İSTİNAF KARAR TARİHİ:06/02/2026 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı şirket arasında süregelen bir ticari ilişki mevcut olduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında müvekkili şirketin davalı şirkete muhte…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2022/1333 KARAR NO:2026/185 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:18/05/2022 NUMARASI:2018/703 Esas - 2022/561 Karar DAVA:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ:06/02/2026 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı şirket arasında süregelen bir ticari ilişki mevcut olduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında müvekkili şirketin davalı şirkete muhtelif tarihlerde ürün satışları olduğunu ve faturalar tanzim edildiğini, cari hesaptan kaynaklanan bakiye borcun ödenmesine ilişkin 16.04.2018 tarihli ihtarnamenin davalıya 17.04.2018 tarihinde teslim edildiğini ve borcun ödenmemesi üzerine davalı aleyhine Bakırköy 15. İcra Müdürlüğü'nün ... Sayılı dosyası ile genel haciz yolu ile icra takibi başlatıldığını, icra takibine yapılan itirazın alacağın tahsillini geciktirmeye yönelik olduğunu, davalı tarafın her ne kadar alacak konusu ipliklerin ayıplı olduğunu iddia etmiş ise de ticari ilişkinin başında, davalı şirketin aynı lot iplikten bir miktar alıp denemek istediklerini belirttiğini, davalının isteği üzerine müvekkili şirketin 25.10.2017 tarihinde 330 kg ipliği davalı tarafa gönderdiğini ve davalının da iplikleri işlemek suretiyle kullanıp denediğini, akabinde aynı lottan 4 ila 5 on daha iplik satın aldığını, davalı tarafın ödeme yapılması talebinde bulunulduğunda ise borçlu tarafın ipliklerin ayıplı olduğunu ileri sürerek ödeme yapmaktan imtina ettiğini, ancak aynı lottan muhtelif şirketlere satılan iplikler hakkına müvekkili şirkete herhangi bir şikayet gelmediğini, müvekkilinin bir defada yüklü miktara iplik çektiğini, piyasada onlarca firmaya satış yaptığını, hiçbir şikayet de almadığını, davanın kabulü ile itirazın iptaline, takibin 31.458,33 USD üzerinden takip talebindeki şartlarla devamına, alacağın %20'sinden aşağı olmamak kaydıyla borçlu aleyhine icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin faaliyet alanlarından birinin de kumaş örme işi olduğunu, sektörün önde gelen firmalarından biri olduğunu, davacı şirketin müvekkilinin iplik tedarik ettiği firmalardan olduğunu, dava konusu edilen sözde alacağın dayanağının bir miktar iplik satışı olduğunu, davacının müvekkiline, bu yolla satıp teslimini gerçekleştirdiği ipliklerdeki gözle görülmeyen gizli ayıpların ürünün kumaşa dönüşüp boyanmasını müteakip ortaya çıktığını, ayıbın ortaya çıkmasından itibaren davacı şirket ile irtibata geçildiğini, sorunun çözümü için başta her iki tarafın iyi niyetli bir yaklaşım içine girdiğini, taraflar arasında yapılan mail ve Whatsapp yazışmalarında ürünlerdeki kusurun davacı tarafından zimmen kabul edildiğini, sadece hatalı ürünlerin bir şekilde mevcut haliyle elden çıkarılarak her iki tarafın bu durumdan zarar görmeden sorunun çözümü için gayret gösterildiğini, bir süre sonra, ürünlerin ayıplı olduğunu inkar etmeye başlayan davacının iyi niyetli yaklaşımını yok eden tutumu üzerine müvekkil tarafından İstanbul Teknik Üniversitesine müracaat ederek dava konusu ipliklerden inceleme yapılmasının talep edildiğini, İstânbul Teknik Üniversitesi Tekstil Teknolojileri ve Tasarımı Fakültesi tarafından 10.04.2018 tarihinde yapılan incelemede; ürünlerdeki hatanın iplikten kaynaklandığının açıkça tespit edildiğini, taraflar arasında ayıplı ürünlerin satılarak parasının ödenmesi yönündeki mutabakata rağmen; davacı tarafça müvekkiline 16.04.2018 tarihinde ihtarname yollanarak haksız bir şekilde ayıplı ürünlerin bedelinin istendiğini, davacının ihtarnamesine karşı Ankara ... Noterliği'nin 20.04.2018 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarname ile cevap verilerek ve ekinde İTÜ'den alınan rapor gönderilerek ayrıntılı olarak ürünlerdeki ayıp nedeniyle ödeme yapılmasının mümkün olmadığını, ayıplı ürünlerin kabul edilmediğinin bildirildiğini, bu ihtara karşı davacı tarafından 04.05.2018 tarihinde gönderilen ihtarname ile verilen cevapta sadece gerçek dış soyut isnatlarda bulunulduğunu, uyuşmazlıktan önce ödenenlere ilave olarak bu ihbardan sonra yapılan ayıplı ürün satışından elde edilen parayı 27.07.2018 tarihinde 8.000,00 USD olarak davacıya gönderdiğini, davanın reddine, davacı aleyhine %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ... davacı cari hesap ilişkisi nedeni ile faturaya dayalı alacaklı olduğunu iddia ettiği, alacağın tahsili için icra takibi başlatıldığı, davalının takip konusu borca ve tüm ferilerine itirazı neticesinde iş bu itirazın iptali davası açılmış olup, davalının cevap dilekçesinde alım satıma konu tekstil ürünlerinin gizli ayıplı olduğu iddiasında bulunmuş bu kapsamda mahallinde alanında uzman bilirkişiler tarafından keşfen inceleme yapıldığı, dosyada 15.08.2019 tarihli tekstil mühendisi bilirkişisinin raporu, 08.10.2020 tarihli 2 Tekstil Mühendisi ile 1 SMM bilirkişisi tarafından düzenlenen heyet raporu, 10.03.2021 tarihli heyet ek raporu ile 09.06.2021 tarihli SMM ek raporu, 10.02.2022 tarihli Tekstil Mühendisi Bilirkişisi ek raporu hep birlikte değerlendirildiğinde, öncelikle mahkememizce davalının ayıp iddiasının değerlendirilmesi gerektiği, Her ne kadar Tekstil Mühendisi Bilirkişisi ... " davacıdan satın almış olduğu keten iplikleri kullanarak imal etmiş olduğu kumaşın, enine çizgi hataları sebebiyle ayıplı olduğu, kumaştaki enine çizgi hatalarının kullanılan ipliğin incelik kalınlık farklılığının (numara farklılığının) çok fazla olmasından kaynaklandığı" yönünde tespit yapılmış ise de Tekstil Mühendisi Doç Dr. ... 10.03.2021 tarihli raporda "Davacı ...A.Ş. göndermiş olduğu 4100 keten ipliklere malzeme kodu (...) atayarak Davalı ... A.Ş. firmasına sevk etmiştir. Davalı ... numarasında gönderilen iplikleri ... ve ... şeklinde ayırmıştır. ... üretiminde ... ve ... malzeme kodu (...) ile 2 farklı ...'ta iplik olduğu; ...şeklinde belirttiği ürelimde ise aynı şekilde ...ve ... malzeme kodu ile 2 farklı ...'ta iplik okluğu açıkça görülmüştür. ... ve ... üretimlerinde farklı malzeme kodlu iplikleri aynı makinede örerek kumaş haline getirmesi sebebiyle, oluşan kumaş ayıbının Davalı ... A.Ş.'ye ait olduğu" yönünde tespitte bulunmuş olup dosya içerisinde Tekstil Mühendisi ... tarafından düzenlenen 15.08.2019 havale tarihli raporda da " ... test değerleri ile boyalı kumaştan alınan iplik test değerleri kıyaslanamaz. Özellikle büküm ve mukavemet varyasyonlarının bu tür ipliklerde çok yüksek çıkması çok normaldir. Bu ipliğin hatalı olduğunu göstermez. Keten ipliğinin doğasında vardır. Çok ince ve daha çok daha kaliteli taranmış ipliklerde bile bu hatalar biraz daha azalmış olarak yine de görülebilmektedir." şeklide tespitte bulunmuştur. Bu hali ile her ne kadar bilirkişi ... aksi yönde görüş bildirmiş ise de diğer iki tekstil mühendisi bilirkişisinin davacının satmış olduğu ipliklerin ayıplı olarak nitelendirilemeyeceği yönündeki tespitlerinin birbirini doğruladığı anlaşılmakla davalını ayıp iddiasını ispatlayamadığı, cevap dilekçesi incelendiğinde açıkça yemin deliline de dayanamadığı, davacının tarafların ticari defterlerinin incelenmesi ile düzenlenen SMM raporu ile alacaklı olduğunu ispatladığı, dava tarihinden sonra yapılan ödemeler bakımından ise infaz aşamasında değerlendirilmesi gerektiğinden açılan davanın kabulüne, davalının Bakırköy 15. İcra Müdürlüğü'nün... sayılı takip dosyasında yapmış oldukları itirazın asıl alacak 31.458,33-USD bakımından iptaline, takip tarihinden itibaren asıl alacağa davacının talebi aşılmamak üzere 3095 sayılı Kanunun 2/2.maddesi uyarıca değişen oranlarda avans faizi uygulanmak suretiyle takibin devamına, Davalı tarafından dava tarihinden sonra yapılan ödemelerin infaz aşamasında dikkate alınmasına, alacağın likit olması nedeni ile alacağın %20 si oranında (31.458,33USD nin takip tarihi itibari ile Türk Parası karşılığı olan 31.458,33*4,29=134.956,23-TL nin %20 si olan 26.991,24-TL) icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine," karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;yerel mahkemenin, “eksik belgeler (özellikle lot bilgilerini istemiştir) tamamlanmadan ayıbın kimden kaynaklandığını tespit edemeyeceğini” belirtip, belgeleri beklemeden dosyayı başından savmak için hiçbir teknik tespite dayanmadan rapor yazan bir bilirkişi ile; “muhasebe malzeme kodu” ile “lot numarası”nı ayıramayacak düzeyde tekstil bilgisine sahip birisinin temelsiz görüşünü hükmüne esas aldığını, çürütülmüş görüşlere itibar edilerek verilen ve fahiş bir hukuki yanılgıdan ibaret yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini, ayıbın ortaya çıkmasından itibaren davacı şirket ile irtibata geçildiğini, sorunun çözümü için başta her iki tarafın iyi niyetli bir yaklaşım içine girdiğini,dosyada mübrez taraflar arasında yapılan mail ve WhatsApp yazışmalarında ürünlerdeki kusurun davacı tarafından zımmen kabul edildiğinin görüleceğini, İstanbul Teknik Üniversitesi, Tesktil Teknolojileri ve Tasarımı Fakültesi tarafından 10.04.2018 tarihinde yapılan incelemede; ürünlerdeki hatanın iplikten kaynaklandığının açıkça tespit edildiğini, taraflar arasındaki dosyada mübrez ihtarnamelerde ayrıntılı olarak ürünlerdeki ayıp nedeniyle ödeme yapılmasının mümkün olmadığı ve ayıplı ürünlerin kabul edilmediğinin açıkça bildirildiğini, hükme gerekçe yapılan “farklı lot” iddiasının hem dosyaya sunulan belgelerle, hem de bilirkişi raporlarıyla çürütüldüğünü, “malzeme kodu"nu “lot numarası” olarak kabul eden hatalı görüşe itibar edilmesinin hukuken kabul edilemeyeceğini, iki ayrı lot ürünün davalıya giriş ve çıkışının farklı zamanlarda olduğunu, dolayısıyla iki ayrı lot'un karışmasının mümkün olamayacağının en açık şekilde görülmekte olduğunu, bir an için davalının farklı lottaki iplikleri karıştırarak imalat yaptığı düşünülse dahi bu durumun ipliklerin ayıplı olduğu gerçeğini değiştirmeyeceğini, bilirkişinin, farklı lotlarda tolere edilebilir farklılık oranının %10 olduğunu, somut durumdaki %27,4 -%32,3 oranındaki farklılığın kabul edilebilir olmadığını hazırlamış olduğu raporda açıkça belirttiğini, böylece davanın haksız olduğunun açıkça ortaya konduğunu, buna göre ...'ın farklı lotlara ilişkin teorisinin uyuşmazlığa hiçbir etkisi kalmadığını, bu durumunda İlk Derece Mahkemesi tarafından değerlendirilmediğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, yerel mahkemenin ayıptan kimin sorumlu olduğu hususunda karar verebilmek için 4 sene yargılama yaptığı bir konuda alacağın likit olduğundan bahisle inkar tazminatına hükmetmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE:Dava; satım sözleşmesinden kaynaklanan açık hesap alacağının tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından yukarda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; davanın ispat edilip edilmediği, satım konusu ipliklerin ayıplı olup olmadığı, taraflar arasında ürün satışından sonra ödeneceğine ilişkin bir anlaşma bulunup bulunmadığı noktalarındadır.Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında Bakırköy 15. İcra Müdürlüğünün ... sayılı takip dosyasında, "cari hesaptan kaynaklanan fatura alacağı " sebebine dayalı olarak 31.458,33 USD asıl alacağın tahsili istemiyle 10.05.2018 tarihli taip talebi ile ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur.Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.İlk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümü için tarafların ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiştir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 222/2,3. maddesine göre, Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Ayrıca usulüne uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz.Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 21/2. maddesinde, bir fatura alan kişinin aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Faturaya sekiz günlük süre içinde itiraz edilmemişse, TTK. m 21/2'ye göre, itiraz etmeyen kimse, fatura içeriğini kabul etmiş sayılır. Ancak sekiz gün içinde itiraza uğramayan fatura, taraflar arasında, aksi iddia ve ispat edilemeyen bir delil, geçici bir zaman için de olsa borçluyu sorumlu kılan bir ödeme emri de sayılmaz. İtiraza uğramayan fatura, içeriğinin aksi ispat edilebilir ticari bir belgedir. Ayrıca adına fatura düzenlenen, bu faturayı ticari defterlerine itirazsız olarak kaydetmişse, bu kayıt, fatura konusu sözleşmenin ve bu sözleşmedeki işin yapıldığı anlamına gelir. Bu durumda borçlu taraf, faturaları ticari defterine işlemişse, borcun doğmadığını veya borcu ödediğini ispatlamak zorundadır(Yargıtay 11. HD'nin 19/12/2018 tarih ve 2017/2642 E. - 2018/8096 K. Sayılı kararı). Zira, davalının kendi ticari defterlerindeki kayıtlar aleyhine delil teşkil eder(Yargıtay 19. HD'nin 09/11/2016 tarih ve 2016/3391 Esas - 2016/14472 Karar sayılı ilam). Bu durumda davalı davacının faturalarını benimseyerek ticari defterine kaydettiğine göre, kendi ticari defter kayıtlarının aksini yazılı delille ispatlaması gerekmektedir.Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır(Yargıtay HGK'nın 24.05.2017 tarih, 2017/19-1633 E.- 2017/1013 K. Sayılı kararı).Ayıba karşı tekeffül borcu, satılan şeyde satıcı tarafından zikir ve vaat edilen vasıfların bulunmamasından veya satılan şeyin değerini yahut akit gereğince ondan beklenen faydaları azaltan veya kaldıran noksanları bulunmasından satıcının sorumlu tutulmasını ifade eder. Satıcının ayıba karşı tekeffül borcunun doğabilmesi için ayıbın sözleşmenin kurulduğu anda mevcut olması, ayıbın önemli olması, alıcının sözleşmenin kurulduğu anda ayıbın varlığından haberdar olmaması ve en nihayetinden alıcının kendisine düşen muayene ve ihbar yükümlülüklerini yerine getirmiş olması gerekir. Aksi halde satılan, alıcı tarafından mevcut haliyle kabul edilmiş sayılır.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 23/1-c maddesi; "Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 223/2. maddesi ise, alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır, şeklindedir. Ancak, ticari satımlarda satılanı incelemek veya inceletmekle, adi satışlarda ise satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.Satış sözleşmesinde, satıcı zapttan ve ayıptan ari bir şekilde satılanın, mülkiyetini geçirmek amacıyla, zilyetliğini alıcıya devretmekle yükümlüdür. Satılanın ayıplı olması halinde alıcı TBK'nın 227/1. maddesinde düzenlenen seçimlik haklarını kullanabilir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise, alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklı tutulmuştur. Dönmenin sonuçları ise TBK'nın 229. maddesinde düzenlenmiştir.Somut olayda, davacı tarafından davalıya satışı yapılan iplik bedellerinin tahsili için takip yapıldığı, davalının ipliklerin ayıplı olduğunu, ürünler satıldıkça bedelinin ödeneceği hususunda taraflar arasında anlaşma olduğu iddia etmiş olup, Mahkemece alınan bilirkişi raporlarına göre, Tekstil Mühendisi Doç Dr. ...'in, lot1 ve lot2 üretimlerinde farklı malzeme kodlu iplikleri aynı makinede örerek kumaş haline getirmesi sebebiyle, kumaşta ayıp olduğunun tespit edildiği yine, Tekstil Mühendisi ... tarafından düzenlenen raporda da Teknik Üniversitenin vermiş olduğu rapor boyalı kumaş üzerinde çalışılarak verildiği, bu nedenle ecru olarak satışı yapılmış olan ipliğin teknik değerleri ile mukayese edilmesi söz konusu olmadığı, zaten %100 keten ipliklerde şantuk görüntüleri, neps olması (yüzeyde minik elyaf kütleleri) ipliğin özeliğinde olduğu, sadece mukavemet varyasyonları önemli olabilir bu da zaten daha örme makinalarında üretim ilk başladığında aşırı kopuş problemi olarak kendini hemen gösterdiği, dosyada bulunan belgelerde bu konuda herhangi bir şikayet olmadığı, üretim sırasında herhangi bir sorun yaşanmadığının, problemin kumaş boyahanesinde çıktığını, çünkü boyahanede kumaş bir çok yıkama, kurutma, boyama sırasında bir çok kimyasallar, enzimler ile yüksek ısıl işlemlere (yüksek ısılarda keten çeker ve kırılganlaşır.) maruz kaldığı, boyama sonrası da yine ısıl işlemlerle kurutulup, yani kumaş dolayısı ile de kumaşı oluşturan iplikler sürekli etkileşim ve kısmen değişim altında olduğu, bu nedenlerle ... test değerleri ile boyalı kumaştan alınan iplik test değerleri kıyaslanamayacağı, özellikle büküm ve mukavemet varyasyonlarının bu tür ipliklerde çok yüksek çıkmasının çok normal olduğu, bu ipliğin hatalı olduğunu göstermediği, keten ipliğinin doğasında bulunduğu, çok ince ve daha çok daha kaliteli taranmış ipliklerde bile bu hatalar biraz daha azalmış olarak yine de görülebileceği, davalının bu ipliği önce üretmeyi düşündüğü kumaşın bütün numunelerini yaparak ondan sonra, siparişi vermesi gerektiği, çoğu boyahanede böyle düşük miktarlarda boyama yapacak ön numune kazanları mevcut olduğu, kumaşta oluşan hataları görüp bu siparişe devam etmeyebilir ve satın aldığı iplikleri geri iade edebileceği, ilk olarak numune çalışması aşamasında satın alınan iki-üç parti iplikte bu şekilde bir ön kumaş boyama numune çalışması yapılmadığı için dava konusu iplikten üretilen ayıplı kumaş için, ayıbın önceden tesbit edilebilir olması sebebi ile gizli ayıp sınıflandırması uygulanamayacağının tespit edildiği de görülerek, her ne kadar Tekstil Mühendisi Bilirkişisi ..., aksi yönde kanaat bildirmişse de, davalının basiretli tacir olarak öncelikle ipliklerden numune üretim yapması gerekirken bunu yapmadan doğrudan ipliklerle kumaş imal ederek, boyadıktan sonra kumaşlarda enine çizgiler olduğundan, kumaşlardaki ayıbın farklı lotlardaki ipliklerin karıştırılması ve boyama işleminden kaynaklandığından, davalı tarafından davacıdan satın alınan ipliklerin ayıplı olduğu ispatlanamamış olduğu görülerek, Mahkemenin dava konusu ipliklerin ayıplı olduğunun ispatlayamadığına ilişkin tespiti yerindedir.Bilirkişi ile incelenen taraf defterlerinin birbiri ile uyumlu olduğu, davacının ticari defterlerine göre; takip tarihi itibariyle davacının davalıdan 124.122,90 TL (31.458,33 USD) alacaklı olduğu, davalının 2017 ve 2018 yılları ticari defterlerinin lehine delil niteliğinin bulunduğu, davalının ticari defterlerine göre; takip tarihi (10.05.2018) itibariyle davalının davacıya 124.127,73 TL borçlu olduğu, takip tarihi itibari ile davacının ve davalının ticari defterlerine göre davacının davalıdan 124.122,90 TL (31.458,33 USD) alacaklı olduğu, 04.04.2018 tarihli 3.000 USD ödeme dekontu takip talebinden önce tarihli ödeme olduğu, diğer sunulan 27.07.2018 tarihli 8.000 USD ve 24.12.2018 tarihli 8.000 USD tutarlı ödemelerin dava tarihi sonrası yapılmış olan ödemeler olduğundan infaz aşamasında değerlendirilmesi gerektiğinden, Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.İcra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için takibe konu alacağın likit olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut olduğunda ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Eldeki davada, dava konusu fatura alacağı likit (belirlenebilir) olup, mahkemece hükme esas alınan miktar üzerinden davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesinde de bir isabetsizlik bulunmamaktadır.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Alınması gerekli olan 9.261,70 TL harçtan davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 2.315,43 TL harcın mahsubu ile eksik 6.946,27- TL karar harcının davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 06/02/2026