T.C. ADANA BAM 3. HUKUK DAİRESİ ...-Karar No: 2023/1752 - 2025/2015 T.C. ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2023/1752 KARAR NO : 2025/2015 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I Başkan : Üye : Üye : Katip : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ADANA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 12/06/2023 NUMARASI : 2022/... ..., 2023/... Karar DAVACI : ... VEKİLİ : Av. DAVALI : ...- VEKİLİ : Av. BİRLEŞEN ADANA 1.ASLİYE TİCAR…
T.C. ADANA BAM 3. HUKUK DAİRESİ ...-Karar No: 2023/1752 - 2025/2015 T.C. ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2023/1752 KARAR NO : 2025/2015 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I Başkan : Üye : Üye : Katip : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ADANA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 12/06/2023 NUMARASI : 2022/... ..., 2023/... Karar DAVACI : ... VEKİLİ : Av. DAVALI : ...- VEKİLİ : Av. BİRLEŞEN ADANA 1.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2022/..., 2022/... KARAR SAYILI DOSYASI DAVACI : ... VEKİLİ : Av. DAVALI : ...- DAVA : Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat KARAR TARİHİ : 29/09/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 29/09/2025 Adana 2.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12/06/2023 tarih ve 2022/... ..., 2023/... Karar sayılı kararına yönelik olarak istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla Dairemize gönderilen dosyanın yapılan incelemesinde; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 15/06/2015 tarihinde müvekkilinin sevk ve idaresindeki ... plaka sayılı aracı ile seyir halinde iken karşı istikametten gelen sürücüsü ve plakası bilinmeyen bir araca çarpmamak için sağ tarafa manevra yapması sonucu devrilmesiyle yaralamalı trafik kazasının meydana geldiği, bu kaza sebebiyle müvekkilinin ciddi mahiyette kalıcı maluliyete duçar olduğu, müvekkilinin tüm tedavilere rağmen eski sağlığına kavuşamadığı ve esaslı oranda daimi sakat kaldığı, bu nedenlerle öncelikle davanın kabulü ile şimdilik 200,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesi talep edilmiştir. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle;15.06.2015 tarihinde müvekkili sevk ve idaresindeki ... plakalı araç ile kendi şeridinde seyir halindeyken; karşı istikametten gelen sürücüsü ve plakası bilinmeyen araca çarpmamak için sağ manevra yaptığını, aracın devrilmesi neticesinde yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiğini, kazadan dolayı müvekkili ciddi şekilde yaralandığını, uzun süre tedavi gördüğünü, uzunca bir süre işe gidemediğini, davacı müvekkilinin kazanın izlerini taşıdığını, kalıcı hasarın meydana geldiğini, 15.06.2015 tarihinde meydana gelen trafik kazasından kaynaklı davacının 107.896,00 TL kalıcı işgörmezlik tazminatının tahsilini beyan ederek Adana 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/... E. Sayılı dosya ile birleştirilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; kaza tarihi 15/06/2015 olduğundan 01/06/2015 tarihinde yürürlüğe giren Trafik Genel Sigortası Şartlarının işbu davada uygulanmasının gerektiği, kazaya sebebiyet verdiği iddia edilen taşıtın cinsinin tespiti ve aracın plakasının ve sürücüsünün tespit edilemediğinin ispatının gerektiği, davaya konu kazanın oluşumundaki kusur oranlarının tespiti içi Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinden kusur durumuna ilişkin rapor alınmasının ve bu doğrultuda hüküm kurulmasının gerektiği, davacının daimi maluliyet durumunun tespiti için Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Dairesinden maluliyete ilişkin sağlık raporunun alınmasının gerektiği, davaya konu maluliyet tazminatının uzman bilirkişilerce hesaplanmasının gerektiği, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından davacıya ödenmiş veya ödenen rücuya tabi tazminat miktarının tespit edilerek kurum tarafından ödenecek tazminattan mahsup edilmesinin gerektiği, öncelikle davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir. DAİREMİZCE VERİLEN 19/04/2022 TARİHLİ KARARI: Davalı sigorta şirketi vekilinin istinaf talebinin kabulü ile, SGK tarafından yapılan ödemenin rücu edilip edilmediği, rücu için dava açılıp açılmadığının araştırılması, rücuya tabi miktarın belirlenerek rücu edilebilecek miktarın düşülerek sonucuna göre davalının usuli kazanılmış hakları dikkate alınarak alınan 03.02.2020 rapor tarihi dikkate alınarak davacının bakiye zararının TRH 2010 yaşam tablosu ve prograsif rant yöntemine göre belirlenerek karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma yapıldığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece, asıl davanın kısmen kabulüne, 136.791,20 TL kalıcı iş göremezlik tazminatının 03/02/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 80,00 TL geçici iş göremezlik tazminatının 03/02/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, birleşen davanın reddine karar verilmiştir. İSTİNAF NEDENLERİ: Karara karşı davacı vekili; birleşen Adana 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/... ... sayılı dava dosyasının ek dava niteliğinde olup dava konusu trafik kazasına ilişkin 15.06.2015 kaza tarihinden itibaren 8 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde davacı tarafça her zaman ek dava niteliğinde açılabileceğini, yerel mahkemenin gerekçesinin üç satırdan ibaret olup asıl dava yönünden kararın istinaf edilmediğinden bahsedildiğini, usulü kazanılmış hak ve bilirkişi raporuna itibar edilmemesi nedeniyle yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, meydana gelen trafik kazası sonucu açılan geçici ve kalıcı iş göremezlik tazminatı talebine yöneliktir. Mahkemece asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiş olup karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. 09.05.1960 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararında “Bir mahkemenin Yargıtay dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar verme mükellefiyeti meydana gelir ve bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen esaslara aykırı bulunmaması gerekir” kuralı benimsenmiştir. Bunun gibi bozulan kararın bozma sebepleri kapsamı dışında kalmış olan konuları artık kesinleşmiş sayılır ve kesinleşmiş olan kısımlar lehine olan taraf için usuli kazanılmış hak doğar. (Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2013/... E. 2013/... K.) Taraflardan yalnız birinin temyizi halinde, Yargıtay, hükmü temyiz edenin aleyhine bozamaz (Aleyhe bozma yasağı). Bundan başka, taraflardan yalnız birinin hükmü temyiz etmesi halinde, Yargıtay'ın (temyiz eden tarafın lehine olarak) verdiği bozma kararına uyan yerel mahkeme de artık, temyiz eden tarafın, önceki (bozulan) karara oranla daha aleyhine olan bir hüküm veremez. Buna da "aleyhe hüküm verme yasağı" denir. Taraflardan yalnız birinin temyizi üzerine verilen bozma kararına uyan mahkemenin temyiz eden tarafın, önceki (bozulan) karara oranla daha aleyhine olan bir hüküm vermemesi ilkesi, usule ilişkin kazanılmış hak müessesesi ile de yakından ilgilidir" (Prof.Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, Cilt ;5, 2001, s; 4732 -4737) . Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 23/09/2020 tarihli 2019/... K sayılı ilamında açıklandığı üzere, aleyhe bozma ve hüküm verme yasağının istinaf mahkemeleri için de geçerli olduğu ve istinaf kanun yoluna başvurularda da aleyhe bozma yasağının değerlendirmesi gerekeceği anlaşılmaktadır. Buna göre, taraflardan yalnız birinin hükmü istinaf etmesi halinde Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf eden taraf yararına olarak verdiği kaldırma kararına uyan yerel mahkeme artık istinaf eden tarafın daha aleyhine bir hüküm veremez. Aksi halde usul hükümleri ile hedef tutulan istikrar zedelenir ve mahkeme kararlarına karşı güven sarsılır. Usuli kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/...sayılı İçtihadı Birleştirme kararı) (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2017/... K.) Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 tarihli ve 13/...sayılı YİBK). (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2019/...K.) Usuli kazanılmış hakka ilişkin bu emsal Yargıtay içtihatları ışığında yapılan açıklamalardan sonra somut olaya gelince; Mahkemece verilen ilk kararda davacı lehine 138.522,00 TL kalıcı iş göremezlik tazminatı, 100,00 TL geçici iş göremezlik tazminatına hükmedildiği, davacının işbu kararı istinaf etmeyip davalı şirketin istinaf ettiği, kararın davalı şirket lehine kaldırıldığı, bu haliyle ilk kararla maddi tazminat yönünden verilen ret kararı yönünden davalı şirket lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu, davacı vekilinin asıl karara yönelik başka istinaf talebinin bulunmadığı, bu haliyle usuli kazanılmış hak ilkesinin ve aleyhe hüküm verme yasağı ilkesinin gereği olarak birleşen davanın reddinin yerinde olduğu anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf talebinin reddine karar verilmesi gerekmiştir. HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede; İlk Derece Mahkemesince açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve delillerin taktirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, birleşen davanın reddine karar verilmiş olmasında, usul ve ... yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcının, peşin yatırılan 179,90 TL istinaf karar ve ilam harcından mahsubuyla, bakiye 435,50 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Artan gider avansının bulunması halinde, karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine, 5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361. maddesi gereğince; Dairemizin kararının taraflara tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde kararı veren Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'ne, yahut temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesine veya Dairemize gönderilmek üzere İlk Derece Mahkemesi'ne verilebilecek bir dilekçe ile YARGITAY'A TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy çokluğu ile karar verildi.29/09/2025 Başkan Üye Üye Katip e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır (MUHALİF) MUHALEFET ŞERHİ Dairemizce verilen karar kesin olup temyiz yolunun açık olduğuna dair görüşe katılmıyorum. Şöyle ki; Bu hususta Yargıtay Hukuk Daireleri Genel Kurulunun 2023/... Karar sayılı kararında konu şöyle ele alınmıştır. "Öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. -....... -..... - Medeni usul hukuku bakımından temel düzenleme olan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş, HMK'nın 341. maddesinde istinaf yoluna başvurulabilen kararlar; 361 ve 362. maddelerinde ise temyiz edilebilen ve temyiz edilemeyen kararlar hüküm altına alınmıştır. HMK'nın 362. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca, “Miktar veya değeri kırkbin Türk Lirasını (bu tutar dahil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar” hakkında temyiz yoluna başvurulamaz. 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un (6763 sayılı Kanun) 44. maddesiyle HMK'ya eklenen "Parasal sınırların artırılması" başlıklı Ek 1. madde ile HMK ile birlikte terkedilen parasal sınırların her yıl yeniden değerleme oranında arttırılması sistemine tekrar geri dönülerek 362/1-(a) maddesinde öngörülen kesinlik sınırının her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için 04.01.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298. maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle belirlenmesi esası kabul edilmiştir. Bu suretle mal varlığına ilişkin davalar bakımından kanun koyucu temyize başvuru hakkının belirlenmesinde bir parasal sınır belirleyerek kural olarak "değere bağlı temyiz" sistemini benimsemiştir. - Nitekim 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6763 sayılı Kanun'un 44. maddesiyle HMK'ya eklenen "Parasal sınırların artırılması" başlıklı Ek 1. maddenin ilk hâli; "(1) 200 üncü, 201 inci, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırlar her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların; o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların on Türk lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz. (2) 200 üncü ve 201 inci maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar ... alınır" şeklindedir. - Ancak 14.11.2024 tarihli ve 32722 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7531 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un (7531 sayılı Kanun) 22. maddesi ile HMK'nın Ek 1. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “on” ibaresi “bin” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye“(3) İstinaf ve temyiz kanun yoluna başvuruda ... alınan parasal sınırda yeniden değerleme nedeniyle meydana gelen artış, bölge adliye mahkemesinin kaldırma veya Yargıtayın bozma kararları üzerine yeniden verilen kararlar hakkında uygulanmaz, ilk karar tarihinde geçerli olan parasal sınırlar ... alınır.” şeklinde 3. fıkra eklenmiştir. Ayrıca 7531 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin 6. fıkrasında HMK'nın Ek 1. maddesinin 1. fıkrasında yapılan değişikliğin bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, 3. fıkra olarak eklenen düzenlemenin ise bölge adliye mahkemesinin kaldırma veya Yargıtayın bozma kararları üzerine bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yeniden verilen kararlar hakkında uygulanacağı belirtilerek geçiş hükmü öngörülmüştür. --- Daha sonra Anayasa Mahkemesinin (AYM) 30.01.2025 tarihli ve 32798 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 04.12.2024 tarihli ve 2023/... Karar sayılı kararı ile HMK'nın Ek 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…341 inci, 362 nci...” ibaresinin ve iptal nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan bu ibareden sonra gelen “…ve…” ibaresinin iptaline; kararın Resmi Gazete'de yayımından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. - Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra 04.06.2025 tarihli ve 32920 (Mükerrer) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yayımı tarihinde yürürlüğe giren 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un (7550 sayılı Kanun) 20. maddesi ile HMK'nın Ek 1. maddesinin 2. Fıkrası; "(2) 200 üncü ve 201 inci maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar ... alınır." şeklinde değiştirilmiş ve 3.fıkrası ise yürürlükten kaldırılmıştır. - Bu aşamada 7550 sayılı Kanun ile HMK'nın Ek 1. maddesinin 2. fıkrasında yapılan değişikliğin somut olayda uygulanıp uygulanamayacağı konusu üzerinde durulmalıdır. - Kanunlarda yürürlük maddesi, kanunun resmen hukuk yaşamına girdiği, alenileştiği anı gösterir. Bu madde yeni bir kurum ve kuralın düzenlenmesinde yeterli olabilir ise de devam eden ilişkilerde sorunu çözmez. Bu tür durumlar yönünden yürürlük maddesi değil geçiş hükümleri önem kazanır. -Ancak 7550 sayılı Kanun, HMK'da daha önce değişiklik yapan çok sayıdaki kanundan farklı olarak içerdiği düzenlemelerin derdest davalarda uygulanıp uygulanamayacağı, uygulanacaksa ne şekilde uygulanacağı ile ilgili bir geçiş hükmü öngörmemiştir. - Bu noktada usul kanunlarında yapılacak değişikliklerin zaman bakımından uygulanması ile ilgili açıklama yapılması faydalı olacaktır. - Kanunların zaman bakımından uygulanmasında, kanunların yürürlüğe girmesi, yürürlükten kalkması veya yürürlüğü sırasında birbirinin halefi olan kanunlardan hangisinin uygulanacağına ilişkin ilkelerin tespiti söz konusudur. - Genel bir ilke olarak her kanun, ne zaman yürürlüğe gireceğine ilişkin bir düzenleme içerir. Bu; gün, ay, yıl şeklinde belirli bir tarih olabileceği gibi “yayımı tarihi” şeklinde de olabilir. Kanunların yürürlüğe girişi netlik taşırken yürürlüğe girmiş bir kanunla yapılan değişikliklerin, daha önceden başlamış ve etkilerini devam ettiren hukuki ilişki ve olgulara ne şekilde uygulanacağı konusu özel bir değerlendirmeyi gerektirmektedir. Kimi zaman kanunun zaman bakımından uygulanmasına ilişkin hükümlere de yer verilmektedir. Kanunların zaman bakımından uygulanması, hukuk düzeninin geneli bakımından ya da belli bir hukuk dalı için öngörülen ve sırayla yürürlüğe giren normlardan hangisinin somut olaya uygulanacağını belirlemeye yönelik genel ya da özel hükümler bütünü olarak tanımlanabilir (Sema Taşpınar Ayvaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Zaman Bakımından Uygulanması, Ankara 2013, s. 40). - Kanunların zaman bakımından uygulanmasındaki temel ilke, kanunun yürürlüğe girmesinden sonra uygulanmasıdır. Esasen yürürlük kavramından anlaşılan husus budur. Bu ilkenin temelinde kazanılmış haklara saygı, hukuk devleti, hukuki güvenlik ve güvenin korunması gibi temel hukuk ilkeleri bulunur. Bu ilke yürürlüğe konulmuş bir kanunun geçmişte olup bitmiş olaylara uygulanmayacağı anlamını da taşır (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu, 13.04.2018 tarihli ve 2016/... Karar sayılı kararı). -Kanunların zaman bakımından uygulanması maddi hukuka ilişkin kanun değişiklikleri ile yargılama (usul) hukukuna ilişkin kanun değişiklikleri bakımından da ayrıma tâbi tutulmaktadır. Kural olarak maddi hukuka ilişkin kanun değişiklikleri sadece yürürlüğe girmelerinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanır. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir. Böylelikle kanun geriye yürütülmemiş ve özellikle hukuki işlemi yapan kişi ya da kişilerin, işlem tarihinde yürürlükte bulunan kanun hükümleri çerçevesinde ulaşmayı düşündükleri hedefler konusunda belirsizlik yaratılmamış olur (YİBHGK, 2016/... Karar). - Hukuk devleti en kısa tanımıyla, “vatandaşların hukuki güvenlik içinde bulundukları, devletin eylem ve işlemlerinin hukuk kurallarına bağlı olduğu bir sistemi anlatır.” Hukuki güvenlik ilkesi ise bir toplumda bireylerin bağlı oldukları hukuk kurallarını önceden bilmeleri, davranış ve tutumlarını bu kurallara göre güvenle düzene sokabilmeleri, başka bir ifadeyle ilgililerin hukuki durumun süreceğine olan inancı dolayısıyla hayal kırıklığına uğratılmaması anlamına gelir. Dolayısıyla hukuki güvenlik ilkesi, hukuk devletinin olmazsa olmaz koşuludur. - Kanunların geçmişe etkili olmamasının temelinde hukuki güvenlik ilkesi yatmaktadır. Zira kişiler yürürlükte bulunan hukuk kurallarına uygun olarak işlem ve eylemlerde bulunurlar. Kişinin yapmış olduğu bu iş ve eylemler, daha sonra çıkan bir hukuk kuralı ile geçersiz sayılır ise kişilerin hukuka olan güveni zedelenir. Nitekim kişilerin kendilerini hukuki güvenlik içerisinde hissetmeleri için hukuk kuralları belli ve önceden bilinebilir olmalıdır (Muhammet Özekes, Prof. Dr. Fırat Öztan'a Armağan, Özel Hukuk-Kamu Hukuku ve Yargılama Hukuku Bakımından Kanunların Zaman İtibariyle Uygulanması, Cilt II, Ankara 2010, s.2864). - Hukuki güvenlik ilkesi, Türk hukukunda belirli bir maddede düzenlenmemiş olmakla birlikte genel olarak Anayasanın tamamında egemen olan bir ilke olduğu söylenebilir. Nitekim hem öğretide hem de birçok yargı kararında hukuk devletinin unsurlarından birisi olarak da kabul görmektedir. Genel olarak hukuk kurallarında sık sık yapılan değişikliklerle hukuki istikrarı ortadan kaldıran kuralların getirilemeyeceğine ilişkindir. Geriye yürümezlik ilkesinin istisnası oluşturan hâllerde yani geriye yürüyen kuralların uygulanması sırasında kazanılmış haklara dokunulmamasını, böylece temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasını amaçlamaktadır. - Anayasa Mahkemesi de kanunların zaman bakımından uygulanması ile ilgili olarak kanunların kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirdiği özel durumlar dışında, ilke olarak yürürlük tarihinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarıldığını ve daha önceki olay, işlem ve eylemlerin kanunun etki alanı dışında kaldığını, sonradan yürürlüğe giren kanunların daha önceki ve kesinleşmiş hukuksal durumlara etkili olmamasının hukukun genel ilkelerinden olduğunu ifade etmiştir (AYM, 07.02.2008 tarihli ve 2005/128 ..., 2008/54 Karar sayılı kararı ). - Zira hukuk kurallarının geri yürümezliği ilkesi, fiili ve hukuki durumların cereyan ettiği sırada mevcut hükümlere göre tamamlanmış işlemlere bağlanması ile kurulan düzenin ve dengelerin altüst olmasının neden olacağı güvensizlik ve karmaşa ortamına yol açmamak ve özellikle kazanılmış haklara zarar verilmesinin önüne geçmek esasına dayanır. - Hukuk devletinin temel unsurları arasında “kazanılmış haklara saygı” da yer almaktadır. Hukuk devleti, kazanılmış hakları korumakta duyarlı davranarak hukukun temel ilkelerine bağlılığını kanıtlar. Hukuk devleti, aynı zamanda bireylerin haksızlıktan korunmasını ve mutluluğunu amaç edinir. Hukuk devletinin temel öğelerinden biri de güvenilirliliktir. Hukuk devleti, tüm eylem ve işlemlerinde yönetilenlere en güçlü ve en kapsamlı şekilde hukuksal güvence sağlayan devlettir. - Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti ...bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı ve hukuk güvenliğini ortadan kaldırır; belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yalnız iç hukukta değil uluslararası hukukta da benimsenen “kazanılmış hakların korunması” önceki hukuksal durumun, belirlenmiş yapının, kurumun geçerliliğini sürdürmesidir. - Hukuk normunun kazanılmış hak ve/veya tamamlanmış işlemlere geriye dönük olarak uygulanması, bireylerin hukuki güvenliklerini hiçe sayacağından bazı istisnai durumlar dışında hukuka aykırı olacaktır. Zira hukuki güvenliğin amacı ve hedefi, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınmasıdır. - Usul hukuku alanında geçerli temel ilke ise yargılamaya ilişkin usul hükümlerinin derhal yürürlüğe girmesidir. Bu ilkenin benimsenmesinin nedeni ise bu kanun hükümlerinin kamu düzeni ile yakından ilgili olduğu, daima eskisinden daha iyi ve amaca en uygun olduğu fikri ile kanun koyucunun, fertlere ait olan hakların yeni usul hükümleri ile daha önce yürürlükte olan kanundan daha iyi ve daha adil bir şekilde korunacağına ilişkin inancıdır (YİBHGK, 2016/... Karar ile Hukuk Genel Kurulu, 08.01.2012 tarihli ve 2012/... Karar sayılı k9ararları). - Nitekim HMK'nın “Zaman bakımından uygulanma” başlığını taşıyan 448/1. maddesi de “Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır.” hükmünü içermektedir. Görüldüğü gibi derhâl uygulanma ilkesi HMK'da da açıkça benimsenmiştir. Bu madde hükmüne göre kanunda aksine bir düzenleme getirilmediği takdirde yeni usul hükümlerinin tamamlanmış usul işlemlerine bir etkisi olmayacak, önceki kanuna veya hükümlere göre yapılmış ve tamamlanmış olan işlemler geçerliliğini koruyacaktır. Buna karşın tamamlanmamış usul işlemleri yeni kanun hükümlerine göre yapılacaktır (Hukuk Genel Kurulu, 30.04.2025 tarihli ve 2024/... ..., 2025/... Karar; 18.03.2021 tarihli ve 2017/... Karar; 22.02.2023 tarihli ve 2022/... Karar ile 06.06.2024 tarihli ve 2023/... Karar sayılı kararları). - Usul kurallarının zaman bakımından uygulanmasında derhal uygulanırlık kuralı ile birlikte dikkate alınması gereken bir husus da, yeni usul kuralı yürürlüğe girdiğinde ilgili “usul işleminin tamamlanıp tamamlanmadığı”dır. - Tamamlanmış usûl işlemi, yargılama sürecindeki belirli bir usûl faaliyetinin mevcut hukuk kuralları çerçevesinde tamamen icra edilmiş olması olarak tanımlanabilir. Örneğin kanun yoluna başvuru işlemi hükmün verildiği ana kadar tamamlanmamış bir usul işlemidir... - Kanun yoluna ilişkin usul işlemleri yönünden konuya bakıldığında ise öncelikle kanun yoluna başvuru hakkının mutlak ve sınırsız olmadığının kabul edildiğini belirtmekte fayda vardır. ....... - Bir kararın temyiz edilip edilemeyeceği kanun tarafından tayin edilir. Yani bir karar kanundan dolayı ya temyiz edilir veya edilemez (Kuru, Cilt V, s. 4504).... - İlk derece mahkemelerince verilen hangi kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabileceği HMK'nın 341. maddesinde sayılmış, mal varlığına ilişkin davalar bakımından miktar ve değerine göre her yıl güncellenen parasal bir sınır da getirilerek miktar ve değeri kanunda belirtilen sınırı geçmeyen kararların kesin olduğu kabul edilmiştir. Ayrıca iki dereceli yargılamanın yeterli güvence teşkil ettiği düşüncesiyle Kanun'un 362. maddesinde sayılan iş ve davalar hakkında bölge adliye mahkemelerince verilen kararlara karşı temyiz yolu kapalı tutulmuştur. - Kanun yollarına ilişkin yasal düzenlemeler incelendiğinde başvurunun öncelikli koşulu, aleyhine kanun yoluna başvurulan karar hakkında kanun yolunun öngörülmüş olmasıdır. Mahkeme kararlarının denetlenmesini talep hakkı, evrensel bir hukuk ilkesi olan adil yargılanma hakkının ve hak arama hürriyetinin birer gereği olarak kabul edilmekte ise de kanun koyucu tarafından bütün mahkeme kararlarına karşı bu hak kabul edilmemiş ve bazı sınırlamalar getirilerek, üst yargı denetimi kapalı tutulmuştur (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 28.04.2023 tarihli ve 2021/... Karar sayılı kararı). Elbette ki kanun yoluna başvuru, somut olay adaletinin mümkün olduğunca yüksek derecede gerçekleşmesine hizmet etmektedir. Ancak kanun yolu denetimi, mahkemeye ilk başvuru hakkı kadar sınırsız ve mutlak anlaşılmamaktadır. Bu anlamda olmak üzere istinaf ve temyiz kanun yollarına her karar için başvurulması mümkün olmamakta, bazı kararlar alt derecedeki mahkemelerde kesinleşmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427. maddesinin 26.02.1965 tarihli ve 3156 sayılı Kanun'un 19. maddesiyle değişik 2, 3 ve 4. fıkralarının Anayasaya aykırılığı nedeniyle yapılan iptal başvurusunda, "...Yasa koyucu, itiraz konusu kuralla, miktar veya değeri yüzbin lirayı geçmeyen taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihaî kararların kesin olmasını davaları süratlendirmek ve Yargıtay'ın yükünü hafifletmek düşüncesiyle kabul etmiş; bu kararların bir kere de Yargıtayca incelenmesinde kamu yararı görmemiştir. Kaldı ki, Anayasa'da bütün mahkeme kararlarının bir ayırım gözetilmeksizin üst mahkemeden geçmesini zorunlu kılan bir hüküm de mevcut bulunmamaktadır. Esasen yargı denetiminde sonsuzluk hiçbir zaman söz konusu olamaz; bir yerde kesilmesi gerekir. Nitekim kimi kanunlarda kanun yollan gereklere göre düzenlenmiş ve kimi kararların kesin olduğu belirtilmiştir. Öte yandan, adliye mahkemelerince verilen bütün kararların Yargıtayca incelenmesini istemek, bir anlamda ilk derece hâkimlerine güvensizliğin ifadesi kabul edilebilir. Bu güvensizliğin ise, hiçbir haklı nedeni olamaz..." tespitlerine yer vermiştir (AYM, 20.01.1986 tarihli ve 1985/... Karar sayılı kararı). - Nitekim bir kararın temyiz edilip edilemeyeceği kanun tarafından belirlendiğinden mahkemenin kanuna göre temyiz edilemeyecek olan bir kararın temyiz edilebileceğini kararında göstermesi o kararın (hükmün) temyiz incelemesinin yapılmasını sağlamaz. Bir kararın temyizine önce kanunun cevaz vermesi gerekmektedir. - Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda bazı hususlarda istinaftaki hükümlerin temyizde kıyasen uygulanacağı belirtilmiştir (HMK m. 366). Bunlar 343 ilâ 349 ve 352. madde hükümleridir. - Kıyas yoluyla temyizde de uygulanması gereken HMK'nın “Ön inceleme” başlıklı 352. maddesinde Bölge Adliye Mahkemesince yapılacak ön inceleme sonucunda incelemenin başka bir dairece veya bölge adliye mahkemesince yapılmasının gerekli olması, kararın kesin olması, başvurunun süresi içinde yapılmaması, başvuru şartlarının yerine getirilmemesi ve başvuru sebeplerinin veya gerekçesinin hiç gösterilmemesi söz konusu olduğunda gerekli kararın verileceği belirtilmiştir. - Yukarıda da açıklandığı üzere temyizdeki ön inceleme konusunda, istinaftaki ön inceleme hükümlerine atıf yapıldığından Yargıtay ilgili dairesince dosya, davanın dairenin iş bölümüne girip girmediği, temyiz kabiliyetinin bulunup bulunmadığı, temyiz isteminin süresinde olup olmadığı bakımından, ayrıca temyiz şartlarıyla ve diğer usûlî eksiklikleri yönünden ön incelemeye tâbi tutularak temyiz incelemesinin esastan yapılmasına engel olan eksikliğin saptanması hâlinde gerekli karar verilir (HMK m.366 atfıyla HMK m.352 ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu m.40; Yargıtay İç Yönetmeliği m.18). - Bu ön inceleme, esasen kararı temyiz edilen mahkeme tarafından incelenmesi gereken hususlardır. Ancak kararı veren mahkemenin bu ön incelemeyi doğru yapmaması neticesinde Yargıtay yeniden inceleme yaparak karar vermektedir. - Bu itibarla hukuk mahkemeleri tarafından verilen nihai kararların maddi ve hukuksal yönden yeniden incelenip denetlenebilmesi için başvuruya konu karar hakkında, olağan kanun yolunun açık tutulmuş olması gerekmektedir. Aksi hâlde başvuru yapılsa dahi kanun yolu mahkemesi öncelikle başvuru koşullarının mevcut olup olmadığını inceleyeceğinden gerekli koşulu taşımayan başvuruyu salt bu nedenle reddedecektir (YİBBGK, 2021/... Karar). - Netice itibariyla temyiz edilemeyeceği kanunda açıkça düzenlenen karara ilişkin -verildiği anda miktar itibariyla temyiz kabiliyeti bulunmayan bir kararın- mahkemenin kararın temyiz edilebileceğini kararında göstermesi veya kesin olduğu kararda açıkça belirtilmesine rağmen taraflardan birinin yine de temyize başvurması sonucunda verildiği anda değer itibariyla temyiz sınırın altında kalan kararın değişen temyiz inceleme tarihine göre temyiz edilebilir hâle getirilmesi mümkün değildir. Davanın kaderi taraf iradelerine bağlıdır. Temyiz incelemesinin yapıldığı tarihe göre değişmemelidir. Usul kuralları hak yaratan kurallar değildir. Çünkü temyiz edebilme hakkı hükmün verildiği tarihte kazanılmıştır/belirlenmiştir. Verildiği anda değer itibariyla istinaf veya temyiz sınırının altında kalan kararların o anda kesinleştiğinden şüphe yoktur. Bir kararın verildiği tarihte kesin olması, temyizi kabil olmaması yani tamamlanmış usuli işlem niteliğinde olması durumunda daha sonra yapılan kanun değişikliği o kararı temyize açık hâle getiremez, bir karar verildiği anda ya temyizi kabildir ya değildir. - Kanun yoluna başvuru hakkı, kararı kanun yoluna konu olan mahkemenin nihai kararını verdiği tarihte doğar ve bu hakkın kullanılıp kullanılamayacağı da kararın verildiği tarihte geçerli olan parasal sınıra göre belirlenir. Zira aksine bir düzenleme olmadıkça usul hükümleri Resmî Gazete'de yayımlandığı tarih itibariyla derhal yürürlüğe girer ve hükmün yürürlüğe girmesinden sonra verilen kararlar için derhal uygulanır (Muhammet Özekes, Tolga Akkaya, Pekcanıtez Usul, Medeni Usul Hukuku, Cilt IV, İstanbul Mayıs 2025, 16. Bası, s.3892). - Başka bir anlatımla bir davada tarafların temyiz yoluna başvurabilmeleri için öncelikle o davanın usul hukuku kuralları çerçevesinde temyizi olanaklı bulunan bir kararla sonuçlandırılmış olması gerekeceği çok açıktır. Eş söyleyişle henüz temyizi olanaklı bir nihai karara bağlanmamış olan bir davada, tarafların temyiz hakkının varlığından söz edilemez. Temyiz hakkı, gerekçesi veya sonucu itibarıyla o hakka sahip tarafın/tarafların aleyhine sonuçlar doğuran ve usul hukuku kurallarının temyizine olanak tanıdığı bir kararın verildiği tarihte doğar. Davanın daha önceki aşamalarında böyle bir hak doğmuş olamayacağına göre, bir mahkeme kararının temyiz edilip edilemeyeceği belirlenirken temyiz hakkının doğduğu (kararın verildiği) tarihteki hukuksal durum ... alınmalı, karar tarihinde yürürlükte bulunan kanun hükmü temyiz sınırı yönünden hangi düzenlemeyi içeriyor ise ona bağlı kalınmalıdır. Buradaki "karar" teriminin, mahkemenin Özel Daire bozmasına karşı verdiği direnme kararını da kapsayacağında duraksamaya yer yoktur (Hukuk Genel Kurulu, 23.02.2005 tarihli ve 2005/... ..., 2005/... Karar ile 16.03.2005 tarihli ve 2005/... ..., 2005/... Karar sayılı kararları). - Bu itibarla bir kararın kesinleşmesi ya verildiği anda miktar itibariyla kanun yolunun kapalı olması veya kanunda açıkça kesin olduğunun belirtilmesi nedeniyle ya da kanun yolları tüketilmek suretiyle olur. Verildiği anda kesin olan hüküm bakımından artık yargılama bitmiştir. Yargılama süreci biten bir uyuşmazlık için temyiz incelemesi mümkün değildir. Kesinlik, yargılamanın devamına engel bir durumdur. Hüküm verildiği anda kesin olduğu için artık tamamlanmış bir usuli işlem söz konusudur. Ayrıca kesin olan bu kararın, lehine olan taraf bakımından usuli kazanılmış hak doğuracağı da unutulmamalıdır. - Aksinin kabulü hâlinde verildiği tarih itibariyla kesin olan ve davanın tarafları arasındaki uyuşmazlığı kesin olarak nihayete erdiren kesin hükmün sahip olduğu değişmezlik ve dokunulmazlık nitelikleri zedelenir. Zira kesin hükmün taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü ile hukuki durumlarının kati bir şekilde belirlenmesinde sahip olduğu nihai etki, aynı zamanda bir hukuk sisteminin olmazsa olmazı olan hukuki güvenlik ve hukuki öngörülebilirlik ilkelerinin gereğidir. Anılan ilkeler sebebiyle kesin hüküm, çözüme ulaştırdığı uyuşmazlığın kapsamı içerisindeki hususlarla alakalı olarak değişmezlik ve dokunulmazlık sıfatlarını bünyesinde barındırır. Bu nitelikleri sayesinde kesin hükmün kapsamındaki hususlar başka bir davanın inceleme konusu olamayacak şekilde muhafaza edilir. - ....... - Zira aynı durumdaki kişiler yönünden benzer bir olay nedeniyle farklı sonuçlara varılması eşitlik ve hakkaniyet ilkeleri ile bağdaştırılamaz. - Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında temyiz incelemesi için Hukuk Genel Kurulu önünde bulunan 04.10.2022 tarihinde verilen direnme kararı yönünden kararın miktar itibariyla temyizi kabil olup olmadığının belirlenmesinde, 7550 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile HMK'nın Ek 1. maddesinin 2. fıkrasında yapılan ve 04.06.2025 tarihinde yürürlüğe giren değişiklik karşısında, dava tarihindeki parasal sınırların mı yoksa karar tarihindeki parasal sınırların mı ... alınacağı konusu irdelendiğinde; Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararı tarihi itibariyla kanun yoluna başvuru hakkı doğmuş olup dolayısıyla ortada HMK'nın 448. maddesi anlamında tamamlanmış bir usul işlemi bulunmaktadır. 7550 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile HMK'nın Ek 1. maddesinde yapılan değişikliğin ne şekilde uygulanacağı, başka bir deyişle derdest davalarda uygulanıp uygulanmayacağı yönünden bir geçiş hükmü de öngörülmemiştir. Öte yandan verildiği anda yürürlükte bulunan kanun hükümlerine göre miktar itibariyla kesin olan yani temyiz yolu kapalı bulunan bir kararın sonradan yürürlüğe giren kanuni düzenleme kapsamında değişen parasal sınırlara göre kesin olup olmadığının değerlendirilmesine olanak bulunmamaktadır. Zira ortada tamamlanan ve miktar yönünden kesin olmakla bir taraf yararına kesin hüküm etkisi ya da usuli kazanılmış hak yaratan bir hukuksal durum doğmuştur; oluşan bu hukuki durumun değişmezlik ve dokunulmazlık niteliklerini zedeleyecek şekilde yeni düzenleme çerçevesinde tekrar değerlendirmeye tâbi tutulmasının kazanılmış haklara saygı, hukuki güvenlik, belirlilik ilkelerinin yanı sıra adil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği ilkesine de aykırı olacağı açıktır. Hukuk yargılamasında ceza yargılamasında olduğu gibi lehe-aleyhe düzenleme değerlendirmesi yapılması mümkün olmadığı gibi yargılamanın taraflarının aynı haklara aynı ölçüde sahip olmasına göre kararın verildiği tarih itibarıyla her iki taraf açısından geçerli olan öngörülebilir koşullara göre değerlendirme yapılması gerekmektedir. Bu itibarla kararın verildiği tarih itibarıyla temyiz eden açısından kararı temyiz etme koşulları belirli; kararı temiz etmeyen taraf açısından ise diğer tarafın temyiz etme koşullarını o tarih itibarıyla sağlayıp sağlamadığı öngörülebilir olmalıdır. Neticeten eldeki davada 7550 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile HMK'nın Ek 1. maddesinin 2. fıkrasında yapılan değişiklik kapsamında kararın temyizi kabil olup olmadığının belirlenmesinde dava tarihinin ... alınmasının mümkün olmadığı, değişiklikten önceki düzenlemelere göre karar tarihi itibariyla değerlendirme yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. - Bu çerçevede yapılan değerlendirmeye göre, dava 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 277 vd. maddelerine göre açılan tasarrufun iptali istemine ilişkindir. ........ - Eldeki davada, takip konusu alacağın toplam 88.357,37 TL olduğu, davanın aynı bedel üzerinden ıslah edildiği, hükme ... alınan bilirkişi raporuna göre iptali istenen tasarrufa ilişkin olarak; ruhsatın birinci satış tarihi olan 09.10.2009 tarihinde rayiç değerinin 650.000,00 TL, ikinci satış tarihi olan 26.05.2010 tarihinde rayiç değerinin 700.000,00 TL, ruhsatın birleşme tarihi olan 16.08.2010 tarihinde rayiç değerinin 750.000,00 TL olarak belirlendiği, direnme karar tarihinde geçerli HMK'nın 362/1-a maddesinde öngörülen kesinlik sınırının ise 107.090,00 TL olduğu anlaşılmıştır. Şu hâlde davanın dayanağı olan alacak miktarı 88.357,37 TL olduğundan, Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararına karşı miktar itibariyla temyiz yoluna başvurulması mümkün değildir. - Hâl böyle olunca davalı Kurum vekilinin temyiz başvurusunun miktardan reddine karar verilmelidir. -Açıklanan sebeplerle; Dahili davalı vekilinin temyiz başvurusunun miktardan REDDİNE, 14.07.2025 tarihinde OY BİRLİĞİYLE kesin olarak karar verildi." denilerek HMK'da yapılan değişikliklerin uygulama zamanı hakkında ayrıntılı gerekçeli kararını açıklamıştır. Benzer hususlar HGK'nın 02/07/2025 tarih ve 2024/ Karar sayılı kararında, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2022/... Karar, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2025/... Karar; Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2024/ Karar sayılı içtihadı içtihadı ve benzer kararda da benimsenmiştir. Görüldüğü üzere Hukuk Genel Kurulu, ayrıntılı olarak kanun yolu incelemesinin hangi tarihteki kanuna tabi olacağı hususu açıklanmıştır. Açıklamalara göre bir kararın istinafa tabi olup olmadığı hususunda ilk derece mahkemesinin kararının verildiği tarihteki değerine, temyize tabi olup olmadığı istinaf mahkemesinin karar tarihi ... alınmalıdır. Tüm bu açıklamalara göre eldeki davada; İlk derece Mahkemesince 12.06.2023 tarihinde nihai kararın verildiği ve bu tarih itibariyle usul işlemlerinin tamamlandığı, 7550 sayılı Kanunla getirilen davanın açıldığı tarihteki parasal sınırların uygulanacağına ilişkin düzenlemenin 04.06.2025 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, yeni düzenlemenin eldeki davaya uygulanma imkanının bulunmadığı, kesinlik sınırının tespitinde kararın verildiği 2023 yılındaki 238.730,00 TL değerindeki parasal sınırın ... alınması gerektiği anlaşılmıştır. Bu kapsamda yapılan incelemeye ve dosya içeriğine göre; mahkemece verilen ve yasa yoluna konu edilen toplam miktarın 107.896,00 TL olduğu, HMK'nın Ek 1. maddesinin 2. Fıkrasının uygulama olanağı olmayıp kararın kesin olduğunu düşündüğümden sayın çoğunluğun kararın temyize tabi olduğu hususundaki görüşüne katılmıyorum. Üye Hakim e-imzalıdır İş bu karar 5070 Sayılı Yasa hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.