T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2026/904 KARAR NO : 2026/971 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 24/04/2024 NUMARASI : 2018/329 E. - 2024/209 K. DAVANIN KONUSU : Haksız İhtiyati Tedbir Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat Taraflar arasında …
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2026/904 KARAR NO : 2026/971 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 24/04/2024 NUMARASI : 2018/329 E. - 2024/209 K. DAVANIN KONUSU : Haksız İhtiyati Tedbir Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 24/04/2024 tarih ve 2018/329 E. - 2024/209 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi asıl davada davacılar, asıl davada davalı birleşen davada davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, 2003 yılında kurulan ve evsel su arıtma sistemleri alanında faaliyet gösteren müvekkilinin, yapmış olduğu Ar-Ge çalışmaları sonucunda Lotus serisi, pompalı kasa olarak adlandırılan tasarımı 2010/01077 sayısı ile tescil ettirdiğini, tasarımın piyasada talep görmesi üzerine ürünün dış kasasına bağlı kalarak iç kısmında yapılan yenilik ve geliştirmeler sonucunda 2015 yılında önceki tasarıma atıf ile ilgili detaylı resimleri içeren 2015/02886 sayılı tasarımı tescil ettirdiğini, davalı şirketin müvekkilinin bu tasarımlara uygun olarak ürettiği ürünlerin toptancısı olup taraflar arasındaki toptancılık ilişkisinin 2017 yılına kadar devam ettiğini, 2017 yılında müvekkili ile olan ticari ilişkisini sona erdiren davalı şirketin, müvekkilinin tasarımlarını kopyalayarak bayilerine göndermeye başladığını, kopya ürünler ile müvekkilinin alışveriş yaptığı tüm firmalara muadil ürün vasfıyla teklifte bulunduğunu, müvekkilinin ürünü ile ayırt edilemeyecek derecede benzer olan davalıya ait ürünlerin daha düşük fiyatlı olması nedeniyle müşteriler tarafından tercih edildiğini, davalının kopya niteliğindeki bu ürünlerinin müvekkilinin ürünü ile çift yumurta ikizi kadar benzer olduğunu, ortalama tüketicilerin tasarımları birbirinden ayırt edemeyeceğini, müvekkilinin bu ürünün üretimini gerçekleştirmemesi hususundaki ihtarından sonra davalı şirketin 24/11/2017 tarihinde 2017/07421 sayısı ile tasarım tescil başvurusunda bulunduğunu, tescil başvurusunun Türkpatent tarafından reddedildiğini ve Ekim 2017'den beri izinsiz bir şekilde 2010/01077 ve devamı olan 2015/02886 tescil numaralı pompalı kasa tabir edilen ürünün seri üretimini yapan davalının bu eylemlerinin halen devam ettiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla tasarıma yönelik tecavüzü nedeniyle 10.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi zararın tazminine, tecavüz oluşturan veya cezayı gerektiren ürünler ile bunların üretiminde münhasıran kullanılan cihaz, makine gibi araçlara el konulup imhasına karar verilmesini talep ve dava etmiş, 25/3/2024 tarihli dilekçesi ile maddi tazminat talebini ek bilirkişi raporu doğrultusunda 5.020.930,19 TL olarak ıslah etmiş ve belirtilen alacağa dava tarihinden itibaren faiz işletilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili, davacıların beyanlarının gerçeği yansıtmadığını, 1997 yılında kurulan müvekkilinin su ve atık su arıtma sektöründe faaliyet gösterdiğini, yurt içinde ve yurt dışında binlerce su arıtma firmasına, fabrikalara, kamu kurum ve kuruluşlarına mal satan, hizmet veren yirmi bir yıllık kurumsal bir şirket olduğunu, kendi sektöründe bilinen, itibarlı ve yüksek bir müşteri memnuniyetine sahip bir şirket olarak davacının hiçbir tasarımına ihtiyacının bulunmadığını, dava konusu edilen 2017/07421-1 nolu tasarıma konu ürünün üretiminin tamamen durdurulduğunu, davacının ihtiyati tedbir kararından yararlanarak işyerlerine gelmekteki amacının müvekkilini zora sokarak 2015/02886 sayılı tasarımdan doğan haklarını ve kalıplarını 5 milyon TL’ye satmak olduğunu, müvekkili bu talebi reddettikçe davacının icra marifetiyle üretimi durdurmak için müvekkilinin iş yerlerine gelip haksız ihtiyati tedbir kararları ile zarar verdiğini, davacının 2010/01077 sayılı tasarım ile 2015/02886 sayılı tasarımın benzerliği konusunda tutarsız açıklamalarının olduğunu, davacı tarafından 2013 yılında piyasaya sürülen şeffaf ürünün 2015/02886 sayılı tasarıma ilişkin olduğunu, bu durumun davacının beyanlarıyla çeliştiğini, 2015/02886 sayılı tasarımın, 2010/01077 sayılı tasarımın devamı olduğu, ek tasarım niteliğini taşıdığı yönündeki iddianın, tasarım hukukunun ilkelerine göre mümkün olmadığını, 2015/02886 sayılı tasarımın 2010/01077 sayılı tasarımdan farklı olduğunu, bu nedenle önceki tarihli tasarımın sonraki tasarım için bir hak sağlamayacağını, müvekkilinin 2017/07421 sayılı tasarımının yenilik ve ayırt edicilik niteliklerinin haiz olduğunu, davacı adına tescilli 2015/02886 sayılı tasarımın haksız bir tescile dayandığını, müvekkiline ait 2017/07421 sayılı tasarımın yenilik ve ayırt edicilik vasıflarını taşıdığını, özgün olduğunu ve 2015/02286-8 sayılı tasarım ile 2017/07421-1 sayılı tasarım arasında işlevsel benzerlik dışında bariz şekilde şekli farklılıklar bulunduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen davada asıl davanın davalısı olan davacı şirket vekili, Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2018/39 D. İş dosyasıyla, asıl dava davacısı-birleşen dava davalı şirket adına tescilli 2015/02886 sayılı tasarıma tecavüz edildiği iddiasıyla delil tespiti yapıldığını, bu tespit sonrasında 07/06/2018 tarihinde müvekkili aleyhine ihtiyati tedbir kararı verildiğini, bu ihtiyati tedbir kararının süresinde esas hakkında dava açılmaması nedeniyle 31/07/2018 tarihinde kaldırıldığını, bu haksız ihtiyati tedbir kararı nedeniyle müvekkili şirketin maddi ve manevi zarara uğradığını ve HMK'nın 399. maddesi uyarınca bu zararın tazmininin gerektiğini ileri sürerek, bilirkişilerce belirlenecek miktardan sonra artırılmak üzere haksız ihtiyati tedbir nedeniyle uğranılan 10.000,00-TL maddi ve 300.000,00-TL manevi zararın 07/06/2018 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleşen dava davalısı şirket vekili, HMK 399. maddesindeki hükmün uygulanması için ihtiyati tedbirin haksız olması gerektiğini, davacı ile müvekkili arasında 2004 ila 2017 yılları arasında müvekkilinin tasarım ve üretimini yaptığı ürünlerin ara toptancılığının davacı tarafından yapılması şeklinde bir ticari ilişki mevcut iken, davacının davacının 2017 yılında müvekkilinden ürün alımını durdurarak, uyuşmazlık konusu ürünün taklitlerini üretip tüm bayiler ile distribütörlere göndermeye başladığını, davacının ürünlerini daha ucuza satması nedeniyle müvekkilinin ürünlerine olan talebin azaldığını, Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin D. İş. 2018/39 sayılı dosyasında yer alan bilirkişi raporunda davacı tarafından üretilen "..." markalı ürünlerin müvekkilinin tescilli tasarımlarını ihlal ettiğinin tespit edildiğini, HMK'nın 399 hükmü gereğince tazminata hükmedilebilmesi için ihtiyati tedbirin haksız olması gerektiğini, bu durumun ise esas hakkında verilecek hükme göre belirlenebileceğini, müvekkilinin kaybettiği bir davanın bulunmadığından ihtiyati tedbir kararının haksız olduğunun ileri sürülemeyeceğini, müvekkilinin hakkını kötüye kullandığı konusunda hiçbir somut delil ve emarenin bulunmadığını, ayrıca davacının uğradığını iddia ettiği zararı ispatlaması gerektiğini, kaldı ki, müvekkilinin ihtiyati tedbir talebindeki talepleri açık olmasına rağmen, mahkemece açık hüküm kurulmadığından tedbirin infazında sorunlar yaşandığını ve nihayetinde 31/07/2018 tarihinde tedbirin kaldırıldığını, uygulanamayan bir ihtiyati tedbir kararı nedeniyle davacının zarara uğramasının mümkün olmadığını ve tedbirin kalkmasından sonra gerçekleşen bir zarar söz konusu ise müvekkilinin bu zarardan sorumlu tutulamayacağını savunarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, dosya içinde bulunan bilirkişi raporunda " Somut uyuşmazlık bakımından davalının kullanımları haznenin yanında yer alan dikine çizgiler ve haznenin önünde yer alan üçgen çıkıntı dışında, bilgilenmiş kullanıcı nezdinde davacının 2015/02886-1, 2 ve 8 sayılı tasarımları ile genel izlenim itibariyle ayırt edilemeyecek derecede benzerdir. Davalının söz konusu kullanımları davacı adına tescilli 2010/01077 sayılı tasarımın üst kısmında yer alan silindir başları nedeniyle genel izlenim itibariyle farklılaşmaktadır. Açıklanan gerekçelerle davalının kullanımlarının, davacının 2015/02886-1, 2 ve 8 sayılı tasarımlarına tecavüz oluşturduğu değerlendirilmektedir. Dava dosyasında yer alan belgelerin incelenmesi neticesinde tarafların aynı sektörde ve aynı tüketici çevresinde faaliyet gösterdikleri, daha önceden ticari ilişkilerinin olduğu, davacının tescilli tasarımı ile davalının genel izlenim itibariyle benzer nitelikteki fiili kullanımlarının işletmeler arasında bağlantı kurulmasına neden olacağı hususları birlikte değerlendirildiğinde TTK m.55/4 hükmü kapsamında haksız rekabetin meydana geldiği değerlendirilmektedir. 1)Davalının kullanımlarının davacı adına tescilli 2015/02886-1, 2 ve 8 sayılı tasarımlara tecavüz oluşturduğu, 2)Davalının kullanımlarının davacı aleyhine haksız rekabet oluşturduğu, " şeklinde bir değerlendirme yer alıyor ise de, 6769 sayılı SMK'nın 79. maddesi uyarınca tasarımın hükümsüzlüğüne ilişkin mahkeme kararlarının geçmişe etkili olduğunu, bekletici mesele yapılan ve Ankara 1. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 30/06/2022 tarih ve 2022/164 Esas , 2022/222 K. karar sayısı ile asıl dava davacısı adına tescilli bulunan 2015/02886- 01, 02, 03, 04, 05, 06, 07, 08 sayılı tasarımların yeni ve ayırt ediciliğinin bulunmaması nedeniyle hükümsüz kılındığı, dolayısı ile her ne kadar bilirkişi raporunda birleşen dava davalısının yapmış olduğu üretimin davacının 2015/02886-1, 2 ve 8 sayılı tasarımlarına tecavüz oluşturduğu şeklinde bir tespit yapılmışsa da, bu tespitin dayanak tasarımın hükümsüz kalması nedeniyle sonuca bir etkisinin bulunmadığı, davacının 2010/01077 sayılı tasarımının ihlal edildiğine dair bir rapor bulunmadığı, dolayısı ile tasarıma tecavüz iddiası ile açılan davanın koşullarının bulunmadığı, davacı ile davalı arasında geçmişte bayiilik derecesinde bir ticari ilişki mevcut ise de, bu hususun tarafların aynı kulvarda iş yapamayacakları anlamına gelmeyeceğini, zira taraflar arasında davalının aldatıcı veya dürüstlük kuralına aykırı hareket ettiği ve bu nedenle davacının mağduriyet yaşadığına dair somut kanıt bulunmadığı, birleşen dava yönünden, verilen ihtiyati tedbir kararının haksız ve hukuka aykırı olmadığı, tedbir kararının asıl dava açılmadığından kanun gereği kendiliğinden kalkmış sayılmasının bu tedbirin haksızlığını ortaya koymayacağı, öte yandan bekletici mesele yapılan dava sonucu bu davanın davalısı şirketin tecavüze dayanak tasarımı hükümsüz kılınması ile birleşen davanın davacısının eylemi asıl dosya yönünden haksız olacağından, her iki halde de, tedbir kararı verildiği an itibariyle hukuka uygun olup bu karar uyarınca yapılan el koyma işleminin haksız sayılamayacağı gerekçeleriyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Asıl davada davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davalı şirketin müvekkilinin üretimini ve ticaretini yaptığı ürünün bayilere pazarlanmasını gerçekleştiren yetkili tek distribütör firma olduğunu, uzun yıllardan beri taraflar arasında süregelen bu ticari ilişkinin 22/11/2017 tarihinde kendilerine kesilen son fatura ile sona erdiğini, aynı sektörde faaliyet gösteren davalı şirketin müvekkiline ait ürün üzerinde çok küçük değişiklikler yapmak suretiyle tasarımı kopyaladığını, bu kopya için 9/11/2017 tarihinde 2017/07421 sayısı ile tescil başvurusunda bulunduğunu, tescil başvurusunda bulunurken bir yandan eş zamanlı olarak hiç hız kesmeden kopya üründen bolca üreterek versiyonu yenilenmiş ürün algısı ile yıllardır müvekkilinin ürünlerinin satışını yaptığı bayilere satmaya çalıştığını, bu hareketinin art niyetli bir davranış olarak müvekkilinin pazarını ele geçirme çabasını ortaya koyduğunu, müvekkili ve davalı arasında oluşan haksız rekabetin seyri ile ilgili müvekkili tarafından ilgili mahkemeye hiçbir belge sunulmadığı bir an için kabul edilecek olsa dahi, davalının aynı kulvarda beraber yol alırken yaptığı kopya ürünle bir anda rakip firma konumuna geçip müvekkilinin ticaretini baltalayan bu hareketi sonucu müvekkiline maddi, manevi büyük zararlar verdiğinin tartışmasız olduğunu, haksız rekabet ve 2010/01077 tasarımla ile ilgili 30 ayrı başlıktan oluşan bir klasör evrakın boyutu itibariyle UYAP sistemine yüklenememesi nedeniyle bilirkişi tarafından incelenmesi amacıyla elden tutanakla mahkemeye verildiğini, dolayısı ile mahkemece bilirkişi raporu aleyhine karar verilmesini gerektirir bir durumun bulunmadığını, davalı şirketin eyleminin haksız rekabet niteliğinde olduğunu ve mahkeme kararından bilirkişilerin kendilerine verilen 1 adet klasörü incelediği hususunda ciddi şüpheler oluştuğunu savunarak ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı- birleşen davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, müvekkil lehine HMK'nın 399. hükmü çerçevesinde tazminat koşullarının oluştuğunu, ancak müvekkilin zararını ispatlayacak delillerin bilirkişi ve mahkeme tarafından hiç incelenmediğini, 11/11/2019 tarihli bilirkişi raporunda "Dosyada yeteri kadar bilgi ve belge olmadığından maddi tazminata esas zarar miktarının, bu aşamada hesaplanamayacağı; Manevi zararın tespitinin hukuki bir değerlendirme olması nedeniyle mahkemeye ait olduğu ve bu konuda değerlendirme yapılamayacağı" yönünde tespitler bulunmasına rağmen mahkemece, raporun bir cümlesinin dikkate alınıp, lehe olan bölümlerinin görmezden gelindiğini, müvekkilinin şirket merkezinde bulunan ticari defter ve kayıtların incelenmesi yönündeki taleplerinin haklı bir gerekçe olmaksızın reddedildiğini, dolayısı ile uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek delillerin haklı bir gerekçeye dayanmaksızın toplanmadığını, ihtiyati tedbir kararının verildiği anda hukuka uygun olup elkoyma işleminin haksız sayılamayacağı gerekçesinin davanın özüne ilişkin olmadığını, ihtiyati tedbir kararının verilmesinden sonra esas hakkındaki dava açılmaması nedeniyle tedbirin kendiliğinden ortadan kalkmasının tedbirin haksızlığı için karine teşkil ettiğini, davalının müvekkiline verdiği zararı tazmin etmek zorunluluğunun bulunduğunu, tedbire dayanak yapılan 2015/02886 numaralı çoklu tasarımın hükümsüzlüğü kararının kesinleştiğini, davalının hükümsüzlük davası sonuçlanıncaya kadar şeklen tescilli bulunan ancak başvuru tarihinde yeni ve ayırt edici olmadığı ilgili sektör ve davalı için açık olan ve bilinen tasarımlara dayanarak, davalı süreçteki tüm haklarını kötüye kullanarak müvekkilime bilerek ve isteyerek zarar verme eylemlerine devam ettiğini, TMK'nın 2. maddesi gereği hakkın kötüye kullanılmasının hukuk düzeni tarafından korunamayacağını ve lk derece mahkemesince bilirkişi raporlarına yönelik itirazlarının karşılanmaması ve bildirmiş oldukları tanıkların dinlenmemesinin hukuki dinlenilme hakkını ihlal ettiğini ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararın kaldırılmasını ve birleşen davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı-birleşen davacı vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesinde, davacılardan ...'ın davanın dayanağı olan 2010/01077 ve 2015/02886 sayılı tescilli tasarımların sadece tasarımcısı olduğunu, tasarımdan doğan haklar münhasıran tasarım sahibine ait olduğundan bu davacı yönünden husumet nedeniyle davanın reddi ile birlikte müvekkili lehine AAÜT uyarınca maddi ve manevi tazminat talepleri yönünden ayrı ayrı 25.500,00- TL vekalet ücretine karar verilmesi gerektiğini ve davacının genel hükümlere dayalı haksız rekabet talebi bulunmadığından haksız rekabet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin taleple bağlılık ilkesine aykırı olduğunu ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının aslı dava yönünden kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE : Asıl dava, endüstriyel tasarıma tecavüzün tespiti, önlenmesi, maddi ve manevi tazminat; birleşen dava, haksız ihtiyati tedbirden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Asıl davada davacılar vekili, davacılardan ...'ın tasarımcısı olduğu diğer davacı ... Grup Day. Tük. Malz. Pazarlama Dağ. Ltd. Şti.'ye ait piyasada Lotus serisi olarak adlandırılan 2010/01077 ve 2015/02886 sayılı pompalı kasa tasarımının müvekkili şirket tarafından üretilip toptancı olan davalı şirket vasıtası ile bayilere ve müşterilere ulaştırıldığını, taraflar arasındaki bu ticari ilişkinin 2017 yılı Ekim ayına kadar sürdüğünü ve bu ay itibariyle davalı şirketin müvekkilinden ürün almayı kesip, bu ürünler ile birebir aynı olan ürünleri kendisi üretmek suretiyle daha önceden müvekkilinin müşterisi olan bayilere daha düşük bir fiyattan pazarladığını, davalı şirketin üretimini yaptığı müvekkilinin ürünleri ile ayniyet içeren bu ürünler için yapmış olduğu tasarım tescil talebinin Türk Patent tarafından reddedildiğini, müvekkilinin davalının bu hareketleri sonucunda pazar payını kaybettiğini ileri sürerek, tasarıma tecavüz nedeniyle, maddi ve manevi tazminat ile tecavüz oluşturan veya cezayı gerektiren ürünler ile bunların üretiminde münhasıran kullanılan cihaz, makine gibi araçlara el konulup imhasına karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen davada ise davacı şirket, tescilli tasarımına dayalı olarak elde ettiği ihtiyati tedbir kararı ile üretim yapmasının engellendiğini, esas davanın açılmaması nedeniyle tedbirin kendiliğinden kalktığını, dolayısı ile haksızlığı ortaya çıkan tedbirden dolayı uğramış olduğu zararın tazmini gerektiğini ileri sürerek, şimdilik 10.000,00-TL maddi ve 300.000,00-TL manevi tazminat isteğinde bulunmuş, mahkemece tecavüze dayanak 2015/02886 sayılı tasarımın hükümsüz kılındığı, 2010/01077 sayılı tasarıma tecavüz edildiğine ilişkin bilirkişi raporunun bulunmadığı ve birleşen davada verildiği an itibariyle ihtiyati tedbirin hukuka uygun olduğu gerekçesi ile her iki davanın da reddine karar verilmiştir. Asıl dava yönünden, mahkemenin davacının dayanmış olduğu 2015/02886 sayılı tasarımın Ankara 1. Fkri ve Sınai haklar Hukuk Mahkemesinin 30/6/2022 tarihli 2022/164E.-2022/222K. Sayılı kararı ile hükümsüz kılındığı ve hükmün kesinleştiği anlaşılmakla 6769 sayılı SMK'nın79/1 hükmü uyarınca eldeki davaya dayanak oluşturmayacağı yönündeki kabulde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Bununla birlikte davacılar tasarım hakkına tecavüz iddiasını, hükümsüz kılınan bu tasarımın yanında 2010/01077 sayılı tasarıma da dayandırmışlardır. Dosya içinde bulunan ve hükme esas alınan hukukçu-fikrî ve sınai haklar bilirkişisi, çevre yüksek mühendisi ve SMM-bağımsız denetçiden oluşan bilirkişi heyetinin düzenlemiş olduğu 11/1172019 tarihli raporun, davalı şirketin kullanımlarının davacıların tasarımına tecavüz edip etmediği hususunun değerlendirildiği bölüm "Somut uyuşmazlık bakımından davalının kullanımları haznenin yanında yer alan dikine çizgiler ve haznenin önünde yer alan üçgen çıkıntı dışında, bilgilenmiş kullanıcı nezdinde davacının 2015/02886-1, 2 ve 8 sayılı tasarımları ile genel izlenim itibariyle ayırt edilemeyecek derecede benzerdir. Davalının söz konusu kullanımları davacı adına tescilli 2010/01077 sayılı tasarımın üst kısmında yer alan silindir başları nedeniyle genel izlenim itibariyle farklılaşmaktadır" değerlendirmesinden ibaret bulunmaktadır. Davacı vekili rapora itirazında, müvekkilinin benzer görülen 2015/02886 sayılı tasarımı ile farklı olduğu kabul edilen 2010/0177 sayılı tasarım arasındaki tek farkın, ilk tasarımın üst yüzeyinin yarıya yakın kısmının şeffaf iken ikinci tasarımın tümden şeffaf yapıya sahip olmasından ibaret olduğunu, her iki tasarımın belirgin olarak benzer bir geometriye sahip bulunduğunu, bu itibarla benzer bir geometriye sahip bulunan davalıya ait ürünün müvekkilinin her iki tasarımına da benzer olup, bilgilenmiş kullanıcı nazarında aynı izlenimi bıraktıklarını ileri sürmüştür. Mahkemece davacı vekilinin anılan ciddi itirazları karşılanmadığı gibi, bilirkişi raporunda karşılaştırmanın yalnızca üst kısımda yer alan silindir başları nazara alınarak yapıldığı ve bu silindir başlarının nasıl bir fark yarattığının açıklanmadığı esas alındığında, 2010/0177 sayılı tasarım yönünden tecavüz olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği hususunun, denetime açık bir şekilde ortaya konmadığı, dolayısı ile raporun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olduğunun söylenemeyeceği sonucuna varılmıştır. Öte yandan raporu düzenleyen heyette fikri ve sınai haklar konusunda uzman bir bilirkişi ve mevcut ise de, davaya dayanak tasarım ile davalının ürünlerini teknik olarak karşılaştırıp değerlendirebilecek, tasarım konusunda uzman bir bilirkişinin heyette yer almadığı, dolayısı ile bu kişinin yokluğu ile düzenlenen rapora dayalı olarak hüküm kurulmasının doğru bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Birleşen dava yönünden ise, mahkemece kararın verildiği andaki duruma göre, ihtiyati tedbirin haklı bir nedeni bulunduğu kanaatiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, 6100 sayılı HMK'nın tazminat kenar başlıklı 399. maddesinin 1 nolu fıkrası "Lehine ihtiyati tedbir kararı verilen taraf, ihtiyati tedbir talebinde bulunduğu anda haksız olduğu anlaşılır yahut tedbir kararı kendiliğinden kalkar ya da itiraz üzerine kaldırılır ise haksız ihtiyati tedbir nedeniyle uğranılan zararı tazminle yükümlüdür." şeklinde olup, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2/12/2019 günlü, 2019/1313 E.- 2019/7735 K, 23/4/2022 günlü 2020/5937 E.- 2022/2993 K. sayılı ilamları ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 27/9/2023 günlü 2021(15)-6-658 E.- 2023/867 K. sayılı ilamında, anılan hüküm uyarınca ihtiyatî tedbirin kendilinden kalkması halinde, tedbir talebinde bulunan kişilerin, aleyhine tedbir kararı verilen kişilerin bu tedbirden kaynaklanan zararlarını tazmin etmekle yükümlü bulundukları bildirilmiştir (benzer bir yaklaşım için bkz. Pekcanıtez, Medeni Usul Hukuku, Cilt 3, 15. Bası, s.2541). Bu halde somut olayda birleşen davanın davalısı olan şirket tarafından, Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2018/39 D. İş sayısı ile ihtiyati tedbir kararı alınıp, alınan bu kararın davacı şirketin iş yerinde uygulandığı iddia edilmekle, tarafların bu hususta bildirdiği deliller çerçevesinde bir değerlendirme yapılarak, anılan tedbir kararının uygulanıp uygulanmadığı ve bu tedbir kararının uygulanmış olması halinde, davacının bu tedbirden zarar görüp görmediği belirlenerek, sonucuna göre bir karar vermek gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi de doğru değildir.. Kabule göre de asıl dava da davacı davalı şirketin eylemlerinin haksız rekabet niteliğinde olduğunu ileri sürmüş ise de, dava dilekçesinin sonuç kısmında haksız rekabete ilişkin bir talepte bulunmamıştır. Bu durumda mahkemece, talep konusu olmayan bu hususta bir hüküm kurulmuş olması da doğru olmamıştır. Bu itibarla Dairemizce, taraf vekillerinin yukarıdaki hususlara ilişkin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre taraf vekillerinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacılar ve asıl davada davalı birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nce verilen 24/04/2024 gün ve 2018/329 E. - 2024/209 K. sayılı kararın KALDIRILMASINA; 2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE, 3-Davacılar ve asıl davada davalı birleşen davada davacı vekillerinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-Davacılar tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 732,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacılara iadesine, 5-Asıl davada davalı birleşen davada davacı tarafından istinaf başvurusunda ayrı ayrı peşin olarak yatırılan 427,60'ar-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde asıl davada davalı birleşen davada davacıya iadesine, 6-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, 8-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 30/04/2026 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 07/05/2026 Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...