7. Hukuk Dairesi 2025/2745 E. , 2026/437 K. "" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/759 E., 2025/441 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Silivri 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/297 E., 2021/445 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından…
7. Hukuk Dairesi 2025/2745 E. , 2026/437 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/759 E., 2025/441 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Silivri 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/297 E., 2021/445 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava konusu işlemlerin yapıldığı zaman Türkçe bilmeyen yabancı bir yatırımcı olduğunu, davalı ...'in ise gayrimenkul yatırımlarında bir nevi danışmanlık ve komisyonculuk hizmeti verdiğini dava konusu 4 79... parsel sayılı taşınmazın davacı adına alınması amacıyla ismi geçen taraflar arasında inançlı temlik sözleşmesi yapıldığını, davalı ...'in, davalı ...'in şirketi olan .. Mimarlık Ltd. Şti.'nin SGK'lı çalışanı olup tapu işlemlerini ve evrak takip işlerini yürüttüğünü, müvekkilinin dava konusu taşınmazın alınması için işlemleri başlattığını, tüm ödemelerini de eksiksiz yaptığını daha sonradan yaptıkları araştırmada gayrimenkullerin el değiştirdiğini öğrenmiş bulunduğunu, davalı ...'in önce taşınmazı kendi adına aldığını sonra kendi şirketi yanında çalışan işçisi ...'e devrettiğini öncelikle sadece kayden malik olduğu müvekkiline ait parselin devrinin yapılmasının sözleşmeye aykırılık teşkil ettiğini ve taşınmazın yanında çalışan işçisine devredilmesinin de muvazaayı ortaya koyduğunu belirterek .. ili, .. ilçesi, 4 74... No.lu parselin tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davalı .. ..'in sahibi olduğu .. .. ve Mühendislik ve Gıda San. Tic. Ltd. Şti. aleyhine müvekkili tarafından Bakırköy 14. İş Mahkemesi 2019/1060 Esas sayılı dosyasıyla alacak ve tazminat davası açıldığını, 2 sayfalı sözleşme incelendiği zaman ilk sayfasında 07.08.2019, ikinci sayfasında ise 07.08.2015 tarihi olduğunun görüleceğini, bu evrak taşınmaza tedbir koydurmak için aceleyle hazırlandığından üzerine yanlış tarih yazdırdıklarını, sözleşme tarihinin 07.08.2019 olduğu kabul edilecekse sözleşmede kararlaştırılan 4 taşınmazdan 2 tanesi sözleşmeden önce geri devredildiğinden devredilen taşınmazlar açısından bu sözleşmeyi yapmaya gerek kalmadığını, sözleşme tarihinin 07.08.2015 tarihi olduğu kabul edilecekse sehven 07.08.2019 yazılmış olmasının mümkün olmadığını, bu durumun davacı ile davalı ..'in birlikte hareket ettiklerini ve müvekkilinin tapusunun iptal ettirilebilmesi için tek yolun inanç sözleşmesi olduğundan sahte delil düzenleyerek işbu davaya hukuki zemin hazırladıklarını ortaya koyduğunu, müvekkilinin ekonomik durumunun davaya konu taşınmazı alabilecek durumda olduğunu, müvekkili ile ... arasında yapılmış satış işleminin muvazaalı işlem değil gerçek satış olduğunu, müvekkilin kirada oturmadığını annesine ait evde oturduğunu, müvekkillinin davalı ..'e ait firmada çalışmaya başlamadan çok önce kendi adına işyeri olan bir tacir olduğunu, müvekkilinin davalı ..'in yanında çalışırken aynı zamanda kendisine ait firma kurup ticaret yapan bir tacir olduğunu, müvekkilinin banka hesap hareketleri incelendiği zaman yüklü miktarlarda para giriş ve çıkışı olduğunun görüleceğini, müvekkilinin son 3-5 yıl içinde alım satımını yaptığı araç sayısının 7 olduğunu, gerçekte bir inanç sözleşmesi olması ve bu sözleşmeye dayalı tapu iptal davası açılabilmesi için bu sözleşmenin eski malik olan inanan ile yeni malik inanılan arasında yapılması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. 2. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının iddia ettiği gibi, dava konusu taşınmazın tarafına emanet edildiğini kendisi tarafından da yine emaneten ...'e devredildiğini, ...'in ise işbu gayrimenkulun satışı nedeniyle kendisine hiçbir ödeme yapmadığını, davacının davasını bu sebeplerle kabul ettiğini belirtmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu uyuşmazlığın inançlı işlem ve taraf muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olduğu; dosya kapsamına göre davacı ... ile davalı ... arasında inançlı işlem olduğu hususunun davalı ...'in kabul beyanlarıyla da sabit olduğu, akabinde ...'in inançlı işlemle tapuda üzerine aldığı dava konusu .. ili, .. ilçesi, .. Mahallesi, 4 74... parsel sayılı taşınmazı 29.12.2016 tarihinde yanında çalışan işçisi ...'e devrettiği; davalı ...'in diğer davalı ... ile aralarındaki iş ilişkisi nedeniyle dava konusu .. ili, .. ilçesi, .. mahallesi, 4 74... parsel sayılı taşınmazın davalı ...'e davacıya geri verilmek üzere inançlı işlem ile devredilmiş olduğunu bilebilecek durumda olduğu, keza davalı ...'in bu yönde kabul beyanları da olduğu öte yandan davalı ...'in dava konusu taşınmazı satın alabilecek maddi gücünün de bulunmadığı, keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda dava konusu 4 74... parsel sayılı taşınmazın taraflar arasında satışın yapıldığı tarihteki rayicinin 878.584,00 TL olarak belirlendiğini, devamlılık arz eden yargısal uygulamalarda taşınmazın tapuda gösterilen satış değeri ile keşfen belirlenen gerçek değeri arasında bir misli ve daha fazla farkın bulunduğu hallerde fahiş farkın bulunduğunun kabul edildiği, akit tablosundaki satış bedelinin 306.000,00 TL gösterilmesi karşısında bilirkişi raporunda belirlenen bedel ile satış tarihindeki değer arasında fahiş fark olduğu hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde davalı ... ile diğer davalı ... arasındaki 29.12.2016 tarihli satışın muvazaalı olduğu gerekçesiyle davacının davasının kabulü ile dava konusu 4 74... parsel sayılı taşınmazın davalı ... adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu uyuşmazlığın, inançlı işlem nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olduğu; “Tapu Alma ve Devretme Sözleşmesi” başlıklı belge ve davalı ...’in davayı kabule yönelik savunması birlikte değerlendirildiğinde, vatandaş olmayan davacının yapacağı yatırımın hızlandırılması amacı ile bedeli tarafından ödenerek istediğinde kendisine veya üçüncü bir kişiye devredilmek üzere dava konusu 4 74... parsel sayılı taşınmazın ve sözleşmede belirtilen 4 74... -755 parsel sayılı taşınmazların gayrimenkul alanında danışmanlık hizmeti veren davalı ... adına alındığı buna göre davacı ile davalı ... arasında inançlı işlemin varlığının sabit olduğu; bu durumda son kayıt maliki ...’in iktisabının iyiniyetli olup olmadığının açıklığa kavuşturulması gerektiği; Davalı ...’ın, diğer davalı ...’in yetkilisi olduğu .. Mimarlık Mühendislik ve Gıda Sanayi Tic.Ltd.Şti’nin sigortalı çalışanı olup resmi kurumlardaki iş ve işlemleri takip ettiği, nitekim davacı tarafça .. .. Noterliğinin 29.03.2018 tarihli ve ... yevmiye No.lu vekaletname ile de iş takibi için vekil tayin edildiği, tanık anlatımlarına göre dava konusu taşınmaz ile dava dışı taşınmazların yapılacak satışlarında 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümlerine takılmamak adına taşınmazın davalı ...’a bedelsiz devredildiği, davalı ...’ın abisi ..’e de benzer amaçlı aynı satış senedi ile taşınmaz devredildiği, tanık beyanları ve davalı ... ile davalı ... arasındaki iş ilişkisi gözetildiğinde davalı ...’ın davacı ile davalı ... arasındaki inançlı işlemin varlığından haberdar olduğu, kendisine yapılan satışın gerçek bir satış olmadığı, öte yandan davalı ...'ın satış senedindeki bedeli ödediğini de ispat edemediği gibi satış senedinde gösterilen 306.000,00 TL bedel ile bilirkişi raporu ile taşınmazın satış tarihinde tespit edilen 878.584,00 TL bedel arasında aşırı nispetsizlik bulunduğu, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre davacı ile davalı ...’in davalı ... aleyhine el ve işbirliği içerisinde hareket etmedikleri, davalı ...’ın durumu bilen veya bilmesi gereken kişi konumunda olduğu, TMK’nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Dosyaya sunulan inanç sözleşmesinin davaya dayanak oluşturmak için sonradan, sahte olarak hazırlanmış bir sözleşme olduğunu, sözleşme içerisinde düzenlenme tarihi olarak 2 farklı tarih bulunduğunu, 2. Müvekkilinin iş ilişkisi sona erdikten sonra işvereni olan diğer davalının şirketine karşı Bakırköy 14. İş Mahkemesinin 2019/1060 Esas sayılı dosyasıyla işçi işveren ilişkisinden kaynaklı tazminat ve alacak davası açmış kazanmış olduğunu, bu dava sürecinde müvekkiline karşı zarar vermek isteyen davalı ...'in sahte bir inançlı temlik sözleşmesi düzenleyerek eldeki davayı açtığını, 3. Davanın inançlı temlik işlemi yönünden ispatlanmadığını, kişinin kendi muvazaasını ispat etmek için yazılı belge sunması gerektiğini ve ancak müvekkilinin imzasını taşıyan bir belge sunulmadığını, inançlı temlik sözleşmesinin Arapça yazılı bölümü ile Türkçe yazılı bölümü arasında parseller arasında farklılıklar bulunduğunu, 4. Davacı hiçbir iddiasını kesin bir delille ispat edemediğini ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, inanç sözleşmesi ve taraf muvazaasından kaynaklanan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı ... vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.01.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y İstinaf incelemesini yapan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi 13.02.20 25... /7 59... /441 Karar sayılı kararının "Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe" başlıklı paragrafında taraflar arasındaki ihtilafın hukuki nitelendirmesini "Dava, inançlı işlem nedenine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.." şeklindeki ifade ile, inançlı işleme dayalı tapu iptal ve tescil talebi olarak yapmıştır. Kararın gerekçesinde 05/02/19 47... /6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına atıfta bulunularak, inanç sözleşmesinin yazılı delille kanıtlanması gerektiği, ancak yazılı delil bulunmaması halinde inanılan kişi tarafından yazılmış fakat imzalanmamış, yazılı delil niteliğini taşıyan bir belgenin bulunması halinde HMK'nın 202. Maddesi gereğince inanç sözleşmesinin tanık dahil her türlü delille kanıtlanabileceğinden söz edildikten sonra, somut uyuşmazlıkta, davalı ...'den sadır olup imzası inkar edilmeyen "Tapu Alma ve Devretme Sözleşmesi" başlığını taşıyan belge, davalı ...'in davayı kabule yönelik savunması birlikte değerlendirilerek, türk vatandaşı olmayan davacının yapacağı yatırımın hızlandırılması amacıyla bedeli ödenerek, istediği zaman kendisine veya üçüncü kişiye devri yapılmak üzere dava konusu taşınmazın .. adına alındığı, bu nedenle davacı ile davalı ... arasında inançlı işlemin varlığının sabit olduğu kabul edildikten sonra, davalı ...'ın iktisabının iyi niyetli olup olmadığı değerlendirilmesine geçilmiş, davalı ...'ın, davalı ...'in yetkilisi olduğu şirkette sigortalı olarak çalıştığı, bu nedenle davacı ile davalı ... arasındaki inançlı işlemin varlığından haberdar olduğu, kendisine yapılan satışın gerçek bir satış olmadığı, davalı ...'ın, satış bedelini ödediğini ispat edemediği, satış bedeli ile taşınmazın satış tarihindeki bedeli arasında aşırı nispetsizlik bulunduğu, toplanan delillere göre davacı ile davalı ...'in davalı ... aleyhine el ve işbirliği içerisinde hareket etmedikleri, davalı ...'ın durumu bilen veya bilmesi gereken kişi olduğu kabul edilerek davalı ...'ın istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. İstinaf incelemesine konu Silivri 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 02.11.20 21... /2 97... /445 Karar sayılı gerekçeli kararında ise, taraflar arasındaki ihtilafın inançlı işlem ve taraf muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil işlemi olduğu kabul edilerek, davanın kabulüne, .., .. mahallesi 4 74... parsel sayılı taşınmazın davalı ... adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinde sözü edilen, "Tapu Alma ve Devretme Sözleşmesi" başlığını taşıyan belge, davacı ile davalılardan ... arasında imzalanmış olup, belgenin ilk sayfasında 07.08.2019, ikinci sayfasında ise 07.08.2015 tarihi yer almaktadır. Davalı ... vekili aşamalardaki savunmalarında ısrarla, söz konusu belgenin sahte olduğunu ileri sürmüştür. Belgenin sahte olup olmadığı bir yana, söz konusu belge resmi nitelikte bir belge olmayıp, her zaman düzenlenebilecek türden bir belgedir. Bununla birlikte; a-) Belgede davalı ...'ın imzası bulunmadığından, b-) Davalı ... ile davalı ... arasında Bakırköy 14. İş Mahkemesinin 2019/1060 Esas sayılı dosyasında hukuki husumet oluşması nedeniyle, c-) Davalı ... aleyhine açılan tapu iptali ve tescili davasının kabulüne karar verilmesi halinde davalı ...'in davacı tarafından açılması muhtemel tazminat davasından kurtuluyor olması, yani davanın kabulüne karar verilmesinin yine davalı ... lehine hukuki sonuç doğuruyor olması dikkate alındığında, bu belge, davalı ... aleyhine delil olarak kabul edilemez. Dosyaya kazandırılan tapu kayıtlarına göre dava konusu 4 74... No.lu parsele dava dışı iki kişi 1/2 oranında malik iken, davalı ... taşınmazın tamamını 02.09.2015 tarihinde satın almış, bilahare 29.12.2016 tarihinde davalı ...'a satmıştır. Tapu memuru tarafından düzenlenen Satış Senedinde davalı ... bizzat, "satış bedelini tamamen ve nakden aldığını" tapu memuruna beyan etmiş ve bu beyanını da imzalanmıştır. Davacı, hiç bir zaman bu taşınmazın maliki ya da hissedarı olmamıştır. Ancak davalı ... 22.11.2019 tarihli cevap dilekçesinde, arsanın kendisine emanet edildiğini, kendisinin de emaneten ...'a devrettiğini beyan etmiştir. Gerek Dairemizin, gerekse Yüksek Yargıtay'ın istikrar kazanmış içtihatlarına göre, "kimse, kendi muvazaasına dayanarak menfaat elde edemez" Davalının bu savunmasına değer verilerek davanın kabulüne karar verilmesi halinde, yukarıda sözü edilen sözleşme ile davacıya olan yükümlülüklerinden kurtulmak suretiyle kendi muvazaasından menfaat elde etmiş olacaktır. Davalı ..., diğer davalı ... ile aralarında inanç sözleşmesi olduğu iddiasında ise, bu iddiasını, davacı sıfatıyla ve Bölge Adliye Mahkemesinin kararında da sözü edilen 1947 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararında gösterilen delillerle kanıtlamak zorundadır. Davalı ..., aynı tarihli cevap dilekçesinde, "(...) Ben de bir çok şirkete inşaat ve gayrımenkul yatırımında danışmanlık hizmeti verdim. Davacı da bunlardan biridir..." şeklinde beyanda bulunmuştur. Davalı, profesyonel olarak gayrımenkul danışmanlığı yaptığını ileri sürdüğüne göre, inanç sözleşmesinin sonuçlarını da bildiğinin kabulü gerekir. Ancak davalı, davacı ile yaptığı gibi, davalı ... ile de, yazılı bir inanç sözleşmesi yapmamış, bu konuda mahkemeye bir delil sunmamıştır. HMK'nın 201. maddesi "Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz." hükmünü içermektedir. Yukarıda da değinildiği gibi, satış işlemi sadece taraflar arasında değil, resmi memur önünde yapılmış, davalı ..., satış bedelini aldığını kabul etmiştir. Bu resmi belge karşısında; satış bedelinin ödenmediği, davalı ...'ın dava konusu taşınmazı satın alacak mali gücünün olmadığı vb. itirazlar dinlenemez. Taşınmazı bilahare satıcıya veya göstereceği kişiye devredeceği iddiası ise, (inanç ilişkisi) ise, ancak 1947 tarih İBK. Açıklanan ilkeler doğrultusunda kanıtlanmalıdır. Temyiz incelemesine konu Bölge Adliye Mahkemesi gerekçeli kararında TMK'nın 1024. Maddesinden de söz edilmiştir. Ancak; yukarıda değinildiği gibi, taşınmaz, tapu memuru önünde ve resmi senetle satılmıştır. Buna karşılık gerek davacı, gerekse davalı ..., davalı ...'ın imzasını taşıyan veya O'nun el ürünü olan hiç bir belgeyi mahkemeye sunmamıştır. Vergiden kaçınmak için satış bedelinin olduğundan düşük gösterilmesi tek başına tescili yolsuz hale getirmez. Hukuk yargılamasında; bir vakıanın dış dünyada gerçekleşmiş olması ile, bu vakıanın yürürlükteki mevzuat ve yerleşik içtihatlara göre kanıtlanması bir birinden tamamen farklıdır. Bu bağlamda; dosyaya kazandırılan delillere göre davanın kabulüne karar verilmesi, kararın bozulmasına yönelik istinaf talebinin ve temyiz isteminin ise reddedilmesi, davacının tarafı olmadığı bir inanç sözleşmesi ve tanık beyanlarının, tapu memuru önünde yapılan bir satış ve memur önünde yapılan beyanların göz ardı edilmesine ve daha önce maliki olmadığı bir taşınmazın mülkiyetini kazanmasına yol açmaktadır. Temyiz itirazlarının reddedilmesi, Türk Medeni Kanunu, Tapu Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, inanç sözleşmesi ile ilgili 1947 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararının alt üst edilmesi ve yok sayılması sonucunu doğuracaktır. Ve yine bu delillere göre, iptal edilmeyecek hiç gayrımenkul satış sözleşmesi yoktur. Bu nedenle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin 13.02.2025 tarih ve 2022/759 Esas, 2025/441 Karar sayılı kararının kaldırılarak, Silivri 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.11.2021 tarih ve 2019/297 Esas, 2021/445 Karar sayılı kararının bozulması gerektiği kanaatinde olduğumdan, sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşüne iştirak etmiyorum.