6. Ceza Dairesi 2009/19058 E. , 2012/20938 K. MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Hırsızlığa kalkışma, 2565 sayılı yasaya muhalefet HÜKÜM : Mahkumiyet Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü: I-Sanık hakkında hırsızlığa kalkışma suçundan kurulan hükmün incelenmesinde, Keşan Asliye Ceza Mahkemesince 2006/222 Esas-429 Karar sayılı ilam ile sanık hakkında hırsızlık suçundan verilen erteli 180 T…
**6. Ceza Dairesi 2009/19058 E. , 2012/20938 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Hırsızlığa kalkışma, 2565 sayılı yasaya muhalefet HÜKÜM : Mahkumiyet Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü: I-Sanık hakkında hırsızlığa kalkışma suçundan kurulan hükmün incelenmesinde, Keşan Asliye Ceza Mahkemesince 2006/222 Esas-429 Karar sayılı ilam ile sanık hakkında hırsızlık suçundan verilen erteli 180 TL ağır para cezasına ilişkin hükmün karar tarihinin 22.06.2006 olduğu anlaşıldığından, tekerrüre esas hükümlülüğü bulunan sanık hakkında 5237 sayılı Yasanın 58/6-7. maddesi ile uygulama yapılmaması, karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. Sanık hakkında 5237 sayılı yasanın 53. maddesindeki haklardan yoksun bırakılmasına karar verilmemiş ise de, hükümlülüğün yasal sonucu olarak infaz aşamasında dikkate alınması olanaklı görülmüştür. Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak; Suçları birlikte işleyen sanıklardan neden oldukları yargılama giderlerinin “ayrı ayrı” yerine ”müştereken ve müteselsilen” alınmasına hükmedilmesi suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 326/2.maddesine aykırı davranılması, Bozmayı gerektirmiş, sanık ...'nın temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hükmün yargılama giderlerinin alınmasına ilişkin bölümünden “müştereken ve müteselsilen” kelimesinin çıkartılarak, yerine “sanıkların neden oldukları yargılama giderlerinden ayrı ayrı sorumlu tutulmalarına” kelimelerinin eklenmesi suretiyle, eleştiri dışında diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, II-Sanık hakkında 2565 sayılı Yasaya muhalefet suçundan kurulan hükmün temyiz incelenmesine gelince; 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun Geçici 1. maddesi ve buna bağlı olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 5. maddesinin 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe girmesi ile aynı kanunun suçta ve cezada kanunilik ilkesini düzenleyen 2. maddesi hükmü karşısında, dava konusu eylemin atılı suçu oluşturup oluşturmayacağı hususunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda sanıklara atılı eylemler ve karşılığında uygulanacak yaptırımları düzenleyen mevzuat incelendiğinde; 22.12.1981 tarih ve 17552 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanununun "Askeri Yasak Bölgeler" başlıklı 2. maddesinin (a) bendine göre "Genelkurmay Başkanlığının göstereceği lüzum üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile askeri yasak bölgeler kurulabilir veya kaldırılabilir. Askeri yasak bölgeler 1 inci ve 2 nci derece askeri yasak bölge olmak üzere ikiye ayrılır." "Bölgelerin Sınırı" başlıklı 4. maddesinde ise, "Askeri yasak bölgeler ile özel güvenlik bölgelerinin kurulması hakkındaki Bakanlar Kurulu kararı ve askeri güvenlik bölgelerinin kurulması hakkındaki Genelkurmay Başkanlığı kararına ekli uygun ölçekli haritalar ve koordinat listelerinde bu bölgelerin sınırları da belirtilir." "Birinci Derece Deniz Askeri Yasak Bölgeleri" başlıklı 10. maddesinde; "Birinci derece deniz askeri yasak bölgeleri; a)Birinci derece kara askeri yasak bölgelerinin sahilde bittiği noktadan itibaren deniz yönünde, Denizdeki tesislerin çepeçevre her tarafında, en az yüz metre, en çok bir deniz mili uzaklıktan geçirilen noktaların birleştirilmesi suretiyle tespit olunur. Bu mesafeler savunma ihtiyacı veya bölgenin özelliklerinin zorunlu kıldığı hallerde Genelkurmay Başkanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararıyla kısaltılabilir veya uzatılabilir." ve anılan Yasanın "Birinci Derece Deniz Askeri Yasak Bölgelerinde Uygulanacak Esaslar" başlıklı 11. maddesinin (b) ve (c) bentlerinde; "Türk ve yabancı deniz araçları ancak fena hava şartları veya teknik arızalar nedeniyle ve havanın denize açılmaya imkan vermesine veya arızanın giderilmesine kadar birinci derece deniz askeri yasak bölgelerine ve bu bölgelerdeki körfez, koy, liman gibi yerlere uluslararası işaretleri göstererek sığınabilirler. Bu şekilde sığınan deniz araçlarının sorumluları, yetkili komutanlığa veya mülki idare amirliğine durumu nedenleriyle birlikte derhal bildirmek zorundadırlar. Birinci derece deniz askeri yasak bölgesine sığınan deniz araçlarının burada kalmasına izin verilmediği takdirde, yetkili komutanlık mahalli mülki idare amiri ile işbirliği yapmak suretiyle, aracın mümkün olan en kısa süre içinde bu yeri terk etmesine, savunma tesislerine ve güvenliğine zarar verebilecek her türlü hareketleri önlemeye yarayan bütün tedbirleri almaya ve gerekli görülen hallerde aracın ve kişilerin güvenliğine zarar gelmeyeceğinden emin olmak kaydıyla, deniz aracını bölge dışındaki en yakın müsait barınma yerine çektirmeye yetkilidir." düzenlemeleri mevcuttur. 2565 sayılı Yasanın 26. maddesinde "Fiilleri daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde; bu Kanunun 9, 13, 17, 18 ve 21 inci maddeleri ile 11 inci maddenin (b) bendinde belirtilen yasaklara ve tahditlere uymayanlar ile anılan maddelerde yer alan gerekli bildirimi yapmayanlar hakkında üç aydan altı aya kadar hapis cezası ve beşbin liradan yirmibeşbin liraya kadar para cezası hükmolunur. Bu maddeler gereğince verilmiş izinleri savunma güvenliğine zarar verecek şekilde kullananlar hakkında bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin liradan ellibin liraya kadar ağır para cezası" hükmolunacağı düzenlenmiştir. Sanık hakkında " askeri yasak bölgesi olarak kurulan sahaya girdiğinden" bahisle 2565 sayılı Yasanın 26. maddesi uyarınca cezalandırılması için kamu davası açılmıştır. Anılan Yasanın yukarıda belirtilen maddelerine göre uyulması gereken yasaklar idarenin düzenleyici işlemi ile belirlenmektedir. 5252 sayılı Yasanın geçici 1. maddesinde "Diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanır" hükmü mevcut olup anılan yasa hükümlerinde 5237 sayılı TCK.nın genel hükümlerine uyum amacıyla bir değişiklik yapılmadığından TCK.nın 5. maddesinin 2565 sayılı Yasa yönünden 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe girdiğinin kabulü gerekir. Olayımızda sanığa atılı eylem, ceza içeren özel bir hukuk düzenlemesi olup; Türk Ceza Kanununun 5. maddesinde sözü edilen özel ceza kanunları ya da ceza içeren kanunlar kapsamında bulunmaktadır. O halde özel yasada suç olarak düzenlenen eylem, TCK.nın 2. maddesi hükmü kapsamında değerlendirilmelidir. Anılan maddeye göre "Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz. İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz." Bu duruma göre, 2565 sayılı Yasa hükümleriyle getirilen ve idarenin düzenleyici işlemleriyle konulan yasaklamalar, yasakların uygulama alanı ve bu alanların sınırlarının belirlenmesine dair bu düzenlemeler, TCK.nın 2. maddesinde öngörülen kanunilik ilkesine uygun bulunmamaktadır. Bu durum karşısında, 5252 sayılı Kanunun geçici birinci maddesi ile TCK.nın 2 ve 5. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; 2565 sayılı Kanunun 21. ve 26. maddelerinde suçu tanımlayan hükümlerinin tümüyle zımni olarak ilga edildiğinin (örtülü olarak yürürlükten kaldırıldığının) ve atılı eylemin artık suç oluşturmadığının kabulü gerekmektedir. Açıklanan bu gerekçelerle, sanık ...'nın temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 1412 sayılı CMUK’nın 325. maddesi uyarınca bozmanın hükmü temyiz etmeyen sanıklar ... ve ...’a da sirayetine, 14.11.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.