T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 23. HUKUK DAİRESİ T.C. A N K A R A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ 23. H U K U K D A İ R E S İ (E S A S I İ N C E L E M E D E N K A R A R I N K A L D I R I L M A S I) ESAS NO : 2021/2136 KARAR NO : 2026/558 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN KARARIN: MAHKEMESİ : Konya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 04/02/2…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 23. HUKUK DAİRESİ T.C. A N K A R A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ 23. H U K U K D A İ R E S İ (E S A S I İ N C E L E M E D E N K A R A R I N K A L D I R I L M A S I) ESAS NO : 2021/2136 KARAR NO : 2026/558 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN KARARIN: MAHKEMESİ : Konya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 04/02/2020 ESAS-KARAR NUMARASI : 2019/129 E., 2020/173 K. DAVA : Alacak KARAR TARİHİ : 11/03/2026 YAZIM TARİHİ : 11/03/2026 Davalı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 352 madde uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla, istinaf incelemesinin dosya üzerinde yapılmasına karar verilerek dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : Davacı vekili özetle: Müvekkili şirket ile davalı kurum arasında 38.212.009,96 TL bedelli Hizmet Alım Sözleşmesi imzaladığını, ancak davalı kurumun asgari ücretteki artışı gerekçe göstererek 24.12.2015 tarihinde işe ait sözleşmenin 28. maddesindeki mücbir sebepleri gerekçe göstererek sözleşmeyi feshettiğini, müvekkilinin masraflar yaptığını ve haksız fesih nedeniyle kâr kaybına uğradığını, müvekkilinin bu ihaleye güvenerek başka ihalelere giremediğini beyan ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000 TL alacağının dava tarihi itibariyle işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, ıslah ile talebini 612.054,09 TL'ye yükselterek ıslah harcını tamamlamıştır. Davalı vekili özetle: 2016 yılı için asgari ücrette meydana gelen %30'luk artışın idare tarafından öngörülemediğini, bu durumun idarenin 2016 yııl bütçesi ve yatırımlarını olumsuz etkilediğini, sözleşmenin ifasını zorlaştırdığını, bu nedenle söz konusu sözleşmenin feshedilmek zorunda kalındığını, davacının vergileri vergi dairesine ödediğini ve davalıdan talep edilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk derece mahkemesince "... davalı kurumun 2016 yılı asgari ücretteki artışı gerekçe göstererek 24.12.2015 tarihinde işe ait sözleşmenin 28. maddesindeki mücbir sebepleri gerekçe göstererek sözleşmeyi feshetmesi 4735 sayılı Kamu İhaleleri Sözleşmeleri Kanununun mücbir sebepler başlıklı 10. maddesinde sayılan mücbir sebep hallerine girmediği, asgari ücretteki artışın mücbir sebep sayılmasının taraflar arasında yapılan sözleşmeye de uymadığı, davalı kurumun yapmış olduğu feshin haksız fesih olduğu, feshin haksız fesih olması nedeniyle davacı şirketin sözleşmeye bağlı menfi zararlarının davalı kurum tarafından karşılanması gerektiği, itibar edilen bilirkişi heyeti raporuna göre davacı şirketin menfi zararının 612.054,09 TL olduğu, anlaşılmakla davacı tarafın ıslah dilekçesi nazara alınarak davacının davasının kabulü ile 612.054,09 TL alacağın 10.000,000 TL'sinin dava tarihi olan 16/03/2016 tarihinden, bakiyesinin ıslah tarihi olan 27/06/2018 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine...." karar verilmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle: İhale ile 18.08.2015 tarihinde 38.212.009,96 TL bedelle davacıya verildiği, fiyatların 2016 yılı muhtemel TÜFE artış oranlarına göre hesaplandığı, 21.09.2015 tarihinde sözleşmenin imzalandığı, asgari ücretin öngörülemez şekilde fahiş arttığı, Kamu İhale Genel Tebliği'nin 25.3.4 ve sözleşmenin 28. maddesine göre mücbir sebeplerle sözleşmenin feshedildiği, feshin haklı olduğu, bilirkişi raporlarının çelişkili olduğu, mahkemece hangi raporun hükme esas alındığının anlaşılamadığı, menfi zararın hatalı hesaplandığı, damga vergisinin müvekkilinden tahsil edilemeyeceği nedenleriyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, haksız fesih nedeniyle uğranan zararın tahsili taleplidir. Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, davacının talebinin zarar giderimi ile ilgili olduğu anlaşılmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 112. maddesine (818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 96.) göre alacaklının, borçludan borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi nedeniyle tazminat isteyebilmesi için alacaklının bu yüzden bir zarara uğramış olması gerekir. Sözleşmeden kaynaklanan zarar müspet zarar olacağı gibi, menfi zarar da olabilir. Müspet zarar; borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki farkı ifade eder. Diğer bir anlatımla müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır ve kuskusuz kâr mahrumiyetini de içerir. Borcun yerine getirilmesinin kusurla olanaksız hale gelmesinde, temerrüde düşen borçludan tazminat istenmesinde, yahut borçlunun temerrüdü halinde ifadan vazgeçilip, ifa yerine tazminat istenmesinde ve sözleşmenin ihlalinde müspet zararın giderimi söz konusu olur (Prof. Dr. H. Tandoğan Türk Mesuliyet Hukuku 1961 s. 426 vd.). Türk Borçlar Kanunu'nun 123 ve 126. maddesi, sözleşmelerde borçlunun temerrüdü sonucu borç yerine getirilmemişse alacaklıya üç yetki tanımıştır: her zaman için aynen ifa ve gecikme tazminatı isteğinde bulunmak, derhal ifadan vazgeçip müspet zararının tazminini istemek ya da ifadan vazgeçip akdi feshederek menfi zararın tazminini talep etmek. Müspet zarar, alacaklının ifadan vazgeçerek akdin ifa edilmemesi nedeniyle oluşan zararının tazminini istemesi halinde söz konusu olur; sözleşme ortadan kalkmamaktadır. Alacaklının ifaya ilişkin talep hakkının yerini müspet zararının tazminine dair talep hakkı alır. Burada sözleşmenin feshedilmemesinden değil borcun ifa edilmemesinden doğan zararın söz konusu olduğu gözardı edilmemelidir. Menfi zarar ise, uyulacağı ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zarardır. Başka bir anlatımla sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zarardır. Menfi zarar borçlunun sözleşmeye aykırı hareket etmesi yüzünden sözleşme hüküm ifade etmemesi dolayısıyla ortaya çıkar (Tandoğan, age., s. 427). Bu husus Borçlar Kanunu'nun 125. maddesindeki düzenlemeden kaynaklanmıştır. Burada alacaklının sözleşmenin hükümsüzlüğünden kaynaklanan zararının tazmini söz konusudur. Çünkü sözleşme feshedilerek hükümsüz olduktan sonra tekrar sözleşmeye dayanarak borcun ifa edilmemesinden doğan zarar talep edilemez, istenilecek zarar menfi zarardır. Menfi zarar kavramına ise şunların gireceği kabul edilmektedir: sözleşmenin yapılmasına ilişkin giderler, sözleşmenin yerine getirilmesi ve karşılık edanın kabulü için yapılan masraflar, sözleşmenin yerine getirilmesi dolayısıyla (gönderilen şeyin kaybolması gibi) uğranılan zarar, sözleşmenin geçerliğine inanılarak başka bir sözleşme fırsatının kaçırılması dolayısıyla uğranılan zarar, başka bir sözleşmenin yerine getirilmemesi dolayısıyla uğranılan zarar ve dava masraflarıdır (Tandoğan, age., s. 427-428). Bu tür bir zarar ayrımı, sözleşme sorumluluğunda sözkonusu olmaktadır. Genel olarak menfi zarar: sözleşmenin kurulmamasından veya geçerli olmamasından; müspet zarar ise, ifa edilmemesinden doğan zararı ifade eder (Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 8. Baskı, s.482; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 05.07.2006, 2006/13-499 E, 2006/507 K) . Hizmet verenin, hizmet alanının kusurlu olarak sözleşmeden dönmesi halinde isteyebileceği olumlu zarar (kâr kaybı) kesinti yöntemine göre hesaplanmalıdır. Kesinti yöntemi mülga 818 sayılı BK'nın 325. ve 6098 sayılı TBK'nin 408. maddesinde düzenlenmiştir. Yargıtay'ın kabul ettiği bu yönteme göre, yüklenicinin işi tamamlayamaması nedeniyle yapmaktan kurtulduğu giderler (malzeme ve işçilik giderlerinden yaptığı tasarruf) ile başka bir iş yaparak kazandığı veya kazanmaktan bilerek kaçındığı yararlar sözleşme bedelinden düşülmek suretiyle yüklenicinin olumlu zarar kapsamındaki kâr kaybı bulunmalıdır. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen düzenlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının haksız fesih sonucu uğranılan kâr kaybını ve menfi zararın tazminini talep ettiği anlaşılmaktadır. Kâr kaybı olumlu zarar, sözleşmenin ifa olunacağına güvenilerek yapılan masraflar ise menfi zarar niteliğindedir. Taraflarca aksi kararlaştırılmış olmadıkça dava konusu edilen kaçırılan sözleşme fırsatı ve yoksun kalınan kar kaybına ilişkin her iki zarar kalemi bir arada istenemez. Davalı fesihte haksız olduğundan, davacının haksız fesih sonucu uğradığı zararı TBK 112 madde uyarınca gidermekle yükümlüdür. Bu hâlde talep akdin ifası sonucu elde edilecek kârın kaybına ilişkin olmakla, kârı elde etmek için diğer maliyet girdilerinin, diğer bir ifadeyle menfi zarar olarak talep edilen masrafıların yapılması zorunlu olduğundan, sözleşmeye konu işin kalan kısmından davacının talep edebileceği yoksun kaldığı kâr tutarı, davacının talebinin bağlayıcılığı ile usuli kazanılmış haklar da gözetilerek, TBK 408 maddedeki kesinti yöntemi ile hesaplanmalıdır. Mahkemece, belirtilen şekilde inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın karar verilmesi doğru olmamıştır. Ayrıca, HMK 26/1.madde gereğince "Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir." Somut olayda dava dilekçesinde menfi zarar kalemi olarak kaçırılan sözleşme fırsatı talep edildiği halde, bilirkişi heyetince hesaplanan sözleşme için yapılan giderler hüküm altına alınarak talepten başkasına karar verilmesi de doğru olmamıştır. Mahkemece sözleşme hukuku konusunda uzman hesap bilirkişisinin de katılımıyla oluşturulacak bilirkişi heyetinden açıklanan ilkeler çerçevesinde, fesih sonucu davacının müspet zarar kapsamında talep edebileceği kâr kaybını hesaplar denetlenebilir rapor ve itiraz halinde tarafların itirazlarını karşılar ek rapor alınarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm tesisi dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun bulunmadığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK 353/(1).a.4 ve 6 maddeleri uyarınca kararın kaldırılmasına ve Dairemiz kararına uygun olarak yargılama yapılmak üzere davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-) Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile: HMK 353/1.a.4.ve 6. madde gereğince, Konya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 04/02/2020 tarih, 2019/129 E., 2020/173 K. sayılı kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, 2-) Peşin alınan istinaf karar harcının iadesine, 3-) Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesi tarafından hükümle birlikte değerlendirilmesine, 4-) HMK 359/4 madde gereğince kararın tebliği, harç tahsil müzekkeresi yazılması ve gider avansı iadesi işlemleri ile 302/5 madde gereğince kesinleşme kaydı ve kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK 353/1.a madde gereğince kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 11/03/2026 Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...