İSTİNAF KARAR TARİHİ: 19/11/2025 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 19/11/2025 Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 2024/386 Esas 2025/665 Karar sayılı ilamına karşı , davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya dairemize gelmekle dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; " ... Ltd. Şti. Tarafından 27/07/2022 tarihinde davalı ... Ltd. Şti.'den ... cep telefonu ... ma…
T.C. KAYSERİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2025/1924 KARAR NO: 2025/2083 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 03/07/2025 NUMARASI: 2024/386Esas - 2025/665Karar DAVANIN KONUSU: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 19/11/2025 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 19/11/2025 Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 2024/386 Esas 2025/665 Karar sayılı ilamına karşı , davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya dairemize gelmekle dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; " ... Ltd. Şti. Tarafından 27/07/2022 tarihinde davalı ... Ltd. Şti.'den ... cep telefonu ... marka/model 1 adet cep telefonu satın aldığını, ... Ltd. Şti. sonrasında Ticaret Sicil Gazetesinde tescil edildiği şekli ile ... A.Ş. ünvanını aldığını, daha sonra ise Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlandığı şekli ile ünvan değişikliği sonucu ... A.Ş. unvanını kullandığını, müvekkil şirkete ait ve davalı şirketten satın alınan cep telefonunda bulunan gizli ayıptan dolayı oluşan şikayetler giderilmesi adına ürünün garantili servisine başvurular yapılmış, şikayetler iletildiğini, en önemli şikayet nedeni ve kullanıcının bu anlamda üründen yaralnama şansını bırakmayan husus ise WİFİ/EİFİ bağlantısının sürekli bir şekilde çalışmadığını, bu hatanın ana kart değişikliği ile giderilebileceği ürünün yetkili servisi tarafından belirtildiğini, müvekkil şirketin bu cep telefonundan yaralanma şansı kalmadığını, müvekkil şirketçe bu durumlar ilgili servise iletilmiş ise de herhangi bir sonuç elde edilemediğini, arabuluculuk aşamasının davalı tarafça katılım sağlanmadığı için anlaşamama ile sonuçlandığını, ilgili durum daha sonra müvekkil tarafından davalıya ihbar niteliğinde olmak üzere mesaj ile bildirildiğini fakat müvekkilin zararını karşılamaya yönelik herhangi bir geri dönüş gerçekleşmediğini, müvekkilimiz bildirilen niteliklere sahip olmayan ve gizli ayıplı cep telefonu sebebiyle maddi zarara uğradığını, ilgili zararın tespiti için uzman bilirkişi incelemesi gerektiğini, tespit edilecek olan zarardan satıcı satıcının sorumlu olduğunu, bu nedenlerle davalıca satılan cep telefonunun öncelikle aynısı olmak üzere ayıpsız misli ile değiştirilmesine karar verilmesine, şimdilik 500 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte tahsiline ve yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini " talep ve dava etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; "Somut olayda telefon üzerinde inceleme yapılmıştır. Davacı iddiasını sadece Wİ-Fİ arızası ile sınırlandırmış ve bu kapsamda inceleme yapılmıştır. Anılan bilirkişi raporu uyarınca telefonun açılması neticesinde wifi/ nin arızalı olduğu, bu durumda telefonun Wi-Fi anteni hasar görmüş ve bağlantı sorunlarına neden olabileceği tespit olunmuştur. Hasar, fiziksel bir darbe sonucunda veya iç bileşenlerdeki bir arıza nedeniyle oluşabileceği, bu tür hasarlar genellikle telefonun Wi-Fi sinyalini almasını veya iletmesini engelleyeceği, söz konusu davada telefon yaklaşık olarak 1 yıl kullanıldıktan sonra arızaya geçtiği anlaşılmakta olup telefonun arka yüzündeki izler telefonun hor kullanıldığını göstermektedir.Wİ-Fİ arızasının hasar sonucu olma ihtimalinin yüksek olduğu kanaati bildirilmiştir. Anılan rapor uyarınca telefonun olağan kullanım dışı kullanım kılavuzuna uygun kullanılmadığı anlaşıldığından dava reddedilmiştir. Bilirkişi raporunda ekrandaki ayıp iddiası dava konusu olmadığından bu kısım değerlendirmeye alınmamış.... " gerekçesiyle Davanın reddine karar verilmiştir. İşbu kararı davacı vekili süresinde istinaf etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkil şirkete ait ve davalı şirketten satın alınan ... ... marka/model cep telefonunda bulunan gizli ayıptan dolayı oluşan şikayetler giderilmesi adına ürünün garantili servisine başvurular yapıldığını, 11.12.2023 ve 21.12.2023 tarihinde oluşturulan servis kayıtları ile üründen kaynaklı şikayetler iletildiğini, en önemli şikayet nedeni ve kullanıcının bu anlamda üründen yaralnama şansını bırakmayan husus ise WİFİ/EİFİ bağlantısının sürekli bir şekilde çalışmıyor olması olduğunu, bu şekli ile yapılan başvuruların sonuç bildiriminde ise bu hatanın ana kart değişikliği ile giderilebileceği sonucu da dava dilekçesi ekinde sunduğu yetkili servis formları ile de ürünün yetkili servisi tarafından ortaya konulduğunu, yerel mahkemece bu konuda bu mağduriyet konusunda bir değerlendirme yapılmaksızın, gerekli araştırma yapılmadan karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkil şirket de satış aşamasında kendisine ifade edilenden farklı kalite ve ayıplı olarak imal edilen ürünü öncelikle ayıpsız olan benzerleri ile değiştirilmesi talep edildiğini, aksi durumlar ise davacı/alıcının hak ve hukukuna zarar vereceğini, sunulan servis kayıtları,telefon üzerinde yapılan incelemede ayıbın olduğu konusunda herhangi bir kuşkuya yer bırakacak bir durum olmaması karşında davanın reddedilmesini anlamakta güçlük çektiğini, yerel mahkeme dosyasında arz ve izah ettiği ve re’sen dikkate alınacak diğer gerekçelerle; Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2024/386 Esas – 2025/665 sayılı Karar istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını ve yeniden yargılama yapılarak talebi doğrultusunda davanın kabülüne karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzeniyle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Dava, tarafları arasındaki satım sözleşmesi gereği davacı alıcının telefondaki gizli ayıp nedeniyle davalı satıcıya karşı açtığı misliyle değişim olmazsa bedel iadesi talebidir. Davanın dayandığı temel ilişki, satış sözleşmesidir. Dava, tacirler arası satım sözleşmesine ilişkindir. Mahkemece davacının ayıp savunmasını ispat edemediğinden bahisle davanın reddine karar verilmiştir. Taraflar tacir olup, uyuşmazlığın ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle olaya 6098 sayılı Borçlar Kanunu (TBK) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Türk Borçlar Kanunu’nun satım sözleşmesine dair hükümlerinin (TBK m. 207 vd) esasen tacirler arasında yapılan satım sözleşmelerine de uygulanması benimsenmiştir. Bununla birlikte satım sözleşmesinde malın ayıplı olması halinde özel hükümler öngörülmüştür (TTK m. 23/1, c. Dolayısıyla tacirler arası satım sözleşmelerine Borçlar Kanunu hükümleri ile birlikte TTK m. 25/I hükmü de uygulanacaktır. Satım sözleşmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 207. maddesinde “satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. Satım sözleşmesi synallagmatik, başka deyişle tam iki tarafa karşılıklı borçlar yükleyen bir sözleşmedir. Tam iki yanlı sözleşmelerde, her iki yan birbirine karşı birer asli edim ile çeşitli yan ve tali edimler yüklenirler. Eş deyişle bu sözleşmeler nitelikleri gereği yanlardan her birini zorunlu olarak alacaklı ve borçlu kılar. Yanlardan her biri karşı edimi elde etmek için borç altına girer. Satıcının malın teslimi ve mülkiyetinin alıcıya geçirilmesi yükümlülüğü yanında satılanın ayıplardan ari olmasını sağlama yükümlülüğü de bulunmaktadır. Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan “ayıp ve ayıba karışı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır: Ayıba ilişkin hukuki düzenleme, dava konusu uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 219. maddesinde yer almaktadır. Düzenlemede “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.” denilmektedir. Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır. Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir (Domaniç, H.: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C.I, İstanbul 1988, s.155; Yavuz, N.: Ayıplı İfa, 2.b., Ankara 2010, s. 107; Karakaş, C.F.: Ticari Satımda Ayıp İhbarının Süresi ve Şekli, XXII. Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, Ankar 2006, s.172). Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Eğer alıcı iğfal edilmiş, yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 225. Maddesine göre Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz. Ayıba ilişkin bu genel açıklamadan sonra belirtmek gerekir ki satıcının ayıptan sorumluluğuna da "ayıba karşı tekeffül" denmektedir. Ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcının kendisine tanınan hakları kullanabilmesi için Kanun tarafından kendisine yükletilmiş olan külfetleri yerine getirmelidir. Külfet, alıcının satın aldığı malı muayene etmesi ve bir ayıbın ortaya çıkması halinde bunu satıcıya ihbar etmesidir. Alıcı külfetleri yerine getirmediği takdirde ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanamaz. Külfet teknik anlamda bir yükümlülük veya borç değildir. Külfet, mülkiyetten farklı olarak herhangi bir borç yaratmayan, yerine getirilmediği takdirde o konuda sağlanmış olan hakların kaybedilmesi sonucunu doğuran bir davranış olarak tanımlanabilir. Burada muayene ve ihbar külfetini yerine getirilmemesi halinde alıcının satılanı kabul etmiş sayılacağına dair yasal bir karine söz konusudur. Dolayısıyla külfetlerin yerine getirilmemesi seçimlik hakların kullanılmasına engel olur, alıcı malı o haliyle kabul etmiş sayılır. Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti TTK 23/1.c maddede düzenlenmiştir. Bu hükme göre “Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır. ” Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur. TTK 23/1.c maddede gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Borçlar Kanunun 223. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 223. Maddesine göre; alıcının, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorunda olduğu, alıcının gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal etmesi halinde, satılanı kabul etmiş sayılacağı, ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hükmün uygulanmayacağı, Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmesi gerektiği; bildirmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Alıcı ihbar külfetini yerine getirmiş ise zamanaşımı süresi içinde Borçlar Kanununun 227 ve 228. maddelerinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği gibi zamanaşımı süresi dolsa bile kendisine karşı açılan davada ayıptan doğan defi hakkını ve seçimlik haklarını ileri sürebilir. Bu halde artık alıcının ayıpları bildiği ya da bilmesi gerektiği konusunda ispat yükü satıcıya aittir. Zira bu suretle satıcı yasal olarak kendisine düşen bir sorumluluğu reddetmektedir. Ayıp ihbarının yasal sürede yapılıp yapılmadığını kimin kanıtlaması gerektiğini bulabilmek için hukukumuzda “ispat yükü”nün nasıl düzenlendiğine bakmak gerekmektedir. Bir davada çekişmeli olguların kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği konusuna, ispat yükü denir. Her iki taraf da ispat yükünün kime düştüğünü gözetmeden delil göstermişler ise bu halde hâkimin ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmasına gerek yoktur. Çünkü hâkim, ilk önce tarafların gösterdikleri delilleri incelemekle yükümlüdür. İki tarafın (veya bir tarafın) gösterdiği deliller ile davaya ilişkin bütün çekişmeli olgular aydınlanmış ise yine ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmakta bir yarar yoktur. Buna karşılık, gösterilen delillerin hâkime dava hakkında tam bir kanaat vermemesi halinde, ispat yükünün hangi tarafa düştüğünün tespit edilmesinde yarar vardır. Delillerin davayı etkileyecek çekişmeli hususlarda gösterileceği ve ispat faaliyetinin çekişmeli vakıalar için söz konusu olduğu hususu göz önünde bulundurulmalıdır (1086 sayılı HUMK m. 238/1; 6100 sayılı HMK m.187/1). Türk Medeni Kanunun 6. maddesinde “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” denilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde ise bu düzenlemeye paralel bir düzenleme getirilmiştir. Anılan maddede “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” denilmiştir. İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır. (Yargıtay H.G.K 2017/19-1633 Esas, 2017/1633 Karar) Dava konusu somut uyuşmazlıkta davacı taraf, davalı tarafın faturaya konu malı anlaşılan nitelikte teslim etmediğini iddia etmesi karşısında ispat yükü davacıda olup gerçekte anılan bu hususun davacı tarafça usulünce ispat edilmesi gerekmektedir. Taraflar arasında satım akdine dayalı ilişki olduğu, davacının satıma konu telefonda ayıp iddiasında bulunmuşsa da ürünün 2022 yılının 7. Ayında alındığı, ilk defa servise 11.12.2023 tarihinde wifi çalışmıyor şikayetiyle başvurulduğu, alınan bilirkişi raporunda elektrik elektronik mühendisi tarafından bu arızanın kullanımdan kaynaklı olduğunun belirlenmesi karşısında davanın reddi yönündeki ilk derece mahkemesi karara usul ve yasaya uygun bulunmuştur. Yukarıda belirtilen gerekçelerle ve HMK'nın 355. Maddesi gereğince istinaf başvurusu sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda davacı tarafın yukarıda yazılı söz konusu istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden ilk derece mahkemesinin istinafa konu edilen nihai kararının HMK'nın 353/1-b.1.maddesi gereğince usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu değerlendirilerek istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle ; Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 2024/386 Esas 2025/665 sayılı kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması nedeniyle davacının istinaf başvurusunun HMK. 'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken istinaf karar ve ilam harcı istinaf eden davacı taraftan peşin olarak alındığından harçla ilgili yeniden karar verilmesine yer olmadığına, Davacı tarafından yapılan istinaf yoluna başvuru harcı ve istinaf posta giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, İstinaf incelemesi aşamasında duruşma yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına , HMK 302/5 maddesi gereğince işbu ilamın kesinleşme kaydı yapılan kararın yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin , harç tahsil işlemlerinin, HMK 359/4 Maddesi gereğince bu kararın taraflarına tebliği işlemlerinin yapılması ve artan gider avansının ilgili tarafa iadesi işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme ile HMK 362/1-a bendi uyarınca KESİN olarak oy birliği ile karar verildi.. 19/11/2025