İSTİNAF KARAR TARİHİ: 27/01/2026 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, Davacı tarafın davalı taraftan 25.836,40 USD cari hesap alacağının olduğunu, alacağın tahsili amacıyla önce Bursa 16. İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/1070 KARAR NO : 2026/108 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 15/04/2022 NUMARASI : 2018/886 Esas - 2022/408 Karar DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 27/01/2026 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, Davacı tarafın davalı taraftan 25.836,40 USD cari hesap alacağının olduğunu, alacağın tahsili amacıyla önce Bursa 16. İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalı tarafın yetkiye, borca ve ferilerine itirazı ile takibin durdurulduğunu, takibin Bakırköy 17. İcra müdürlüğünün ...esas sayılı dosyası ile tekrar başlatıldığını, davalı tarafa icra takibi başlatıldığını, davalı tarafın itiraz ettiğini ve takibin durdurulduğunu, beyanla Bakırköy 17. İcra Müdürlüğünün ...esas sayılı dosyasına itirazın iptaline, takibin devamına, davalı tarafın aleyhine 20 den aşağı olmamak üzere İcra inkâr tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yüklenilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, Taraflar arasında 2015-2017 yılları arasında ticari ilişki kurulduğunu, bir süre sonra sonlandırıldığını, ticari ilişkinin TL endeksli olduğunu, döviz kur farklı alacağın mevcut olmasının mümkün olmadığını, davacı tarafa borçlarının olmadığını, hatta alacaklı olduklarını beyanla, davanın reddine, dava değerinin %20 sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yüklenilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ...İncelenen tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, bilirkişi raporu içeriğine göre; davacı tarafın 2015-2016-2017 yılı yasal defterlerinin usulüne uygun olarak tutulduğu, davalı tarafın 2015 yılına ait ticari defterler ve kayıtlarının (HMK md.222 TTK 64 m/mülga TTK 85 m.) sahibi lehine delil niteliği bulunduğu, 2016-2017 yılına ait envanter defterlerinin incelemeye sunulmadığı, 2016-2017 yılı ticari defterler ve kayıtlarının (HMK md.222ttk 64 m/mülga TTK 85 m.) sahibi lehine delil niteliği bulunup bulunmadığının takdirinin mahkemeye bırakıldığı, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 09.05.2015 tarihinde başladığı, 31.12.2017 tarihinde sona erdiği, taraflar arasındaki anlaşmazlığın, davacının sözleşmeye istinaden düzenlediği 09.03.2017 tarihli ... numaralı kdv dahil 99.127,10 tl tutarlı kur farkı faturasından kaynaklandığının tespit edildiği, davacı tarafın kur farkı faturası ve davalı tarafın iade faturasının irdelenmesi davacı tarafın kur farkı faturası, 09.03.2017 tarihli ... numaralı kdv dahil 99.127,10 tl tutarlı faturanın, açıklama kısmında kur farkı 68 diye yazıldığı anlaşılmakla öncelikle taraflar arasındaki sorunun çözümü için kur farkının talep edilip edilemeyeceğinin belirlenmesinin yapılması gerekli olup, kur farkı talep edilebilmesi için, kur farkı uygulamasına dair bir yazılı bir sözleşme veya taraflar arasında bu yönde oluşmuş bir teamülün bulunması gerektiği, (ist.bam 44.hd.2020/866e-2022/333k.) ve ancak her ne kadar, tarafların ticari ilişki içinde bulundukları sürece her satın alım sırasında satın alma sözleşmesi düzenlendiği ve sözleşme şartlarının, matbu halde her satın alma sözleşmesinde yer aldığı, davalı tarafından düzenlenen satın alma sözleşme şartlarının 8. maddesinde, “alışlarımızda merkez bankası günlük döviz satış kuru geçerlidir.” ifadesinin yer alsa dahi bu ibare yalnızca taraflar arasında ticari ilişkinin döviz kuru üzerinden yürütüldüğünü göstermekte olup ayrıca bu ticari ilişkilerde meydana gelebilecek kur farkının da istenebileceği sonucunu taşımadığı anlaşılmakla, taraflar arasında kur farkına ilişkin yazılı bir sözleşme olmadığı veya yine taraflar arasında teamül olacak kadar kur farkı uygulaması bulunmadığı sabit görülerek, davanın reddine," karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosyada mevcut iki tane bilirkişi raporunda tekstil sektöründe böyle bir ticaretin yapıldığının ve taraflar arasında kur farkı uygulamasının bulunduğu da belirtildiğini, buna rağmen yazılı kur farkı sözleşmesi olmadığından bahisle red kararı verilmesinin tacir olan davacının hukuka olan güvenini zedelediğini, taraflar arasındaki ticari ilişkinin her iki tarafın da imzasını taşıyan “Satın Alma Sözleşmesi” kapsamında gerçekleştiğini, davacı ve davalının hiçbir zaman TL fiyat birimi üzerinden ticaret yürütmediğini, faturaların ilgili Kanun gereği döviz cinsinden defterlere işlenmesinin mümkün olmadığını, faturalarda döviz kuruna yer verilerek TL düzenlemesi yapıldığını, davacı ile davalı arasında hem kur farkı anlaşması hem de dava dilekçesi ekinde sunulan “e-fatura” suretlerinden mevzuata uygun şekilde faturanın alt kısmında açıklama olarak kur bedeline yer verildiğinin görüleceğini, taraflar arasındaki ticaretin dövize dayalı bir ticaret olduğunu, davalının davacıdan satın aldığı tekstil ürünlerinin bedelini bazen doğrudan nakit olarak, bazende TL cinsinden çekler ile yaptığını, bilirkişi raporunda da taraflar arasında mevcut ticaret şeklinin ortaya çıktığını ve davacının davalı taraftan 25.836,40-USD alacaklı olduğunun da tespit edildiğini, ilk derece Mahkemesinin taraflar arasında yazılı kur farkı sözleşmesi olmadığı kanaatine nasıl vardığının anlaşılamadığını, davanın reddine karar verilmesinin büyük bir hatadan kaynaklandığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE : Dava, cari (açık) hesaptan kaynaklı alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ile kur farkı ödeneceğine dair sözleşme bulunmadığı gibi taraflar arasında teamül bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, davacı tarafça istinaf isteminde bulunulmuştur. Davacı alacaklı tarafından davalı hakkında, Bakırköy 17. İcra Müdürlüğü'nün ...Esas sayılı takip dosyası ile "cari hesap alacak gereği" borcun sebebi gösterilerek 25.836,40 USD (90,941,54 TL harca esas değer bildirilerek) alacağın tahsili istemiyle ilamsız takip başlatıldığı, borçlunun itirazı üzerine takibin durduğu ve eldeki itirazın iptali davasının açıldığı görülmektedir. Konunu anlaşılması bakımında yabancı para borçlarının çeşitleri ve ifası üzerinde durmak gerekmektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 99. Maddesi- "Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir.Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir." düzenlemesini içermektedir. Yabancı para borçları, yabancı paranın mutlaka yabancı para birimiyle ödenmesinin gerekli olup olmadığına göre gerçek – gerçek olmayan yabancı para borçları olarak ikiye ayrılmaktadır. Buna göre yabancı para borçlarında borçlu kural olarak, borcunu borçlandığı yabancı para birimiyle değil, bunun TL karşılığını ödeyerek de borcundan kurtulabilir. Bu hususta bütün ülkelerin iç hukuklarında bu yönde düzenlemeler bulunmaktadır. Fakat borçluya verilen, yabancı para borcunu isterse ifa yerinin milli para birimiyle ödeme biçimindeki seçimlik yetki, emredici bir nitelik taşımaz. Taraflar dilerse, borcun mutlaka kararlaştırılan yabancı para birimiyle ifa edilmesi gerektiğini de kararlaştırabilirler. Mutlaka yabancı para birimiyle ifası gereken, borçlunun ifa yeri milli para birimiyle ödeme yapma yetkisinin bulunmadığı yabancı para borçları, gerçek, efektif yabancı para borçları olarak anılmaktadır. Borçlar Kanununun 99/II hükmünden, yabancı para borcunun, gerçek yabancı para borcu olarak kararlaştırılabileceği açıkça anlaşılmaktadır. Bu tip yabancı para borçlarında borçlunun TL üzerinden ödeme teklifinde bulunması karşısında, alacaklının bu teklifi reddetmesi, bu davranışın dürüstlük kurallarına aykırı olmadığı sürece onu alacaklı temerrüdüne düşürmez.Gerçek olmayan bir başka anlatımla mutlaka yabancı para birimiyle ifası gerekmeyen yabancı para borçları yönünden ise ifa 2. ve 3. Fıkralarda düzenlenmiştir. Öncelikle maddenin 2. Fıkrasında geçen "ödeme günü" borcun fiilen ödendiği günü değil, borcun vadesini yani muaccel olduğu günü ifade etmektedir. 2. Fıkra hüküm borçluya, yabancı para borcunu “ödeme günündeki” TL karşılığı üzerinden ödeme biçiminde bir seçimlik yetki vermektedir. Buna göre, borçlu kural olarak yabancı para borcunu dilerse aynen (yabancı para birimiyle), dilerse vade/ muacceliyet tarihi / ödeme tarihindeki TL karşılığı üzerinden ödeyebilir. Alacaklının bu aşamada borçlunun bu kararına karşı çıkma imkanı yoktur. Borçlunun TL ödeme teklifinin alacaklı tarafından reddi, alacaklıyı alacaklı temerrüdüne düşürür. Alacaklının, borcun yabancı parayla ödemesini isteme hakkı ise yoktur. 6098 sayılı yeni Borçlar Kanununun 99/III hükmü gereğince ise “borcun ödeme gününde ödenmemesi” üzerine alacaklının bazı seçimlik hakları ortaya çıkmaktadır. TBK 99/3. Fıkrasında geçen "Borcun ödeme gününde ödenmemesi"nin anlamı üzerinde de durmak gerekmektedir. Doktrinde 818 sayılı Kanunun 83/III hükmünde geçen vadede ödenmeme ifadesi, muacceliyeti değil, temerrüdü ifade eder. Buna göre, alacaklının seçimlik hakkının doğması için, borcun muaccel olması yeterli değildir, aynı zamanda borçlunun temerrüdünün de oluşması gerekir. Zira borcun muaccel olması üzerine ihtarda bulunmadığı için temerrüdün doğumunu sağlamayan alacaklıya, BK. m.83/III’deki ek olanaklarının tanınması gereksizdir. Bu nedenle temerrüt oluşmadığı sürece borçlu, gerçek olmayan yabancı para borcunu muacceliyet tarihindeki kur üzerinden ödeme yetkisini korur. Fakat ihtara gerek olmaksızın temerrüdün oluşacağı durumlarda, diğer koşulları da varsa muacceliyet ile temerrüt aynı tarihte ortaya çıkacaktır. (Yrd. Doç. Dr. Serkan AYAN, Yabancı Para Borçlarının İfası) şu haliyle borçlunun temerrüdü halinde artık TBK 99/3 maddesindeki seçimlik yetkiler alacaklıya geçmektedir. Sonuç olarak Her ne kadar TBK 99 hükmü değişik ve birbiri ile çelişkili anlamalara müsait ise de 2, fıkradaki "ödeme günü" vade/muacceliyet tarihini, 3. Fıkradaki “borcun ödeme gününde ödenmemesi" kavramı ise borçlunun temerrüde düşmesini karşıladığı kabul edilmektedir. 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 215. Maddesi "1. Bu Kanuna göre tutulacak defter ve kayıtların Türkçe tutulması zorunludur. Ancak, Türkçe kayıtlar bulunmak kaydıyla defterlerde başka dilden kayıt da yapılabilir. Bu kayıtlar vergi matrahını değiştirmeyecek şekilde tasdik ettirilecek diğer defterlere de yapılabilir. 2. a) Kayıt ve belgelerde Türk para birimi kullanılır. Belgeler, Türk parası karşılığı gösterilmek şartıyla, yabancı para birimine göre de düzenlenebilir. Şu kadar ki yurt dışındaki müşteriler adına düzenlenen belgelerde Türk parası karşılığı gösterilme şartı aranmaz." düzenlemesini içermektedir. Bu durumda Türk parası karşılığını göstermek şartıyla yabancı para biriminde göre fatura düzenlenmesinde herhangi bir usulsüzlük ve mevzuata aykırılık yoktur. Yabancı para üzerinden kurulan temel ilişkide, fatura tarihindeki kur ile ödeme tarihindeki kur arasındaki fark varsa bu fark kur farkı alacağıdır. Kur farkı alacağının istenebilmesi için, taraflar arasında kur farkının ödeneceğine ilişkin bir sözleşmenin veya dövize endeksli bir ticari ilişkinin bulunması gerekir. (Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 2008/6163 E-2008/7544 K sayılı kararı) Kur farkı alacağı fatura tarihi ile ödeme tarihi arasındaki farktan kaynaklanan alacak olduğundan ancak Türk Lirası olarak istenebilir. Kur farkı düzenlenen temel ilişkide ise asıl alacak miktarı döviz olarak aynı kalmaktadır. Yabancı para cinsinden olan borcun, TL üzerinden düzenlenen çek ile ödenmesi halinde ise kur farkının fiyatlandırılarak çekin miktar hanesine yazıldığı kabul edileceğinden alacaklı artık kur farkı isteminde bulunamayacaktır. Ancak taraflar arasında kur farkının ödeneceğine yönelik oluşan teamül gereği kur farkı istenebilir. Bu genel açıklamalardan sonra davacı ile davalı arasında 2015-2016-2017 yıllarını kapsar ticari ilişki bulunduğu, her iki tarafın ticari defterlerinin sahibi lehine delil olma niteliğinde bulunduğu, taraflar arasındaki mutabakatsızlığın davacını davalıya düzenlediği 09.03.2017 tarihli ... numaralı KDV dahil 99.127,10 TL tutarlı kur farkı faturasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Davacı tarafın düzenlediği kur farkı faturası davalı tarafça iade faturası düzenlenerek iade edilmiştir. Tarafların ticari ilişki içinde bulundukları sürece her satın alım sırasında davalı alıcı tarafından hazırlanan satın alma sözleşmesi düzenlendiği, sözleşme şartlarının, matbu halde her satın alma sözleşmesinde yer aldığı, sözleşmenin 8. maddesinde, “alışlarımızda merkez bankası günlük döviz satış kuru geçerlidir.” ifadesinin yer aldığı, sözleşmenin fiyat ve ödeme başlıklı bölümüne "$ kur farklı" kaydının bulunduğu, bu haliyle sözleşmenin $ cinsinden kurulduğuanlaşılmaktadır. Davacı tarafından tanzim edilen faturaların ise TL cinsinden düzenlendiği, bazı faturaların altında USD bazında tutarlarında yazılı olduğu tespit edilmekle borcun gerçek olmayan yabancı para borcu olduğu temerrüde düşmediği müddetçe yabancı para borcunu muacceliyet/vade/ödeme günündeki kur üzerinden ödeme yetkisinin borçlu/davalıda olduğu anlaşılmaktadır. Davacı tarafça borcun aynen ödeneceğinin kararlaştırıldığına dair bir delil sunulmadığı gibi borçlunun açık hesap borcu yönünden temerrüde düşürülüp TBK 99/3 fıkrası gereği seçimlik yetkinin alacaklıya geçtiğine dair bir delil de dosyaya sunulmamıştır. Davacının alacak talebi kur farkı istemine ilişkin olup, davalı hakkında USD cinsinden takip yapılmış olması dikkate alındığında TL olarak doğan borcun yabancı para olarak istenilmesi mümkün değildir. Davacı tarafından usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinden bahsedilemeyeceğinden davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilesi gerekirken ( Emsal Yargıtay 11. HD'nin 26.05.2022 tarih, 2020-6941 esas ve 2022-4076 karar sayılı ilamı) kur farkı talep edilemeyeceğinden bahisle reddine karar verilmesi sonucu itibarıyla doğrudur. Kararın kaldırılıp yeniden hüküm kurulması haline davalı yararına güncel AAÜT üzerinden 45.000 TL vekalet ücreti takdiri gerektiği, İDM kararında davalı yararına 19.437,63 TL vekalet ücreti takdir edildiği, istinaf talebinde bulunanın sıfatına göre aleyhe kaldırma kararı verilemeyeceği anlaşılmaktadır. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesince davanın reddine dair verilen karar sonucu itibarıyla doğru olmakla davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın, alınması gerekli olan 732,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 27/01/2026