İSTİNAF KARAR TARİHİ:12/02/2026 Taraflar arasındaki İtirazın İptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket başta ... zinciri o…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2022/1237 KARAR NO:2026/220 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:27/05/2022 NUMARASI:2020/628 Esas - 2022/410 Karar DAVA:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ:12/02/2026 Taraflar arasındaki İtirazın İptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket başta ... zinciri olmak üzere pek çok otele, otel ürünlerin (yön tabelaları, oda kartları, çöp kutuları, çalışan isimlikleri vs.) tedarik eden bir şirket olduğunu, davalı şirketin ... hemen arkasında yer alan, yeni yaptığı ... Otel isimli otelinde kullanılacak ürünler de müvekkilim tarafından tedarik edildiğini, imal ettirilen veyahut tedarik edilen ürünlerin tamamı davalı şirkete teslim ettiğini, anlaşılan bedeller üzerinden faturaları kesilmiş ve faturalara itiraz edilmeksizin tarafların ticari defterlerine işlendiğini, davalı şirket, e-posta yazışmaları ile fiyat teklifleri aldığını, irsaliyeleri ile teslim edilen faturalı borçlarını ödememek konusunda ısrarcı olduğunu, Aralarındaki iş ilişkisi sonucu müvekkilin, davalı şirkete toplamda 4 adet fatura kestiğini; 26.09.2019 tarihli 6.490,00-TL bedelli fatura, 04.12.2019 tarihli 11.800,00-TL bedelli fatura, 27.12.2019 tarihli 22.961,86-USD bedelli fatura, 31.01.2020 tarihli 658,44-USD bedelli fatura. İş ilişkisinin devamı süresince davalı tarafından müvekkilime 4 defa ödeme yapıldığını; 06.09.2019 tarihli 10.000,00-TL bedelli ödeme, 13.09.2019 tarihli 1.800,00 TL bedelli ödeme, 29.11.2019 tarihli 50.000,00-TL bedelli ödeme, 30.09.2020 tarihli 50.000,00-TL bedelli ödeme. Müvekkil tarafından kesilen ilk 2 fatura bedeli toplamda 18.290,00-TL olduğunu, davalı tarafından yapılan ilk 2 ödeme ve 29.11.2019 tarihli ödemenin 6.490,00-TL'lik kısmı işbu faturalardan alacağına mahsup edildiğini, davalı tarafından yapılan 29.11.2019 tarihli ödemenin bakiyesi ise aynı gün Merkez Bankası'nın USD satış kuru üzerinden hesaplanarak bakiyesinden düşüldüğünü, aynı şekilde 30.09.2020 yapılan ödeme de, de aynı günün Merkez Bankası USD satış kuru üzerinden hesaplanarak bakiyesinden düşürüldüğünü, anılan ödemelerin hesaplanmasının ardından kalan miktarın ödenmesi için davalı şirketle iletişime geçildiğini, 2021 yılı ekim ayına çek verilebileceği cevabı alındığını, bunun üzerine bakiye alacağı için İstanbul 28. İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine, 16.10.2020 tarihli dilekçe ile itiraz edildiğini, davanın kabulüne, icranın takibine kötü niyet tazminatı olarak 96 20 den az olmamak üzere davalıdan tahsilini talep ve dava etmişlerdir. CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilin davacı tarafa icra takibinde talep edilen tutarda borcu olmadığını, icra takibinde yapılan itiraz haklı ve yerinde olduğunu, davacı ile müvekkil arasında TL üzerinden fiyat anlaşması yapılmış olmasına rağmen davacı tarafından sözelşmeye aykırı olarak USD bedel üzerinden fatura düzenlendiğini, müvekkilin davacıya USD cinsinden borcu bulunmadığını, yabancı para birimi ile fatura düzenlenmesi konusundaki temel düzenleme Vergi Usul Kanunun 215. Maddesinde yapıldığını, VUK'un 215/2-a maddesinde; “kayıt ve belgelerde Türk para birimi kullanılır.” dendiğini, Türk parası karşılığı gösterilmek şartıyla, yabancı para birimine göre de düzenlenebildiğini, yurt dışındaki müşteriler adına düzenlenen belgelerde Türk parası karşılığı gösterilme şartı aranmaz.” Denildiğini, davacı tarafça düzenlenen faturada ayrıca TL tutarlar belirtilmediği için müvekkil şirket muhasebe kayıtlarına fatura tarihindeki merkez bankası kurundan kayıtlar alındığını, kimse kendi kusurundan faydalanamaz ilkesi gereği davacının talebinin reddi gerektiğini, bu sebeple de TL vadeli çekler düzenlenerek davacı firmaya verilmiş davacı firmada bu çekleri her hangi bir şerh koymadan TL tutar üzerinden tahsilatı yaparak kabul ettiğini, hal böyle iken davacının USD fatura bedelleri kısmen ödendiğini vs. gerekçe ile bakiye alacak için takip açması haksız ve kötü niyetli olduğunu, fatura tek başına alacak iddiasını ispata yarar belge olmadığını, faturaya konu malın/hizmetin teslim ediliği/ verildiğinin ispatı gerektiğini, yerleşik Yargıtay kararları gereği fatura tek başına alacağın varlığını ispata yeterli belge olmadığını, davacının alacağın dayanağı fatura içeriği emtiaları müvekkile teslim ettiği ve/veya hizmet sağladığını ispat külfeti altında olduğunu, icra takibinde işlemiş faiz talep edilmesi yerinde olmadığı gibi talep edilen faiz oranı da fahiş olduğunu, borcu kabul anlamına gelmemek kaydı ile birlikte müvekkilin temerrütü söz konusu olmadığını, bu sebeple takipte işlemiş faize yönelik talep haksızlığını, ilaveten talep edilen faiz oranları da son derece fahiş olduğunu, kamu bankalarından celp edilecek faiz oranları ile bu husus tespit edilebileceğini, icra inkar tazminatı talebinin reddi gerektiğini, yukarıda izah edildiği üzere müvekkilin davacıya, icra takibinde talep edilen şekilde ve tutarda herhangi bir borcu bulunmadığını, talep edilen tutar haksız ve fahiş olduğu gibi temerrüt faizi talep edilmesi yerinde olmadığını, sayılan sebeplerle icra takibinde itirazda haklı müvekkil aleyhine icra inkar tazminatı hükmedilmesi yönündeki talep yerinde olmadığını, şartları oluşmayan icra inkar tazminatı talebinin reddi gerektiğini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "... taraflar arasındaki hukuki ihtilafın davacı yanın, 06/10/2020 tarihinde davalı borçlu aleyhine İstanbul 28. İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyası 9.446,67-USD tutarlı alacağı için icra takibi başlatması karşısında, davalı yanların takibe itiraz etmesi üzerine çıkmış bulunduğu,Davacı ile davalı arasında 2019 yılında üç, 2020 yılında düzenlenen bir adet fatura ile ticari ilişkinin oluştuğu, Davacının davalıya mal satışı sonucu toplam dört adet faturasından iki adedini TL, iki adedini de USD üzerinden düzenlediği, faturaların VUK' da belirlenen esaslara uygun olarak düzenlendiği, Mal tesliminde de Sevk İrsaliyesinin kullanıldığı, Davalının davacının düzenlediği faturaları ve malları teslim aldıktan sonra TTK 21/2. maddesi uyarınca sekiz günlük süre içinde faturalara karşı hiç bir itirazının görülmediği, Tarafların incelenen 2019 ve 2020 yılı ticari defterlerinin usulüne uygun olarak tutulduğu, açılış ve kapanış onaylarının süresi içinde yapıldığı, dolayısıyla sahipleri lehine delil niteliği taşıdığı, Davacı şirket tarafından 21.03.2020 tarihinde borca karşılık teslim alınan 50.000-TL tutarlı 30.09.2020 keşide tarihli çekin vadesinde tahsil olduğu ancak, davacı kayıtlarına tahsilatın 01.01.2021 tarihinde kayıtlara alındığı, aslında keşide tarihi 30.09.2020 tarihi dikkate alındığında davacının takip tarihinde davalıdan 46.590,35-TL alacağının olduğu, davacının alacağını USD talep etmesi nedeniyle bilirkişi raporunda 6/B bölümünde yapılan tespitlere göre, davalıdan 9.685,18-USD olarak alacaklı olduğu hesaplanmışsa da davacının takipte 9.130,94-USD talepte bulunduğundan taleple bağlılık ilkesi gereği davacı alacağının 9.130,94-USD olarak kabulü gerektiği, dolayısıyla İstanbul 28.İcra Müdürlüğü ... dosyasında davacının davalıdan asıl alacağının 9.130,94 USD olduğu, Cari hesaplarda yer alan faturaların davacı ve davalı tarafından 523 sayılı VUK Kanunu Genel Tebliğ esaslarına göre Ba-Bs bildirimlerinin yapılmış olduğu, Davacının takipten önce alacağının yazılı olarak ihtarname veya iadeli/taahhütlü bir mektupla talep etmediğinden davalının takip tarihinde temerrüde düştüğü, dolayısıyla davalıdan takip öncesi faiz talep edilemeyeceği hususunun tespit ve rapor edildiği denetlemeye ve hükme dayanak etmeye elverişli 03/04/2022 bilirkişi raporuna göre davanın kısmen kabulüne, İstanbul 28. İcra Dairesinin ... sayılı takip dosyasında davalının 9.130,94-USD asıl alacak üzerinden iptaline, takip tarihinden itibaren 9.130,94 USD asıl alacağa 3095 sayılı kanunun 4/A maddesi uyarınca USD ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına kamu bankalarınca uygulanan en yüksek mevduat faizi işletilmek suretiyle takibin devamına, alacağın %20'si oranında 14.134,69 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair talebin reddine" karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kabul anlamına gelmemek kaydı ile birlikte faturanın tek başına alacak iddiasını ıspata yarar belge olmadığını, faturaya konu malın/hizmetin teslim edildiği/verildiğinin ıspatı gerektiğini, bu yöndeki savunmalarının mahkemece değerlendirilmediğini, bu hususta araştırma yapılmadığını, davacı tarafça düzenlenen faturada ayrıca TL tutarlar belirtilmediği için müvekkili şirket muhasebe kayıtlarına fatura tarihindeki Merkez Bankası kurundan kayıtlar alındığını, kimse kendi kusurundan faydalanamaz ilkesi gereği davacının talebinin reddi gerektiğini, mahkemece hükme esas alınan raporda cevap dilekçelerinde yer alan savunmalarının ve önceki raporlara itirazları değerlendirme dışı bırakıldığını, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile hüküm kurulduğunu,cra takibinde işlemiş faiz talep edilmesi yerinde olmadığı gibi talep edilen faiz oranının da fahiş olduğunu, bu konudaki itirazlarının da değerlendirilmediğini, müvekkili aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, kabul ve ret oranına göre hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin de hatalı olduğunu, açıklanan nedenlerle İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/628 E. Ve 2022/410 K. Sayılı usul ve yasaya aykırı şekilde tesis edilen kısmen kabul kararının istinaf itirazlarının kabulü ile ortadan kaldırılmasına, netice itibari ile haksız ve mesnetsiz davanın külliyen reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yüklenmesine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE:Dava, faturadan kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından yukarıda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olup olmadığı, dava ve takip konusu alacağın varlığının ispatlanıp ispatlanmadığı, talep edilen işlemiş faiz için esas alınan oranının ve davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesinin yerinde olup olmadığı noktalarındadır.Davacı tarafından davalı hakkında, İstanbul 28. İcra Dairesinin ... sayılı takip dosyasında "27.12.2019 tarihli 8.472,50 USD tutarlı asıl alacak, 31.01.2020 tarihli 658,44 USD tutarlı asıl alacak" sebebine dayalı olarak 9.130,94 USD asıl alacak ve 315,73 USD işlemiş faiz olmak üzere toplam 9.446,67 USD 'nin tahsili istemiyle 05.10.2020 tarihinde ilamsız takip başlatılmış, davalı borçlunun itirazı üzerine takip durmuştur.Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Kural olarak salt faturanın düzenlenmiş olması, dayanağı kanıtlanamayan faturaların düzenleyenin defterlerinde kayıtlı olması ve faturaya itiraz edilmemiş olması tek başına akdi ilişkinin kanıtı olamaz. (Yargıtay HGK'nun 19/09/2018 Tarih, 2017/19-915 Esas ve 2018/1338 Karar Sayılı İlamı).Başka bir ifadeyle dava konusu faturaya konu sözleşmesel ilişkinin varlığı ile edimin ifa edildiğinin HMK'nın 200 ve devamı maddeleri uyarınca yazılı delillerle ispatlanması gereklidir. Zira fatura, sözleşmenin infaz aşamasına ilişkin vesikalardan olup sözleşmesel ilişkinin ve edimin ifasının ispatında başkaca delillerle desteklenmediği sürece delil niteliğini haiz olmaz. Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 21/2. maddesinde, bir fatura alan kişinin aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Faturaya sekiz günlük süre içinde itiraz edilmemişse, TTK. m 21/2'ye göre, itiraz etmeyen kimse, fatura içeriğini kabul etmiş sayılır. Ancak sekiz gün içinde itiraza uğramayan fatura, taraflar arasında, aksi iddia ve ispat edilemeyen bir delil, geçici bir zaman için de olsa borçluyu sorumlu kılan bir ödeme emri de sayılmaz. İtiraza uğramayan fatura, içeriğinin aksi ispat edilebilir ticari bir belgedir. Ayrıca adına fatura düzenlenen, bu faturayı ticari defterlerine itirazsız olarak kaydetmişse, bu kayıt, fatura konusu sözleşmenin ve bu sözleşmedeki işin yapıldığı anlamına gelir. Borçlu taraf, faturaları ticari defterine işlemişse, borcun doğmadığını veya borcu ödediğini ispatlamak zorundadır. Zira, davalının kendi ticari defterlerindeki kayıtlar aleyhine delil teşkil eder. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 222. maddesine göre, Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Ayrıca ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir.Diğer tarafın 2.fıkra hükmüne uygun olarak tutulan ticari defterlerinin ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi halinde ticari defterler sahibi leline delil olarak kullanılamaz. Maddede sayılan şartların birlikte bulunması halinde ticari defterler kesin delillerdendir ve aksi ancak senet veya diğer kesin deliller ile ispatlanabilir. 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 215. Maddesi "1. Bu Kanuna göre tutulacak defter ve kayıtların Türkçe tutulması zorunludur. Ancak, Türkçe kayıtlar bulunmak kaydıyla defterlerde başka dilden kayıt da yapılabilir. Bu kayıtlar vergi matrahını değiştirmeyecek şekilde tasdik ettirilecek diğer defterlere de yapılabilir. 2. a) Kayıt ve belgelerde Türk para birimi kullanılır. Belgeler, Türk parası karşılığı gösterilmek şartıyla, yabancı para birimine göre de düzenlenebilir. Şu kadar ki yurt dışındaki müşteriler adına düzenlenen belgelerde Türk parası karşılığı gösterilme şartı aranmaz." düzenlemesini içermektedir.Dosyada toplanan deliller ile davacının 31.01.2020 tarihli ... nolu 658,44 USD tutarlı, 27.12.2019 tarihli ... nolu 22.961,86 USD tutarlı faturalar düzenlediği, faturaların ticari defterlere Vergi Usul Kanunu gereği işlem tarihindeki Türk Lirası karşılığının kaydedildiği, dava ve takibe konu alacağın, 658,44 USD tutarlı fatura ile 22.961,86 USD tutarlı faturanın bakiyesine dayandığı belirlenmiştir Mahkemece uyuşmazlığın çözümü için tarafların ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiştir.İncelenen taraf ticari defterlerine göre taraf ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, davacının takibe konu faturalar dışında 26.09.2019 tarihli 6.490 TL ve 04.12.2019 tarihli 11.800 TL bedelli iki adet fatura düzenlediği, anılan 4 adet faturanın davacı ve davalı defterlerinde Türk Lirası olarak kayıtlı olduğu, 658,44 USD bedelli fatura haricindeki üç fatura yönünden BA-BS formlarının uyumlu olduğu, takip tarihi itibariyle davacı defterlerinde davacının alacaklı olduğu miktarın 46.591,01TL , davalı defterlerinde 46.590,35 TL olduğu tespit edilmiştir.Somut olayda davalının, davacı tarafından tanzim edilen dava ve takibe konu faturalara itiraz ettiğine yönelik bir savunmasına rastlanılmadığından, bedeli yabancı para olarak gösterilen bu faturalar yönünden akdi ilişkinin yabancı para cinsinden kurulduğunun kabulü gerekir.Yabancı para cinsinden düzenlenen faturalarda Türk parası karşılığının gösterilmemesi, usule ve şekle ilişkin olup, vergi mevzuatını ilgilendirmektedir.Davalının, takibe konu edilen iki adet faturayı herhangi bir ihtirazı kayıt ileri sürülmeden kendi ticari defterlerine kaydetmiş olması, fatura konusu malları teslim aldığı anlamına gelir. Bu durumda davalı, borcun doğmadığını veya borcu ödediğini ispatlamak zorunda olmakla birlikte faturalara konu malları teslim almadığı yönünde herhangi bir delil sunmamıştır. Bu nedenle davalının aksi yöndeki istinaf istemleri yerinde görülmemiştir.Taraflar arasında davalının 06.09.2019 tarihinde 10.000 TL, 13.09.2019 tarihinde 1.800 TL, 29.11.2019 tarihinde 50.000 TL olarak ödeme yaptığı, davalı şirketin sunduğu tahsilat makbuzuna göre davacının 26.03.2020 tarihinde 30.09.2020 keşide tarihli 50.000 TL bedelli çeki teslim aldığı ihtilafsızdır. Davacı ticari defterlerinde, bu çekin 2021 yılı başında işleme alındığı görülmekteyse de davacı tarafça dava dilekçesinde, 30.09.2020 tarihli çek ile ödeme yapıldığı ve ödemenin aynı gün TCMB USD satış kuru üzerinden hesaplanarak alacak bakiyesinden düşüldüğü açıkça belirtilmiştir. Dosya kapsamına alınan ilk bilirkişi raporunda, davalı tarafça yapılan ödemelerin ödeme tarihindeki kur dikkate alındığında, davacının davalıdan takip tarihi itibariyle 9.549,30 USD alacaklı olduğu; ikinci bilirkişi raporunda ise ilk seçenekte TL faturaların, TL tahsilatlara mahsup edilerek tasfiye edilmesiyle USD olarak düzenlenen faturaların işlem tarihindeki TCMB döviz alış ve satış kuruna göre davacı alacağının 9.685,27 USD olduğu , ikinci seçenekte davacının cari hesabındaki TL faturalar ile TL faturalara karşılık yapılan tahsilata denk gelen tutarları sadeleştirerek 61.800 TL tutarındaki ödemelerden 18.290 TL fatura bedeli düşüldüğünde 43.510 TL'ye ulaşıldığı ve bu tutar ile 30.09.2020 tarihindeki çeke ilişkin tahsilat TCMB döviz satış kurundan dolara çevrildiğinde davacı alacağının 9.685,18 USD olduğu belirtilmiştir.Eldeki uyuşmazlıkta, dava ve takibe konu faturalar yönünden akdi ilişkinin yabancı para cinsinden kurulmuş olmasına göre davalı tarafından Türk Lirası üzerinden yapılan ödemelerin ve 30.09.2020 çek bedelinin, ödeme tarihindeki ... Bankası USD satış kuru üzerinden hesaplanarak, faturalara ilişkin bakiye alacağın bulunması gerekir. Hükme esas alınan ikinci bilirkişi raporu, bu doğrultuda hazırlanmış olup, mahkemece bu rapora itibar edilmesinde ve taleple bağlı kalınarak 9.130,94 USD asıl alacak yönünden davanın kabulüne ve hükmedilen alacağa takip tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun 4/A maddesi uyarınca USD ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına kamu bankalarınca uygulanan en yüksek mevduat faizi işletilmesine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur. Davalı tarafça işlemiş faiz hesabına ilişkin icra takibinde yer alan %4,5 faiz oranının fahiş olduğu ileri sürülmüş ise de mahkemece davacının işlemiş faiz talebinin reddine karar verildiği ve bu hususun davacı tarafça istinaf istemine konu edilmediği de gözetildiğinde davalının işlemiş faize ve işlemiş faiz için esas alınan faiz oranına yönelik istinaf istemi yerinde görülmemiştir. İİK'nın 67/2. maddesi, itirazın iptali davasında, borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu (...) diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir, şeklinde düzenlenmiş olup; eldeki davada, dava konusu alacağın faturalara dayalı likit (belirlenebilir) bir alacak olmasına ve davalı tarafça icra takibine yapılan itirazın haksız olmasına göre mahkemece kabul edilen asıl alacak miktarı üzerinden davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 1.207,00 TL harcın, alınması gerekli olan 4.827,70 TL harçtan mahsubu ile bakiye 3.620,70 istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 12/02/2026