İSTİNAF KARAR TARİHİ: 17/12/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalı arasında akdedilen 13 Temmuz 2016 tarihli Satım Sözleşmesi uyarınca aradaki ticari ilişkinin devam ettiğini, davacının işbu ticari ilişki devam ed…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/969 KARAR NO : 2025/1919 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 17/03/2022 NUMARASI : 2020/582 Esas - 2022/161 Karar DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 17/12/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalı arasında akdedilen 13 Temmuz 2016 tarihli Satım Sözleşmesi uyarınca aradaki ticari ilişkinin devam ettiğini, davacının işbu ticari ilişki devam ederken unvanını ...Limited Şirket vasfından çıkararak ... A.Ş. olarak değiştirdiğini, ancak bu değişiklikten sonra davalı şirketin, davacının Limited Şirket unvanı altındayken borçlandığı bedelleri ödemediğini, davalının, davacıya 30 Eylül 2019 tarihli cari hesap tablosunda yer alan 506.601,05 TL tutarındaki borcunun olduğunu, borçlu şirkete Beyoğlu 18. Noterliği’nin 04.03.2020 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarname keşide edildiğini, ihtarname tarihinde davalı şirketin borcunun toplam 717.684,45 TL'ye ulaşmasına rağmen müvekkili tarafından yalnızca Limited Şirket dönemine ilişkin alacakların talep edildiğini, davalı şirket tarafından keşide edilen Üsküdar 17. Noterliği'nin 10.03.2020 tarihli ve 12195 yevmiye numaralı cevabi ihtarnamesiyle davalının davacıya borcunun olmadığının bildirildiğini, bu nedenle davacı tarafından İstanbul 36. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasından ilamsız takip başlatıldığını, takip tarihinde borçlu şirketin borcu 715.525,37 TL’ye ulaştığını ancak buna rağmen davacının iyi niyetli bir şekilde yalnızca Limited Şirket dönemine ilişkin alacakları için takip başlattığını, bu nedenle takip çıkışının, 30.09.2020 tarihli cari hesap alacağı 506.601,05 TL üzerinden başlatıldığını, davalı şirketin takibe haksız ve mesnetsiz olarak itiraz ettiğini ve takibin durduğunu,davacının tüzel kişiliğinde bir değişiklik olmaksızın yalnızca tür değişikliği yapılmış olmasına rağmen, davalı tarafından borcu bulunmadığı yönündeki savunmanın kabulünün mümkün olmadığını, davalının itiraz etmesine rağmen takip tarihinden sonra davacıya toplam değeri 253.341,26 TL olan ödemeler yaptığını ancak davacıya olan bakiye borcunu ödemediğini, cari hesap tablosu uyarınca davalı şirketin borcunun 550.946,35 TL'ye ulaşmış olmasına rağmen, işbu itirazın iptali davasının, icra takip çıkışı olan 506.601,05 TL'den, 253.341,26 TL'lik ödemenin mahsubuyla 253.259,79 TL üzerinden ikame edildiğini beyanla İstanbul 36. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına yapılan kötü niyetli, haksız ve mesnetsiz itirazın iptali ile takibin 253.341,26 TL üzerinden devamını, takibin tamamına itiraz edildiğinden ve icra takibi ile işbu davanın açılmasına davalının sebebiyet vermesi nedeniyle icra dosyasındaki vekalet ücreti ve takip giderlerinin takip çıkışı olan 506.601,05 TL üzerinden hesaplanmasını, davalı şirketin itirazında haksız ve kötü niyetli olması nedeniyle takip çıkışının %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatı ödemesine karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinin usulüne uygun hazırlanmadığını ve davacının iddia ettiği hususları ispat etme yükümlülüğünü yerine getirmediğini, davacının cari hesabına dayanak gösterdiği faturaları ibraz etmediğini, faturaların sözleşmeye uygun olarak tanzim edildiğini ispat edemediğini, davalı şirketin hesaplarında yapılan yapılan incelemede davacı ile süregelen ticari ilişki kapsamında herhangi bir muaccel alacağa rastlanmadığını, davalı şirketin davacı tarafça usulüne uygun olarak tanzim ve teslim edilen tüm faturaları kayıt altına aldığını ve tahsili gereken tüm alacak kalemlerinin hesaptan düşülmesi neticesinde ortaya çıkan bakiyeyi davacıya ödediğini, gerek borcun gerekse temerrüdün bulunmaması nedeniyle işbu davanın reddinin gerektiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin 7. maddesinde, davalı şirketin kayıtlarının kesin delil olacağının kararlaştırıldığını, bu sebeple huzurdaki incelemenin salt davalı şirketin kayıtları üzerinden yapılması gerektiğini, davadaki alacak likit ve muayyen olmadığından davacının icra inkar tazminatı talebinin yerinde olmadığını beyanla davanın usulden reddini, esastan inceleme yapıldığında kat edilip edilmediği belli olmayan cari hesap ilişkisine dayanılarak açılmış olan hukuki dayanaktan yoksun işbu davanın reddini, cari hesap ilişkisindeki tutarsızlığa kendi kusur ve eylemi ile yol açmış olan davacının haksız davasının isteminin reddini, davacı şirketin asıl alacağın %20'sinden az olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ve ücreti vekâletin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...Davacı ve davalı şirketin cari hesap bakiyelerinde mutabakat bulunduğu anlaşılmakla davalı taraf her ne kadar icra dosyasına yapmış olduğu itirazında ve mahkememize sunduğu cevap dilekçesinde borcun olmadığını belirtse de davalının cari hesaplarından davacının takip tarihi itibariyle 506.601,05 TL alacağı teyit edilmiştir. TK 21/2. Maddesi uyarınca davacı tarafça tanzim edilen faturalara 8 gün içinde itiraz edildiğine ilişkin dosyada davalı tarafından sunulmuş herhangi bir belgenin bulunmadığı, davacı HMK 222. Maddesi uyarınca usulüne uygun tutulmuş lehine delil teşkil eden ticari defterlerinde ve davalının defter ve kayıtlarıyla borç alacak bakiyesinde mutabık olunduğu, taraf defter ile kayıtlarını birbirini doğruladığı, davacının alacak miktarının her iki tarafın kayıtlarında kayıtlı olduğu, hatta davalının kayıtlarında davacının daha fazla alacağının bulunduğu tespit edildiği, sonuç itibariyle davacının davalıdan takip tarihi itibariyle 506.601,05 TL alacağının bulunduğu ve bunun tahsili bakımından icra takibi yapabileceği anlaşılmıştır. Davalı taraf aleyhine başlatılan icra takibinden sonra ancak dava tarihi olan 21/10/2020 tarihinden önce olmak üzere; davalının davacıya 11/05/2020 tarihinde 38.863,19 TL, 11/05/2020 tarihinde 36.513,04 TL, 11/05/2020 tarihinde 28.169,55 TL, 20/05/2020 tarihinde 14.028,29 TL, 10/06/2020 tarihinde 21.999,02 TL, 22/06/2020 tarihinde 11.805,97 TL, 10/07/2020 tarihinde 32.879,85 TL, 20/07/2020 tarihinde 10.184,27 TL, 10/08/2020 tarihinde 8.960,39 TL, 20/08/2020 tarihinde 7.753,00 TL, 10/09/2020 tarihinde 22.917,29 TL, 21/09/2020 tarihinde 19.267,40 TL olmak üzere toplam 253.341,26 TL ödeme yaptığı anlaşılmıştır. Davacı tarafça açılan itirazın iptali davasında davadan önce ödenen bedeller mahsup edilerek 253.259,79 TL üzerinden dava değeri belirtilerek harç yatırıldığı tespit edilmekle; icra takip tutarı 506.601,05-TL olduğundan tahsilat sonrası kalan bakiyenin (506.601,05-TL - 253.341,30-TL) 253.259,75-TL olduğu nazara alındığında, davacının yapılan ödemeler mahsup edildiğinde talep edilen tutar kadar alacağının olduğu sonucuna varılmıştır. Bu sebeplerle davacının davalıdan bakiye 253.259,75-TL tutarında alacağı olduğu ve bunu davalıdan tahsilini talep edebileceği anlaşıldığından davanın KABULÜ ile davalının İstanbul 36. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas dosyasına yapmış olduğu itirazının kısmen iptali ile yapılan ödemeler düşülerek takibin 253.259,79-TL asıl alacak üzerinden devamına karar verilmiştir. Ayrıca davacı vekili dava dilekçesinde takibin tamamına itiraz edildiğinden davalı şirketin itirazında haksız ve kötü niyetli olması nedeniyle takip çıkışının %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatı ödemesine karar verilmesini talep etmiş olup; alacağın likit ve belirlenebilir olduğu anlaşılmakla ancak İİK 67/2. Maddesinde açıkça: ''davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. '' hükmü bulunduğu dikkate alınarak İİK 67/2 maddesi uyarınca kabul edilen miktar üzerinden icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiği kanaatiyle kabul edilen alacağın %20' si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine," karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı şirket ile davacı şirket arasında akdedilmiş olan sözleşme uyarınca, taraflar arasındaki ilişkinin "sat - öde" çalışma prensibi benimsenerek kurulduğunu, bu hususun sözleşmede açıkça yer aldığını, bu doğrultuda cari hesap ilişkisinde davacının alacaklı göründüğü kısmın gerçeği yansıtmadığını ve aslında henüz satışı gerçekleşmeyen ürünlere ilişkin olduğunu, bu nedenle de davacı tarafın davalı şirketten herhangi bir alacağının doğmadığını, gerekçeli kararda yer alanın aksine davacının cari hesabına dayanak gösterdiği faturaları ibraz etmediğini, faturaların sözleşmeye uygun olarak tanzim edildiğini ispat edemediğini, davacının davaya konu cari hesap alacağını usulüne uygun deliller ile ispat etmesi gerektiğini, davacının davalı şirket'ten herhangi bir alacağı bulunmadığını, taraflar arasındaki cari hesap ilişkisinin sonlanıp sonlanmadığı açık değilken dava açılmasının hukuka aykırı olduğunu, bu yönüyle de ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerektiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin 7. maddesinde, davalı şirket kayıtlarının kesin delil olacağının kararlaştırıldığını, hiçbir şekilde davayı ve ilk derece mahkemesi kararını kabul anlamına gelmemekle birlikte incelemenin salt davalı şirket'in kayıtları üzerinden yapılması gerekirken bu hususa ilk derece mahkemesi tarafından hiçbir şekilde dikkat edilmediğini, davadaki alacağın likit ve muayyen olmadığından davacının icra inkar tazminatına hükmedilmesi yönündeki talebinin reddi gerekirken ilk derece mahkemesinin haksız ve mesnetsiz bir şekilde icra ve inkar tazminatına hükmettiğini, davacı şirketin asıl alacağın %20'sinden az olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE :Dava, ticari satım sözleşmesine dayalı cari(açık) hesaptan kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ile davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından yukarıda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; taraflar arasındaki sözleşmenin sat öde şeklinde olup olmadığı, faturaların sözleşmeye uygun düzenlenip düzenlenmediği, davacının alacağı bulunup bulunmadığı, sözleşmeye göre davalının defterlerinin kesin delil olup olmadığı, icra inkar tazminata hükmedilmesinin hatalı olup olmadığı noktalarındadır. Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında, İstanbul 36. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasında, " muhtelif faturalardan kaynaklanan cari hesap alacağı fatura, ihtarname, sözleşme ve cari hesap ekstresi 306.601,05 TL " sebebine dayalı olarak 506.601,05 TL asıl alacağın tahsili istemiyle 18.03.2020 tarihli takip talebi ile ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur.Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Mahkemece uyuşmazlığın çözümü için tarafların ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiştir. Hukuk Genel Kurulunun 2021/208 E., 2023/822 K sayılı ilamında belirtildiği gibi; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Delil sözleşmesi” başlıklı 193 üncü maddesinde; “Taraflar yazılı olarak veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyla kanunda belirli delillerle ispatı öngörülen vakıaların başka delil veya delillerle ispatını kararlaştırabilecekleri gibi; belirli delillerle ispatı öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delil veya delillerle ispatını kabul edebilirler.(2) Taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersizdir” hükmüne yer verilmiştir. Anılan hükümde düzenlenen delil sözleşmesi, ispat yükünün kimde olduğuna ilişkin değil, ispatın nasıl yapılacağı hakkındadır. Delil sözleşmesi, belli bir vakıanın, belli bir delille veya diğer deliller yanında kararlaştırılan türdeki deliller ile de ispat edilebileceği konusunda taraflar arasında davadan önce veya yargılama sırasında yapılan usulî bir sözleşmedir. Delil sözleşmesi etkisini doğrudan yargılama hukukunda gösterir. Delil sözleşmesiyle birlikte taraflar yargılama sırasında belli delillere dayanıp dayanmama konusunda taahhütte bulunmaktadırlar. Bunun doğal sonucu olarak mahkeme delil sözleşmesinde yasaklanan bir delili inceleyemez (Hakan Pekcanıtez, Muhammet Özekes, Mine Akkan, Hülya Taş Korkmaz, Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, C. II, İstanbul 2017, s. 1741).Bir hususun ispatı için münhasır delil sözleşmesi, başka bir ifadeyle sadece belli delil veya delillerle ispatı mümkün kılan daraltıcı delil sözleşmesi yapılmış ise, delil sözleşmesinde kararlaştırılan delilden başka delille ispat mümkün değildir. Zira taraflar, delil sözleşmesi ile aynı zamanda delillerini hasretmiş olurlar ve kararlaştırdıkları deliller dışında başka delil gösteremezler. Delil sözleşmesinde, hangi hukuki ilişkinin hangi delil ile ispat edilebileceğinin kararlaştırıldığının açıkça gösterilmesi gerekli olup, taraflar genel bir delil sözleşmesi yapamazlar. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 193/2.maddesinde ise, delil sözleşmesinin yapılmasının sınırlarına yer verilmiş olup, buna göre taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmelerinin geçersiz olacağı belirtilmiştir. Delil sözleşmesi kesin delil sayıldığından gerek tarafları ve gerekse mahkemeyi bağlayacağından, hâkimin görevinden ötürü resen bu hususu göz önünde bulundurması zorunludur (Muammer Öztürk, Zeki Gözütok, Usul ve Esaslarıyla Eser Sözleşmesi Uygulaması, Ankara 2023, s. 1098).Bu açıdan taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 7. Maddesinin değerlendirilmesi gerekmektedir. "...Taraflar, işbu Sözleşmeden doğabilecek ihtilaflarda Alıcının defter ve kayıtları, faks, elektronik posta ve/veya EDI üzerinden yapılan tüm işlem ve yazışmalara ilişkin kayıtların HMK 193. Maddesi kapsamında kesin delil teşkil edeceğini ve bu maddenin kesin delil sözleşmesi niteliğinde olduğunu kabul eder." düzenlemesinin bulunduğu görülmektedir. Anılan düzenleme ile taraflar arasındaki uyuşmalıklarda davacını ticari defter ve kayıtlarının kesin delil olacağı düzenlenmiş olup münhasır delil olacağına yönelik bir ibare yoktur. HMK'nın 193/2. maddesi hükmü uyarınca, taraflar arasındaki münhasır delil sözleşmesine rağmen bu delilin aksi, yine aynı kuvvetteki başka bir delille ispatlanabileceği gibi, taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkansız kılan veya büyük ölçüde güçleştiren delil sözleşmeleri de geçersizdir. Dolayısıyla delil sözleşmesinin varlığı, karşı tarafın yasal delillerini sunma olanağını ortadan kaldırmayacağı gibi, ticari defter ve kayıtlarının incelenmesine de engel teşkil etmeyecektir. Davacı tarafta delil dilekçesinde sözleşmeler ile birlikte taraflar arasındaki elektronik ve fiziki kayıtlar, bilirkişi incelemesi beyanıyla tarafların ticari defterlerine dayanıldığı görülmektedir. Bu duruma taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 7. Maddesi davacının kesin deliller ile davalı iddialarının aksini ispatlamasına engel olmadığından davalının bu husustaki istinaf itirazının reddime karar verilmiştir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 222. maddesine göre, Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Ayrıca ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın 2.fıkra hükmüne uygun olarak tutulan ticari defterlerinin ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi halinde ticari defterler sahibi leline delil olarak kullanılamaz. Maddede sayılan şartların birlikte bulunması halinde ticari defterler kesin delillerdendir ve aksi ancak senet veya diğer kesin deliller ile ispatlanabilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 21/2. maddesinde, bir fatura alan kişinin aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Faturaya sekiz günlük süre içinde itiraz edilmemişse, TTK. m 21/2'ye göre, itiraz etmeyen kimse, fatura içeriğini kabul etmiş sayılır. Ancak sekiz gün içinde itiraza uğramayan fatura, taraflar arasında, aksi iddia ve ispat edilemeyen bir delil, geçici bir zaman için de olsa borçluyu sorumlu kılan bir ödeme emri de sayılmaz. İtiraza uğramayan fatura, içeriğinin aksi ispat edilebilir ticari bir belgedir. Ayrıca adına fatura düzenlenen, bu faturayı ticari defterlerine itirazsız olarak kaydetmişse, bu kayıt, fatura konusu sözleşmenin ve bu sözleşmedeki işin yapıldığı anlamına gelir. Bu durumda borçlu taraf, faturaları ticari defterine işlemişse, borcun doğmadığını veya borcu ödediğini ispatlamak zorundadır(Yargıtay 11. HD'nin 19/12/2018 tarih ve 2017/2642 E. - 2018/8096 K. Sayılı kararı). Zira, davalının kendi ticari defterlerindeki kayıtlar aleyhine delil teşkil eder(Yargıtay 19. HD'nin 09/11/2016 tarih ve 2016/3391 Esas - 2016/14472 Karar sayılı ilam). Bu durumda davalı davacının faturalarını benimseyerek ticari defterine kaydettiğine göre, kendi ticari defter kayıtlarının aksini yazılı delille ispatlaması gerekir.Tarafların incelenen ticari defterlerine göre, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 2016 yılında başladığı, tarafların defterlerinde 2017 ve 2018 yıllarında mutabakat olduğu, takip konusu 30.09.2019 tarihinde, davacının davalıdan 506.601,05 TL alacaklı olduğu, davalının davacıya 500.695,96 TL borçlu olduğu, 30.09.2019 tarihli 5.905,09 TL tutarlı farkın nedenin, davalının 30.09.2019 tarihli 6 adet faturayı Ekim ayında kayıt altına almış olmasından kaynaklandığı, bu tarih itibari ile davalının 506.601,05 TL borçlu bulunduğu, davalının takipten sonra toplam 253.341,26 TL ödeme yaptığı, davalının 06.10.2021 tarihli 2 adet mutabakat föyü gönderdiği, bunlardan birinde davacının cari hesabının 766.032,00 TL olduğu bu tutarın 425.304,52 TL'lik kısmının sat öde sistemine göre alınan mallar olduğunun belirtildiği, davalının satın aldığı malların bir kısmını konsinye olarak aldığı ve sattıktan sonra ödeme yaptığının anlaşıldığı ancak bu mektuplarda davalının imzasının bulunmadığından davacıya gönderildiğinin ispata muhtaç olduğu, davacının dava tarihi itibariyle 253.259,75 TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir.Taraflar arasında, satım sözleşmesi olduğu ihtilafsız olup, sözleşmenin 4. Maddesine göre, her ayın 3'ü ve 13'ünde alıcı tarafıından alınacak sipariş raporuna istinaden satışı yapılmış olan ürünlerin tespit edileceği, bu şekilde satış yapıldığı tespit edilen ürünlerin karşılığı olan tutarın satış öncesinde satıcı tarafından düzenlenen faturanın alıcı taraf tebliğ edilmesi şartına bağlı olarak, satış raporunun tebliğ tarihinden itibaren uygulanan 60 gün vadenin son gününü mütakip her ayın 6'sı veya16'sında olmak üzere alıcının belirleyeceği günde banka havalesi yoluyla satıcının hesabına yatırılacağı düzenlenmiştir.Somut olayda, tarafların defterlerinin incelenmesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporuna göre, tarafların defterlerinde 2017 ve 2018 yıllarında mutabakat olduğu, takip konusu cari hesap tarihi olan 30.09.2019 tarihinde, davacının davalıdan 506.601,05 TL alacaklı olduğu, davalının davacıya 500.695,96 TL borçlu olduğu, 30.09.2019 tarihli 5.905,09 TL tutarlı farkın nedenin, davalının 30.09.2019 tarihli 6 adet faturayı Ekim ayında kayıt altına almış olmasından kaynaklandığı, bu tarih itibari ile davalının 506.601,05 TL borçlu olduğunu tespit edilmiş olup, her ne kadar davalı, sözleşmeye göre kendi defter ve kayıtlarının kesin delil olduğunu iddia etmişse de, davacı tarafından düzenlenen faturaların davalı defterinde kayıtlı olduğu, taraf defterlerinin birbiri ile uyumlu olduğu, davalı, davacı tarafından düzenlenen faturaları defterlerine kaydettiğine göre artık bu faturaları kabul ettiği, basiretli tacir gibi kendi ticari defter kayıtlarının aksini yazılı delille ispatlamasının gerektiği, takip konusu cari hesaba konu faturaların ve bu faturalar nedeniyle davacıya borçlu olduğu davalı tarafın ticari defterlerinde kayıtlı olmasına göre Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.İcra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için takibe konu alacağın likit olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut olduğunda ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Eldeki davada, dava konusu fatura alacağı likit (belirlenebilir) olup, mahkemece hükme esas alınan miktar üzerinden davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesinin şartları oluştuğundan Mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 4.326,00 TL harcın, alınması gerekli olan 17.300,17 TL harçtan mahsubu ile bakiye 12.974,17 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.17/12/2025