T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/517 KARAR NO : 2025/1506 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 09/12/2021 NUMARASI : 2018/885 E. - 2021/1078 K. ASIL DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali KARŞI DAVANIN KONUSU: Tazminat Taraflar arasındaki asıl ve karşı davaların ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl davanın k…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/517 KARAR NO : 2025/1506 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 09/12/2021 NUMARASI : 2018/885 E. - 2021/1078 K. ASIL DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali KARŞI DAVANIN KONUSU: Tazminat Taraflar arasındaki asıl ve karşı davaların ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl davanın kısmen kabulüne, karşı davanın reddine dair verilen karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Asıl davada davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı arasında ticari ilişki olduğunu, cari hesap borcunun ödenmemesi üzerine İstanbul 31. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline ve %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.Asıl davada davalı vekili, savunmasında özetle; takipten önce Beyoğlu 57.Noterliğinin 28.05.2018 tarih ve 10661 yev sayılı ihtarname ile hesap alacağının ödenmesi için ihtar keşide ettiğini, bu ihtarnameye karşı Üsküdar 27.Noterliğinin 01.6.2018 tarihli ve ... sayılı ihtarname ile borçlu olunmadığının bildirildiğini, satılan ürünlerden ignitör/Ateşleyici içindeki F 39 kodlu entegrenin bozuk olduğunun bildirildiğini, davalı müvekkilinin davacıdan aldığı ürünleri fason imalatında kullanarak dava dışı ... ... AŞ'ye sattığını, bu firmanın da ... AŞ ve ... AŞ'ye piyasadaki tekel konumundaki firmalara ürün satışında bulunduğunu, 13.09.2017 tarihinde ... AŞ firmasından arızalı ürününde RG üründe bulunan armatürü bozuk olduğu ihbarının yapıldığını, armatürdeki arızanın davacıya ait ignitör(Ateşleyici) entegre arızasından kaynaklandığı tespit edildiğinden 21.9.2017 tarihinde davacı firmaya durumun derhal bildirildiğini, davacının bu malı ithal ettiği yabancı firmayla yaptığı görüşmelerde bu ürünün kullanılmayacak derecede arızalı bir ürün olduğunun anlaşıldığını, taraflar arası yazışmalar gerekse yabancı firmanın beyanlarından bu durumun anlaşıldığını, davacınn davalıya 12 kalem mal sattığını, bu alım satımın taraf ticari defterlerinde göründüğünü, davacının ayıp konusundaki ihtilafı halletmeden defter kayıtlarına göre alacak talep ettiğini, müvekkili davalının davacıdan aldığı bu ürününün arızalı oluşundan dolayı fason yaptığı firmanın mal alımını durdurduğunu, bundan dolayı büyük zararlar oluştuğunu, ayrıca bu firmaya arızalı üründen dolayı zararına karşılık ve fatura karşılığı 303.659,42. TL ödemek zorunda kaldığını savunarak, asıl davanın reddini istemiştir. Karşı davacı vekili, karşı davasında özetle; taraflar arasında 19.9.2017 tarihli sipariş teklifi 15.2.2017 tarihli kabul itetisi ile ticari ilişki kurulduğunu, bu ticari ilişkinin 13.9.2017 tarihi olan arızalı ürün ihbarına değin aralıksız devam etmtiğini, bu süre müvekkilinin hiçbir şekilde ödemeleri aksatmadan ticari ilişkiyi sürdüdüğünü, davacının karşı davalının tutumunun TBK'nın konu ile ilgili hükümlerine uymadığını, bu hükümler bilindiği gibi satılan ürünün kullanılmaz olması karşısında bir takım yaptırımlar getirdiğini, müvekkilinin bu ticari ilişki de 303.659,42 TL nakti zararı oluştuğunu, ayrıca mal alımlarının durdurulması nedeniyle müspet ve menfi zararları oluştuğunu, bu zararların da belirsiz alacak kapsamında kabul edilmesi gerektiğini ileri sürerek, fazlaya dair talep hakları saklı kalmak şartı ile 303.659.42 TL zararın13.09.2018 itibariyle ticari faiz uygulanmak üzere karşı davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Karşı davada davalı vekili, savunmasında özetle; aradaki sözleşmenin ticari satım sözleşmesi olup süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığını, dava konusu olayda davalı tarafın kendi beyanı ile ayıplı oldukları iddia edilen malların dava dışı 3.kişilere satıldığı, daha sonra ayıbın ortaya çıktığı belirtildiğini, cevap dilekçesi ekinde sunulan "Test edilen 5 adet ignitöre ait ön rapor" başlıklı yazıda ise davalı şirket görevlilerinin söz konusu testi yaptıklarının açıkça ortada olduğunu, bu durumda ayıp iddiasının gizli ayıp olarak da nitelendirilemeyeceğini, ayrıca davalı tarafa gönderilen ihtar üzerine cevabi ihtar ile ayıp iddiasında bulunulmuş ise de ayıbın niteliği hususunda da ayırt edici bir nitelik belirtilmediğini, usulüne uygun bir ayıp ihbarında bulunulması için ayıbın niteliğinin de belirtilmesi gerektiğini, bu nedenle de geçerli bir ayıp ihbarının varlığından söz edilemeyeceğini, davalı yanca süresi içerisinde ve usulüne uygun olarak ayıp ihbarında bulunulmaması nedeniyle, söz konusu ürünlerin ayıplı oldukları kabul edilse dahi davalı tarafça ürünlerin kabul edilmiş sayılacağını, davalı tarafa yapılan teslim üzerine gerekli kontrol ve testlerin yapıldığını, herhangi bir ayıba rastlanmadığını, davalı tarafa teslimi yapılan ürünlerin Nisan ve Mayıs 2017 aylarında peyder pey teslim edildiğini, gerek üretici firma gerekse de davalı tarafça ürünler üzerinde gerekli kontrol ve testler yapıldığını, bu nedenle teslimin üzerinden uzunca bir süre geçtikten sonra ayıplı olduklarının ileri sürülerek deme yapmaktan kaçınılmasnın hukuka ve dürüstlük kurallarına da açıkça aykırı olduğunu, üçüncü şahısların oluştuğu iddia edilen zararlarından müvekkili şirketin sorumlu tutulamayacağını, oluştuğu iddia edilen zarar ile müvekkil şirketin edimi arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığını savunarak, karşı davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Dava, asıl dava da, taraflar arasındaki cari hesaba dayalı olarak yapılan İstanbul 31. İcra Müdürlüğünün ... sayılı takip dosyasındaki itirazın iptali; karşı dava olarak da arızalı ürünler nedeniyle uğranılan müspet ve menfi zararların tahsili istemlerine ilişkindir.ilirkişi kök raporunda ayıplı parçalara ilişkin somut bir sayı tespiti bulunmamaktadır. İddia edilen ayıplar ortaya çıktıktan sonra o tarihten sonra ödenmeyen malzeme alımlarına ilişkin faturalardan yola çıkılarak söz konusu faturalardaki 130.000,00-TL entegreye göre modül yapıda olan parça için gerekli ayıplı olduğu iddia edilen tüm malzemelerin sayısı tespit edilip, bu malzemelerin hepsinin ayıplı olduğu kabul edilerek bu malzemelerin değeri olan 212.193,58-TL ayıplı mal bedeli hesaplanmıştır. Ancak ayıplı mal sayısına ilişkin bir tespit, davalı tarafından yerine getirilmiş bir ispat bulunmamaktadır. Tüm ürünlerin ayıplı olduğu da ispatlanamadığı, ayıplı olduğu iddiası ile davalı ...'e ya iade edilen ürünlere ilişkin miktarın çok az olduğu, iadeye ilişkin davalı tarafın sunmuş olduğu iade faturalarına konu mallardaki davacı ... tarafından satılan parçalardan kaynaklanıp karşılanmadığının belli olmadığı, davalı ...r tarafından ayıplı olduğu iddiasıyla 100.000 ateşleyicinin depoda bulunduğunun ispatının yapılamadığı gibi tam tersine mahkemeye sadece bir sokak lambasını sunabildiği, üzerinde lehimlenmiş ve epoxy ile kaplı bir bütün modül yapısı nedeniyle bilirkişi incelemesi yapılamadığı, kaldı ki sadece tek bir ürün üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmış olsa dahi bunun satılan tüm ürünlerin ayıplı olmayacağını göstermeyeceği, Taraflar arasındaki sözleşmenin satım sözleşmesi olup, eser sözleşmesi niteliğinde olmadığı, IK ... firmasının Hata Analizi Raporunda ürünlerin düzgün çalıştığının tespit edildiği, bilirkişi raporunda sorunun entegre ile devre arasındaki uyumsuzluktan kaynakladığı görüşünün beyan edilidği, satım sözleşmesinde ...'in kullanacağı entegrenin ne olduğu ve de bu entegreye uygunluk taahüdünün bulunmadığı, alınan ürünler öncesinde ...'e numunelerin ve datasheetlerinin gönderildiği bu nedenle karşı davanın yerinde olmadığı, bilirkişi ek raporunda belirtildiği gibi Amerikan kaynaklı ürünlerde çalışan ilk tasarım devreye uygun olmayacağının esasında davacı ...'ın bildiği anlamına gelebileceği kanaatine varılmış ise de yine aynı kanaatin davalı ... açısından da bilirkişilerde oluştuğu, ...'in kullanacağı entegrenin ne olduğu ve de bu entegreye uygunluk taahüdünün bulunmadığı sübutu ile davalı ...'in bu hususu bildiği kanaati karşısında devre uyumluluğunun sağlanmasının maliyetinin yüksek olmasının somut olayımıza bir etkisinin bulunmadığı;Asıl dava açısından ise tarafların ticari defterlerinin 231.304,97-TL açısından mutabakata olduğu, bu nedenle asıl dava da bu miktar açısından itirazın iptaline karar verilmesi gerektiği, asıl dava açısından temerrüt olgusunun ispatlanamadığı, davalının takip ile temerrüde düştüğü, işleyecek temerrüt faizi oranının da takip talebindeki gibi avans faizi olduğu anlaşılmıştır." gerekçesiyle, asıl davadanın kısmen kabulü ile davalının İstanbul 31. İcra Müdürülüğünün ... sayılı takip dosyasında 231.304,97 TL asıl alacağa ve işleyecek faiz oranına itirazın iptaline, takibin 231.304,97TL ve işleyecek ticari temerrüt faizi üzerinden bunların dışında takibin ödeme emrindeki kayıt ve şartlarda devamına, 231.304,97'nin % 20'si olan 46.260,99 TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine; karşı davanın reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, asıl davada davacı-karşı davada davalı vekili ile asıl davada davalı-karşı davada davacı vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı- karşı davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalının temerrüde düşürüldüğünü, davalıya ödeme talepli Beyoğlu 57. Noterliği 28.05.2018 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesinin gönderildiğini, davalının da cevaben Üsküdar 27. Noterliğinin 01.06.2018 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesini gönderdiğini, ayrıca TTK'nın 1530/2 maddesine göre de kendiliğinden temerrüt hali doğacağını, davalının fatura içeriğine ve mal tesliminin süresinde yapılmadığına dair itirazı bulunmadığını, bu sebeple mahkemenin temerrüt bulunmadığından davanın işlemiş faiz talebini reddetmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, karşı davada verilen kararın yerinde olduğunu, asıl davada verilen kararın faiz yönünden düzeltilmesi gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, asıl dava bakımından kararın kaldırılmasına ve asıl davanın tümden kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı- karşı davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin kök ve ek raporu yok sayarak hüküm verdiğini, raporların içerik olarak hükme esas alınmayarak raporlardan bölüm bölüm karıştırılarak alıntılar yapıldığını, bazen bilirkişilerin değerlendirmelerinin çarpıtıldığını, ortaya teknik inceleme ve sonuçların aksine bir değerlendirmeyle hükme gerekçe yapılarak yargılamanın sonuçlandırıldığını, kök rapora göre sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren satıma konu ürünlerden ilk faturada yazılı ürünlerin numunelerinin ve veri formlarının entegreye uygunluğu denendikten sonra bir numuneden deneme yapılarak ürünün çalıştığı anlaşılarak teslim alındığını, daha sonra üretime geçildikçe parça parça faturalarda yazılı ürünlerin gönderildiğini, sahadan sokak lambasının çalışmadığı uyarısı gelince arıza yazışmaları başladığını, üretici firmaya davacı yanca ödenmeyen faturaların içeriğinde 130.000 adet entegre ve bu entegreyi çalıştıran tüm ürünlerin fiyatlandırılması diğer ürünlerin de fiyatlandırılması yapılarak bunların da işe yaramayacağı nedeniyle zarar hesabı yapıldığını, kaldı ki davacı yanın kök rapora itiraz dilekçesinde bu sayıları kabul ile ürünlerden hatta 3000 adedinin zaman içinde arızalı olduğunu bildirerek bunun da normal sayılması gerektiğini söylediğini, bilirkişi kök raporunun 5 sayfasında bu iddianın ticari hayatta kabul edilmez olduğu, detaylı bir şekilde, açıklandığını, ayıp değeri kadar ürün değerinde düşüş yaşanması tespitinin doğru olmadığını, elektronik malzemenin ya çalışır ya çalışmaz yani ya ayıplıdır ya değildir olabileceğini, mekanik malzemeler gibi bakımı yapılıp kullanılamayacağını, bu nedenle ayıplı ürünün tamamen değerini yitireceğini, bu paragrafta yerel mahkeme 100.000 adet arızalı ürünün depoda olduğu iddialarının oğru olduğunu, dolayısıyla bu hususun ispatlanamadığının gerçek dışı olduğunu, mahkemenin sözünü ettiği numunelerin ise davacı tarafından ibraz edilmiş deneme yapılmış ancak çalışmamış olduğunu, numuneleri müvekkilinin teslim ettiğinin de yanlış olduğunu, bu da müvekkilinin haklı davasını haksız kılınmasına neden olduğunu, müvekkiline ürünlerin teslimden öncesinde numuneler ve datasheetlerin gönderildiği iddiasının da doğru olmadığını, mahkemenin, entegre konusunda müvekkilinin bir taahhüdünün bulunmağından söz ettiğini, ancak bununla ne anlatılmak istenildiğinin anlaşılamadığını, satışa konu FA 39 ürün için bir daha arıza kontrolü yapılmadığını, arızalı ürün piyasaya sürüldüğünde ateşleyicinin çalışmadığı, kullanma ile anlaşıldığını, mahkeme aynı paragrafın son bölümünde bilirkişi ek rapora da atıf yapılarak. Amerikan menşeli ürünlerde çalışan ilk tasarım devreye uygun olmayacağının esasında davacının bildiği anlamına gelebileceği kanaatına varmış ise de aynı kanaatın davalıda da oluştuğu iddası gerçeği yansıtmadığını, bu konuda bilirkişilerin ek raporunda cümlesinin '' Amerika kaynaklı ürünlerle çalışan ilk tasarım devreye uygun olmayacağının esasında satıcı ya da üretici tarafından bilindiği anlamına dahi gelebilir.(dikkat buyurulduğunda alıcıdan söz edilmiyor) Mahkeme üstelik bu husus anlaşılmayan bir nedenle entegreye uygunluk taahhüdü sübut sebebi sayılmıştır.Devre uyumluluğunun sağlanmasının maliyetinin yüksek olmasının somut olayımıza bir etkisinin bulunmadığı konusunda mahkemenin gerekçesinin ne olduğu bilinmemektedir. Oysa bilirkişiler gerek kök raporda teknik tespitlerle ek raporda sayfa 6...hata analiz raporunda söz konusu arızanın giderilmesi için ateşleyici devresinde yapılması gereken değişikleri belirtilse de veriminin belli bir miktar düşeceği işaret edilmişti Bu arızanın davalı karşı davacının üründen ekonomik veya maddi olarak faydalanmasını tamamen ortadan kaldıran ya da gereği gibi yararlanmasını önleyecek nitelikte olması nedeniyle bir ayıp olarak nitelenmesi mümkündür'' denildiğini, mahkemenin bilirkişi raporlarına içerik olarak ve sonuç olarak uymadığı gibi tamamen de vazgeçmediğini, ancak gerek alıntılardaki affedilmez hatalar, gerekse anlaşılmaz cümlelerle kendi gerekçelerini açık seçik sağlam bir temele oturtmadığını, haksız yere davacının davasının kabulüne, karşılık davalarının da reddine karar verdiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına; asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Asıl dava, ticari satım ilişkisi sebebiyle açık hesap alacağının tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarınca iptali istemine; karşı dava, satım konusu malların ayıplı olduğu iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda asıl davanın kısmen kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, her iki taraf vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davalı- karşı davacı vekilinin istinaf başvuru nedenlerinin incelenmesinde:Asıl davada davalı-karşı davada davacı, hem asıl davada hem de karşı davada verilen hükme yönelik olarak istinaf isteminde bulunmuş olup inceleme aşağıdaki şekilde iki başlık altında yapılmıştır. a) Karşı davada davacı vekili;karşı davacının karşı davalıdan ticari ilişki çerçevesinde satın aldığı bir kısım ignitör/ateşleyici içindeki F39 kodlu entegrenin bozuk olduğunun karşı davacının satış yaptığı müşterilerinden gelen şikayetler sonucunda anlaşıldığını, ayıplı ürünler sebebiyle karşı davacıdan fason alımı yapan şirketin alımı durdurduğunu ve karşı davacının bu firmaya 303.659,42 TL ödediğini, başka zararları da olduğunu ileri sürerek, belirsiz alacak davası kapsamında karşı davacının ödediği bu bedelin karşı davalıdan tahsili istemiştir.Karşı davacı ile karşı davalı arasındaki satım ilişkisi tarafların kabulünde ve taraf defterlerine göre de bu ilişkinin varlığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple taraflar arasında bir kısım elektronik-elektrik malzemelerinin satımı ilişkisi bulunduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamakta olup taraflar arasındaki bu satım sözleşmesine TBK'nın 207 ve devamı maddeleri ile TTK'nın 23.maddesinin uygulanması gerekmektedir.HMK'nın 190. maddesinde, ispat yükünün, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğu, TMK'nın 6. maddesinde ise, taraflardan her birinin hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu belirtilmiştir. Somut olayda karşı davacı, kontrol ve muayene yükümlülüğünü yerine getirdiğini, dava konusu malın ayıplı olduğunu ve süresinde ayıp ihbarında bulunduğunu ispatla yükümlüdür.Karşı davacının malların ayıplı olduğunu bildirmesi üzerine karşı davalının üretici firma ... firmasına yaptığı bildirim sonrasında düzenlenen hata analiz raporunda, satım konusu ürünlerdeki hatanın nedeninin ... kodlu entegre ile bu entegrenin kullanıldığı devre arasındaki uyumsuzluk olduğunun belirtildiği, yine bilikişi ek raporunda, normalde aynı kodu taşıyan yarı iletkenlerin aynı özellikleri vermesi beklenirken üretici firmanın üretim süreçleri ve kalite kontrollerindeki kabul edilebilir seviyelere bağlı olarak ürünün özelliklerinde farklar oluşabildiği, bu ürünlerde bu farklılığın kabul edilebilirken ürünün kullanıldığı devrenin çalışma hassasiyetine bağlı olarak hata veya ayıp olarak nitelendirilebilecek farklı sorunlara yol açabileceği hususunun tespit edildiği görülmektedir. Her ne kadar karşı davacı bir kısım ürünlerin ayıplı olduğunu iddia etmeyse de, söz konusu analiz sonucu, ek rapordaki söz konusu tespit ve karşı davacının ayıplı ürünlerin hangileri olduğu ve sayısını ortaya koyamadığı nazara alındığında karşı davacının ayıp iddiasını ispatlayamadığı kanaatine varılmaktadır. Bu nedenle mahkemece karşı davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olup aksi yöndeki karşı davacı istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Öte yandan, karşı davacı vekili mahkemenin bilirkişi raporlarının tamamen esas alınmadığını istinaf sebebi olarak ileri sürmüş ise de; HMK'nın 282. maddesine göre, hâkim, bilirkişinin oy ve görüşününü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Bilirkşi raporları takdiri delil niteliğinde olup mahkemece diğer delillerle birlikte inceleme yapılarak bir karar verilir. Hakim bilirkişi raporu ile bağlı olmamakla birlikte rapordan ayrılması durumunda bunun gerekçesini belirtmelidir. Somut olayda, ilk derce mahkemesince kök ve ek rapor alınmış olup bilirkişinin teknik tespitleri diğer delillerle birlikte değerlendirilmiş ve gerekçesi belirtilerek rapordaki karşı davaya ilişkin tespitten ayrılınarak karşı davanın reddine karar verilmiş olması az yukarıda da belirtildiği üzere karşı davacının ayıp iddiasını ispatlayamadığı kanaati ile birlikte değerlendirildiğinde yerinde olup karşı davaya yönelik aksi yöndeki istinaf sebebinin de reddi gerekmiştir. b)Asıl davada davalı-karşı davada davacı vekili, asıl davanın kabulü kararının kaldırılması gerektiğini ileri sürerek asıl davada verilen kararı da istinaf etmiştir. Mahkemece taraf ticari defterleri üzerinde inceleme yapılmış olup defterlerin birbiri ile uyumlu olduğu, ticari ilişki konusunda ihtilaf bulunmadığı, asıl davalı-karşı davacının ticari defterlerinde asıl davacıya 231.304,97 TL borçlu olduğunun yer aldığı anlaşıldığından asıl davanın bu rakam üzerinden kısmen kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığından asıl davalı-karşı davacı vekilinin asıl davaya yönelik istinaf başvurusunun da reddi gerekmiştir. Davacı-karşı davalı vekilinin istinaf başvuru nedenlerinin incelenmesinde:Asıl davada davacı-karşı davada davalı asıl davaya yönelik olarak istinaf isteminde bulunmuştur. Asıl dava, taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında açık hesap alacağın tahsili istemine ilişkindir. İstanbul 31. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında, asıl davacı takip alacaklısı tarafından asıl davalı takip borçlusu aleyhine 231.314,22 TL asıl alacak, 13.099,35 TL işlemiş faiz, olmak üzere toplam 244.413,57 TL toplam alacak yönünden 25.07.2018 tarihinde icra takibi başlatıldığı, takip dayanağı olarak cari hesap alacağının gösterildiği, ödeme emrinin 27.07.2018 tarihinde tebliğ edildiği, davalı ... tarafından 01.08.2018 tarihinde verilen itiraz dilekçesi ile borcun tamamına ve ferilerine itiraz edildiği, itiraz üzerine takibin durduğu ve itirazın iptali için eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Asıl davada mahkemece asıl davacının işlemiş faiz alacağının reddine karar verilmiş olup asıl davacı yanca daha önce asıl davalıya gönderilen ihtarname ile temerrütün gerçekleştiği, kaldı ki TTK'nın 1530/2 maddesi uyarınca temerrütün kendiliğinde gerçekleştiği belirtilerek asıl davada verilen hüküm istinaf edilmiştir. TTK'nın 1530. maddesi, tedarik sözleşmelerine ilişkin olup somut olayda uygulama yeri yoktur. Ancak icra takibi başlatılmadan önce asıl davacı tarafından asıl davalıya Beyoğlu 57. Noterliği 28.05.2018 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesinin gönderildiğini, cari hesap borcunun ödenmesi için bir günlük süre verildiği, ihtarnamenin tebliğ belgesine rastlanmamakla birlikte bu ihtarnamaye asıl davalı tarafından Üsküdar 27. Noterliğinin 01.06.2018 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile cevap verildiği nazara alındığında asıl davalının 01.06.2018 tarihinde temerrüte düşürüldüğü anlaşıldığından bu tarihten itibaren takip tarihine kadar işlemiş faiz hesabı yapılarak bir karar verilmesi gerekirken daha önce temerrütün gerçekleşmediği gerekçesiyle işlemiş faiz talebinin reddi doğru olmamıştır. Bu nedenlerle asıl davada davacı vekilinin asıl davaya yönelik istinaf isteminin kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesince asıl davada verilen hüküm kaldırılarak, HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca 231.304,97 TL asıl alacak ve 01.06.2018 temerrüt tarihinden 27.07.2018 takip tarihine kadar hesaplanan 4.942,96 TL işlemiş faiz üzerinden asıl davanın kısmen kabulüne dair Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına karar vermek gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davalı-karşı davacı vekilinin asıl ve karşı davalara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine; davacı- karşı davalı vekilinin asıl davaya yönelik istinaf başvurusunun ise HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının düzeltilmek üzere kaldırılmasına ve davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.Asıl dava bakımından yeniden hüküm kurulurken her iki tarafça istinafa başvurulması ve kararın bütünlüğünün sağlanması için ilk derece mahkemesince karşı davada verilen hüküm aynen muhafaza edilmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan gerekçelerle; Davalı-karşı davacı vekilinin asıl ve karşı davalara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine; asıl davada davacı vekilinin asıl davaya yönelik olan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda; A-Asıl dava yönünden:1-Asıl davanın kısmen kabulü ile davalının İstanbul 31. İcra Müdürülüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında yaptığı itirazın 231.304,97 TL asıl alacak ve 4.942,96 TL işlemiş faiz yönünden kısmen iptali ile takibin takip talebindeki şartlarla aynen devamına, 2-231.304,97'nin % 20'si olan 46.260,99 TL icra inkâr tazminatının asıl davalıdan alınarak asıl davacıya verilmesine,3-Fazlaya ilişkin istemin reddine,4-Hüküm altına alınan miktar üzerinden hesaplanan 16.138,09 TL karar ve ilam harcından 4.173,98 TL peşin harç ve icra başvurusu sırasında yatırılan 1.222,07 TL'nin düşümü ile eksik kalan 10.742,04 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına,5-Davacı tarafından yatırılan 35,90 TL başvuru harcı, 4.173,98 TL peşin harç olmak üzere toplam 4.209,88 TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,6-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesaplanan 37.799,67 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,7-Davalı, kendisini vekille temsil ettirmiş olmakla, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesaplanan 8.165,64 TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,8-Davacı tarafından yapılan 7.195,00 TL yargılama giderinin red ve kabul durumuna göre takdiren oranlayarak 6.953,96 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine; arda kalan bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 9-Davalı tarafından yapılan 116,30 TL yargılama giderinin red ve kabul durumuna göre takdiren oranlayarak 241,04 TL'nin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine; arda kalan bakiye kısmın davalı üzerinde bırakılmasına,B-Karşı dava yönünden:1-Karşı davanın reddine, 2-Alınması gereken 59,30 TL maktu harcın, 5.185,74 TL peşin harçtan düşümü ile artan 5.126,44 TL harcın, karar kesinleştiğinde ve talep hâlinde davalı-karşı davacıya iadesine, 3-Davalı-karşı davacı, kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca hesaplanan 29.706,16 TL vekalet ücretinin davacı-karşı davalıdan tahsili ile davalı-karşı davacıya verilmesine,4-Davalı-karşı davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,5-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avanslarının, karar kesinleştiğinde resen yatıran taraflara iadesine,C-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden:1-Davacı-karşı davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davacı-karşı davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacı-karşı davalıya iadesine,2-Davacı-karşı davalı tarafından harcanan 220,70 TL istinaf başvuru harcı gideri ile 277,50 TL posta gideri olmak üzere toplam 498,20 TL kanun yolu giderlerinin, davalı- karşı davacıdan alınarak davacı-karşı davalıya verilmesine, 3-Davalı- karşı davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına; ilk derece mahkemesi hükmü kaldırılıp yeniden hüküm kurulduğundan, davalı- karşı davacı tarafından asıl ve karşı davalar için yatırılmış olan istinaf peşin karar harçlarının, karar kesinleştikten sonra ve talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davalı- karşı davacıya iadesine,5-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 26.09.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi. KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.