halinde iken sürücü ... sevk ve idaresindeki ...... plaka sayılı aracının hakimiyetini kaybederek aracının ön kısımları ile müvekkilin motorlu bisikletinin sol yan kısımlarına çarpması sonucu yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, meydana gelen trafik kazası nedeniyle müvekkilinin ağır şekilde yaralandığını, müvekkilin vücudunda meydana gelen hasar nedeniyle ağır bir tedavi süreci yaşamak zorunda kalmış ve sürekli iş göremez durumda olduğunu, kaza sonucu müvekkilinde meydana gelen bu durum, müvekkilin günlük hayatını önemli ölçüde etkilediğini, kazaya bağlı olarak ağır yaralanması sonucu, üzüntü duymuş, endişeye kapılmış ve bu durum psikolojisine etki ettiğini, bu nedenlerle haklı davanın kabulü ile öncelikle hüküm altına alınacak alacağın tahsil edilememesi riskine karşılık olay esnasında davalılardan ...'in kullanımında ve davalı ...'in adına kayıtlı olan ...... plakalı aracın trafik kaydına ve sigorta şirketi dışındaki diğer davalılar ... ile ...'in tüm taşınır ve taşınmazları ile üçüncü kişilerdeki ve bankalardaki hak ve alacakları üzerine verilecek kararın kesinleşmesine kadar “ihtiyati haciz” şerhi konulmasını, trafik kazasında meydana gelen bedensel zarar nedeniyle 6100 sayılı HMK'nun 107. Maddesi uyarınca, toplanacak delillere göre; (tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda arttırılmak üzere) davacı ... için şimdilik 100,00-TL geçici iş göremezlik, 100,00-TL sürekli iş göremezlik, 100,00-TL SGK tarafından karşılanmayan tedavi gideri ve 100,00-TL bakıcı ihtiyacı gideri ve 100,00-TL ekonomik geleceğin sarsılmasından kaynaklı tazminat olmak üzere 500,00-TL maddi tazminatın davalı araç sürücüsü ... ile araç sahibi ...'den olay tarihinden ve davalı ...Ş.'den poliçe limitleriyle sınırlı kalmak kaydıyla temerrüt tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi, yargılama giderleri ve avukatlık ücreti ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsilini, davacı ... için 150.000,00-TL manevi tazminatın davalılar ... ve ...'den olay tarihinden itibaren işleyecek faizi, yargılama giderleri ve avukatlık ücretiyle birlikte tahsilini, yargılama giderleri ve vekâlet ücretlerinin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili ıslah dilekçesi ile özetle; Dava değerini artırma taleplerinin kabulünü, geçici iş göremezlikten doğan tazminat alacağı olarak 34.106,96-TL+100,00-TL=34.206,96TL, bakıcı giderinden doğan tazminat alacağı olarak 13.314,50-TL+100,00-TL= 13.414,50-TL, tedavi giderinden doğan tazminat alacağı olarak 21.500,00-TL+100,00-TL= 21.600,00-TL, olmak üzere toplamda 69.221,46-TL maddi tazminatın davalı ... yönünden (teminat limiti ile sınırlı olarak) temerrüt tarihinden itibaren ve diğer davalılar ... ve ... yönünden olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi, yargılama giderleri ve avukatlık ücretiyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya hükmen ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesi ile özetle; Davayı kabul mahıyetınde olmamak kaydıyla, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, hiçbir şekilde taleplerin ve davanın kabulü anlamına gelmemekle beraber başvuran taraf, dava öncesinde müvekkil şirkete usulüne uygun herhangi bir başvuru yapmadığını, maluliyet raporu olmadan başvuru yapıldığını, müterafik kusur indirimi uygulanması gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte hesaplama yapılacaksa %1,8 teknik faiz hesabı yapılması gerektiğini, SGK’dan geçici iş göremezliğe ilişkin ödeme yapılıp yapılmadığına ilişkin olarak evrak temini gerekmekte olduğunu, yine başvuranın bu süreçte çalışıp çalışmadığının da tespiti gerekli olduğunu, nitekim ifadelerde başvuranın hemşire olduğu kayıtlı olduğunu, bu nedenlerle fazlaya ve başkaya ilişkin hakları, ihbar, dava, talep ve şikayet haklarımızı saklı tutarak müvekkili şirket hakkında açılan davanın dava şartlığı yokluğundan (eksik belge) reddini, esasa girilmesi halinde davanın esastan reddini, aksinin kabulü halinde ise, sorumluluğun azami poliçe teminatı ile sorumlu tutulmasını, temerrüde düşmemiş ve dava açılmasına sebebiyet vermemiş bulunan müvekkili şirket aleyhine vekalet ücreti, yargılama giderleri ve faize karar verilmemesini, kabul anlamına gelmemek üzere aleyhe hüküm kurulması halinde ise poliçe limiti ve sigortalının kusur oranı dikkate alınarak hüküm kurulması gerekliliğine, reddedilen kısım için ise yargılama ücreti ve ücreti vekaletin davacı yana tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar ...... ve ...... vekili cevap dilekçesi ile özetle; Davacı tarafından, müvekkilleri aleyhine 29.09.2023 tarihli trafik kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası açıldığını, açılan işbu davanın usul ve yasaya uygun olmaması nedeniyle reddinin gerektiğini, öncelikle süre uzatım dilekçesindeki zamanaşımı itirazlarını tekrar ettiklerini, eldeki işbu dava 29.09.2023 tarihinde meydana gelen trafik kazası nedeniyle açıldığını, söz konusu kaza müvekkili ...'in Konya ili, Selçuklu ilçesi, ...... Mahallesi, ...... Caddesinde ...... plakalı araç ile seyir halinde iken viraj içerisinde aracın hakimiyetini kaybetmesi üzerine gerçekleştiğini, kazanın oluşumu dosya arasında bulunan kamera kayıtları ile net bit şekilde görüldüğünü, araç sürücüsü olan müvekkili, davacının sürücüsü olduğu ve bisikletler için ayrılan yerde ilerleyen motosikleti hakimiyeti kaybettiği sırada fark etmiş ve ardından direksiyonu yol kenarında bulunan duvara doğru kırarak davacıya zarar gelmemesi için elinden gelen çabayı gösterdiğini, kamera görüntüleri incelendiğinde aracın kontrolünün kaybolmasından sonra tekrar bir manevra ile aracın yönünün değiştiği açıkça görüldüğünü, davaya konu kazada müvekkiline atfedilecek bir kusur bulunmadığını, müvekkilinin aracın hakimiyetini kaybettikten sonra tekrar hamle yaparak herhangi bir kazaya sebebiyet vermeden yoluna devam edebilecek iken davacı ve yolcunun bulunduğu motosiklete çarpmamak için tekrar manevra yaparak önce motosiklete dokunmak daha sonra da duvara çarpmak zorunda kaldığını, kaza tutanağında davacının B sınıfı ehliyeti olduğu görüldüğünü, öncelikle incelenmesi gereken konulardan bir tanesi davacının sürdüğü aracın cinsinin ne olduğu ve motosiklet olması halinde motosikletin kaç cc motor hacmine sahip olduğudur, zira B sınıfı ehliyet ile kaza tarihinde 50 cc'ye kadar olan motosikletler sürülebilmekte olup yapılacak tespite göre davacının ehliyetsiz olarak trafiğe çıkmış olma ihtimali olabileceğini, kaza tespit tutanağında motorun modeli ve motor hacmine dair yeterli veri bulunmadığı halde sürücü belgesinin yeterli olduğu değerlendirilmiş ise de bu tespitin yeterli veri olmadan yapıldığı anlaşıldığını, yine kaza tespit tutanağı ile davacının kazanın meydana gelmesinde herhangi bir kusurunun bulunmadığı değerlendirmesi yapılmış ise de bu tespitin mahkeme açısından bağlayıcı olmaması ile birlikte hatalı olduğunu, davacı motosiklet ile herhangi bir güvenlik ekipmanı bulunmadan bisikletler için ayrılmış olan kısımdan hareket etmektedir. Yukarıda ifade edildiği üzere kusur durumunun tespiti açısından öncelikle davacının ehliyetinin kazaya karışan motosikleti sürmeye elverişli olup olmadığı irdelenmesi gerekmekle birlikte davacının bisiklet yolunda ilerlemesi, herhangi bir ekipman olmadan trafiğe çıkması da kusur incelemesi açısından göz önünde bulundurulması gerektiğini, bu nedenlerle davanın zamanaşımı nedeniyle reddini, davacı tarafından açılan işbu maddi ve manevi tazminat davasının usul ve yasaya uygun olmaması ile (kabul etmemekle birlikte) istenen manevi tazminatın pek fazla olması nedeniyle nedeniyle esastan reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas ... Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; "Yukarıda yapılan açıklamalar, amir kanun hükümleri, bilirkişi raporları, emsal mahiyette Yüksek Mahkeme ilamları ve tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; (a) Maddi Tazminat Talebi Açısından Yapılan Değerlendirmede: 29/09/2023 tarihinde meydana gelen trafik kazasında davacının yaralandığı, kazanın meydana gelmesinde ...... plakalı araç sürücüsünün 2918 Sayılı Kanunun 51, 52/a ve 52/b maddelerinde yer alan kuralları ihlal etmesi sebebiyle %100 oranında asli ve tam kusurlu olduğu, ...... plakalı araç sürücüsünün ise kusurunun olmadığı, maluliyet raporları arasındaki çelişkiyi gideren ATK İhtisas Dairesinin 07/11/2024 Tarihli Raporu ile 28/01/2025 Tarihli Raporlarında tespit edildiği üzere Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre yapılan değerlendirmede kaza sebebiyle davacıda herhangi bir kalıcı maluliyetin olmadığı(%0), geçiçi iş göremezlik süresinin(tıbbi iyileşme süresi) 3 ay olacağı ve bu sürede herhangi bir bakıcıya ihtiyacı olmadığının rapor edildiği, T.C. Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin 15/03/2024 Tarihli Maluliyet Raporunda geçiçi iş göremezlik süresinin(tıbbi iyileşme süresi) 3 ay olacağı gözönünde bulundurularak SGK tarafından karşılanmayan, zorunlu, belgeli ve belgeye bağlanamayan tedavi gideri maddi zararının 21.600,00 TL olacağının rapor edildiği, 28/05/2025 Tarihli bilirkişi raporunda TRH 2010 Yaşam Tablosuna göre yapılan değerlendirmede davacının sürekli iş göremezlik maddi zararının olmadığı, geçici iş göremezlik maddi zararının 34.206,96 TL olduğu ve tedavi gideri maddi zararının ise 21.600,00 TL olduğu anlaşılmakla davasının bu tutarlar üzerinden kısmen kabulüne karar verilmiş, fazlaya ilişkin maddi tazminat taleplerinin ise reddine karar verilmiştir. Her ne kadar davacı tarafından ekonomik geleceğinin sarsıldığı iddiasıyla maddi tazminat talep edilmiş ise de kaza neticesinde kalıcı bir maluliyetinin olmadığı gibi bu kalem yönüyle ekonomik geleceğinin ne suretle sarsıldığı dosya kapsamında davacı tarafından ispat olunamadığından bu kalem yönüyle de davası reddedilmiştir. (b) Manevi Tazminat Talebi Açısından Yapılan Değerlendirmede: 29/09/2023 tarihinde meydana gelen kazada kaza tarihi itibariyle davacının yaşı, kazanın meydana gelmesinde davalının kusur oranı, tıbbi tedavi süresinin uzunluğu, tedavi süresince davacının geçirmiş olduğu cerrahi müdahaleler, bu sürecin davacı üzerinde yaratacağı travma ve psikolojik etki, tarafların sosyal ve ekonomik durumları(UYAP Bilişim Sistemi üzerinden yapılan sorgulamada davalı ... adına kayıtlı taşınmaz ve taşınır mallar da nazara alınarak) ile paranın satın alma gücü de bir bütün olarak değerlendirildiğinde davacı lehine takdir edilecek 125.000,00 TL manevi tazminatın davacı için zenginleşme ve davalı için de yıkım olmayacağına kanaat edilmekle davacının manevi tazminat davasının bu tutar üzerinden kabulüne fazlaya ilişkin talebinin ise reddine karar verilmesi hususunda Mahkememizde vicdani kanaat hasıl olmuştur. (7) DAVA ŞARTI ARABULUCULUK MAHKEMEMİZİN GÖRÜŞ DEĞİŞİKLİĞİ YÖNÜYLE YAPILAN DEĞERLENDİRMEDE: Her ne kadar Mahkememizce daha önce eldeki davanın mutlak ticari dava olması ve dava açılmadan önce sigorta şirketine arabuluculuk başvurusunda bulunmanın ve süreci tamamlamanın dava şartı olduğundan bahisle Zorunlu Arabuluculuk Ücreti masrafı sigorta şirketlerine yükletilmekte ise de T.C. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 09/09/2024 Tarih ve 2022/2615 Esas-2024/7426 Karar sayılı ilamı ile Mahkememizin bağlı bulunduğu T.C. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 11/07/2025 Tarih ve 2025/697 Esas-2025/1415 Karar sayılı ilamları emsal alınarak davacının tazminat taleplerini öncelikle sigortacıya ilettiği, bu haliyle dava açmadan önce sigortacıya başvuru dava şartının yerine getirildiği, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na eklenen 18/A maddesinin 18 inci fıkrasına göre artık zorunlu arabuluculuk hükümlerinin uygulanamayacağı bu itibarla yargılama gideri olarak arabuluculuk masraflarının davalıya yükletilemeyeceği bir başka ifade ile eldeki davada alternatif uyuşmazlık çözüm yolu öngörüldüğünden arabuluculuğun zorunlu dava şartı olmadığı anlaşılmakla yapılan arabuluculuk masrafının davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir. (8) DAVACI VEKİLİNİN ARABULUCULUK VEKALET ÜCRETİ TALEBİ AÇISINDAN YAPILAN DEĞERLENDİRMEDE: T.C. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 19/04/2022 Tarih ve 2022/3979 Esas-2022/4838 Karar sayılı ilamı da emsal alınarak her ne kadar davacı vekili tarafından yargılama neticesinde lehlerine arabuluculuk maktu vekalet ücreti hükmedilmesi talep edilmiş ise de davacı vekilinin talep etmiş olduğu ücretin akdi vekalet ücreti kapsamında kaldığı, AAÜT'nin 16. Maddesinde düzenlenen ücretin karşı taraftan tahsil edilmesi gereken yargılama gideri mahiyetinde vekalet ücreti olarak anlaşılması mümkün olmadığından bu yöndeki talebinin reddine karar verilmiştir. (9) FAİZ TÜRÜ VE BAŞLANGIÇ TARİHİ AÇISINDAN YAPILAN DEĞERLENDİRMEDE: (a) Faiz Türü Açısından Yapılan Değerlendirmede: Kazaya sebebiyet veren ...... plakalı aracın ruhsat bilgilerinin incelenmesinde hususi mahiyette kullanıldığı anlaşılmakla T.C. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 01/12/2020 Tarih ve 2019/5578 Esas-2020/7959 Karar sayılı ilamı da emsal alınarak hükmolunan tazminatlara yasal faiz uygulanmasına karar verilmiştir. (b) Faiz Başlangıç Tarihi Açısından Yapılan Değerlendirmede: T.C. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 18/10/2021 Tarih ve 2021/446 Esas-2021/1515 Karar sayılı ilamında "2918 sayılı KTK'nın 99/I. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel şartları uyarınca, rizikonun bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde sigortanın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir." ifade edildiği üzere sigorta şirketine yapılan başvuru tarihinden itibaren 8 iş günü sonunda zararın karşılanmaması halinde sigorta şirketi yönüyle faizin başlayacağı, somut olayımızda davacı tarafından dava öncesinde sigorta şirketine yapılan başvurusunun 12/12/2023 tarihinde sigorta şirketine tebliğ edildiği, tebliğ tarihi itibariyle sigorta şirketinin 25/12/2023 tarihinde temerrüde düştüğü anlaşılmakla hükmolunan tazminatlara sigorta şirketi açısından bu tarihten, işleten ve sürücü açısından ise kaza tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına karar verilmiş ve; Davacının davasının KISMEN KABULÜ İLE; Davacının 29/09/2023 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebiyle mahrum kaldığı sürekli iş göremezlik maddi zararı, bakıcı gideri maddi zararı ve ekonomik geleceğin sarsılması yönüyle uğradığını iddia ettiği bir maddi zararı olmadığından bu kalemler yönüyle açmış olduğu davasının REDDİNE, Davacının 29/09/2023 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebiyle tıbbi tedavi süresince mahrum kaldığı 34.206,96 TL geçici iş göremezlik maddi zararının DAVALI ...Ş(kaza tarihinde geçerli poliçe(Poliçe No: ......) teminat limitleri ile sınırlı olmak (Sağlık/Tedavi Limiti: 1.200.000,00 TL) temerrüt tarihi olan 25/12/2023 tarihinden itibaren alacağın tahsili tarihine kadar (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla değişen oranlarda) işleyecek YASAL faizi ile birlikte(kendi temerrüdü sonucu ortaya çıkan temerrüt faizleri ve fer’ilerinden poliçe limitinden bağımsız sınırsız sorumlu olarak) İLE DAVALILAR ... VE ...'DEN(temerrüt tarihi olan 29/09/2023 tarihinden itibaren alacağın tahsili tarihine kadar (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla değişen oranlarda) işleyecek YASAL faizi ile birlikte) TAHSİLDE TEKERRÜR OLMAMAK KAYDIYLA MÜŞTEREKEN VE MÜTESELSİLEN TAHSİLİ İLE DAVACIYA VERİLMESİNE, Davacının 29/09/2023 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebiyle tıbbi tedavi süresince mahrum kaldığı 21.600,00 TL SGK tarafından karşılanmayan, zorunlu, belgeli ve belgeye bağlanamayan tedavi gideri maddi zararının DAVALI ...Ş(kaza tarihinde geçerli poliçe(Poliçe No: ......) teminat limitleri ile sınırlı olmak (Sağlık/Tedavi Limiti: 1.200.000,00 TL) temerrüt tarihi olan 25/12/2023 tarihinden itibaren alacağın tahsili tarihine kadar (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla değişen oranlarda) işleyecek YASAL faizi ile birlikte(kendi temerrüdü sonucu ortaya çıkan temerrüt faizleri ve fer’ilerinden poliçe limitinden bağımsız sınırsız sorumlu olarak) İLE DAVALILAR ... VE ...'DEN(temerrüt tarihi olan 29/09/2023 tarihinden itibaren alacağın tahsili tarihine kadar (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla değişen oranlarda) işleyecek YASAL faizi ile birlikte) TAHSİLDE TEKERRÜR OLMAMAK KAYDIYLA MÜŞTEREKEN VE MÜTESELSİLEN TAHSİLİ İLE DAVACIYA VERİLMESİNE, Davacının 29/09/2023 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebiyle uğradığı 125.000,00TL manevi tazminatın DAVALILAR ... VE ...'DEN(temerrüt tarihi olan 29/09/2023 tarihinden itibaren alacağın tahsili tarihine kadar (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla değişen oranlarda) işleyecek YASAL faizi ile birlikte) TAHSİLDE TEKERRÜR OLMAMAK KAYDIYLA MÜŞTEREKEN VE MÜTESELSİLEN TAHSİLİ İLE DAVACIYA VERİLMESİNE, davacının fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin REDDİNE," şeklinde hüküm kurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı ...Ş vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; hiçbir şekilde taleplerin ve davanın kabulü anlamına gelmemekle beraber KTK 97 uyarınca sigorta şirketine kanunda belirtilen evraklar ile müracaat edilmediğini, geçici iş göremezlik tazminatının poliçe teminatı kapsamında olmadığını, geçici iş göremezlik tazminatının teminat kapsamında olduğunu kabul anlamına gelmemek kaydı ile söz konusu zararın oluşması için kazadan önce elde edildiği halde kaza nedeniyle elde edilemeyen bir kazancın mevcudiyetinin gerekli olduğunu, davacının kaza tarihinde öğrenci olduğu tespit edildiğinden mahrum kalınan bir kazancın söz konusu olmadığını, müvekkil şirketin tedavi giderlerine ilişkin sorumluluğunun bulunmadığına ilişkin itirazlarının saklı kalmak kaydıyla, belgeye bağlanılmayan ve SGK tarafından karşılanmayan tedavi giderlerinin 21.600 TL olabileceği belirtilmişse de müvekkil şirketin faturalanmamış farazi giderlerden sorumlu olmadığını, müvekkil şirketin tedavi giderinden sorumluluğunun bulunmadığını, davacının devlet hastanesinde tedavi olduğunu, herhangi bir giderinin mevcut olmadığını, yol ve paramedikal giderler dolaylı zarar olup talebin reddinin gerektiğini, davacının motosiklet kullanırken kullanması gereken koruyucu ekipmanlarının kullanılmadığı husususun 5 nolu kodla belirtildiği, yaralanmasının ise diz ve dirseklerde meydana geldiği, müterafik kusur indirimi uygulanması gerektiğini, tazminat hesaplaması aktüer sıfatına sahip bilirkişiler tarafından ZMMS genel şartlarına çerçevesinde yapılması gerektiğini, müvekkil şirkete usulüne uygun başvuru yapılmadığından temerrüde düşmediğini, davacının yargılama giderleri ve vekalet ücreti taleplerinin reddinin gerektiğini, tüm bu nedenlerle ilgili gerekçeli kararın bozulmasını, davanın reddine karar verilmesini, talepleri doğrultusunda yeniden yargılama yapılarak inceleme yapılmasını, esasa girilmesi halinde davanın esastan reddine, davanın esastan reddedilmemesi halinde ise savunmalarına göre yargılama giderlerinin davacı üzerine yüklenmesini, kabul anlamına gelmemek üzere aleyhe hüküm kurulması halinde ise savunmaları uyarınca poliçe limiti, sigortalının kusur oranı ve zarara uğrayanın da müterafik kusuru dikkate alınarak hüküm kurulması gerekliliğine, reddedilen kısım için ise yargılama ücreti ve ücreti vekaletin davacı yana tahmiline karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. Davalılar ... ve ... vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; dosya kapsamında alınan kusur ve aktüer raporu hatalı ve yerinde olmayan değerlendirmeler sonucu hazırlanmış olup yerel mahkemece denetime elverişli olmayan raporun hükme esas alınması usul ve yasaya uygun olmadığını, müvekkilin dava konusu kazada kusurunun bulunmadığını, dosya kapsamında alınan kusur raporunda davacının kusurunun dikkate alınmadığını, davacının motosiklet ile herhangi bir güvenlik ekipmanı bulunmadan bisikletler için ayrılmış olan kısımdan hareket ettiğini, yerel mahkemenin yerinde olmayan gerekçelerle müterafik kusurun değerlendirilmemesinin usul ve yasaya uygun olmadığını, dosya kapsamında alınan maluliyet raporundan da anlaşılacağı üzere davacının maluliyet oranının %0 olduğunu, bu kapsamda davacının iyileşme sürecinin 3 ay kabul edilerek geçici iş göremezlik zararının 3 ay üzerinden hesaplanmasının hukuk ve hakkaniyete uygun olmadığını, tedavi giderine ilişkin sunulan faturanın meydana gelen yaralanma ile uyumlu olup olmadığı ve faturanın piyasa rayicine uygunluğu değerlendirilmemiş olup fahiş olarak tespit edilen tedavi giderine de itiraz ettiklerini, tüm bu nedenlerle istinaf taleplerinin kabulü ile usul ve esas yönünden hukuka uygun olmayan Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 16/09/2025 tarih ... Esas ... Karar sayılı kararının istinafen incelenerek kaldırılmasına, haksız ve mesnetsiz davanın esastan reddine, yargılama gideri ve ücreti vekaletin davacıya tahmiline karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. Davacı vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme tarafından davacı müvekkil adına sürekli iş göremezlik maddi zararı, bakıcı gideri maddi zararı ve ekonomik geleceğin sarsılması maddi zararının olmadığından bahisle bu kalemler yönüyle açmış oldukları davanın reddine hükmedilmesi ve bu nedenle aleyhe vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, meydana gelen trafik kazası nedeniyle davacı müvekkil ......'ın ağır şekilde yaralandığını, bedensel zarara uğramış olan müvekkilin vücudunda klavikula kırığı, sol omuzda hareket kısıtlılığı oluştuğunu, ciddi ameliyatlar geçiren müvekkilin vücudunda ağır hasar meydana geldiğini, müvekkilin kaza tarihinde Necmettin Erbakan Üniversitesi Elektronik Haberleşme Teknolojisi Bölümünü kazandığını fakat ağır tedavisi ve geçirdiği ameliyatlar nedeniyle ilgili bölüme kayıt yaptıramadığını, bu nedenle eğitim hayatına devam edemediğini ve yeniden üniversite sınavına hazırlanmak durumunda kaldığını, yerel mahkeme tarafından davacı müvekkil adına hükmedilen maddi tazminat kalemlerinin düşük hesap edilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davacı adına hükmedilen manevi tazminat miktarının da düşük olduğunu, yerel mahkeme tarafından davacı müvekkil aleyhine arabuluculuk ücretine hükmedilmesi ve taraflarının arabuluculuk vekalet ücreti taleplerinin reddedilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, tüm bu nedenlerle Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 16/09/2025 tarih ... Esas ... Karar sayılı ilamın itirazları doğrultusunda kaldırılmasına, davanın itirazları doğrultusunda incelenerek taleplerinin tüm olarak kabulüne, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Mahkemece verilen karar, tüm taraflarca aşağı belirtilen yönlerden istinaf edilmiştir. Dava, trafik kazası nedeniyle oluşan yaralanma nedeniyle maddi-manevi tazminat talebine ilişkindir. -Davalı sigortanın, davadan önce usulüne uygun başvuru yapılmadığı, dolayısıyla temerrüt/faize ilişkin istinafı; 2918 sayılı KTK'nın 97.maddesinde, 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik neticesinde, 97.maddenin eski metninde, zarar görenin zorunlu mali sorumluluk sigortasında ön görülen sınırlar içinde doğrudan doğruya sigortacıya karşı talepte bulunabileceği gibi, dava açabilme hakkı mevcut iken 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik sonucunda madde hükmü "Zarar görenin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 Sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir" denilmiştir. Yukarıda maddede yapılan değişiklikle, zarar gören hak sahipleri ZMMS sigortacısına (ya da Güvence Hesabına) karşı artık doğrudan dava açamayacaklardır. Öncelikle sigortacıya tazminatın ödenmesi için genel şartlarda belirtilen belgeler ile yazılı olarak başvuracaklar ve yazılı başvurudan itibaren 15 gün içinde kendilerine cevap verilmez ya da verilen cevap hak sahibinin talebini karşılamaz ise, hak sahibi tazminat için dava açabileceği gibi tahkime de başvurabileceklerdir. Bu hali ile trafik kazaları nedeniyle zarara uğrayanlar sigortaya davadan açmadan önce mutlaka sigortacıya yazılı başvuruda bulunmak zorundadırlar. Dava açabilmeleri için yazılı başvurudan itibaren 15 günlük sürenin dolmuş olması gerekmektedir. Bu sebeplerle davadan önce yazılı başvuruda bulunmak ve başvurudan itibaren 15 günlük sürenin geçmesi ZMMS sigortacısına tazminat davası açılmasının ön şartıdır. Bu husus anılan maddenin değişiklik gerekçesinde vurgulanmıştır. 6100 sayılı HMK'nın dava şartlarının düzenlendiği 114.maddesinin 2.fıkrasındaki düzenlemeye göre "Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır". HMK 115. maddenin 1.fıkrasında ise, "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler." denilmiş, 2.fıkrada ise, "Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir." düzenlemesi mevcut olup; 6407 sayılı Kanunla değişik 2918 sayılı KTK'nın 97. maddesinde zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerektiği, sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar görenin dava açabileceği veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabileceği düzenlenmiştir. Somut uyuşmazlıkta, meydana gelen trafik kazasın nedeniyle davacı tarafın, dava tarihinden önce davalı sigortalara belgeler ile birlikte başvuru dilekçesi ile başvurduğu, dolayısıyla davacının dava açmadan önce yasada öngörülen sigortaya başvuru koşulunu yerine getirdiği sonucuna ulaşıldığı, bu halde yasada belirtilen başvuruya ilişkin ön koşulun yerine getirildiği, temerrütün de başvuru tarihinden itibaren geçmesi gerekli sekiz günlük yasal süre de nazara alındığında bu tarih itibariyle oluştuğundan, davalı vekilinin bu hususlara ilişkin itirazı yerinde değildir. - Sigorta dışındaki davalıların kusura yönelik itirazında; Türk Borçlar Kanunun 49.maddesinde, "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür", yine aynı kanunun 50.maddesinde, "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır" denilmektedir. Karayolları Trafik Kanunun 86/1 maddesinde, "İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur" denilmektedir. Birbirini teyit eden nitelikteki kaza tespit tutanağı ile gerek Mahkemece alınan gerekse ceza mahkemesince alınan, kazaya ilişkin görüntülerin de incelendiği ayrıntılı, gerekçeli, oluşa ve delillere uygun kusur raporlarına göre davalı taraf sürücünün tamamen kusurlu olduğu biçimdeki belirlemenin dosya kapsamındaki delillere ve oluşa uygun olduğundan buna yönelik itirazların reddine karar verilmiştir. -Davalı sigortanın tedavi giderleri ve geçici iş göremezliğin teminat dışı olduğu itirazında; 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin "Sağlık Giderleri teminatı" başlıklı (b) maddesinde " Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir." ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar, 1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, 2-Tedaviyle ilgili diğer giderler, 3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler, Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir. Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır. Bu düzenleme gereği ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki; 1-Bakıcı giderleri 2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları) 3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir. Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez. Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder.(Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ) Yine taraflar arasında düzenlenmiş olan Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası poliçesinin bir anlamda mütemmim cüzü olan eki niteliğindeki genel şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de düşünülemez. Ayrıca; ZMMS sözleşmesindeki şartların davacı açısından bağlayıcı olmaması ve anayasa mahkemesinin 09/10/2020 tarihli resmi gazetde yayınlana 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 e 2019/40 k sayılı kararına göre 6704 sayılı kanunu 3.maddesiyle değiştirilen 90. maddesinn birinci cümlesinde yeralan "ve bu kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda " ibaresinin ve ikinci cümlesinde yeralan "ve genel şartlarda " ibaresinin iptal edilmiş olması sebebiyle de uygulanmayacaktır. Bu halde davalının geçici işgörmezlik, tedavi giderlerinin teminat dışı olduğuna yönelik istinaf itirazları yerine değildir. - Kamu düzeni gereği ve istinaf sebebi nedeniyle aktüer ve maluliyet raporuna yönelik; İDM ce meydana gelen kazanın ve ödemeye esas olan poliçe başlangıç tarihinin 01/06/2015 tarihinden sonra olması nedeniyle 01/06/2015 tarihli genel şartlarda belirtilen usule göre hesaplama yapılıp karar verildiği anlaşılmaktadır. Ne varki AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı). Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir. Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır. Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir. Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir. Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamındabir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır. Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında; AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir. Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE Aynı kaza ile ilgili olmak üzere İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır. Öte yandan icra ve iflas kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair 7327 sy nın 18. madde ile 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 90 ıncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Kanun” ibareleri “Kanunda” şeklinde değiştirilmiş, fıkraya birinci cümlesinden sonra gelmek üzere cümle ve maddeye fıkra eklenmiştir Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirlenir.” düzenlemesi 19/06/2021 tarihinde yürürlüğe girmiştir 2918 sy da yapılan Bu düzenleme sonrası 04/12/2021 tarihli resmi gazetede düzenlenen düzenleme ile yasaya uygun yeni genel şartlarda değişikliğe gidilmiştir Bu bakımdan 04-12-2021 tarihinden sonra düzenlenecek poliçelerde bu genel şartlara uygun ve dayanak 2918 sy ya uygun hesaplama yapılması gerekecek ve yasal düzenleme bu ise de 2918 sy nın 90, maddesine eklenen 1. Fıkradan sonra gelen hüküm Anayasa Mahkemesi’nin 29/12/2022tarihli ve E.: 2021/82, K.: 2022/167 sayılı Kararı ile.) Karayolları Trafik Kanunu’nun 90’ıncı maddesinde yer alan trafik sigortası kapsamında ödenen değer kaybı tazminatı, destekten yoksun kalma tazminatı ve sürekli sakatlık tazminatlarına ilişkin hesaplamada dikkate alınacak kriterler ile maddenin uygulanmasına ilişkin SEDDK’ya düzenleme yapma yetkisi verilen hüküm Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir 2918 sy nın 90. Maddesinin son haline göre Madde 90 – (Değişik:14/4/2016-6704/3 md.) Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanunda (…)(2) öngörülen usul ve esaslara tabidir. (Ek cümle:9/6/2021-7327/18 md.) (İptal cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 29/12/2022 tarihli ve E.: 2021/82, K.: 2022/167 sayılı Kararı ile.) Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanunda (…)(2) düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır. (3) (Ek fıkra:9/6/2021-7327/18 md.) (İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 29/12/2022 tarihli ve E.: 2021/82, K.: 2022/167 sayılı Kararı ile.) şeklindedir Görüldüğü üzere;son iptal kararı ile Değer kaybı tazminatı, aracın; piyasa değeri, kullanılmışlık düzeyi, hasara uğrayan parçaları ile hasar tutarı dikkate alınarak hesaplanacağı Destekten yoksun kalma tazminatı, ulusal doğum ve ölüm istatistikleri kullanılarak hazırlanan hayat tablosu ve zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında yüzde 2’yi geçmemek üzere belirlenen iskonto oranı esas alınarak hayat anüiteleri ile genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun olarak hesaplanacağı Sürekli sakatlık tazminatı, ulusal doğum ve ölüm istatistikleri kullanılarak hazırlanan hayat tablosu, zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında yüzde 2’yi geçmemek üzere belirlenen iskonto oranı ve sürekli sakatlık oranı esas alınarak hayat anüiteleri ile genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun olarak hesaplanacağı; Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirleneceği; Hükümleri Anayasaya aykırı bulunmuş olup,iptal kararı sonrası yine TBK nın haksız fiile ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam edilmesi gerekecektir.2. İptal kararı ile yine 1. İptal kararı öncesi mevcut düzenlemeler dikkate alınarak karar verilecektir. Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir. ÖTE YANDAN DANIŞTAY 8. DAİRESİNİN 2022/772 ESAS 2025/4513 SAYILI KARARI İLE Davacı tarafında dilekçesinde belirttiği üzere Anayasa Mahkemesinin 17/07/2020 tarih, E:2019/40, K: 2020/40 sayılı kararı ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 90. maddesinin "...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda..." ibaresi ile "...ve genel şartlarda..." ibaresinin iptali sonrasında 90. madde; “Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun (…) öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun (…) düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/01/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fillere ilişkin hükümleri uygulanır.” şekline gelmiş, böylece tazminat hesaplamalarına dair usul ve esasların Genel Şartlar ile düzenlenmesine temel dayanak olan ibareler, iptal edilmiştir. Bu itibarla; kanuni dayanağı ortadan kalkmış Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nda değişiklik yapılmasına ilişkin dava konusu 04/12/2021 tarih ve 31679 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tebliğin dava konusu düzenlemelerinin iptali gerekmektedir. GEREKÇESİYLE Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın; 04/12/2021 tarihli ve 31679 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar başlıklı Tebliğ'in; 4. maddesi ile değiştirilen A.5. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan "bu Genel Şartların Ek 1'inde yer alan esaslara göre" ibaresinin ve 15. maddesi ile değiştirilen "Değer Kaybı Tazminatı Hesaplaması" başlıklı Ek 1'in, 4. maddesi ile değiştirilen A.5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan "bu Genel Şartların Ek 2'sinde yer alan esaslara göre" ibaresinin ve 15. maddesi ile değiştirilen "Sakatlık Tazminatı Hesaplaması" başlıklı Ek 2'nin, 4. maddesi ile değiştirilen A.5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan "bu Genel Şartların Ek 3'ünde yer alan esaslara göre" ibaresinin ve 15. maddesi ile değiştirilen "Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Hesaplaması" başlıklı Ek 3'ün İPTALİNE, KARAR VERİLDİĞİ YİNE DANIŞTAY 8. DAİRESİNİN 2022/786 ESAS 2025/6004 SAYILI KARARI İLE Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından 04/12/2021 tarihli ve 31679 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar başlıklı Tebliğ'in 16. maddesinin ve Genel Şartlar'ın dava konusu Tebliğ'in 15. maddesi ile değişik "Ek 2:Sakatlık Tazminatları Hesaplaması" başlıklı kısmının 6. maddesinin İPTALİNE, KARAR VERİLDİĞİ VE GENEL ŞARTLARIN BU İPTAL KARARLARI İLE BİRLİKTE UYGULANABİLİRLİĞİ İMKANI KALMAMIŞTIR Bu halde Aym'ce verilen HER İKİ iptal kararları sonrası VE DANIŞTAYIN İPTAL KARARI GEREĞİ düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların ve bu genel şartlarla belirlenen Özürlülük ölçütü yönetmeliği ile Engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından; Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir. (Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları) Bu halde Söz konusu belirlemenin Adli Tıp/Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlar tarafından (çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak) uzmanlık alanlarına göre, HMK'nun 275 inci maddesi gereğince oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan çalışma gücü ve maluliyet oranının belirlenmesine ilişkin mevzuat hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. O halde mahkemece, yukarıda verilen hukuksal bilgiler dikkate alınarak Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulu'ndan veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Ana Bilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarından davacının maluliyeti olup olmadığı, yaralanmasının niteliği, iş güçten kalma süresinin tespiti bakımından Aym' ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından Her ne kadar somut olayda kaza tarihi 01/09/2013 tarihinden sonra ise ve Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uygulanması gerekmekte ise de; Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporlarda da belirtildiği üzere; 11 Ekim 2018 tarih ve 27021 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği özellikle trafik kazalarına bağlı olmak üzere tazminat davalarında mahkemelerce bilhassa istenilen ve bu konu ile ilgili değerlendirmelerde tüm bilirkişi kurumlarca kullanılan bir cetveldir. Bu cetvelde vücuttaki her bir sisteme ait hastalık veya arızalar için puanlar yer almakta olup, bu sayede çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybına bağlı bir oran verilebilmektedir. Malulen emekli olma işlemleri ile ilgili olan 3 Ağustos 2013 tarih ve 28727 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği ise yönetmelikteki tanımıyla kişinin "çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60'ını kaybedip kaybetmediğinin" değerlendirilmesi için düzenlenmiştir. Yönetmelik ekindeki listelerde hangi hastalık veya arızaların bu kapsamda sayılabileceği listelenmiş, kapsama girmeyenler için ise herhangi bir oran belirtilmemiştir. Bu bağlamda belli bir tarihteki bir olaya bağlı çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının değerlendirilmesinde Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin kullanılması teknik olarak mümkün değildir. Zira 2013 tarihli yönetmelik malulen emeklilik ile ilgili baremleri içermekte olup maluliyet oranının tespitine yönelik belgeleri ve cetvelleri içermemektedir. Bu nedenle, söz konusu yönetmelik yukarıda açıklandığı gibi maluliyet tespiti için uygun olmadığından "11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre ve usule uygun heyet teşkili suretiyle rapor alınarak sonucuna göre karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli bulunmamıştır. Keza AYM 'ce verilen HER İKİ iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak 01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir. Ayrıca; Yargıtay HGK 17/06/2015 tarih 2013/17-2423 Esas,2015/1661 Kararında da belirtildiği üzere eğer sağlık kurulu raporunda belirlenen maluliyet oranı ile mahkemece alınan adli tıp heyet raporundaki maluliyet oranı arasında "fahiş fark varsa" bu çelişki Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu tarafından giderilmelidir. Somut olayda, her ne kadar Mahkemece yargılama aşamasında Selçuk Üniversitesi Adli Tıp Heyeti raporu ile en son ATK İhtisas Dairesi raporu arasında Çalışma Gücü Kaybı Yönetmeliğine göre verilen raporda çelişki bulunmamaktadır,Zira Mahkemece Selçuk Üniversitesi Adli Tıp Kurumu Başkanlığından 15/03/2024 tarihli raporun kaza tarihinden itibaren 1 yıl geçmediğinden rapor hüviyeti bulunamayacağından ortada çelişki oluşturacak bir rapor bulunmamaktadır. Dolayısıyla ATK İhtisas Dairesinin doğru yönetmeliğe göre davacının sürekli iş göremezlik maluliyetinin bulunmadığına yönelik hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu halde mahkemece, AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara göre 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerinin baz alındığı ATK İhtisas Dairesi maluliyet raporuna itibar edilerek sürekli iş göremezlik zararının bulunmaması gözetilerek, bunun dışında belirlenen geçici iş göremezlik ve tedavi giderleri yönünden karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. - Davalıların müterafik kusura ilişkin itirazlarında; Zararın meydana gelmesinde veya artmasında zarar görenin de kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 52 nci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre zarara uğrayan, zarar doğuran eyleme razı olmuş veya kendisinin sebep olduğu hal ve şartlar zararın meydana gelmesine etki yapmış veya tazminat yükümlüsünün durumunu diğer bir surette ağırlaştırmış ise, hakim tazminat miktarını hafifletebilir veya tamamını kaldırabilir. Müterafik kusur indiriminde her somut olayın özelliğine göre olayın meydana geliş tarzı ve zararın artmasında zarar görenin kusurlu davranışının sonuca etkisi değerlendirilerek uygun oranda bir indirim yapılmasını gerektirir ve zarar görenin müterafik kusurunun tespiti halinde 6098 sayılı Kanun'un 52 nci maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 78 inci maddesinde "Belirli sürücülerin ve yolcuların, araçların sürülmesi sırasında koruyucu tertibat kullanmaları zorunludur... Kullanma ve yolların özelliği gözetilerek hangi tip araçlarda sürücülerinin ve yolcularının şehiriçi ve şehirlerarası yollarda hangi şartlarda hangi koruyucu tertibatı kullanacakları ve koruyucuların nitelikleri ve nicelikleri ile emniyet kemerlerinin hangi araçlarda hangi tarihten itibaren kullanılacağı yönetmelikte belirtilir." düzenlemesi yapılmıştır. Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 150 nci maddesinde "Belirli sürücülerin ve yolcuların, araçların sürülmesi sırasında koruyucu tertibat kullanmaları mecburidir. (Değişik ikinci fıkra:RG-19/2/2014-28918) Sürücü ve yolcular için, nicelik ve nitelikleri bu Yönetmeliğin ekinde yer alan (1) sayılı cetvelde ve Karayolları Trafik Kanununa göre çıkarılan diğer yönetmeliklerde gösterilen koruyucu tertibatlardan; a) Üç tekerlekli yük motosikletleri hariç, elektrikli bisiklet, motorlu bisiklet ve motosikletlerde sürücülerin koruma başlığı ve koruma gözlüğü, yolcuların ise koruma başlığı,” şeklinde düzenlenme bulunmaktadır. Somut olayda; davacının yaralanma bölgesinin klavikula yani omuz bölgesinden olması nedeniyle bu bölgeye ilişkin koruyucu ekipman bulunmadığı gibi KTY'nin ilgili maddesinde motosiklet sürücüleri için bu bölgeler için koruyucu ekipman kullanımı zorunlu tutulmadığından buna ilişkin itirazın son derece yersiz ve soyut nitelikte olduğu görülmüştür. (Bkz. aynı yönde Yargıtay 4. HD 2023/546 Esas, 2024/13772 Karar sayılı ilamı) -Davalıların, geçici iş göremezlik döneminde efor tazminatına ilişkin itirazında; Sorumluluk hukukunun temel amacı, bir kimsenin malvarlığında iradesi dışında meydana gelen eksilmeleri aynen veya nakden gidererek zarar görenin zarar verici olay sonucunda malvarlığında eksilen değer yerine nitelik veya nicelik yönünden eş bir değer koymaktır. Zarar görenin malvarlığında eksilen değer yerine aynı nitelikte bir değer konulması mümkün olduğu takdirde bu değer; bu mümkün olmadığı takdirde, nicelik yönünden, yani para ile ona denk bir değer konulur ve zarar verenin yerine getirmek zorunda olduğu bu yükümlülüğe tazminat yükümlülüğü adı verilir. Tazminat yükümlülüğünün, bir diğer ifadeyle zarar verenin ödeyeceği tazminat miktarının tespit edilebilmesi için, öncelikle zararın hesaplanması gerekmektedir. Zarar görenin malvarlığının zarar verici olaydan sonraki durumu ile böyle bir olay meydana gelmeseydi göstereceği durum arasındaki farkı ifade eden zarar, eşyaya ilişkin olabileceği gibi kişiye ilişkin de olabilecektir. Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zararların da kişiye ilişkin zarar kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Çalışma gücü, zarar görenin iş gücünün, yani beden ve fikir gücünün, gelir getirici şekilde kullanılması demektir. Burada asıl önem arz eden kazanç kaybı veya azalması değil, kazanma gücünün kaybı veya azalmasıdır. Bu kayıp ve azalmadan doğan olumsuz ekonomik sonuçlar, zararı oluşturur (EREN Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 713). Bununla birlikte Yargıtay'ın yerleşik uygulaması gereğince kişinin vücut bütünlüğünün ihlâli nedeniyle ortaya çıkan beden gücü kayıplarının gelirinde veya malvarlığında bir azalma meydana gelmese dahi tazminat gerektirdiği kabul edilmekte ve bu husus güç kaybı tazminatı olarak ifade edilmektedir. Bu durum, ilk bakışta sorumluluk hukukundaki zarar kavramına aykırı gibi görünse de, burada vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin aynı işi zarardan önceki durumu ve diğer kişilere göre daha fazla güç sarf ederek yaptığı gerçeğinden hareket edilmekte ve zararı, fazladan sarf edilen bu gücün oluşturduğu kabul edilmektedir. Zarar hesabında pasif dönem için dayanak teşkil eden “efor kaybına” ilişkin görüş, küçüklerin sürekli iş göremezliğinin bulunması halinde kabul edildiği gibi eforun tamamen %100 oranında kaybedildiği geçici iş göremezlik süresi için de kabul edilmelidir. (Aynı yönde) Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2013/9064 E- 2014/8672 K. Sayılı 29.5.2014 tarihli ilamı. Bu nedenle mahkemece, iyileşme döneminde efor tazminatı kapsamında, davacı için herhangi bir geliri bulunmasa veya daha az bulunsa dahi efor tazminatı kapsamında belirlenen geçici iş göremezlik döneminde asgari ücret seviyesinde zararlarının bulunmasına göre geçici iş göremezlik tazminatı hesaplaması yapılması yerinde olup buna yönelik itirazların reddi gerekmiştir. -Davacının, ekonomik geleceğin sarsılmasına ilişkin itirazda; Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin ekonomik geleceğinin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan uğraması muhtemel zararlar TBK m. 54’de “ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar” şeklinde ifade edilmiştir. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin bu ihlâl nedeniyle ekonomik geleceği sarsılmış olabilir. Bu tür zararlar çalışma gücünün tamamen veya kısmen kaybı nedeniyle ortaya çıkan zararlar dışında ekonomik geleceğin sarsılmasının meydana getirdiği zararlardır. Ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar müstakbel zararlardır ve bu zararlar çalışma gücünde bir azalma olmasa dahi meydana gelmektedir. Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişi çalışma gücünde bir azalma meydana gelmese dahi iş piyasasında yeni bir iş bulmakta veya eski işini korumakta güçlük çekmekte veya aynı işte çalışsa dahi ihlâlden öncesine nazaran daha çok emek sarf etmek zorunda kalmaktadır. Hatta bu kişiler ihlâl fiili neticesinde işlerinden tamamen de çıkarılabilirler. Vücut bütünlüğünün ihlâli nedeniyle ekonomik geleceğin sarsılması özellikle mesleği nedeniyle bazı kişiler bakımından ayrıca önem arz etmektedir. Örneğin,vücut bütünlüğü ihlâl edilen bir sinema sanatçısının, halkla ilişkiler bölümünde çalışan bir kişinin yüzünde sabit bir iz kalması bu kişilerin çalışma güçlerinde fiilen bir eksiklik meydana getirmemekle birlikte iş bulmalarını imkânsızlaştırabilecek, zorlaştırabilecek ya da kariyer olarak yükselmelerine engel olabilecektir. Bu gibi durumlarda zarar gören ekonomik geleceği sarsılarak zarara uğratılmış olur (Oğuzman Kemal/Öz Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. B, İstanbul 2009, s. 562). Somut olayda; davacının kalıcı maluliyetinin de bulunmadığı, mevcut durumda yaptığı işi ve yaşı, sosyal ekonomik durumu da gözetildiğinde ayrıca ekonomik geleceğin sarsılması tazminat şartlarının ispatlanmamış bulunduğu anlaşıldığından tazminat isteminin bu sebeplerle reddi yerinde olduğundan buna yönelik itirazın reddi gerekmiştir. -Davacının bakıcı giderine, geçici iş göremezlik tazminatına ilişkin itirazlarında; Davacının, başkasının yardımına muhtaç olmadığı ATK Heyet heyet raporu ile belirlenmiş olup bu nedenle bakıcı giderine hükmedilmemesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. -Tarafların faturasız tedavi giderine yönelik itirazında; Genel olarak sağlık hizmeti giderleri, fatura ile ispat edilmelidir. Ancak bazı giderlerin belge ile ispatlanması zordur. Biz bunlara faturalandırılmayan giderler olarak adlandırıyoruz. Örneğin yol giderleri gibi. Bu gibi giderler için hakimin belgelendirilmediği gerekçesi ile reddedilmesi doğru değildir. Çünkü TBK 50/2 maddesi gereği uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir. Bu nedenle kişinin haksız eylemden zarar gördüğünün ve bedensel zarara uğradığının ispatlaması yeterli olup, ayrıca iyileşme harcamaları için fatura ve makbuz gibi belgeler bulup getirmesi şart değildir. Hiçbir belge sunulmasa bile, hakim, görevlendireceği uzman bilirkişilere tedavi ve tüm iyileşme giderlerini hesaplatmakla ve hüküm altına almakla yükümlüdür. (HGK.26.04.1995, E. 1995/11-122 K.1995/430) Bu kapsamda, uzman doktor bilirkişiden (Selçuk Üniversitesi Adli Tıp Heyetince) faturasız tedavi konusunda rapor alınmak suretiyle değerlendirme yapılarak buna göre karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. İtiraz yersizdir. - Tarafların manevi tazminata yönelik itirazlarında; 6098 sayılı TBK.nın 56. maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de göz önünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hükmedeceği öngörülmüştür. Yargıtay’ın 22.6.1966 tarih ve 1966/7 Esas 1966/7 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar, her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hâkimin takdirine bırakılmış ise de hâkim; Medeni Kanununun 4. maddesinde yer alan hakkaniyet ilkesi gözeterek, hukuk ve adalete uygun hak ve nesafet kurallarına göre uygun miktarda tazminat takdir etmesi gerekmektedir. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların değerlendirilmesi gerekir. Hakim manevi tazminata hükmederken; tarafların kusur durumu, kusur derecesi, ekonomik ve sosyal durumları, zarar ile olay arasındaki illiyet bağı, ölüm halinde kaza ile ölüm arasında illiyet bağının bulunması, olayın tarihi, olayın ağırlığı, olay tarihindeki paranın satın alma gücü, davacı sayısı gibi hususlar dikkate alınarak davacılar için zenginleşme, davalılar için yoksulluğa neden olmayacak şekilde belirlenmelidir. Somut olayda; yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri, davacıda oluşan geçici iş göremezlik durumu, geçirdiği tedavi ve ameliyet, kaza tarihindeki yaşı ve okul durumu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olay tarihindeki paranın alım gücü göz önünde bulundurulduğunda, davacı için belirlenen manevi tazminatın dosya kapsamına ve hakkaniyete göre uygun olduğu görüldüğünden, buna yönelik itirazların reddi gerekmiştir. - Tarafların vekalet ücretlerine yönelik itirazlarında; 6100 sayılı HMK 326/2 maddesinde ''Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır." hükmü gereğince yargılama giderlerinin, haklılık oranına göre taraflara yüklenmesi gerekmekte ise de; 14/03/2025 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesi 2024/29 E.-2024/226 K. sayılı ilamı ile HMK 326/2 maddesinin manevi tazminat davaları yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiş olup bu iptal kararı iptal kararı Resmi Gazete’de yayımlandıktan 9 ay sonra, 14/12/2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu kararda da belirtildiği üzere, maddi tazminat davalarından farklı olarak manevi tazminat davalarında bir hesaplama yöntemi olmadığı, ödenecek manevi tazminat miktarının belirlenmesinin tamamen hakimin takdirinde olduğu, miktar belirtmek suretiyle manevi tazminat davasını açacak kişinin hâkimin hükmedeceği tazminat tutarını öngörebilmesinin mümkün olmadığı ve tazminat miktarının hâkimin takdirine göre belirlendiğinden kısmen reddedilen miktar yönünden davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesi hakkaniyete aykırı olacaktır. Somut olayda; Anayasa mahkemesi kararı ve davacının hükmedilecek manevi tazminat miktarını öngörmesi mümkün olmadığından kısmen reddedilen manevi tazminat miktarı yönünden davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğinden, mahkemenin buna ilişkin hüküm kısmının düzeltilmesine dair yeniden hüküm tesisi gerektiğinden davacının itirazının kabulüne, tarafların sair vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin itirazlarının da yersiz bulunması nedeniyle reddi gerekmiştir. - Davacının arabuluculuk ücretine ilişkin itirazda; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na 7155 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi ile 06.12.20218 tarihinde eklenen 5/A maddesi ile; "Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." düzenlemesi ile konusu bir miktar paranın ödenmesine ilişkin olan alacak ve tazminat taleplerine ilişkin ticari davalarda arabulucuya başvurulması dava şartı olarak getirilmiştir. Ancak TTK'nın 5/A maddesi ile konusu para alacağına ilişkin ticari davalarda arabulucuya başvurulması dava ön şartı olarak düzenlenmişken 26.04.2016 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6704 sayılı Kanun'un 5 inci maddesi ile Karayolları Trafik Kanunu'nun 97 nci maddesinde yapılan değişiklik ile;" zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta Kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde zarar gören dava açabilir veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurulabilir." ifadesi ile zorunlu mali sorumluluk sigortasına karşı açılacak davalarda dava açmadan önce sigortacıya yazılı başvuru yapılması ve bu süre içinde hiç cevap verilmemesi veya verilen cevabın zarar görenin talebini karşılamaması halinde yani zarar gören ile sigortacı arasında uyuşmazlık çıkmasından sonra dava açılabileceği düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile sigortacıya başvuru bir dava şartı olarak getirilmiştir. Bir başka deyişle Karayolları Trafik Kanunu'nun 97 nci maddesi ile trafik kazası sonucu zarar gören kişilerin sigortacıya karşı dava açabilmesi için aralarında bir uyuşmazlık çıkması gerektiği şartı düzenlenmiştir. Buna göre zarar gören öncelikle tazminat taleplerini sigortacıya iletecek ve böylece uyuşmazlığı kendi aralarında çözmeye çalışacaklardır. Bu haliyle zarar görenin dava açmadan önce sigortacıya başvuru dava şartı alternatif uyuşmazlık çözüm yolu olarak önümüze çıkmaktadır. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na eklenen 18/A maddesinin 18 inci fıkrasında "Özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz." ifadesi ile dava şartı olarak arabuluculuğun sınırları özel kanunlarda tahkim ve başka alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına başvurunun zorunlu olması ile çizilmiştir. Bir başka deyişle tahkimin veya başka alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının zorunlu kılındığı durumlarda arabuluculuğa başvuru dava şartı olarak uygulanmayacaktır. Mahkemesince, davalı tarafın davada haksız olduğu dolayısıyla zorunlu arabuluculuk masraflarından davalının sorumlu olacağı gerekçesiyle arabuluculuk giderlerinin davalıdan tahsiline şeklinde hüküm kurulmuş ise de yukarıda açıklandığı üzere, trafik kazası sonucu davacının tazminat taleplerini öncelikle sigortacıya ilettiği, bu haliyle dava açmadan önce sigortacıya başvuru dava şartının yerine getirildiği, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na eklenen 18/A maddesinin 18 inci fıkrasına göre artık zorunlu arabuluculuk hükümlerinin uygulanamayacağı bu itibarla yargılama gideri olarak arabuluculuk masraflarının davalıya yükletilemeyeceğinden buna ilişkin davacı itirazın reddi gerekmiştir. (Bkz. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2022/2615 Esas, 2024/7426 Karar sayılı ilamı) Bu nedenle, davalıların istinaf başvurusunun REDDİNE, davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, HMK.nın 353/1-b.2. maddesi gereğince yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; Davalıların istinaf başvurusunun REDDİNE, Davacı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere KALDIRILMASI VE DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMAK suretiyle; (İnfazda tereddüt oluşmaması için itiraz edilmeyen ve kesinleşen kısımlar korunmak suretiyle) 1-Davacının davasının KISMEN KABULÜ İLE; (a) Davacının 29/09/2023 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebiyle mahrum kaldığı sürekli iş göremezlik maddi zararı, bakıcı gideri maddi zararı ve ekonomik geleceğin sarsılması yönüyle uğradığını iddia ettiği bir maddi zararı olmadığından bu kalemler yönüyle açmış olduğu davasının REDDİNE, (b) Davacının 29/09/2023 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebiyle tıbbi tedavi süresince mahrum kaldığı 34.206,96 TL geçici iş göremezlik maddi zararının DAVALI ...Ş(kaza tarihinde geçerli poliçe(Poliçe No: ......) teminat limitleri ile sınırlı olmak (Sağlık/Tedavi Limiti: 1.200.000,00 TL) temerrüt tarihi olan 25/12/2023 tarihinden itibaren alacağın tahsili tarihine kadar (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla değişen oranlarda) işleyecek YASAL faizi ile birlikte(kendi temerrüdü sonucu ortaya çıkan temerrüt faizleri ve fer’ilerinden poliçe limitinden bağımsız sınırsız sorumlu olarak) İLE DAVALILAR ... VE ...'DEN(temerrüt tarihi olan 29/09/2023 tarihinden itibaren alacağın tahsili tarihine kadar (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla değişen oranlarda) işleyecek YASAL faizi ile birlikte) TAHSİLDE TEKERRÜR OLMAMAK KAYDIYLA MÜŞTEREKEN VE MÜTESELSİLEN TAHSİLİ İLE DAVACIYA VERİLMESİNE, (c) Davacının 29/09/2023 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebiyle tıbbi tedavi süresince mahrum kaldığı 21.600,00 TL SGK tarafından karşılanmayan, zorunlu, belgeli ve belgeye bağlanamayan tedavi gideri maddi zararının DAVALI ...Ş(kaza tarihinde geçerli poliçe(Poliçe No: ......) teminat limitleri ile sınırlı olmak (Sağlık/Tedavi Limiti: 1.200.000,00 TL) temerrüt tarihi olan 25/12/2023 tarihinden itibaren alacağın tahsili tarihine kadar (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla değişen oranlarda) işleyecek YASAL faizi ile birlikte(kendi temerrüdü sonucu ortaya çıkan temerrüt faizleri ve fer’ilerinden poliçe limitinden bağımsız sınırsız sorumlu olarak) İLE DAVALILAR ... VE ...'DEN(temerrüt tarihi olan 29/09/2023 tarihinden itibaren alacağın tahsili tarihine kadar (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla değişen oranlarda) işleyecek YASAL faizi ile birlikte) TAHSİLDE TEKERRÜR OLMAMAK KAYDIYLA MÜŞTEREKEN VE MÜTESELSİLEN TAHSİLİ İLE DAVACIYA VERİLMESİNE, (ç) Davacının 29/09/2023 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebiyle uğradığı 125.000,00TL manevi tazminatın DAVALILAR ... VE ...'DEN(temerrüt tarihi olan 29/09/2023 tarihinden itibaren alacağın tahsili tarihine kadar (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla değişen oranlarda) işleyecek YASAL faizi ile birlikte) TAHSİLDE TEKERRÜR OLMAMAK KAYDIYLA MÜŞTEREKEN VE MÜTESELSİLEN TAHSİLİ İLE DAVACIYA VERİLMESİNE, davacının fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin REDDİNE, İlk Derece Yargılaması Yönünden; 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 12.350,92TL karar ve ilam harcına karşılık peşin alınan 514,04TL harcın ve 250,00TL tamamlama harcının mahsubu ile bakiye 11.586,88TL harcın davalılardan alınarak hazineye gelir kaydına, (Davalı ... şirketinin (55.806,96/180.806,96) oranına isabet eden 3.576,35 TL'den diğer davalılar ile birlikte sorumlu olduğuna, diğer davalıların tamamından sorumlu olduğuna,) 3-İşbu dosyada arabuluculuk dava şartı olmadığından davacı tarafından başvurulan hazine tarafından karşılanan 3.120,00TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-Yargılama giderinden ayrı olarak davacının peşinen karşıladığı 427,60TL başvuru harcı, 514,04TL peşin karar ve ilam harcı ile 250,00TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 1.191,64TL harcın davalılardan alınarak davacıya verilmesine, (Davalı ... şirketinin (55.806,96/180.806,96) oranına isabet eden 367,81TL'den diğer davalılar ile birlikte sorumlu olduğuna, diğer davalıların tamamından sorumlu olduğuna), 5-Davacının yaptığı 7.000,00TL bilirkişi ücreti, 1.809,75TL posta ve tebligat gideri, 60,80TL vekalet harcı gideri, 5.905,49TL hastane gideri, 11.250,00TL adli tıp fatura giderleri, olmak üzere toplam 26.026,04TL yargılama giderinin davanın haklılık oranına (180.806,96/219.221,46) göre hesaplanan 21.465,46TL'sinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, (Davalı ... şirketinin (55.806,96/180.806,96) oranına isabet eden 6.625,42TL'den diğer davalılar ile birlikte sorumlu olduğuna, diğer davalıların tamamından sorumlu olduğuna,) davacının fazladan yaptığı yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 6-Davacı vekilinin yaptığı 704,50TL ihtiyati haciz karar harcının davanın haklılık oranına göre (180.806,96/219.221,46) hesaplanan 581,05TL nin davalılar ... ve ... den alınarak davacıya verilmesine, 7-Davalı ...Ş. vekilinin yaptığı 60,80TL vekalet harcı giderinden davanın haklılık oranına (13.414,50/69.921,46) göre hesaplanan 11,66TL'nin davacıdan alınarak davalı ... şirketine verilmesine, davalının fazladan yaptığı yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 8-Davalılar ... ve ... vekilinin yaptığı 121,60TL vekalet harcı giderinden davanın haklılık oranına (38.414,50/219.221,46) göre hesaplanan 21,31TL'nin davacıdan alınarak davalılar ... ve ... e verilmesine, davalıların fazladan yaptığı yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 9-Davacı vekili yararına AAÜT'ye göre maddi tazminat yönünden hesaplanan 30.000,00TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 10-Davacı vekili yararına AAÜT'ye göre manevi tazminat yönünden hesaplanan 30.000,00TL vekalet ücretinin davalılar ... ve ... den müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 11-Davalılar vekilleri yararına reddedilen maddi tazminat yönünden AAÜT'ye göre hesaplanan 13.414,50 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılara verilmesine, 12-6100 Sayılı HMK'nın 323–333. maddeleri gereğince hükmün verilmesinden kesinleşmesine kadar olan dönemde davacının sorumlu olduğu yargılama giderleri de ödendikten sonra var ise karar kesinleştiğinde; Kullanılamayan ve bakiye kalan gider avansının Hukuk Muhakemeleri Kanunun Gider Avansı Tarifesinin 5. Maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra talep eden tarafından hesap numarası bildirilmiş ise iade elektronik ortamda hesaba aktarmak suretiyle, talep eden tarafından hesap numarası bildirilmemiş ise masrafı avanstan karşılanmak suretiyle PTT merkez ve işyerleri vasıtasıyla adreste ödemeli olarak İADESİNE, İstinaf Yargılaması Yönünden; 13-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davacı tarafa iadesine, 14-Davacı tarafından yapılan 1.683,10 TL istinaf başvuru gideri ve 120 TL posta tebligat ücreti olmak üzere toplam 1.803,10 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 15-Davalı ...'dan alınması gereken 3.812,17 TL karar ve ilam harcından istinaf aşamasında (119579 sıra nolu sayman mutemet alındısı sehven davacı adına) yatırılan 956,34 TL nin mahsubu ile bakiye 2.855,83 TL eksik harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 16-Davalı ...'den alınması gereken 12.350,92 TL karar ve ilam harcından istinaf aşamasında yatırılan 3.088,00 TL nin mahsubu ile bakiye 9.262,92 TL eksik harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 17-Davalı ...'den alınması gereken 12.350,92 TL karar ve ilam harcından istinaf aşamasında yatırılan 3.088,00 TL nin mahsubu ile bakiye 9.262,92 TL eksik harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 18-İstinaf aşamasında davalılar tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, 19-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, tarafların yokluğunda HMK nun 361.maddesi gereğince kararın davacı yönünden taraflara tebliğinden itibaren İKİ HAFTA içerisinde TEMYİZ YOLU AÇIK, davalılar yönünden KESİN olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi.11/02/2026 ... Başkan ... e-imzalı ... Üye ... e-imzalı ... Üye ... e-imzalı ... Katip ... e-imzalı Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.