7. Hukuk Dairesi 2011/6114 E. , 2011/8372 K. "İçtihat Metni" Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Dava, muhdesatın mülkiyetinin tespiti ve tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesi istemine ilişkindir. İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, mahkemece toplanıp değerlendirilen delillere ve hüküm yerinde g
**7. Hukuk Dairesi 2011/6114 E. , 2011/8372 K.** **"İçtihat Metni"** Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Dava, muhdesatın mülkiyetinin tespiti ve tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesi istemine ilişkindir. İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, mahkemece toplanıp değerlendirilen delillere ve hüküm yerinde gösterilen gerekçelere göre davalı ...’ın sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ne var ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 684. maddesi hükmünde, bir şeye malik olan kimsenin o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olacağı, 718. maddesi hükmünde de, arazi üzerindeki mülkiyetin, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını da kapsayacağı, bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynakların da gireceği açıklanmıştır. Genel kuralı oluşturan bu hükümler dikkate alındığında taşınmaz üzerinde bulunan bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhtesatların mülkiyeti kural olarak arzın mukadderatına tabidir. Muhtesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Aksine bir hüküm bulunmadıkça da muhtesatların mülkiyetinin taşınmazın maliklerinden başka birisine veya maliklerden bir veya birkaçına ait olduğunun tespiti dava edilemeyeceği gibi mahkemelerce de bu sonucu doğuracak şekilde hüküm verilemez. Ne var ki, böyle bir istemle dava açılması halinde "Çoğun içinde azı da vardır" kuralı gözetilerek diğer koşulların varlığı halinde muhtesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesi gerekir. Öte yandan aynı kanunun 1006. maddesinde hangi hakların tapu kütüğüne tescil, 1009,1010 ve 1011 maddelerinde hangi hakların şerh edilebileceği, 1012 maddesinde ise taşınmaz eklentilerinin malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununa yazılacağı, taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer hususların tüzükle belirleneceği açıklanmış, özel kanun hükümleri saklı tutulmuştur. Benzer hükümler yürürlükten kaldırılan 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nde de mevcuttur. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 19. maddesinin birinci fıkrasında tapuda kayıtlı taşınmaz malın zilyet lehine tespitinde, mevcut ve her türlü takyid ile sınırlı ayni hakların saklı tutulacağı, eski tapu kayıtlarındaki bu tür hak ve mükellefiyetlerin, kadastro tutanağında belirtilerek yeni kütüklere aynen geçirileceği, ikinci fıkrasında da taşınmaz üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterileceği belirtilmiştir. Bu madde gereğince taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatın kadastro tutanağının ve tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilebilmesi için muhtesatın kadastro tespit gününden önce meydana getirilmiş olması zorunludur. Kadastro Kanununun anılan bu ayrık hükmü dışında kanunlarımızda ve Tapu Sicil Tüzüğünde muhtesatların tapu kütüğüne tescil veya şerh edilebileceğine veya kütüğün beyanlar hanesinde gösterilebileceğine ilişkin başka bir hüküm de bulunmadığından kadastro tespit gününden sonra meydana getirilmiş muhtesatların tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesine veya şerhine karar verilemeyeceği kuşkusuzdur. Somut olaya gelince dosya içeriğinden ortaklığın giderilmesi davasına konu, ev ve bahçesi niteliğiyle tapuda kayıtlı 1355 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin 1962 yılında kesinleştiği, davaya konu ev, ahır ve garajın kadastro tespitinden sonra 2000 yılında meydana getirildiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, mahkemece somut olayda az yukarıda açıklanan hukuksal olgular ve ayrık hükmün uygulanma olanağının bulunmadığı gözetilerek davanın kısmen kabulü ile, davaya konu muhtesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmekle yetinilmesi, davacının kanunların emredici hükümlerine aykırı mülkiyet tespiti ve şerhe yönelik istemlerinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalı ...’ın temyiz itirazları bu nedenle yerinde ise de, yanılgının giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirmediğinden; hüküm yerinin birinci fıkrasındaki “...davasının KABULÜ...” sözlerinin arasına “KISMEN” kelimesinin eklenmesine, aynı fıkrasındaki “... beyanlar hanesine ŞERH VERİLMESİNE,” sözlerinin hüküm yerinden çıkartılmasına, yerine “...TESPİTİNE, davacının mülkiyet tespiti ve şerhe yönelik istemlerinin reddine,” sözlerinin yazılmasına, hükmün düzeltilen bu şekli ile ONANMASINA, hüküm düzeltilerek onandığından harç alınmasına yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde davalı ...’a iadesine, 22.12.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.