6. Ceza Dairesi 2025/1755 E. , 2025/5171 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2025/377 E., 2025/32 7K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, 6136 sayılı Kanuna aykırılık, kasten yaralama HÜKÜM : Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İade, onama Sanık ... hakkında, 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan kurulan hüküm yönünden verilen temyiz isteminin reddi ek kararının temyiz edilmediği, kasten yaralama suçundan kurulan hükümler yönünden ise itirazın reddine karar
**6. Ceza Dairesi 2025/1755 E. , 2025/5171 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2025/377 E., 2025/32 7K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, 6136 sayılı Kanuna aykırılık, kasten yaralama HÜKÜM : Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İade, onama Sanık ... hakkında, 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan kurulan hüküm yönünden verilen temyiz isteminin reddi ek kararının temyiz edilmediği, kasten yaralama suçundan kurulan hükümler yönünden ise itirazın reddine karar verildiği anlaşılmakla, bu suçlar yönünden kurulan hükümler temyiz kapsamı dışında bırakılmıştır. Sanık ve suça sürüklenen çocuk müdafileri duruşmalı inceleme isteminde bulunmuş ise de; 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun'un 94. maddesi ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 299 uncu maddesi gereğince takdiren duruşmasız olarak yapılan incelemede; Yargıtay Ceza Genel Kurulu yerleşik içtihatlarında sanığa ceza verilmesi için şüpheye yer vermeyecek şekilde eylemi gerçekleştirdiğinin ispatı gerekecektir. Bu ispat için öncelikle suçun işlenip işlenmediği sonra bir olayın kanuni unsurlarının belirlendiği şekilde işlenip işlenmediği ve son olarak da sabit olan bu suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin tartışılması ve kesin olarak ispatı gerekir. Tüm aşamalarda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2017/6-1147 Esas, 2018/519 Karar sayılı ilâmlarında "... Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir..." şeklinde içtihatta bulunarak bu husus işaret etmişlerdir. Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2018/6-110 Esas, 465 Karar, 2016/6-1157 Esas, 2017/239 Karar sayılı ilâmlarında da aynı hususlar teyit edilmektedir.Yani olayın oluşuna ilişkin şüpheli durum varsa burda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekecektir. Hırsızlık, yağma, cinsel istismar gibi çoğu zaman ani gelişen veya suç işlemek için sanıkların önceden plan yaptıkları ve sonrasında yakalanmama adına delil bırakmamaya yönelik tedbirler almalarına göre bu tür suçlarda yan delil bulmada sıkıntılar olduğu açıktır. Çoğu zaman bu tür suçlarda elimizdeki tek delil sadece müştekilerin beyanından ibaret kalmaktadır. Bu zorlayıcı nedenlerden dolayı aralarında husumet olmayan, çoğu zaman hiç tanımadığı ve iftira atması için neden bulunmayan müşteki beyanı sübutun ve sanığın eylemi gerçekleştirdiğinin kabulünde yeterli kabul edilmektedir. Ceza yargısına hakim olan en temel ilke olan masumiyet ve şüpheden sanık yararlanır kuralları ceza adaleti bakımından başkaca hiçbir delil olmayan ve bulunma ihtimali olmayan hususlarda sanık aleyhine, müşteki lehine esnetilebilmektedir. Bu belli zorluklar nedeniyle bir nebze kabul edilebilir. Ancak başka türlü delil toplama imkanı olan olaylarda veya akla, mantığa veya olaya uymayan, kendi içerisinde tutarsız veya sürekli değişen ya da itilaflı başka bir konuda müşteki ya da yakınlarına açıkça yarar sağladığı, müştekiyi gerçekten sanık olmaktan çıkarıp müşteki haline sokabilecek, yani haksız durum yaratacağı aşikar olan soyut beyanların tek doğru kabul edilerek cezalandırma yoluna gidilmesi, masumiyet, silahların eşitliği ve şüpheden sanık yararlanır kurallarına açıkça aykırılık teşkil edeceği açıktır. Bu nedenle ispatı zor olan olaylarda akla, mantığa ve dosyadaki olaylara uyumlu denetlenebilir müşteki beyanına itibar olabilir ise de akla, mantığa, fenne ve dosyadaki olaylara uymayan hele de başka türlü ispat imkanı varken sadece müşteki beyanıyla yetinilmesi halinde bu beyanın suçun aydınlatılmasına yönelik değil başka bir olayı örtme, iftira atma veya intikam alma gibi bir amaca yönelik olduğu şüphesi doğuranlara bu şüphe giderilmeden itibar edilmesi büyük haksızlık oluşturacak ve yargılama konusunda tüm yetkiyi hakkı olmadığı halde sadece taraf olması gereken görünüşteki müştekiye devredecektir. Tüm bu açıklamalar ışığında, oluşa ve dosya içeriğine göre, mağdur ve sanığın arkadaşı olan tanık arasında motosiklet satışından kaynaklanan husumet bulunduğu, olay günü mağdur ile sanık ve suça sürüklenen çocuğun yolda karşılaştıkları ve mağdurun cep telefonunu bıçak göstermek suretiyle yağmaladıkları iddiası ile haklarında mahkûmiyet kararı verilmiş ise de, sanık ve suça sürüklenen çocuğun aşamalarda mağdurun cep telefonuyla mağdurun isteği üzerine tanıkla görüşme yaptıklarını ancak cep telefonunun mağdura geri verdiklerini beyan etmeleri, mağdurun kolluk ifadesinde, sanık ...'u kendisine bıçak çeken şahıs olarak belirtip sanık ve suça sürüklenen çocuktan cep telefonunu tekrar alarak 112 acil hattını aradığı yönündeki anlatımına rağmen, savcılıkta alınan beyanında, suça sürüklenen çocuk ...'in bıçak çektiğini, cep telefonunu aldıklarını kendisinin ise sanık ...'un elindeki cep telefonunu çekerek alıp 112 acil hattını aradıktan sonra, sanık ve suça sürüklenen çocuğun telefonu tekrar elinden aldığını beyan ettiği yönünde birbiriyle çelişen beyanları, mağdurun acil çağrısı üzerine kolluğun olay yerine gelerek sanıklar ve mağduru olay yerinde bir arada bulması ancak telefonun ele geçirilememesi, cep telefonunun olay sonrasında sanık ve suça sürüklenen çocukta kaldığına dair delil bulunmaması, yine hts kayıtlarında mağdurun tanığı kendi telefonuyla aranmasından sonra 112 acil çağrı hattını aradığını belirtmesine karşın, 112 acil çağrı hattının tanığın aranmasından önceki saat diliminde gerçekleşmesi hususları bir arada değerlendirildiğinde, sanıkların üzerine atılı suçu işlemediğine yönelik aksini gösterir her türlü şüpheden uzak inandırıcı delil bulunmaması nedeniyle sanık ve suça sürüklenen çocuğun nitelikli yağma suçundan beraatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, sanık ve suça sürüklenen çocuk müdafilerinin temyiz istemi bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi uyarınca tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, Sanık ...'ün, bozma kararının gerekçesine göre Kadirli Ağır Ceza Mahkemesinin 2024/167 Esas, 22.11.2024 tarihli kararı ile tutuklanmasına karar verilen sanığın dava konusu nitelikli yağma suçundan TAHLİYESİNE, başka suçtan hükümlü veya tutuklu değilse derhal salıverilmesi için Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Kadirli Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Adana Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,13.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.