T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/471 Esas KARAR NO : 2025/2030 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi NUMARASI : 2016/429 Esas- 2022/708 Karar TARİH: 12/10/2022 DAVA: Ticari Şirket (Şirket Ortaklık Payı Alacağının Tahsili Kaynaklı) KARAR TARİHİ: 08/12/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen ka…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/471 Esas KARAR NO : 2025/2030 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi NUMARASI : 2016/429 Esas- 2022/708 Karar TARİH: 12/10/2022 DAVA: Ticari Şirket (Şirket Ortaklık Payı Alacağının Tahsili Kaynaklı) KARAR TARİHİ: 08/12/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'un ... Enerji Üretim Ticaret A.Ş.'nin ortağı iken davalıların, müvekkilinin şirketteki 1.117.000,00 TL'ye karşılık gelen toplam 1.117 payının, 559'inin davalı ...'e, 558'unun ise davalı ...'a, taraflarına devrini 17.11.2015 tarihli sözde olağanüstü genel kurul toplantı tutanağı ile, müvekkilin in iradesini hileli davranışlarla fesada uğratmak suretiyle ve aynı zamanda müvekkilinin kendilerine olan güvenini kötüye kullanarak hileli davranışlarla temin ettikleri, esasen söz konusu tutanağın genel kurul toplantısı yapılmaksızın, hissedarların katılımı olmadan TTK.414 ve 416 öngörülen usul ve esaslara da uyulmadan düzenlenmiş olduğu, ortada bir genel kurul toplantısı bulunmadığı, davacıya ait payların davalılara devri ve bunun sonucu olarak ortaklık yapısının yeni şeklinin TTK. hükümlerine aykırı 17.11.2015 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısı tutanağına davalılarca yazdırıldığı, davalıların pay devri işlemini bir an önce tamamlamaları gerektiğini, şirketin gecikmeden dolayı zarar görmemesi için Enerji Piyasası Düzenleme Kuruluna bildirimlerin yapılması gerektiğini davacıya bildirdikleri, pay devrinin acele olarak gerçekleşmesi için davacı üzerinde psikolojik baskı kurmuş oldukları, davalıların, davacıya öncelikle pay devri için kendi aralarında gerekli imzaların tamamlanmasını, EPDK.nın düzenlenecek adi yazılı evrağı kabul edip etmeyeceğinin belli olmadığını, kabul ederse bir araya gelinip hisse devir bedelinin ödenmesi hususunda protokol yapacaklarını, devraldıkları paylara ilişkin kararlaştırılan bedeli ödeyeceklerini taahhüt ettikleri, davacıya pay devir bedeli ödemeden, ödeyeceğiz diye davacıyı devre zorladıkları, davacının pay devrine ilişkin tutanakları imzalaması davalılarca sürekli talep edilmesi, davalıların baskısı üzerine, müvekkil ... davalılarla arasındaki iş ve güven ilişkisine, şirketin işlemlerin gecikmesinden dolayı zarar görmemesi düşüncesi ile davalıların üzerinde kurdukları psikolojik baskı ile davalıların telkinleri ile devir tutanağını, pay devri için kararlaştırılan 1.117.000,00 TL bedel ödenmediği halde, bedelin ödeneceği düşüncesi ile davalıların telkin ve psikolojik baskıları, aldatılması neticesinde imzaladığını, müvekkiline ait payların devrinde önce; devir işleminin gecikmesi halinde şirkete ait lisansın iptal olacağı, EPDK tarafından ek süre verilmeyeceği, zamanın daraldığı, EPDK.nın düzenlenecek adi yazılı evrağı kabul edip etmeyeceğinin belli olmadığı, kabulü halinde hisse devir bedelinin ödeneceği gibi hileli beyan ve açıklamalarla davacı ... davalılarca devre ikna edilmiş, davacı ...’un payının devir bedelini en azından düzenlenecek protokol ve senetle talep etmesi karşısında şirket ortaklarının bir arada bulunamadığı iddiası sürekli olarak davalılarca bahane edildiği, müvekkilin iyi niyeti kötüye kullandığını, davalılar "imza nedir ki veririz, ... de gelsin düzenleriz" gibi güven kurmaya yönelik vs. beyan ve açıklamalarla müvekkil üzerinde güven oluşturulduğu, şirket hissesini devralan davalıların bedeli ödemekten ve senet vermekten sürekli kaçındıkları müvekkil ve olaya tanık şahısların beyan ve anlatımları ile bilinmekte olduğunu, davalılardan ...'in müvekkil ile diğer davalıların ortak dostu Rıfat Kadirhan’a müvekkili kastederek sarfettiği “hangi kaya büyükse gitsin ona çarpsın”, “biz nasılsa imzaları aldık, ne hali varsa görsün”, şeklindeki ifadeleri, davalıların müvekkiline ait payların devir işlemi sırasındaki ve sonrasındaki müvekkiline karşı tavır ve hareketleri normal bir ticari faaliyet içerisinde olmadıklarını, amaçlarının hileli davranışlarla, baskı ve telkinle müvekkile ait şirket paylarının bedelsiz olarak taraflarına devrini sağlama çabası olduğunu açıkça ortaya koyduğu, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 23.03.2010 T., 2009/12567 E. ve 2010/3259 K. sayılı içtihadında hilenin kapsam ve niteliğini izah ettiği, bu içtihada göre; "Bilindiği üzere; genel olarak bir kimseye irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevketmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma hilede yanıltma söz konusudur. BK'nın 28/1(YBK.mad.36) maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatılmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiye geçmişe etkili ( makable Şamil ) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir irade açıklaması, def'i yahut veya dava yoluyla da kullanılabilir." Huzurdaki davada davalıların tümüyle hileli hareketlerle müvekkilinin iradesini fesada uğratmak suretiyle hisse devrinin yapılmasını temin ettiklerini, ancak, Yargıtay'ın mezkur kararında da açıklandığı üzere bu şekilde ika edilen sözleşmenin müvekkili yönünden bağlayıcılığı bulunmadığı, ayrıca, şirket hisselerini devralan davalıların, pay devrine ilişkin ödemeleri gereken 1.117.000,00 TL devir bedelini müvekkilin/davacının tüm ısrar ve çabalarına rağmen bugüne kadar ödemediklerini, pay devrine ilişkin 1.117.000,00 TL bedelinin müvekkile/davacıya ödenmesi konusunda davalılara çekilen ihtardan da sonuç alınamadığı, davalılar müvekkili ile aralarındaki iş ve güven ilişkisine dayanarak ve müvekkilinin iradesini fesada uğratarak, telkin ve baskılarla pay devrini karşılıksız olarak devralmayı amaçladıkları ve müvekkilden bu yolla haksız menfaat sağlama çabası içerisine girdiklerini, bu nedenle de davalılar hakkında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Savcılığı'nın 2016/2554 numaralı dosyasından soruşturma yürütülmekte olup halen devam ettiğini, belirtilen nedenlerle müvekkilin iradesini hukuka aykırı ve hileli yollarla fesada uğratarak ve devir bedelini de ödemeyerek şirket pay devrinin temin edilmiş olması nedeniyle bahse konu hisse devirinin öncelikle hile sebebiyle yok hükmünde oluğunun tespiti ile iptaline karar verilmesini, ... Enerji Üretim Ticaret A.Ş.nin esas sözleşmesinde şirket hisselerinin nama yazılı olduğu, Sicil Gazetesinin 12 Haziran 2015 T. ve 8840 sayılı ilanının "Sermaye ve Hisse Senetlerinin Nevi" başlıklı 6. maddesinde; "Şirket sermayesi ortaklar tarafından muvazaadan ari olarak tamamı ödenmiştir. Hisse senetleri nama yazılıdır. Hisse senetleri birlik ve katları kupürler halinde bastırılabilir. Sermayenin tamamı ödenmedikçe hamiline yazılı hisse senedi çıkrılamaz." hükmü bulunmaktadır. 6102 sayılı Ticaret Kanunu'nun 490/2. fıkrasına göre; "Hukuki işlemle devir, ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle yapılabilir" Huzurdaki davada şirket payları nama yazılı olmasına karşın bu payların devri kanunda düzenlenen şekilde yapılmadığını, bu nedenle geçerli bir devir sözleşmesinden bahsetmek mümkün olmadığı, Kanuni düzenlemeye aykırı olarak yapılan pay devri geçersiz olduğu, yapılan pay devri TTK.490/2 ve devamı maddelerine aykırı olduğu, ayrıca şirket esas sözleşmesinde hisse devirlerinin geçerliliği şarta (bağlama) bağlandığı, Sicil Gazetesinin 21 Eylül 2012 T. ve 8158 sayılı ilanının "Hisse senetlerinin devri" başlıklı 17. maddesinde; "Şirket sermayesinin yüzde on veya daha fazlasını temsil eden payların, doğrudan veya dolaylı olarak bir gerçek veya tüzel kişi tarafından edinilmesi ile bir ortağa ait payların tüzel kişilik sermayesinin yüzde onunu aşması, veren pay edinimleri ve/veya bir ortağa ait payların yukarıdaki oranların altına düşmesi veya yukarıda belirlenen pay; edinimlerinden bağımsız olarak tüzel kişinin ortaklık yapısında kontrolün değişmesi sonucunu veren pay devirleri her defasında Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun onayına tabidir, bu hüküm oy hakkı edinilmesi halinde de geçerlidir." hükmü bulunmakta olduğu, yok hükmünde olduğunu öncelikle belirttiğimiz, iptalini talep ettiğimiz hukuka aykırı pay devri, sözde 17.11.2015 tarihli olağanüstü genel kurul toplantı tutanağında müvekkilinin şirket hissesinin %33'üne tekabül eden 1.117 payı devre konu edildiğini, şirket esas sözleşmesinin 17. maddesine göre yapılan bu devirde EPDK'nın onayının alınması gerektiği, bahse konu devirde bu onay alınmadığından devirin geçersiz olduğunu, ayrıca, Sicil Gazetesinin 31 Mayıs 2012 T. ve 8080 sayılı ilanının "Toplantı Komiser Bulunması" başlıklı 11. maddede; "Gerek olağan gerekse olağanüstü genel kurul toplantılarında Sanayi ve Ticaret Bakanlığı komiserinin bulunması ve toplantı zabıtlarının ilgililerle birlikte imzalaması şarttır. Komiserin gıyabında yapılacak genel kurul toplantılarında alınan kararlar ve komiserin imzasını taşımayan toplantı zabıtları geçerli değildir." düzenlemesi bulunduğu, (Ek-5) davaya konu pay devrilerinin yapıldığı 17.11.2015 tarihli sözde olağanüstü genel kurul toplantısına müvekkil ve davalılar birlikte iştirak etmemiş, katılım olmamış, bakanlık komiseri de hazır bulunmadığını, hatta şirket esas sözleşmesine göre de bakanlık komiserinin bulunması zorunlu olduğunu, bu düzenlemeye rağmen bakanlık komiserinin bulunmaması pay devrini öngören devir sözleşmesini de geçersiz kıldığını, Bakanlık temsilcisinin katılımının zorunlu olduğu genel kurul toplantısına bakanlık temsilcisinin katılmaması nedeniyle bu toplantıda alınan kararlar yok hükmünde olduğu, bu nedenle de davaya konu TTK hükümlerine aykırı hisse devirinin yok hükmünde olduğunun tespiti ile iptaline karar verilmesini talep ettiği,17.11.2015 tarihli hisse devrinin; davalıların hileli hareketlerle, müvekkilinin iradesini fesada uğratmak ve kendilerine olan güvenini alenen kötüye kullanmak suretiyle, baskı ve telkinle müvekkilinin şirketteki paylarının devrini bedelsiz olarak temin etmeleri, nama yazılı pay senetlerinin devrine ilişkin kanuni hükümlere ve şirket ana sözleşmesinde öngörülen düzenlemelere aykırı olarak hisse devir sözleşmesi yapmaları, pay devrine ilişkin olarak EPDK onayının alınmamış olması, Genel Kurulun TTK.414-416 hükümlerine aykırı şekilde, toplanmadan karar alması, Genel Kurul toplantısında bulunması gereken bakanlık yetkilisinin toplantıda bulunmaması nedenleriyle mezkur hisse devrinin yok hükmünde olduğunun, geçersizliğinin tespitine ve mezkur hisse devrinin iptaline, devre konu payların müvekkili adına hükmen tesciline, tescil kararının ... Enerji Üretim Ticaret A.Ş. pay defterine işlenmesine ve kararın Ticaret Sicil Gazetesinde ilanına ve bu kapsamda ilgili yerlere müzekkere yazılmasına, hisse devrinin yok hükmünde olduğunun tespiti ile iptaline dair yukarıdaki taleplerinin kabul edilmemesi ihtimalinde ise fazlaya dair her türlü talep ve dava hakları ile başkaca hakları saklı kalmak kaydıyla ödenmeyen hisse devir bedelinden şimdilik 50.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalılardan payları oranında tahsili ile müvekkiline verilmesine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı yanın kendisinin de ortak olduğu müvekkili ... Enerji Ür. Tic.A.Ş deki hissesini, ... ve ...'in psikolojik baskı, iyi niyetinin kötüye kullanılması, telkin ve hile yoluyla aldıklarını ve bu hisse devrine istinaden bir bedel ödemeklerini esas dayandıkları sebep hile olduğu, İradeyi fesada uğratan haller; hata, hile ve korkutma olduğu, davacı yanın dayandığı iradelerinin fesada uğradığını iddia ettikleri hal ise, hile olduğu, davacı yan hissesini müvekkillerine devirettiği, davacı yanın psikolojik baskı, iyi niyetinin kötüye kullanılması, telkin ve hile yoluyla yapıldığı iddia edilen hisse devri ile yazılı belge ile yapıldığı, ispat hukuku açısından HMK'nın 200. maddesinin birinci fıkrasına istinaden belli bir miktarın üzerindeki hukuki işlemler ispat edilmesi gerektiği, davacı yanın imzaladığı belgelerde kayıtsız ve şartsız bir şekilde hisse bedellerini aldığını ve müvekkillerini ibra ettiğini bu durumda davacı yanın bir diğer ispat kuralı olan ikrarını da burada belirtmekte ve mahkeme dışı ikrar da bulunduğunu, davacı yanın ikrarını çürütecek belge ve ispat vasıtalarına ihtiyacı olup açmış olduğu davada da bunlara rastlanmadığı, davacı yanın toplantının fiziken yapılmadığı husundaki iddiaların yersiz olduğunu, iddiasını somutlaştıracak herhangi bir kanıtta ileri süremediğini, davacı yanın kendi elinde bulunan hisse senetlerinin zilyetliğini müvekkillerine devrettiği, talep edilmesi halinde bu hisse senetlerinin asılları da mahkemeye sunulacağını, hisse senetlerinin devrinde herhangi bir usulsüzlük de bulunmadığını, hisse devrinden önce de sonra da EPDK'ya bildirimde bulunulduğunu ve onay alındığı, yapılan genel kurul toplantısının hukuka uygun olduğunu, şirketin genel kurul toplantısına bakanlık temsilcisi çağırmak zorunda olmadığını, davacı tarafında kendi hisse devrini alışında itiraz etmemesine rağmen hisse devrini yaptıktan yedi ay sonra gerek davacının hisse devrine ilişkin usulsüzlük olduğuna ilişkin iddialarına istinaden gerekse de hakkın kötüye kullanılması dürüstlük kuralına aykırılık halleri sebebi ile hiçbir şekilde haklılığa sahip olmadığını, davacının haksızlığı sübuta erdiğinden bahisle davanın reddini talep etmiştir.Davacı vekilince sunulan ıslah dilekçesi ile; "hisse devrinin yok hükmünde olduğunun tespiti ile taleplerinin kabul edilmemesi ihtimalinde ise fazlaya dair her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla ödenmeyen hisse devir bedelinden 1.117.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalılardan payları oranında tahsili ile müvekkiline verilmesine, eksik harç bulunmadığını, davaya konu pay senetlerindeki müteselsil ve birbirine bağlı ciro silsilesinin bozuk olduğu ve bu nedenle devrin hukuksuz olduğu mezkur pay senetlerinin dosyaya ibrazından sonra 16/01/2019 ve 09/02/2018 tarihli dilekçelerinde ayrıntılı olarak belirtildiği, karşılık olarak davalıların iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı sebebiyle itirazda bulunduğu, davalılar tarafından ilgili yasak kapsamında itirazda bulunulduğu iddia ve savunmanın genişletilmesi yahut değiştirilmesi yasağının bir istisnası olduğundan davaya konu pay senetlerindeki müteselsil ve birbirine bağlı ciro silsilesinin bozuk olduğuna ilişkin olarak 16/01/2019 ve 09/02/2018 tarihli dilekçelerinde iddialarını ıslah yoluyla ileri sürdüklerini, davaya konu pay senetlerindeki müteselsil ve birbirine bağlı ciro silsilesinin bozuk olduğuna dair iddialarını (16/01/2019 ve 09/02/2018 tarihli dilekçelerinde ayrıntılı olarak açıklanan) gerek bilirkişi heyetince ve gerekse Mahkemece değerlendirilmesi gerekmekte olduğu, yine dosyada mübrez 16/01/2019 ve 09/02/2018 tarihli dilekçelerinde davaya konu pay senetlerinin müvekkilleri tarafından davalılara teslim edilmediği gibi şirket muhasebecisine de teslim yönünde bir talimat verilmediği iddia edildiği, İşbu iddia üzerine 02/11/2018 tarihli ek bilirkişi raporu ile "somut olayda davalı taraf pay senetlerinin şirket muhasebecisi tarafından kendilerine teslim edildiğini, davacı taraf ise zilyetliğin teslim edilmediğini iddia ettiği, hukuka uygun bir pay devrinden söz edebilmek için zilyetliğin devri gerekmektedir ve bu hususun davalılar tarafından ispatlanması gerektiği” sonucuna varıldığı, davalıların bu yöndeki iddialarına ilişkin olarak da iddianın ve savunmanın genişletilmesi yahut değiştirilmesi yasağı zımnında itirazda bulunulduğu itiraz sebebiyle davaya konu pay senetlerinin müvekkili tarafından teslim edilmediğine ve aksinin ispat yükünün davalılar üzerinde olduğuna dair 16/01/2019 ve 09/02/2018 tarihli dilekçelerinde ayrıntılı olarak belirtilen iddialarını işbu kere ıslah ile ileri sürdükleri, ıslah dilekçesi üzerine nama yazılı pay senetlerinin tesliminin hukuka aykırı olduğuna dair 16/01/2019 ve 09/02/2018 tarihli dilekçelerinde yer verilen iddialar gerek bilirkişi heyetince ve gerekse Mahkemece değerlendirilmesi gerektiğini, dava ve replik dilekçelerinde iddia olunan hususlara ek olarak; davaya konu pay senetlerindeki müteselsil ve birbirine bağlı ciro silsilesinin bozuk olduğuna ve davaya konu pay senetlerinin müvekkili tarafından teslim edilmediğine ve aksinin ispat yükünün davalılar üzerinde olduğuna dair 16/01/2019 ve 09/02/2018 tarihli dilekçelerinde ayrıntılı olarak yer verildiği, ıslah yoluyla ileri sürdüklerini, ıslah kurumunun iddia ve savunmanın değiştirilmesi yahut genişletilmesi yasağının istisnası olması sebebiyle; davalıların mezkur yasak sebebiyle işbu iddialarımıza itibar edilemeyeceği yönündeki tüm savunmalarının reddine karar verilerek, ıslah yoluyla ileri sürdükleri davaya konu pay senetlerindeki müteselsil ve birbirine bağlı ciro silsilesinin bozuk olduğuna ve davaya konu pay senetlerinin müvekkili tarafından teslim edilmediğine ve aksinin ispat yükünün davalılar üzerinde olduğuna dair 16/01/2019 ve 09/02/2018 tarihli dilekçelerinde ayrıntılı olarak yer verilen iddiaların karar tahtında tartışılarak hüküm ihdasında nazara alınmasını talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 12/10/2022 tarih ve 2016/429 Esas- 2022/708 Karar sayılı kararında;"Dava ve kısmi ıslah dilekçesinin bütün olarak değerlendirilmesinde; davacının davalı ... .. A.Ş.'nde bulunan toplamda 1.117 adet hissesinin, 559 adedinin davalı ...'e ve 558 adedinin davlı ...'e devrine ilişkin hisse devrinin iptaline, devre konu payların davacı adına hükmen tesciline ve hisse devrinin yok hükmünde olduğunun tespiti ile iptale dair taleplerinin kabul edilmemesi ihtimalinde ise ödenmeyen hisse devir bedelinin tahsiline karar verilmesi istemine ilişkindir. Davacı vekilince dava ve kısmi ıslah dilekçesinde, hisse devrinin iptali istemi, 17.11.2015 tarihli hisse devrinin; davalıların hileli hareketlerle, davacının iradesini fesada uğratmak ve kendilerine olan güvenini alenen kötüye kullanmak suretiyle, baskı ve telkinle davacının şirketteki paylarının devrini bedelsiz olarak temin etttikleri, nama yazılı pay senetlerinin devrine ilişkin kanuni hükümlere ve şirket ana sözleşmesinde öngörülen düzenlemelere aykırı olarak hisse devir sözleşmesi yaptıkları, bu kapsamda davaya konu pay senetlerindeki müteselsil ve birbirine bağlı ciro silsilesinin bozuk olduğu ve bu nedenle devrin hukuksuz olduğu, davaya konu pay senetlerinin davacı tarafından davalılara teslim edilmediği gibi şirket muhasebecisine de teslimi yönünde bir talimat verilmediği, bundan başka pay devrine ilişkin olarak EPDK onayının alınmamış olduğu, genel kurulun TTK.414-416 hükümlerine aykırı şekilde, toplanmadan karar aldığı, genel kurul toplantısında bulunması gereken bakanlık yetkilisinin toplantıda bulunmadığı iddialarına dayandırılmıştır. Davacı vekilince hisse devrinin iptali, öncelikle iradenin fesada uğratıldığı iddiasına dayandırılmış, bu kapsamda davacının aldatıldığı, üzerinde psikolojik baskı kurulduğu, gayrı ihtiyari ikna edildiği ifade edilmiş ise de, Mahkememizce dinlenen tanık beyanlarından, özellikle de anonim şirket hisse devir senedi başlıklı belgede "şahit konursa, iyi olur" ibaresi altında isim ve imzası yer alan ...'nin tanık olarak alınan beyanında sürece ilişkin anlatımları ve diğer tanıklarının beyanları değerlendirildiğinde, davacının bu yöndeki iddiaların ispatına yeterli kanaat Mahkememizde oluşmamış, davacı üzerinde TBK'nun 36. maddesinde ifade edildiği suretle bir aldatma eyleminin ve TBK'nun 37. ve 38. maddelerinde ifade edildiği suretle bir korkutma eyleminin sübut bulmadığı kanaatine varılmıştır. Davacı vekilince, hisse devrine ilişkin 17/11/2015 tarihli genel kurul toplantısının kanuna ve esas sözleşmeye aykırı olduğu, bu kapsamda davalı şirket esas sözleşmesinin 17. maddesine göre hisse devrinin Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun onayına tabi bulunduğu, ancak davaya konu devirde bu onayın alınmadığı, ayrıca davaya konu pay senetlerindeki müteselsil ve birbirine bağlı ciro silsilesinin bozuk olduğu bu nedenle hisse devrine ilişkin sürecin eksik olduğu, ayrıca devre ilişkin teslim olgusunun da tamamlanmamış bulunduğu, hisse senetlerini davacının davalılara teslim etmediği, teslimi yönünde bir talimatının bulunmadığı ileri sürülmüştür.Davacı taraf iddiaları yönünden Mahkememizce EPDK'ya müzekkere yazılmış, 17/07/2017 tarihli cevabi yazı ile, davalı şirket tarafından 21/10/2015 tarihli yazı ile şirketin ...'a ait 1.117 adet hissenin 558 adedinin ... ve 559 adedinin ise ...'e devrine dair onay talep edildiği, bu talebe ilişkin olarak 16/11/2015 tarihli 41964 sayılı olur verildiği bildirilmiş olmakla, davacı tarafın bu iddiasının gerçeklik ile örtüşmediği belirlenmiştir. Hisse devrine ilişkin genel kurul topantısında bakanlık temsilcisinin bulunmadığı iddiası yönünden ise, davalı şirketin esas sözleşmesi 11. maddesinde, gerek olağan gerekse olağanüstü genel kurul toplantılarında Sanayi ve Ticaret Bakanlığı komiserinin bulunması ve toplantı zabıtlarını ilgililerle birlikte imzalamasının şart olduğunun öngörüldüğü, davaya konu 17/11/2015 tarihli genel kurul tutanağınn tetkikinde, bakanlık temsilcisinin hazır bulunmadığı belirlenmiştir.Bununla birlikte TTK'nun 407/3. maddesi ile "333. madde gereğince belirlenen şirketlerin genel kurul toplantılarında Gümrük ve Ticaret Bakanlığının temsilcisi de yer alır. Diğer şirketlerde, hangi durumlarda Bakanlık temsilcisinin genel kurulda bulunacağı ve genel kurul toplantıları için temsilcilerin görevlendirilmelerine ilişkin usul ve esaslar ile bunların nitelik, görev ve yetkileri ayrıca ücret tarifeleri Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir." hükmü bulunduğu ve Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul Ve Esasları İle Bu Toplantılarda Bulunacak Gümrük Ve Ticaret Bakanlığı Temsilcileri Hakkında Yönetmeliğin 32. maddesinde sayılan genel kurul toplantılarında Bakanlık temsilcisinin bulunması zorunlu olduğu düzenlemesi yer aldığı, davaya konu genel kurulun bu düzenlemeler çerçevesinde kalmadığı, dolayısıyla anılan düzenlemelere bir aykırılık bulunmadığı belilrlenmiştir.Davaya konu genel kurul toplantısı yönünden bakanlık temsilcisinin bulunmamasının, davalı şirket esas sözleşmesinin 11. maddesine aykırı olabileceği değerlendirilse dahi, davacının anılan genel kurul toplantı tutanağında imzasının bulunduğu, bizzat imza attığı tutanağın bu sefer harici bir eksiklik nedeniyle geçerli olmadığının ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, TMK'nun 2. maddesi gereği bu iddianın dinlenemeyeceği kanaatine varılmıştır. Davacının, davaya konu pay senetlerindeki ciro silsilesinin bozuk olduğu, bu kapsamda hisse senedi üzerindeki imzanın davacıya ait olduğu, bu nedenle devrin geçersizliği ileri sürülmüş olmakla, cevap dilekçesi ekindeki 24/04/2015 tarihli hisse devir sözleşmesi başlıklı belgenin yapılan incelemesinde, davacının dava dışı eski ortak...'dan hisse devaralarak davalı şirkete ortak olduğu belirlenmiştir. Davacı tarafça, hisse senedinde devreden...'ya ait bir ciro/imza bulunmamakla hisse devrinin geçersiz olduğu ileri sürülmekte ise de, bu durumda davacının da anılan hisselerde hak sahibi olmaması gerektiği, sonraki devre ilişkin tüm iddialarının temelsiz kalması sonucunu doğuracağı, oysa davalılara hissenin devri öncesi davacının anılan hisselere sahip bulunduğu ve davalılara devri konusunda anlaştıkları tüm tarafların kabulünde olup, bu eksikliğin ileri sürülmesinin de hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olduğu, korunamayacağı kanantine varılmıştır. Bundan başka davalı tarafça cevap dilekçesi ekinde sunulan ve imzası davacı tarafça hiçbir aşamada inkar edilmeyen "anonim şirket hisse devri senedi" başlıklı belgede, taraflar arasındaki hisse devrinin açıkça düzenlenmiş olması ve Yargıtay kararları ile ifade edildiği üzere, nama yazılı pay senedi devrinin, ciro unsuru yerine geçmek üzere temlik sözleşmesi düzenlenebileceği Mahkememizce değerlendirilmiş, davacı tarafın ciroya ilişkin eksiklik iddiaları yerinde görülmemiştir. Davacı tarafın teslim olgusu yönünden itirazları bakımından yapılan incelemede, anılan hisse senetleri aslının davalılar uhdesinde bulunduğu ve davalılarca Mahkememize ibraz edildiği, kasaya alındığı belirlenmiştir. Bununla birlikte bu hisse senetlerinin davalılara geçişi konusunda davacı tarafça, aynı iddialarla ve dolandırıcılık suçlamasıyla başlatılan soruşturmada İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/2554 soruşturma sayılı dosyasında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verilmiş, karar itiraz üzerine kesinleşmiştir. Yine hisse senetlerinin davalı elinde bulunması yönünden ve davacının hırsızlık suçlamasıyla başlatılan soruşturmada İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 2021/41653 soruşturma sayılı dosyasında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verilmiş, karar itiraz üzerine kesinleşmiştir. Davalı taraf, hisse senetlerini Mahkememize teslim etmekle, kendileri yönünden teslim olgusu ispat olunduğu, dinlenen tüm tanık beyanları ve soruşturma dosyaları kapsamında, hisselerin davacıdan davalılara geçişinin, davacı iradesi dışında olduğu, senetlerin davalılara tesim edilmemiş bulunduğu iddiaları davacı tarafça ispat olunamadığı kanaatine varılmış, davanın tüm talepler yönünden reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. Davacı vekilince dava dilekçesinde hisse bedeli yönünden dava dilekçesinde 50.000 TL'nin, davalılardan payları oranında tahsili talep olunmuş, sonra ıslah dilekçesi ile bu istem toplamda 1.117.000 TL'ye çıkarılmış ve davalılardan payları oranında tahsili talep olunmuştur.Yargılama sırasında ise davalı ...'in hisselerinin tamamını davalı ...'e devrettiğinin anlaşılması nedeniyle davacı vekilince sunulan 25/01/2021 tarihli dilekçe ile davasını davalı ... yönünden tazminat davasına dönüştürdüğü beyan edilmekle davalı ... yönünden istemin 559.000 TL bedelli hisse tutarına, davalı ... yönünden ise istemin 558.000 TL bedelli hisseye ilişkin olduğu vekalet ücreti yönünden dikkate alınmıştır.Davanın davalı şirkete yöneltilmesinin davaya konu 17/11/2015 tarihli genel kurul toplantısı yönünden ileri sürülen aykırılıklar olduğu değerlendirilmekle davalı şirket yönünden maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir..."gerekçesi ile,' 1-Davanın tüm talepler yönünden reddine,2-Yargılama kapsamında konulan tüm tedbirlerin kaldırılmasına,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Bakanlık temsilcisinin bulunması zorunluluğunun şirket ana sözleşmesi ile ihdas edilmiş bir bağlam olup şirket ve ortaklarını bağladığını, başka bir anlatımla bakanlık temsilcisinin bulunması gerektiğine işaret eden bağlamın, şirket esas sözleşmesinden kaynaklanan bir kesin hükümsüzlük hali olup yönetmeliğin 32. maddesi ile ilgili olmadığını, bu sebeple genel kurul kararının kesin hükümsüz olduğunu, Ciro silsilesinin bozuk olduğuna dair iddialarının hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde görülmesinin uygun olmadığını, TTK m.490/2’ye göre hukuki işlemle devir, ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle yapılabileceğini, yukarıda yer verilen pay senetlerinden anlaşıldığı üzere müvekkili tarafından davalılara yapılmış bir ciro olmadığınından ciro silsilesinin düzgün olmadığını ve davalıların yetkili hamil olmadığını, Davalılar tarafından ibraz olunan 27/12/2017 tarihli beyan dilekçesinde, davaya konu hisse senetlerinin davacının talimatı doğrultusunda şirket muhasebecisi tarafından teslim edildiği, bu hususta mahkemece takdir edilir ise muhasebecinin de tanık sıfatıyla ifadesine başvurulabileceğinin bildirildiğini, bu hususta dinlenen tanıkların davalı beyanını doğrulamadığını, dolayısıyla davalıların hukuka uygun bir teslim olgusunu ispat edemediklerini, Dava konusu pay senetlerinin bir şekilde davalılar tarafından mahkeme dosyasına ibraz edilmesi ve soruşturma dosyaları zımnında KYOK kararı verilmesi davalıların teslim olgusunu hukuka uygun şekilde ispat ettiğini göstermediğini, Devrin geçerli olduğunu kabul anlamına gelmemek kaydıyla devir bedelinin asla ve kata ödenmediğini, davacının iradesinin fesada uğratıldığını, devir bedelinin ödendiğinin ispat edilemediği, 17/11/2015 tarihli olağanüstü genel kurul toplantı tutanağı gibi davalıların cevap dilekçesi ekinde ibraz etmiş oldukları "Anonim Şirket Hisse Devir Senedi" başlıklı sözde belgelerin de müvekkilin iradesinin fesada uğratılması sebebiyle elde edildiğinden TBK'nın irade bozukluklarına ilişkin düzenlemesi karşısında mahkemece geçersizliğine ve hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerekirken aksine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, İbraz olunan hukuki mütalaanın yerel mahkeme tarafından karar tahtında tartışılmadığını, kendileri tarafından ibraz olunan 06.10.2022 tanzim tarihli mütalaada; devre konu pay senetlerinin bağlı nama yazılı senet olduğu ve bu senetlerin hukuki işlemle devri konusunda TTK m. 490/2'nin ciro + zilyetliğin devri koşullarını aradığı, Uyuşmazlığa konu olayda cironun şekle uygun olmadığı, devredenin imzalaması gereken yerleri devralanın imzaladığı, bu nedenle geçersiz olduğu, doktrinde temliknamenin cironun yerini alacağına karşı çıkan görüşlerin olduğu, Ancak ciro geçersiz olsa bile tarafların ayrıca temlik beyanı içeren bir devir sözleşmesi yapmışlarsa burada artık cironun geçersizliğine dayanılamayacağı, cironun yerine devir sözleşmesinin alacağı yönündeki görüşün kabulü halinde dahi söz konusu devir beyanını içeren sözleşmenin tek başına borçlandırıcı işlem özelliği taşımaktan başka bir anlamı olmadığı, mülkiyetin geçmesi için tasarruf işlemi olan zilyetliğin devrinin gerçekleşmesi gerektiği, hukuka uygun tasarruf işlemi olmadıkça hak sahibi olunamayacağı, geçerli bir tasarruf işlemi olmadan senetleri elinde tutan davalıların haksız zilyet konumunda olduğu, senetlerin asıl sahibi olan davacıya iade etmeleri gerektiği, İleri sürülerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacının davalı şirketteki hisselerinin diğer davalılara devrinin hükümsüz olduğunun tespiti ile davacı adına hükmen tesciline, bu talebin kabul görmemesi halinde hisse devir bedelinin gerçek kişi davalılardan hisseleri oranında tahsiline karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı vekili istinaf sebebi olarak, davalı şirketin hisse devirlerinin görüşüldüğü 17/11/2015 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında Bakanlık temsilcisinin bulunmadığını ve kararın ana sözleşme ve kanuna aykırı olması sebebiyle hükümsüz olduğunu, nama yazılı hisselerinin devrine ilişkin ciro silsilesinin düzgün olmadığını ve davalılar tarafından hisse senetlerine meşru bir şekilde zilyet olunduğunun ve devir bedelinin ödendiğinin ispat edilemediğini, dosyaya sunulan hukuki mütalaanın Mahkemece tartışılmadığını ve bu hususlar gözetilmeksizin verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Davacı vekili tarafından ileri sürülen tüm istinaf sebepleri yargılama aşamasında dava dilekçesinde, ıslah dilekçesinde, beyan dilekçelerinde ve bilirkişi raporlarına itiraz dilekçelerinde ileri sürülmüş, Mahkemece gerekçeli kararda her bir iddia ve savunma sebebi hakkında ne şekilde değerlendirme yapıldığı açıklanmıştır. TTK'nın 490/2. maddesi uyarınca, nama yazılı şirket paylarının hukuki işlemle devri ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle yapılabilir. Taraflar arasında akdedilen "Anonim Şirket Hisse Devir Senedi" başlıklı senetler ile davacı tarafından davalı şirketteki toplam 1.117 payının 559 adetinin davalı ...'e 559.000,00 TL bedelle, 558 payının ...'a 558.000,00 TL bedelle devredildiği, devir senetlerinde davacının hisselerini bütün aktif ve pasifi ile birlikte devrettiği, devir alanın hisseleri aynı bedel ve şartlarla devraldığı, devir bedelinin nakden ve tamamen ödendiği, tarafların birbirlerini bu devirle ilgili olarak ibra ettikleri, hisse devir senedinin taraflarca okunarak kabul ve imza edildiğinin belirtildiği, devir senelerinin taraflar ve tanık ... tarafından imzalandığı, davacı tarafından hisse devir senetleri altındaki imzanın inkar edilmediği, nama yazılı hisse senetlerinin davalıların elinde bulunduğu ve davalılar tarafından Mahkemeye ibraz edildiği, hisse devir senetleri ve nama yazılı pay senedinin davalıların zilyetliğinde olduğu dikkate alındığında hisse devirlerinin kanuna uygun olduğu, davacı tarafından hisse senetlerindeki ciro silsilesinin düzgün olmadığı iddia edilmiş ise de, kendisine ve diğer ortaklara daha önce hisseleri ve pay senetleri devreden...'nın da aynı şekilde hisse devir sözleşmesi ve protokol ile hisselerin devredildiği, ...'nın da pay senetleri üzerince cirosunun bulunmadığı, davacının imzasının bulunduğu, Mahkemece de belirtildiği üzere bu sebeple ciro silsilesinin düzgün olmadığının kabulü halinde davacının da hak sahibi olamayacağı, davalıların anonim şirket hisse devir senetleri ve zilyetliğin devri ve ana sözleşmeye göre EPDK'nun devre izin vermesi ile meşru hamil oldukları gözetildiğinde davacının söz konusu istinaf sebebinin dürüstlük kuralına aykırı olduğu ve yerinde olmadığı, davalıların davacının hisselerini iradesinin hile ile fesada uğratılarak elde edildiği iddiasının ispat edilemediği gibi, hisse bedelinin nakden ve tamamen ödendiğine dair davacının imzasının bulunduğu hisse devir senedinin aksinin yazılı ve kesin deliller ile ispat edilemediği, davalı şirketin hisse devirlerinin görüşüldüğü 17/11/2015 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının çağrısız olarak tüm ortakların katılımı ile yapıldığı, kurula başkanlığı bizzat davacının yaptığı ve tüm ortakların imzasının bulunduğu, söz konusu genel kurul kararının yok hükmünde olduğuna/butlanına/iptaline dair bir karar verilmediği gibi TTK'nın 490/2.maddesine uygun şekilde ciro ve senedin teslimi şeklinde yapılan pay devir işleminin taraflar bakımından geçerliliğinin devrin pay defterine işlenmesine bağlı olmadığı, pay defterine kayıt açıklayıcı nitelikte olduğu ve şirketin yapacağı işlemler bakımından etkili olduğu, bunun dışında devrin pay defterine işlenmesinin ya da işlenmemesinin, devrin geçerliliğine etkisinin bulunmadığı gözetildiğinde genel kurul toplantısının usulüne uygun yapılıp yapılmadığının sonuca etkisinin bulunmadığı (Yargıtay 11. HD'nin 2015/2392 E- 2016/934 K sayılı, 28.01.2016 tarihli ilamı), davacı tarafından hisse senetlerinin kendisi tarafından davalılara teslim edilmediği iddia edilmiş ise de, bu iddiasına ilişkin yapılan soruşturmada takipsizlik kararı verildiği, söz konusu iddianın ispat külfetinin davacıda olduğu ve davacı tarafından geçerli ve kesin deliller ile ispat edilemediği anlaşılmakla davacı vekilinin aksi yöndeki tüm istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 435,50 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 08/12/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.