İSTİNAF KARAR TARİHİ:31/12/2025 Davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; DAVA:Davacı vekili, 2016 yılında davalı ile Tedarikçi sözleşmesi imzaladığını, davalı tarafından bazı ithal ürünlerin ...’a özel olarak ithal edilmesinin talep edildiğini, siparişlerin mail yolu ile verildiğini, davacı tarafça ürünlerin ithal edildiğini, ... ve... ürünlerin Türkiye'ye girişinin yapılıp ... alındı…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2022/483 KARAR NO:2025/2207 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:16/09/2021 NUMARASI:2018/191 Esas 2021/788 Karar DAVA:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ:14/02/2018 İSTİNAF KARAR TARİHİ:31/12/2025 Davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; DAVA:Davacı vekili, 2016 yılında davalı ile Tedarikçi sözleşmesi imzaladığını, davalı tarafından bazı ithal ürünlerin ...’a özel olarak ithal edilmesinin talep edildiğini, siparişlerin mail yolu ile verildiğini, davacı tarafça ürünlerin ithal edildiğini, ... ve... ürünlerin Türkiye'ye girişinin yapılıp ... alındığını, ... olan ürünlerin 11,317-Euro olarak ön ödemelerinin yapıldığını, ... Limanına kadar gelen ürünlerin davalının siparişi iptal etmesi nedeniyle bakiye ödemeleri yapılmayınca satıcı firma tarafından yükün limana indirilmeyip İtalya'ya geri götürüldüğünü, ön ödemenin de satıcı firma tarafından masraflara mahsup edildiğini, ürünler için 78.673,95-Euro ile 114.184,86-Türk Lirası ödeme yapıldığını, sipariş teslimi için mail ve telefonla ısrarla aramaları sonucu 13.02.2017 tarihinde ... tarafından “Ticari olarak çalışmamızın durmuş olması kalite ve ürün güvenliği konuları dışında bir konudur.” şeklinde açıklamada bulunulduğunu, ürünü kendilerinden almayıp başkalarından temin ettiklerini, siparişlerin hiçbir haklı ve hukuki neden olmadan iptal edilmesi nedeniyle zarara uğradıklarını, ellerinde kalan ürünleri başka firmalara ve zincir marketlere satmaya çalıştıklarını ancak ürünlerin spesifik ürünler olması nedeniyle satamadıklarını, son tüketim tarihlerinin bitmesi nedeniyle, 21.11.2017 tarihinde imha ettirmek zorunda kaldığını, son kullanma tarihlerinin ve sayılarının mahkemece tespit ettirildiğini, zararlarının tazmini için İstanbul Anadolu 6.İcra Dairesinin ... sayılı dosyası ile yapılan icra takibine itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptali ile inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir. CEVAP:Davalı vekili, 2016 yılında davalı ile yapılan ... numaralı tedarikçi sözleşmesinin Kahvaltılık ürün kategorilerine ilişkin olup; bahsi geçen..., ..., ... ürünlerinin ise Atıştırmalık kategorisinde olduğunu, bu kategori ile ilgili davacı ile aralarında tedarik sözleşmesi olmadığını, firmalardan ... Mağazalarında atıştırmalık gıda ürünleri satışı için teklifler alındığını, fiyat ve adet konusunda tam bir kesinlik kazanmamasına ve kesin sipariş verilmemesine rağmen davacı şirket tarafından ürünlerin ithal edildiğini, kendilerinin iradelerinin öneri değil öneriye davet olduğunu, 17 Haziran 2016 tarihinde atıştırmalık gıda ürünleri kategorisini kapsayan görüşmelerin başladığını, istenilen şekilde anlaşma sağlanamadığından Ekim 2016'da görüşmelerin sonlandırıldığını, davacının piyasada satış yapabilme imkanı olmasına rağmen kasıtlı olarak elinde bekleterek uğradığı zarardan ...'u sorumlu tutma yoluna gittiğini ve kötüniyetli olduğunu, talep edilen gümrük vergisi bedeli, laboratuvar bedeli, etiketleme hizmet bedeli vb. masraflarından herhangi bir sorumluluğu olmadığını, ardiye faturasının dava konusu ürünlere ilişkin olup olmadığı dahi belli olmadığını, bazı ürünlerin görüşülenden fazla olup bazılarının hiç görüşülmemesine rağmen faturaya yansıtıldığını bildirerek davanın reddi ile %20 kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece taraflar arasındaki mail yazışmalarından dava konusu ürünler için TBK 207.md anlamında satış sözleşmesinin kurulduğu, ithalatı yapılan ürünler için davacının teslime hazır olduğunu bildirdiği, davalının malları teslim almaktan imtina ettiği, ancak alacaklının temerrüdü halinde borçlunun TBK nın 107 madde anlamında tevdi hakkı ve TBK'nın 108 maddesi anlamında satma hakkının düzenlediği, davacının ithal edilen mallar bakımından hâkim kararı olmadan malları Ardiyeye teslim etmesi gerekirken bu hakkını kullanmadığı ve alacaklıya önceden ihtarda bulunması koşuluyla, hâkimin izniyle açık artırma yoluyla sattırıp bedelini tevdi edebileceği, davalının malları kabul etmeyeceğini belirtmesine rağmen davacı tarafından TBK'nın 106 vd maddelerinde yer alan haklarını kullanmak yerine malları geri göndermiş olduğundan davacının, uğradığı zararı talep etmesinin mümkün olmadığı, tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde malı kabul yükümlülüğü aynı zamanda bir borç olarak değerlendirildiğinden davacının TBKnın 117. md gereği borçlunun temerrüdü hükümlerine başvurmasının mümkün olduğu, ancak davacı tarafından TBK 117 md ihtar şartının, TBK 123. Md "uygun süre verilmesi" şartının ve TBK 125. md seçimlik haklarının kullanılmadığı, buna ilişkin dosya kapsamında herhangi bir bilgi ve belgenin olmadığı gerekçesiyle davanın reddine, davacının kötüniyetli olduğu ispat edilemediğinden kötüniyet tazminatının reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ:1- Davacı vekili; mahkemece taraflar arasında sözleşme kurulduğunun kabul edilmesinin doğru olduğunu, taraflar arasındaki tüm yazışmaların mail ile yapıldığını, ıslak imzalı " Tedarik Sözleşmesi"nin bir nevi çerçeve sözleşmesi olup, bu sözleşme kapsamında tarafların aralarında belirledikleri ürünlerin alım ve satımının yapıldığını, TBK nın 106 vd. maddelerinin şekil şartlarının birebir aranmasının somut olayda mümkün olmadığını, ticari eşyanın tevdiinde tevdi yerinin belirlenmesi için mahkemeye başvurmanın yasaklanmadığını, ancak kanun gereği zorunlu da tutulmadığını, davaya konu malların gıda maddesi olup davacının gıda maddelerinin hem üretici hemde ithalatçısı olduğundan kendisine ait çok büyük Ardiyesi bulunduğunu, başka ardiyenin iki tarafa külfet getireceğini, davalının bu konuda bir iddiasının dahi olmadığını, TBK'nın 108/ 1.fıkra da ihtarda bulunulması koşulu ile malın hakim izni ile satılmasının düzenlendiği, bunun da malın satılmaması halinde alacaklının çok büyük zarar uğramasına sebep olmasından kaynaklandığını, satmak için uğraştıklarını ancak satamadıklarını buna ilişkin delilleri sunduklarını, ürünlerin raf ömrünün zaten ürünlerin alınmayacağı bildirildiğinde 6 aylık sürenin geçtiğini, hakim müdahalesine gerek olmadığını, TBK nın 123.maddede temerrüde düşen tarafa diğer tarafın süre vermesi gerektiği düzenlenmiş ise de TBK nın 124.madde gereği dava konusu olayda süre verilmesinin etkisiz olduğunu,malların alınmayacağına dair mailin 24.03.2017 tarihinde atıldığını, ithal ürünlerin yurt dışında üretilip 2016 yılında Türkiye'ye getirilmek üzere yola çıktığını, TBK'nın 125. Maddesi uyarınca mail ile ihtaratın yapıldığını, davalının zararı karşılaması gerektiğini, ..., firması tarafından üretilen ürünlerin Türkiye' ye girmeden sözleşmenin iptali nedeniyle bedellerini ödeyemeyince, üretici ... firması tarafından Limana indirilmeyip İtalya'ya geri gittiğini, 11.317-Euro ön ödemenin de satıcı tarafından masraflara sayıldığını, mahkemenin malların iadesini gerekçe gösterdiğini,bilirkişi raporu ile savunmanın genişletildiğini savunarak kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. 2-Davalı vekili;Mahkemece satım sözleşmesinin kurulduğu kabul edilmiş ise de bunun doğru olmadığını, kahvaltılık için sözleşme yapıldığının atıştırmalıklar için sadece fiyat alındığını, kesin sipariş verilmediğini, sözleşme yapılmadığını, düzenlenmiş fatura olmadığını, davacının dayandığı maillerde dahi alınmayacağının 2016 Ekim ayında öğrenildiğini ancak ürünleri başkasına satmak konusunda çaba gösterilmediğini ileri sürerek gerekçe yönünden kararın düzeltilmesine, katılma suretiyle istinaf talebinin kabulü ile davanın reddine davalı şirket lehine inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE:Dava, sözleşmenin haksız feshi (siparişin iptali) nedeniyle uğranılan zararın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali talebine ilişkindir.Taraflar arasında kahvaltılık malzeme ile ilgili 3.3.2016 tarihli ... sayılı "Tedarik Sözleşmesi" imzalandığı, davacı tarafça bu sözleşmenin çerçeve sözleşmesi niteliğinde olduğu ileri sürülmüş ise de; davalı tarafça sözleşme ilişkisinin kabul edilmediği, dava konusu ürünlerin atıştırmalık ürünler olup mailler ile sadece fiyat alındığı sipariş verilmediğinin ileri sürüldüğü, ancak ... adına... tarafından gönderilen 17 Haziran 2016 tarihli mailde ilk sipariş miktarlarımız diye listenin bulunduğu, siparişin verildiği, sonrasındaki maillerde de siparişle ilgili yazışmaların sürdüğü, 3 Ekim 2016 tarihinde ... tarafından getirtilen ürünlerle ilgili listelemelere başlamak için form doldurulmasının istendiği, ürünlerin getirtildiğinin davalının bilgisi dahilinde olduğu, taraflar arasında yazılı olmasa da satım sözleşme ilişkisinin kurulduğu ancak malların teslim alınmadığı anlaşılmıştır.Sözleşmenin feshine ilişkin yazılı bir fesih ihbarı yapılmamış ise de; 18 Kasım 2016 tarihli davacı tarafça gönderilen mailde "babası ile husumeti olan eniştesi tarafından davalıya telefon edilerek gerçeğe aykırı olarak karalamaya çalışması nedeniyle çalışmaların durduğunu ve tüm anlaşmaların iptal edildiğini öğrendiğini ve düzeltilmesini istediği, "bu durumda davacının Kasım 2016'da anlaşmaların iptalini haricen öğrendiğinin anlaşıldığı, ancak satışın gerçekleşmesi için davalı ile yazışmaları sürdürdüğü, taraflar arasında bu tarihten sonra siparişin olmadığı,13 Şubat 2017 tarihinde davalı tarafından "Ticari olarak çalışmamızın durmuş olması kalite ve ürün güvenliği konularının dışında bir konudur" açıklaması ile haklı bir sebep bildirilmeksizin sözleşmenin fiilen feshedildiğinin ve satışın gerçekleşmeyeceğinin kabul edildiği, dava konusu ... ürünlerinin satışın iptali nedeniyle ithalatçı firma tarafından limana indirilmeden İtalya'ya geri götürüldüğünün ileri sürüldüğü aksinin ispatlanamadığı, ticari defterlerde yapılan incelemede satıcı firma tarafından davacı tarafından yapılan ön ödeme miktarının masrafa sayılarak iade edilmediğinin sabit olduğu, diğer ürünlerin ithal edilip antrepoya alındığı ancak satışın iptali sonrası davacı tarafından başkasına satış ile ilgili ne gibi işlem yapıldığının bilirkişi tarafından dosyaya delil olarak sunduğu belgelerden anlaşılamadığının tespit edildiği, teslim gerçekleşmediğinden faturanın da düzenlenmediği, ürünlerin son kullanma tarihlerinin 2017/8. ve 9. aylarında olması nedeniyle son kullanım tarihleri itibariyle 31.10.2017 keşif tarihi itibari ile süresinin dolduğunun tespit edildiği, akabinde tarihli ürün imha tutanağında görülmüştür.Somut durumun tespitine göre; alıcının temerrüdüne ilişkin hükümlerin değerlendirilmesi gerekir.Ticari satış ve mal değişimi başlıklı; TTK'nın 23–(1)maddesi "Bu maddedeki özel hükümler saklı kalmak şartıyla, tacirler arasındaki satış ve mal değişimlerinde de Türk Borçlar Kanununun satış sözleşmesi ile mal değişim sözleşmesine ilişkin hükümleri uygulanır........... b) Alıcı mütemerrit olduğu takdirde satıcı, malın satışına izin verilmesini mahkemeden isteyebilir. Mahkeme, satışın açık artırma yoluyla veya bu işle yetkilendirilen bir kişi aracılığıyla yapılmasına karar verir. Satıcı isterse satış için yetkilendirilen kişi, satışa çıkarılacak malın niteliklerini bir uzmana tespit ettirir. Satış giderleri satış bedelinden çıkarıldıktan sonra artan para, satıcının takas hakkı saklı kalmak şartıyla, satıcı tarafından alıcı adına bir bankaya ve banka bulunmadığı takdirde notere bırakılır ve durum hemen alıcıya ihbar edilir.Satım sözleşmesinde " Alıcının borcu" TBK'nın 232 maddesinde düzenlenmiş olup "Alıcı, satış sözleşmesinde kararlaştırılmış olduğu biçimde satış bedelini ödemek ve kendisine sunulan satılanı devralmakla yükümlüdür Aksine yerel âdet veya anlaşma yoksa, satılanın hemen devralınması gereklidir."TBK'nın " Zararın hesaplanması ve giderimi başlıklı " 236.maddesi:" Borcunu ifa etmeyen alıcı, satıcının bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür. Satıcı, satış bedelini ödemede temerrüde düşmüş olan alıcıdan, bu bedel ile satılanın başkasına dürüstlük kurallarına uygun olarak satışından elde ettiği bedel arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir.Satılan, borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan mallardan ise satıcı, böyle bir satışa gerek kalmaksızın alıcıdan, satış bedeli ile malın belirlenmiş ödeme günündeki fiyatı arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir." hükmünü haizdir.Davalının bir kısım ürünlerin siparişini verdi ise de, teslim alma borcunu yerine getirmediği, davacının kural olarak zararını davalıdan TTK nın 23 ve TBK nın 236 madde hükümlerine dayanarak isteyebileceği, ancak anılan hükümlerde yazılı gerekliliklerin de yerine getirilmesi gerektiğinden davacının doğrudan satın alma bedelini veya yaptığı masrafları davalıdan talep hakkı bulunmamaktadır." TTK'nın 23.maddesi ile ilgili olarak yazılan bir eserde "Hüküm sadece, alıcı tacirin satılanı teslim almada temerrüdü haline yönelik düzenlenmiştir. Bu bakımdan doktrinde satıcının satış bedelini ödemede temerrüdü halinde de, bu hükmün TBK hükümleriyle (235-236 .madde) seçimlik bir hak sağladığı yolunda bir görüş vardır. Alıcı hem satılanı teslim almada hemde satış bedelini ödemede temerrüt halindeyse, bu durumda satıcının bu iki temerrüt halinden herhangi birine dayanarak ona göre davranmak hakkı olabilecektir. (Doç Dr.Burak Adıgüzel sh:237 )Somut olayda davalının e-posta ile sipariş verdiği, ancak teslim almadığı ürünler nedeniyle davacı TTK'nın 23/1-b veya TBK'nın 236 madde hükmünce davranmamış, sipariş verildiği kabul edilen ürünlerin satışı için mahkemeden izin istememiş, TBK'nın 236.maddesi hükmünce de ürünleri satma yoluna da gitmemiştir. Kedi Dili; ürünü ise antrepoya giriş tarihi 27.09.2016-çıkış tarihi ise 1.08.2017 tarihidir. Davacı bu konuda ürünleri satmak için üçüncü kişi alıcılar ile yaptığı tekliflere ilişkin mailleri ibraz etmekte ise de ürünler özel olarak üretilmiş ürünler değildir. Davacının sırf bu işler ile iştigal ettiği; ayrıca siparişi verilen ürünleri ... olduğu maillerde defaatle tekrar edilmiştir. Bu sebeple yurt dışı satıcılar ile devamlı bir alışveriş ilişkisi içinde olduğunun kabulü gerekir. Davacı tedarikçinin, Türkiye içinde faaliyet gösterdiği gibi yurt dışına satışları olduğu yine maillerden anlaşılmaktadır. Ürünlerin satılmasının mümkün olmadığı yolunda ki iddiasına bu nedenle itibar edilmemiştir. Alıcının temerrüdü hükümlerine gitmeden davacının zarara uğradığı kabul edilemeyeceğinden davacının davalıdan muaccel olan bir alacağı bulunmamaktadır. (Yargıtay kapatılan 19 HD.'nin 2016/18318 esas, 2017/3859 karar sayılı 17.5.2017 tarihli ilamı) Açıklanan nedenlerle; satış için mahkemeye başvurmadan veya satış yoluna gitmeden alacaklının temerrüdü hükümlerine başvurmadan zarar doğduğu kabul edilemeyeceğinden bu gerekçe ile davanın reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır. Davacı davada haksız ise de takip başlatmakta kötüniyetli olduğu ispatlanamadığından kötüniyet tazminatı isteminin reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiş, davacı ve davalı vekilinin gerekçeye yönelik istinaf nedenleri yerinde olmadığından istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,Alınması gereken 732-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 59,30-TL harcın mahsubu ile kalan 672,70-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Alınması gereken 732-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile kalan 651,30-TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Davacı ve davalı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine,HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 31/12/2025