T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ:03/10/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:DENİZLİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ:14/04/2022 DAVANIN KONUSU:2004 sayılı İİK'nın 308/b. maddesi uyarınca çekişmeli alacağın konkordato projesine dahili GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:03/10/2025 İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya iç…
T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ:03/10/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:DENİZLİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ:14/04/2022 DAVANIN KONUSU:2004 sayılı İİK'nın 308/b. maddesi uyarınca çekişmeli alacağın konkordato projesine dahili GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:03/10/2025 İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, Denizli Asliye Ticaret Mahkemesinin ... E sayılı dosyasında yaptıkları alacak bildirim beyan rakamları ve komiserlerin belirlediği rakamlar arasında meydana gelen rakamsal farklılıklar sonucu komiserler tarafından belirlenmesiyle mahkemenin müvekkili banka yönünden 659.783,94 TL olarak alacaklarının tasdik edildiğini, 05.11.2020 Tarihli Komiser raporunun 26. Sayfasında belirtildiği şekilde Alacaklılar toplantısında komiserler tarafından belirlenen alacak kaydı (659.783,94 Tl ) ile Alacak ilanına müteakip belirtilen alacak kaydı bildirimleri arasında bariz farklılık ve çelişkiler mevcut olduğunu, Denizli Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı dosyada tasdik edilen nihai projede müvekkili bankanın alacağının 659.783,94 TL nakit alacak olarak tespit edilmiş olup; bankanın alacağının 10.04.2019 tarihi itibari ile 724.119,57 TL nakit, 4.450,00 TL gayrinakit risk (fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydı ile ) olduğu bildirilerek alacağın bu şekilde kabul edilmesinin talep edildiğini, bu nedenlerle alacağın 659.783,94 TL olarak mahkemece tasdik edildiği, (724.119,57 TL - 659.783,94 TL =) 64.335,63 TL Nakit+ 4.450,00 TL Gayri nakit olmak üzere toplam 68.785,63 TL çekişmeli alacağın tespiti ile birlikte tensiben ilgili konkordato dosyasında depo edilen paralar için tedbir kararı verilmesini, devamında hüküm ile birlikte davalılardan ilgili sözleşmelerde yer alan akdi faiz ve hesabın kat edildiğinin tespit edilmesi halinde temerrüt faizi ile birlikte (konkordato davasındaki kayyuma bildirilmek suretiyle) çekişmeli alacağın davalılardan İ.İ.K 308/b maddesine göre tahsilini, yargılama giderlerinin ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davalı vekili, müvekkili şirketin 09/11/2018 tarihinde Denizli Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas sayılı dosyası ile konkordato talebinde bulunduğunu, Mahkeme tarafından 12/11/2018 tarihinden başlamak üzere 3 ay süre ile geçici mühlet verilmesine,10.04.2019 tarihinde 1 Yıl Kesin Mühlet verilmesine, 01.07.2020 tarihinde 03/07/2020 tarihinden başlamak üzere 6 ay süre ile kesin mühletin uzatılmasına ve son olarak da 30.12.2020 tarihinde de sunulan konkordato projesinin tasdikine karar verildiğini, 12/11/2018 tarihli 3 ay süre ile verilen geçici mühlet kararı ile geçici mühlet kesin mühletin sonuçlarını doğuracağından '' 7101 sayılı Kanunla değişik İİK.nun 288/1.maddesine göre; geçici mühlet kesin mühletin sonuçlarını doğuracağından İİK.nun 294, 295, 296 ve 297 maddelerinin uygulanmasına,'' karar verildiğini, kesin mühletin 26.04.2019 tarihinde ilan edildiğini, alacaklılara yapılan ilan sonrasında ... Bankası A.Ş.; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 10/04/2019 tarihi itibariyle, ... Dış Tic. San Ve Tic. Ltd. Şti.'nden 724.119,57 TL nakit ve 4.450,00 TL gayri nakit risk alacağının bulunduğunun belirtildiğini, davalı müvekkili şirketin kredi borçlarını vadesinde ödememesi ve sözleşmeden doğan diğer edimlerini yerine getirmemesi nedeniyle 20.02.20219 tarihinde hesap kat edilerek T.C. Beyoğlu 48. Noterliği'nin ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin keşide edildiğini ve bu ihtarnamede yazan alacaklar baz alınarak İİK'nın ilgili maddeleri gereği işleyecek faizleri de talep ettiklerini belirten alacak kayıtlarını komiserliğe sunduklarını, ... Bankası A.Ş.'nin belirtmiş olduğu alacak miktarına yasal düzenleme gereği temerrüt faiz işlemediğini, bu nedenlerle ... Bankası A.Ş.nin açmış olduğu davanın reddini talep ediyoruz. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "...öncelikle davalı tarafın davanın İİK 308/b'de öngörülen bir aylık hak düşürücü süre içinde açılmadığı yönündeki itirazı mahkememizce değerlendirilmiş, Mahkememizin ... esas sayılı dosyasında konkordato ilan tarihinin 06.01.2021 olduğu görülmekle arabuluculuk sürecinde sürenin durduğu gözönüne alındığında 05.04.2021 tarihinde açılan iş bu davanın süresinde açıldığı kanaatine varılmıştır.Buna göre mahkememizce alınan ve denetlenebilir ve hükme elverişli bulunan 18/01/2022 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda hesaplanan alacaktan konkordato dosyasında kabul edilen alacak miktarının tenzili ile davacının bakiye alacak miktarına ulaşılmış ..." şeklinde karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Karara karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının İİK'nın 308/b.maddesi gereği çekişmeli alacak davası açtığını, İİK Madde 308/b'nin "Alacakları itiraza uğramış olan alacaklılar, tasdik kararının ilânı tarihinden itibaren bir ay içinde dava açabilirler.'' şeklinde düzenlendiğini, bu nedenle davacı tarafın 1 aylık hak düşürücü süre içerisinde davasını açmadığını, müvekkili şirket hakkındaki konkordato tasdik kararının 04.01.2021 tarihli ticaret sicil gazetesinde ilan edildiğini, ilk derece mahkemesince bu tarihin 06.01.2021 olarak belirtildiğini, davacının ilan tarihinden itibaren ( ilan edildiği gün de dahil ) 1 ay içerisinde yani 04.02.2021 tarihine kadar davasını açması gerektiğini, arabuluculuk sürecine 05.02.2021 tarihinde başvurulduğunu, süre geçtikten sonra arabuluculuğa başvurulduğundan hak düşürücü süreyi kesen bir başvurunun olmadığını, Mahkemenin ilan tarihini yanlış tespit ettiğini, bu nedenle eldeki davanın öncelikle zamanaşımı nedeniyle usulden reddinin gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunu, bilirkişi raporuna karşı yaptıkları itirazlarının dikkate alınmadığını istinaf nedenleri olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Dava, 2004 sayılı İİK'nın 308/b. maddesi uyarınca çekişmeli alacağın konkordato projesine dahili istemine ilişkindir. Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. 2004 sayılı İİK'nın 308/b. maddesine göre: Alacakları itiraza uğramış olan alacaklılar, tasdik kararının ilanı tarihinden itibaren bir ay içinde dava açabilirler. (1) Tasdik kararını veren mahkeme, konkordato projesi uyarınca çekişmeli alacaklara isabet eden payın, kararın kesinleşmesine kadar borçlu tarafından, mahkemece belirlenen bir bankaya yatırılmasına karar verebilir. Süresi içinde dava açmamış olan alacaklılar, bu paydan ödeme yapılmasını talep edemezler; bu durumda yatırılan pay borçluya iade edilir.(2) Çekişmeli alacağın konkordato projesine dahil edilmesine ilişkin açılacak davaların, tasdik kararının ilan edildiği tarihten itibaren 1 aylık süre içerisinde açılmasının gerektiği, dikkate alınacak ilanın Basın İlan Kurumu tarafından yapılan ilan olduğu, Denizli Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasında verilen konkordatonun tasdikine ilişkin kararın, Basın İlan Kurumu tarafından 06/01/2021 tarihinde ilan edildiği, eldeki davanın ise, yasal 1 aylık süre geçtikten sonra açıldığı anlaşılmaktadır. Hemen bu noktada, dava açılmadan önce yapılan arabuluculuk başvurusunun işbu dava için zorunlu olup olmadığı ve dolayısıyla süreye etkisinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir. 01/01/2019 tarihinde yürürlüğe giren 7155 sayılı Yasa ile 6102 sayılı TTK'ya eklenen 5/A maddesi uyarınca ticari davalarda dava açılmadan evvel arabuluculuğa başvurulmuş olması dava şartı olarak getirilmiştir. Anılan maddenin 1 numaralı fıkrası şu şekildedir: "Bu Kanun'un 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır". Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesi zorunlu arabuluculuk dava şartını, "…konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları…" ile sınırlı tutmuştur. Somut olayda, dava İİK'nın 308/b-1. maddesi uyarınca açılan çekişmeli alacağın tespiti ve konkordato projesine dahil edilmesi istemine ilişkin olup, davacı vekili, davalı borçlunun itirazı nedeniyle çekişmeli hale gelen alacak ile ilgili İİK'nın 308/b-1. maddesi uyarınca çekişmeli alacağın varlığı ile tutarının tespiti ve konkordato projesine dahil edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Bu dava ile çekişmeli alacağın konkordato projesi kapsamına dahil olup olmayacağı hususu belirlenecektir. Davanın kabul edilmesi belirli bir para alacağının tahsilini değil sadece konkordato projesine dahil edilmesi sonucunu doğuracaktır. Bu sebeple işbu dava zorunlu arabuluculuk dava şartına tabi olmadığından, davadan önce yapılan arabuluculuk başvurusunun dava açma süresine de etkisi bulunmamaktadır. Ne var ki, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi bir kararında, arabuluculuk dava şartının yürürlüğe girdiği ilk zamanlarda açılmış olan bir davada, davanın arabuluculuk dava şartına tabi olup olmadığı konusunda uygulamada birlik bulunmadığı gerekçesiyle, Anayasa'da düzenlenen hak arama hürriyetinden hareketle, mahkemeye erişimin engellenmemesine yönelik olarak arabuluculuk dava şartına tabi olmayan kayıt kabul davasında, arabuluculuk yoluna başvurunun hak düşürücü süreyi kestiğini kabul etmiştir. Söz edilen Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin ... Esas - ... Karar sayılı ilamı aynen şu şekildedir; "Dava, İİK'nın 235. maddesi gereğince açılmış olan sıra cetveline itiraz (kayıt kabul) davasıdır. İİK'nın 235. maddede, sıra cetveline itiraz edenlerin, cetvelin ilanından itibaren 15 gün içinde iflasa karar verilen yerdeki ticaret mahkemesine dava açmaya mecbur oldukları, 223’üncü maddenin üçüncü fıkrası hükmünün mahfuz olduğu belirtilmiştir. Maddede düzenlendiği üzere, sıra cetveline itiraz davası açma süresi 15 gündür. Süre, sıra cetvelinin ilanından itibaren başlar... Somut olayda,...kayıt kabul davası ise 12.03.2020 tarihinde, ret kararının tebliğinden itibaren 15 günlük süre geçtikten sonra açılmıştır. Bu şekilde kayıt kabul davası İİK'nın 235. maddesinde belirtilen yasal 15 günlük hak düşürücü süre içerisinde açılmamıştır. Yargıtay uygulamasında, kayıt kabul davasında, dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması dava şartı olarak kabul edilmemektedir. Ne var ki, bu konuda uygulama birliği sağlanıncaya kadar bir çok mahkeme tarafından yasanın farklı yorumlanması neticesinde farklı kararlar verilmiştir... Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesinde "Hak arama hürriyeti" düzenlenmiştir. Maddede, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu, hiçbir mahkemenin, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamayacağı ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin bir çok emsal kararında, 36. maddenin ihlali, mahkemeye erişim hakkının ihlali olarak kabul edilmiştir. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı,bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), de mahkemeye etkili erişim hakkını "hukukun üstünlüğü" ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlal edildiğine karar verilmektedir. Yukarıda ifade edildiği üzere, uygulamadaki belirsizlik neticesinde, dava açılmadan önce arabuluculuğa başvuranlar yönünden, mahkemeye erişim hakkının ihlali gibi bir sonuçla karşılaşmamak ve hak kaybının önüne geçilmesi açısından, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu kapsamında sürelerin değerlendirilmesi isabetli ve hakkaniyetli olacaktır. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun...16. maddenin 2. fıkrasında ise "Arabuluculuk sürecinin başlamasından sona ermesine kadar geçirilen süre, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz" hükmüne yer verilmiştir... Arabuluculuk Son Tutanağının incelenmesinde, davacının arabuluculuğa 26.02.2020 tarihinde başvurduğu, 12.03.2020 tarihinde ise, arabuluculuk süresinin bittiği anlaşılmaktadır, Sıra cetveli davacıya 18.02.2020 tarihinde tebliğ edilmiştir. Bu tebliğ esas alındığında dava, İcra İflas Kanunu'nun 235. maddesinde belirtilen hak düşürücü süre içerisinde açılmamışsa da, davacı hak düşürücü süre içerisinde 26.02.2020 tarihinde arabuluculuğa başvurduğu, arabuluculuk son tutanağının 12.03.2020 tarihinde düzenlendiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Yukarıda içeriğine yer verilen 6325 sayılı kanunun 18/A maddesinin 15. fıkrası uyarınca 26.02.2020-12.03.2020 tarihleri arasında arabuluculukta geçen sürede, hak düşürücü süre işlemeyecektir. Dava 12.03.2020 tarihinde açıldığına göre; davanın hak düşürücü süre içerisinde açıldığının kabulü gerekir. Bu sebeplerle; işin esasının incelenerek uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, ilk derece mahkemesince davanın hak düşürücü süre içinde açılmış olmasına ilişkin dava şartının noksanlığı nedeniyle usulden reddine karar verilmesi ve istinaf mahkemesince de istinaf isteminin reddedilmesi doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir." Dairemizce yukarıda belirtilen Yargıtay kararı dikkate alınarak, eldeki dava açısından yapılan değerlendirmede, davanın arabuluculuk dava şartının yürürlüğe girdiği ilk zamanlarda açılmış olması ve uygulamada hangi davanın arabuluculuk yoluna tabi olduğu konusunda görüş birliğinin bulunmaması sebepleriyle, hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesinde düzenlenen "Hak arama hürriyeti"ne ilişkin hakkın ihlal edilmiş olacağı gözetilerek, davacının dava açma süresi içerisinde arabuluculuk yoluna yaptığı başvurunun hak düşürücü süreyi kestiği kabul edilmiştir. Dava dilekçesine ekli arabuluculuk son tutanağının incelenmesinde, davacının arabuluculuğa 05/02/2021 tarihinde başvurduğu, 02/04/2021 tarihinde ise arabuluculuk süresinin bittiği, konkordato tasdik kararının 06/01/2021 tarihinde ilan edildiği, davanın, İcra İflas Kanunu'nun 308/b maddesinde belirtilen süre içerisinde açılmamışsa da, davacının aynı süre içerisinde arabuluculuğa başvurduğu, 6325 sayılı Kanun'un 18/A maddesinin 15. fıkrası uyarınca 05/02/2021-02/04/2021 tarihleri arasında arabuluculukta geçen sürede, hak düşürücü sürenin işlemeyeceği, dava ilk iş günü olan 05/04/2021 tarihinde açıldığına göre; davanın hak düşürücü süre içerisinde açıldığının kabul edilmesi gerektiği anlaşılmış, davalının bu yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. İlk derece mahkemesince hükme esas alınan heyet raporunda bankacı bilirkişinin tespitlerinde; davalı borçlunun davacı banka tarafından gönderilen 20/02/2019 tarihli kat ihtarına süresinde itiraz etmediği gerekçesiyle ihtarnamenin İİK'nin 68/b maddesi uyarınca kesinleştiği belirtilerek kat ihtarında yer alan alacak miktarları esas alınmış, sözleşmedeki faiz oranı üzerinden hesaplama yapılarak kesin mühlet tarihi olan 10 Nisan 2019 tarihi itibariyle bankanın alacağının 697.045,76 TL (692.000 TL nakit + 4.060 TL gayri nakit) olduğu ifade edilmiştir. Mahkemenin, taraf itirazlarını dikkate almadan bankacı bilirkişi raporunu esas alarak kabul edilen alacak ile hesaplanan tutar arasındaki 37.261,82 TL yönünden davayı kısmen kabul ettiği görülmektedir. İİK.'nin 68/b maddesinin 3.fıkrasında ''Kredi sözleşmeleri ve bunlarla ilgili süresinde itiraz edilmemiş hesap özetleri ile ihtarnameler ve krediyi kullandıran tarafından usulüne uygun düzenlenmiş diğer belge ve makbuzlar bu Kanunun 68.maddesinin birinci fıkrasında belirtilen belgelerden sayılırlar.'' hükmü yer almakta, Kanunun 68. maddesi ise icra hukuk mahkemelerinde açılan itirazın kaldırılması davasını düzenlemektedir. Eldeki dava ise İİK'nin 67. Maddesi uyarınca genel hükümler dairesinde görülüp çözülmesi gereken itirazın iptali davası olup, bu davada içeriğine itiraz edilmediği gerekçesiyle alacaklı banka tarafından düzenlenen kat ihtarında yer alan rakamların kesinleştiğinden söz edilemez. Bankanın varsa alacaklı olduğu tutarın genel hükümler dairesinde banka kayıtları ve varsa borçlunun sunacağı delillere göre irdelenip ortaya konulması gerekir. Diğer taraftan 12 Kasım 2018 tarihinde verilen geçici mühlet kararı, İİK'nin 288/1 maddesi uyarınca kesin mühletin sonuçlarını doğurmaktadır. İİK'nin 294 maddesi uyarınca bu tarihten itibaren rehinli alacaklar hariç faiz işlemesi durur. Ancak bankacı bilirkişi raporunda bu husus dikkate alınmadan faiz hesaplamalarının yapıldığı görülmektedir. Yine bankacı bilirkişi, alacağı 10 Nisan 2019 tarihi itibariyle hesaplamıştır. Bu tarih kesin mühlet tarihi olup, hesaplamanın kesin mühlet tarihi değil, bankanın konkordato dosyasına bildirim yaptığı tarih itibariyle yapılması gerekir. Mahkemece yukarıda yazılı hususlar çerçevesinde yeni bir bilirkişi raporu alınarak karar verilmesi gerekirken yetersiz ve hatalı bilirkişi tespitlerine dayanılarak karar verilmesi isabetsiz bulunmuş davalının istinaf başvurusu kabul edilmiştir. Mahkeme ayrıca 'tespit' şeklinde hüküm kurmuştur. Oysa davanın niteliği gereği, hükmün 'alacağın konkordato projesine dahil edilmesi' yönünde kurulması gerekir. Sonuç olarak, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı vekilinin ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN KABULÜNE, 2-6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince DENİZLİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 14/04/2022 tarih ve ... Esas ... Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin olarak yatırılan istinaf karar harcının ilk derece mahkemesince talebi halinde davalıya İADESİNE, 5-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesinde yapılacak yargılama sonunda dikkate ALINMASINA, 6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 7-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan istinaf gider avansının ilk derece mahkemesince ilgiliye İADESİNE, 8-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE, Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve HMK'nın 353/1-a maddesince kesin olarak karar verildi. ...