İSTİNAF KARAR TARİHİ : 03/12/2025 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 03/12/2025 Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili 11.09.2025 tevzi tarihli dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ......'in 06.03.2023…
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 03/12/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 18.09.2025 NUMARASI : ... Esas ... Karar DAVACI : ...... VEKİLİ : Av... DAVALI : (İFLAS NEDENİYLE) TASFİYE HALİNDE ...... ŞİRKETİ - (Konya ....İCRA DAİRESİ ... İFLAS) DAVA : Kayıt ve Kabul İSTİNAF KARAR TARİHİ : 03/12/2025 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 03/12/2025 Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili 11.09.2025 tevzi tarihli dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ......'in 06.03.2023 tarihinden iş akdinin haksız nedenle fesih edildiğini, 08.04.2025 tarihine kadar ...... Şirketi isimli iş yerinde muhasebe elamanı olarak kesintisiz olarak çalıştığını, müvekkilinin davalı iş yerinde net 40.000,00 TL ücretle çalıştığını, iş yerinde yemek ve yol uygulamasının mevcut olduğunu, müvekkilinin iş yerinde haftanın 5 günü çalıştığını, çalışma saatlerinin 08.00-18.30 arasında olduğunu, müvekkilinin, davalı iş yerinde rızası alınmaksızın zorla fazla mesai yapmak zorunda bırakılmış olup yasal olan haftalık çalışma süresinin çok üzerinde çalışmış olmasına rağmen fazla mesailerinin karşılığının kendisine ödenmediğini, müvekkilinin çalıştığı dönem boyunca hak etmiş olduğu yıllık izinler davalı tarafından kullandırılmadığını ve müvekkilinin kullanmadığı 14 günlük yıllık izin ücretlerinin karşılığını da alamadığını, müvekkilinin hak etmiş olduğu 2 ay 10 günlük maaşının da kendisine ödenmediğini, müvekkilinin, davalı iş yerinde çalıştığı dönem boyunca kendisine yüklenen tüm özen ve yükümlülükleri yerine getirdiğini, müvekkilin iş kanuna ve sözleşmeye uygun çalışmasına rağmen davalı işverenin, müvekkilinin iş akdini 46 iş koduyla feshettiğini ve müvekkilinin mağduriyetine sebep olduğunu, müvekkilinin iş akdinin fesih edilmesi için hiç bir gerekçeli nedenin bulunmadığını, müvekkilinin çalıştığı süre boyunca işverenine karşı doğruluk ve bağlılığa aykırı herhangi bir davranışının olmadığından bahisle; Fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, Agi, yıllık izin ücreti ve ücret alacakları için kısmi dava, fazla mesai ücreti için 6100 sayılı HMK 107. maddeye göre belirsiz alacak davası olduğundan; şimdilik 50,00 TL kıdem tazminatının müvekkilince iş akdinin haksız nedenle fesih tarihi olan 08.04.2025 tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faziyle birlikte tahsiline, şimdilik 50,00 TL yıllık izin ücreti alacağının, temerrüt/arabuluculuk tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsiline, şimdilik 50,00 TL ücret alacağının, temerrüt/arabuluculuk tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, şimdilik 50,00 TL ihbar tazminatının,temerrüt/arabuluculuk tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsiline, şimdilik 50,00 TL Agi alacağının,temerrüt/arabuluculuk tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsiline, HMK 107. Maddeye göre 50,00 TL fazla mesai ücreti alacağının, temerrüt/arabuluculuk tarihinden itibaren işleyecek mevduata uygulanan en yüksek faiziyle birlikte tahsiline, müvekkilinin 46 işten çıkış kodunun 04 işten çıkış kodu ile değiştirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas ... Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; "Eldeki davada, davalı Müflis ...... Şirketi'nin iflasına, Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 11.12.2023 tarih ve ... Esas ... Karar ilamı ile karar verildiği, kararın 22.05.2024 tarihinde kesinleştiği, davacının 06/03/2023 tarihinden 08/04/2025 tarihine kadar muhasebe elamanı olarak kesintisiz olarak çalıştığını, bu süre içerisindeki ödenmeyen kıdem, yıllık izin ücreti, ihbar, Agi ve fazla mesai ücret alacaklarının müflis şirketten tahsilini talep ettiği, Uyap sistemi üzerinden yapılan kontrolde davacının iş sözleşmesinin 08/04/2025 tarihinde feshedildiği, iflasla birlikte davacının iş sözleşmesi feshedilmeyip çalışmasına devam ettiği, dolayısıyla artık iflas masası tarafından yapılan işlemlere dahil olduğu, davacının iş sözleşmesi kapsamında talep etmiş olduğu işçi alacaklarının doğduğu tarihin de iş sözleşmesinin feshi tarihi olduğu (Yargıtay 15.Hukuk Dairesi'nin 11/03/2021 tarih ve ... Es. ... Kar. Sayılı ilamı) bu nedenle davacının talebi iflas alacağı niteliğinde olmadığı, sırf davanın iflas tarihinden sonra açılmasının alacağı iflas alacağı (kayıt-kabul davası) yapmayacağı, davanın 7036 sayılı İş mahkemeleri Kanun'un 5. Maddesi kapsamında işçi ve işveren arasında 4857 sayılı İş Kanun'undan kaynaklanan dava olduğu, görevli mahkemenin İş Mahkemesi olduğu, (Yargıtay 20.Hukuk Dairesi'nin 29/02/2016 tarih ve 2015/16734 Es.2016/2371 Kar. Sayılı ilamı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37.Hukuk Dairesi'nin 19/12/2023 tarih ve 2023/1014 Es. 2023/3456 Kar. Sayılı ilamı, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4.Hukuk Dairesi'nin 27/06/2025 tarih ve 2025/1303 Es. 2025/992 Kar. Sayılı ilamı benzer doğrultudadır) dava şartlarına ilişkin düzenlemenin HMK.nun 114. ve 115. maddelerinde düzenlendiği, HMK.nun 114/1-c maddesinde mahkemenin görevli olmasının dava şartı olduğunun, aynı kanunun 115.maddesinde mahkemenin dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştıracağının ve taraflarında her zaman ileri sürebileceğinin, dava şartlarının noksan olması halinde davanın usulden reddine karar verileceğinin, HMK'nun 138/1.maddesinde mahkemenin öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verebileceğinin düzenlendiği, uyuşmazlığın 2004 sayılı İİK'nun 235. Maddesi kapsamında düzenlenen kayıt kabul davası niteliğinde olmadığı gibi TTK.4.maddesinde tahdidi olarak sayılan mutlak veya nispi bir ticari dava türlerinden olmadığı, davanın İş Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği, TK.4.5. maddeleri gereğince mahkememizin görevli olmadığı anlaşıldığından dava dilekçesinin dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddi ile mahkememizin görevsizliğine, Konya Nöbetçi İş Mahkemelerinin görevli olduğuna tensiben karar vermek gerekmiş olup ; Dava dilekçesinin dava şartı yokluğu nedeniyle usulden REDDİ ile mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, Konya Nöbetçi İş Mahkemelerinin GÖREVLİ OLDUĞUNA" şeklinde hüküm kurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı Tasfiye halinde ....y Kozmetik San. Tic. Ltd. Şti adına Konya .... İcra ve İflas Müdürlüğü sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; somut olayda davacı alacaklı tarafından sıra cetvelinde reddedilen alacağına ilişkin olarak, reddedilen alacağının iflas masasına kaydı için kayıt kabul davası açılması gerekir iken, iflas masasına yapılan alacak kaydı talebini aşacak şekilde -taleple bağlılık ilkesine aykırı olarak- kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, asgari geçim indirimi, yıllık izin ücreti, ücret alacağı ve fazla mesai ücreti talep ettiğini, sıra cetvelinde reddedilen alacak dışındaki talep konusu alacakların kayıt kabul davasına konu edilmemesi ve ayrı bir alacak davası olarak ele alınarak görevsizlik kararının yalnızca iş bu gerekçe ile verilmesi gerektiğini, iflasın açılmasından önce doğan işçi alacağının, iflas tarihinden sonra doğan işçilik alacağı ile birlikte masa alacağı olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, tüm bu nedenlerle Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas ... Karar ve 18/09/2025 TL tarihli kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Açılan dava iflâstan sonra doğan işçi alacağına ilişkindir. Davalı tarafça İDM ce verilen görevsizlik kararı istinafa getirilmiştir. Bilindiği üzere görev, HMK’nın 1. maddesinde; “Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir” şeklinde düzenlenmiştir. Usul Hukuku açısından görev, bir yargı yerinin davanın konusu yönünden yetkili olması durumudur. Birden çok yargı düzeninin bulunması veya bir yargı düzeni içinde birden çok yargı yerinin yer alması yargı düzenleri veya aynı yargı düzeni içindeki yargı yerleri arasında görev dağılımı sorununa sebep olabilir. Hem adlî yargıda, hem de idari yargıda görev alanının belirlenmesi kamu düzeni ile ilgilidir. Taraflar aralarında anlaşsalar bile bir mahkemenin görev alanını değiştiremezler. Görevsizlik itirazı yapılmadan da mahkeme kendiliğinden görev konusunu inceleyerek bu konudaki kararını verir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 425). Dava şartlarının neler olduğu HMK’nın 114. maddesinde belirtilmiş olup, anılan düzenlemenin 1. bendinin (c) alt bendinde mahkemenin görevli olması dava şartı olarak düzenlenmiştir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, bir dava ancak görevli mahkemece incelenebilir. Mahkeme her şeyden önce görevli olmalıdır. Görevsiz mahkemede açılan davanın dava şartı yokluğundan usulden reddi gerekir (Pekcanıtez, Hakan/Özekes, Muhammet/ Akkan, Mine/ Taş Korkmaz, Hülya: Medeni Usul Hukuku, Cilt II, İstanbul 2017, s. 930). Bu noktada uyuşmazlık bakımından asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi arasındaki görev ayrımı önem taşıdığından “ticarî dava” kavramına değinmekte fayda vardır. Her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu’nda öngörülen ve bu Kanun’un 4. maddesinde belirtilen diğer düzenlemelerden doğan hukuk davaları “ticarî dava” sayılır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 1106). Ticarî davalar; mutlak ticarî davalar, nispi ticarî davalar ve yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Mutlak ticarî davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin ticarî bir işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticarî sayılan davalardır. Mutlak ticarî davalar, TTK’nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu m. 99, İcra ve İflas Kanunu m. 154, Finansal Kiralama Kanunu m. 31, Ticarî İşletme Rehni Kanunu m. 22 gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticarî davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticarî dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticarî işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK’nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticarî dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticarî dava sayılan davalardır. Nispi ticarî davalar, her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticarî nitelikte sayılan davalardır. TTK’nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları “ticari dava” sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî iş sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. Ticarî iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş sayılan bir işin diğeri için de ticarî iş sayılması davanın niteliğini ticarî hâle getirmez. TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı ticarî iş esasına göre değil, ticarî işletme esasına göre belirlemiştir. Üçüncü grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticarî dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticarî davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da yeterli görülmüştür. 6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesi ile değişik TTK’nın 5. maddesinin 1. fıkrası;“Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesi tüm ticarî davalar ile ticarî nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.” 5. maddesinin 3. fıkrası; “Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır” şeklinde düzenlenmiştir. Anılan TTK’nın 5/3. maddesinde yapılan bu düzenleme ile asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi hâline gelmiştir. Bu değişiklikten sonra, ticarî davalara sadece asliye ticaret mahkemeleri bakacaktır. 6335 sayılı Kanun ile yapılan göreve ilişkin bu değişiklik 6335 sayılı Kanun’un geçici 9. maddesi gereğince 01.07.2012 tarihinden önce açılmış olan davalara uygulanmaz (Börü, Levent/ Koçyiğit, İlker; Ticari Dava, 2. Baskı, Ankara 2021, s. 894-895). Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olduğundan, göreve ilişkin usul hükümlerinin uygulanmasını gerektirir. Buna göre asliye ticaret mahkemesi bulunan bir yargı çevresinde dava asliye hukuk mahkemesinde açılmış olursa, mahkeme görevli olup olmadığını kendiliğinden veya tarafların itirazı üzerine hüküm verilinceye kadar inceleyerek görevsizlik kararı verebilmelidir (Börü/Koçyiğit, s. 895). Gelinen aşamada eldeki davaya konu alacağın İİK’nın 235. maddesine dayalı kayıt kabul istemine konu olabilecek bir alacak mı, yoksa iflâstan sonra doğan genel nitelikli bir alacak mı olduğu konusunda açıklamalar yapmakta fayda vardır. Genel olarak icra takibi beş aşamadan oluşur. Bu aşamalar takip talebi, ödeme (icra) emri, haciz, satış ve paraların paylaştırılmasıdır. Paraların paylaştırılması, icra takibinin son safhasıdır. Diğer aşamalara geçilebilmesi için alacaklının talepte bulunması gerektiği hâlde, paraların paylaştırılmasına (ödenmesine) başlanabilmesi için alacaklının bir talebine gerek yoktur. İcra dairesi, satış sonucunda elde edilen paraları, kendiliğinden (re’sen) alacaklılara paylaştırır. Eldeki davaya emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2020/(23)6-663 E. 2022/1789 K. 20.12.2022 Tarihli kararında aşağıdaki şekilde aynen belirtildiği üzere: "İflâs sürecindeki alacaklar paraların paylaştırılması bakımından biri “iflâs alacakları” diğeri “masa alacakları” olmak üzere ikiye ayrılır. İflâs alacakları ve masa alacakları ayırımının pratik açıdan önemi masa alacaklarının iflâs alacaklarından önce ve tam olarak ödenmesinde kendini gösterir. İcra ve İflâs Kanunu’nun 184/1. maddesinde; “İflâs açıldığı zamanda müflisin haczi kabil bütün malları hangi yerde bulunursa bulunsun bir masa teşkil eder ve alacakların ödenmesine tahsis olunur. İflasın kapanmasına kadar müflisin uhdesine geçen mallar masaya girer” hükmüne yer verilmiştir. Bu maddede ifade edilen “alacaklar” teriminden maksat, aslında yalnız “iflâs alacaklarıdır.” İflâs alacakları, iflâs açıldığı anda müflise (borçluya) karşı hukuken mevcut olan alacaklardır. Başka bir deyimle, müflisin iflâs açıldığı andaki borçlarıdır. İflâs alacağı kavramına, müflisin yalnız muaccel borçları değil, aynı zamanda müflisin müeccel borçları (m. 195), taliki şarta (geciktirici koşula) veya belirsiz bir vadeye bağlı olan borçları (m. 197) ve konusu paradan başka bir şey olan borçları (m. 198) da dâhildir (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 1212). İflâs alacakları, iflâs kararından önceki dönemlere isabet eden alacaklar olup alacaklılar tarafından masaya yazdırılarak istenebilir ve iflâs kararına kadar olan müflis borçlarını gösterir. Buna karşılık, müflisin iflâsın açılmasından sonra yaptığı borçlar, iflâs alacağı olmayıp, iflâs masasından istenemez. Başka bir anlatımla müflisin borçları iflâs masasının bir parçası değildir. Bilâkis iflâs masasına giren mallar müflisin borçlarını ödemeye tahsis edilir. Dolayısıyla iflâs masası “özel bir malvarlığı” olup teknik anlamda, aktif ve pasiflerden oluşan bir “malvarlığı” değildir (Atalı, Murat/Ermenek, İbrahim/Erdoğan, Ersin: İcra ve İflas Hukuku, 6. Baskı, Ankara 2022, s. 563). İflâs masasından istenebilecek hatta iflâs alacaklarından daha önce ödenecek olan bir başka alacak çeşidi daha vardır ki, o da masa alacaklarıdır. “Masa alacakları,” muhatabının masa olduğu, masa üzerine doğan ve masanın doğrudan sorumlu olduğu borçlardır. Bunun masa bakımından adı “masa borcudur.” İflâs açıldıktan sonra müflisin masayı bağlayıcı nitelikte borçlanmasına imkân yoktur. Bu nedenle masa alacağı müflisin değil, iflâsın açılmasından tasfiyenin sonuçlanmasına kadar iflâs masası ya da masa adına iflâs idaresi tarafından yapılan borçlardan olup, masa alacağının müflisle ilgisi yoktur ve bu borçlardan iflâs masası sorumludur. Meselâ, iflâs kararının ilânı giderleri (m. l66; 219), defter tutma (m. 161; 208) giderleri, masa mallarının muhafazası için kiralanan depo için ödenecek kira, iflâs idaresinin ücreti (m.223,IV), masanın (iflâs idaresinin) taraf olduğu davaları takip eden avukatın avukatlık ücreti masa borcudur. Bu sayma tahdidi değildir; masa borçlarına bazı misaller vermek içindir (Kuru, s. 1213). Şu hâlde, masa alacakları (borçları), iflâs açıldıktan sonra iflâsın tasfiyesi için bizzat masa (yani, masa adına iflâs dairesi veya idaresi) tarafından yapılan borçlardır (Kuru, s. 1213). İcra ve İflâs Kanunu’nun “İflâs masrafları ve masanın borçları” başlıklı 248. maddesinde yer alan; “İflasın açılmasından ve tasfiyeden doğan masraflar önce çıkarılır. Rehinlerin bedelinden yalnız rehinin muhafaza ve paraya çevrilmesi masrafları çıkarılır.” Şeklindeki düzenleme gereğince masa alacakları, tüm iflâs alacaklarından daha önce ödenir. Masa alacaklarının tam olarak ödenmesinden sonra iflâs alacaklarının ödenmesine geçilir. Satış bedeli masa alacakları karşılanmadan iflâs alacaklılarına dağıtılmaz. Alacağın rehine bağlı olması durumu değiştirmez. Masa alacaklarından sonra iflâs alacakları ödenerek tasfiye gerçekleştirilir. Masa alacaklarının iflâs alacaklarından önce ve masadan tam olarak ödenmeleri gerektiğinden ve masa alacaklılarının borçlusu doğrudan doğruya iflâs idaresi olduğundan bu alacaklar sıra cetvelinde yer almaz. Sıra cetvelinde yer verilen alacaklar sadece iflâs alacaklarıdır. Masa alacaklarına sıra cetvelinde yer verilmez ise de, bunlara pay cetvelinde yer verilir. Pay cetveli, malların satış bedelleri tahsil edildikten ve sıra cetveli kesinleştikten sonra iflâs alacaklılarının iflâstan düşen paylarını göstermek üzere düzenlenen ödeme planıdır. Sıra cetveline karşı açılmış bütün davalar sonuçlanmadan pay cetveli düzenlenemez. Masa alacaklarının ödenmesinden sonra iflâs alacaklılarına kesinleşen sıra cetvelinde yer aldıkları sıraya göre düzenlenen pay cetveline göre ödeme yapılır. Alacaklıların sadece iflâstan önce doğan alacaklarının masaya kaydı mümkün olup, iflâstan sonra doğan genel nitelikli alacağın masaya kaydı mümkün değildir. Alacaklıların, sıra cetveline kayıt için İİK hükümlerine uygun olarak iflâs idaresine başvurmaları gerekir. Süresinde başvurulmayan alacakların iflâs idaresi tarafından masaya kendiliğinden (re’sen) kaydedilmesi zorunluluğu yoktur. İcra ve İflâs Kanunu’nun 235. maddesinde; “Sıra cetveline itiraz edenler, cetvelin ilanından itibaren onbeş gün içinde iflasa karar verilen yerdeki ticaret mahkemesine dava açmaya mecburdurlar. 223 üncü maddenin üçüncü fıkrası hükmü mahfuzdur. Bu davaya bakan mahkeme, davacının isteği halinde ikinci alacaklılar toplantısına katılıp katılmaması ve ne nisbette katılması gerektiği konusunda 302 nci maddenin altıncı fıkrasına kıyasen onbeş gün zarfında karar verir. İtiraz eden, talebinin haksız olarak ret veya tenzil edildiğini iddia ederse dava masaya karşı açılır. Muteriz başkasının kabul edilen alacağına veya ona verilen sıraya itiraz ediyorsa davasını o alacaklı aleyhine açar. Bir alacağın terkini hakkında açılan dava kazanılırsa, bu alacağa tahsis edilen hisse dava masrafları da dahil olduğu halde sıraya bakılmaksızın alacağı nisbetinde itiraz edene verilir ve artanı da diğer alacaklılara sıra cetveline göre dağıtılır. Dava basit yargılama usulü ile görülür. Ancak, itiraz alacağın esas veya miktarına taallük etmeyip yalnız sıraya dair ise şikayet yoliyle icra mahkemesine arz olunur” şeklinde sıra cetveline itiraz ve neticeleri düzenlenmiştir. Anılan hüküm gereğince alacağı iflâs idaresi tarafından tamamen veya kısmen reddedilen ve sıra cetveline alınmayan yahut da sıra cetveline alınan başka bir alacaklının alacağına veya sırasına karşı koymak isteyen alacaklının, sıra cetvelinin ilanından itibaren on beş gün içerisinde iflâs masasına (idaresine) karşı iflâs kararı verilen yerdeki asliye ticaret mahkemesine sıra cetveline itiraz davası açması gerekir. Bu dava iflâs alacaklıları veya mülkiyet dışında istihkak iddiasında bulunanlar tarafından açılabilir; müflisin bu davayı açması mümkün değildir (Atalı /Ermenek /Erdoğan, s. 613). Sıra cetveline itiraz davası, normal bir eda (alacak) davasıdır. Çünkü bu dava ile, alacaklı, iflâs idaresinin alacağını tamamen veya kısmen haksız olarak reddettiğini iddia ederek iflâs masasının (idaresinin) bu alacağı ödemeye mahkûm edilmesini ister. Uygulamada bu dava “kayıt kabul davası” olarak nitelendirilmekte ve dava dilekçesinde, alacaklı, alacağının sıra cetveline kayıt ve kabulüne karar verilmesini talep etmektedir (Kuru, s. 1333)." Alacak, iflastan sonra doğmuş ve masa borcu da değilse sırasına ve esasına itiraz edilebilecek, İİK'nın 235. maddesine dayalı kayıt kabul istemine konu olabilecek müflis borçlarından olmayıp, iflastan sonra doğan ve müflisin genel hükümlere göre sorumlu olduğu ve iflas masasının dağıttığı iflas (garame) hissesi oranında değil, tasfiyede bakiye kalırsa alacaklıya ödenecek olan bir alacak niteliğindedir. İflas tarihinden sonra doğan böyle bir alacağın varlığı ve miktarı konusunda bir uyuşmazlık bulunmasa da, inceleme, şikayet yolu ile icra mahkemesince değil, alacağın dayandığı hukuksal ilişkiye göre genel hükümler doğrultusunda iflas masası aleyhine açılan davada genel mahkemelerce tespit edilecektir. Böyle bir davada, davacı, davalı müflisten alacaklı olduğunu iddia eden alacaklı olup, davalı ise iflas idaresidir. İflastan sonra oluşan alacağın masaya kaydı istenemez, tasfiyede bakiye kalırsa nazara alınır. Nitekim emsal hgk nınn 2020/6-663 esas 2022/1789 karar sayılı ilamı,yargıtay 5 hd nin 2023/11737 esas 2024/3243 sayılı ilamı Masa borçları sıra cetvelinde yer alamayacağından, bunlar için iflas masası aleyhine genel mahkemede açılması gereken davada İİK'nın 235. maddesindeki süreler uygulanmaz. İİK'nda masa borçları ve iflastan sonra doğan genel nitelikli alacak için İİK'nın 235/2. maddesinin ilk cümlesindeki gibi kayıt kabul ve 154/3. maddesindeki gibi iflas davaları için Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğu yolundaki açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Yukarıda ki açıklamalar dikkate alındığında somut olayda, davalı müflis ...... Şirketi'nin iflasına, Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 11.12.2023 tarih ve ... esas ... karar ilamı ile karar verildiği, kararın 22.05.2024 tarihinde kesinleştiği, davacının 06/03/2023 tarihinden 08/04/2025 tarihine kadar muhasebe elamanı olarak kesintisiz olarak çalıştığını, bu süre içerisindeki ödenmeyen kıdem, yıllık izin ücreti, ihbar, fazla mesai ücret alacaklarının müflis şirketten tahsilini talep ettiği, delillere göre davacının iş sözleşmesinin 08/04/2025 tarihinde feshedildiği, iflasla birlikte davacının iş sözleşmesi feshedilmeyip çalışmasına devam ettiği, dolayısıyla artık iflas masası tarafından yapılan işlemlere dahil olduğu, davacının iş sözleşmesi kapsamında talep etmiş olduğu işçi alacaklarının doğduğu tarihin de iş sözleşmesinin feshi tarihi olduğu, zira alacağın varlığı ve miktarı, haklı fesih durumu ancak iş sözleşmesinin sona erdiği tarihte belirlenebileceğinden davacının talebi iflas alacağı niteliğinde olmadığı, alacağın tamamının masa alacağı olarak genel hükümlere (yani iş mahkemesi olarak) değerlendirilmesi gerekip sadece davanın iflas tarihinden sonra açılmasının alacağı iflas alacağı (kayıt-kabul davası) yapmayacağından davanın 7036 sayılı iş mahkemeleri kanun'un 5. maddesi kapsamında işçi ve işveren arasında 4857 sayılı iş kanun'undan kaynaklanan dava olduğu, kaldı ki dava dilekçesinde davanın kayıt kabul davası olarak değil genel işçilik alacağı kapsamında talepte bulunulmuş olduğu da gözetildiğinde neticeten görevli mahkemenin iş mahkemesi olduğu yönündeki isabetli gerekçelerle verilen kararında bir isabetsizlik görülmemiştir. Bu durumda alacak, iflastan önce doğmadığından, sırasına ve esasına itiraz edilebilecek, İİK'nın 235. maddesine dayalı kayıt kabul istemine konu olabilecek müflis borçlarından olmayıp, iflastan sonra doğan ve müflisin genel hükümlere göre sorumlu olduğu ve iflas masasının dağıttığı iflas (garame) hissesi oranında değil, tasfiyede bakiye kalırsa alacaklıya ödenecek olan genel nitelikli bir alacak niteliğindedir. Somut olayda, dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın 4. maddesi uyarınca, bu hükümde sayılan mutlak ticari davaların yanısıra her iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili hususlardan doğan hukuk davaları nispi ticari dava sayılır. Mezkur Yasa'nın 5/1. maddesi uyarınca, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine ve tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemeleri tüm ticari davalara bakmakla görevlidir. Bu durumda, dava konusu alacağın iflas alacağı ve masa borcu değil, iflas tarihinden sonra doğan genel nitelikli alacak olduğu, davanın 6102 sayılı TTK'nın 5. maddesinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açıldığı, buna göre Asliye Hukuk ve Asliye Ticaret Mahkemeleri arasında görev ilişkisinin bulunduğu, davacının tacir olmadığı, buna göre davanın nispi ticari dava olmadığı, Davanın 7036 sayılı İş mahkemeleri Kanun'un 5. Maddesi kapsamında işçi ve işveren arasında 4857 sayılı İş Kanun'undan kaynaklanan dava olduğu, görevli mahkemenin İş Mahkemesi olduğu, Konya .... İş Mahkemelerinin görevli olduğu anlaşıldığından dava dilekçesinin dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi doğrudur. Bu halde ,Dosya içeriğine, toplanan delillere, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenle, özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına,tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına ve hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere göre, HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak, Davalının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereği esas yönünden reddinin gerektiği düşünülmektedir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından, davalının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereği ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf eden davalıdan alınan harç yeterli olduğundan yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan masrafların davalı üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, HMK'nın 362/1-c maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle KESİN olarak karar verildi.03/12/2025 ... Başkan ... e-imzalı ... Üye ... e-imzalı ... Üye ... e-imzalı ... Katip ... e-imzalı Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.