T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 11/02/2026 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ: 30/09/2025 NUMARASI : ... Esas ... Karar DAVACI : ...... VEKİLİ : Av... DAVALI : 1- ...... VEKİLİ : Av... DAVA…
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 11/02/2026 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ: 30/09/2025 NUMARASI : ... Esas ... Karar DAVACI : ...... VEKİLİ : Av... DAVALI : 1- ...... VEKİLİ : Av... DAVALI : 2- ...... VEKİLİ : Av... DAVA İHBAR OLUNAN : ...... DAVA :Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) İSTİNAF KARAR TARİHİ : 11/02/2026 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 11/02/2026 Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili dava dilekçesi ile özetle; Müvekkili davacı ... kaza tarihi olan 06.04.2023 itibariyle ...... Şirketi isimli bir sürücü kursunda eğitimci olduğunu, müvekkilinin aday sürücü olan ...... T.C. Kimlik numaralı ......'a, çalıştığı şirkete ait ...... plakalı araçla usulüne uygun olarak eğitim verirken, Konya ili Ereğli ilçesi ...... Mahallesi ...... caddesi ile ...... caddesi kavşağına geldiklerinde davalı ......'ün kullanmakta olduğu, davalı sigorta şirketininse ...... Poliçe sayılı poliçeyle trafik zorunlu mali mesuliyet sigortacısı olduğu ve yine davalı ......'e ait ...... plakalı araç ile kazaya karıştıklarını, bu kaza esnasında müvekkilinin sağ ön yolcu koltuğunda oturmakta olduğunu, kaza tespit tutanağına göre davalı ...... kazada asli kusurlu bulunduğunu, bu trafik kazası sonucunda müvekkilinin bedensel ve manevi zarara uğramış, tedavi görmüş, buna rağmen yüzünde sabit iz kaldığını, müvekkilinin bahsettiği üzere insanlarla birebir eğitim veren, yakın mesafede bulunan, dış görünüşün önemli olduğu bir iş yaptığını, zira bir kişinin dış görünüşü insanlarda öğretmenlik mesleğinin gerektirdiği güven ve intibayı, saygınlığı, hijyeni, bakımı uyandırabileceği gibi olumsuz izlenimler de uyandırarak gelir kaybına neden olduğunu, nitekim bu yüzden de memurlar ve özellikle öğretmenler tarafından kılık kıyafet kuralları resmi bir şekilde uygulanmakta olduğunu, yüz gibi vücudun doğrudan görünen bir yerindeki sabit iz müvekkilinin öğrencileriyle ilk temasında öğrencilerin kendisine soğuk kalmasına, müvekkilinin aynaya her baktığında öz güveninin düşmesine yol açtığını, oysaki müvekkilinin geçimini sağladığı işinde özgüven ve öğrenci iletişimi işin yapılmasına doğrudan etkili hususlar olduğunu, ancak bu kazadan sonra müvekkilinin işinde eski performansını gösterememekte, psikolojik sorunlar yaşamakta, yeni öğrencilerinin kendisine karşı olan olumsuz tutumlarını bizzat yaşadığını, buna rağmen davalı sigorta şirketine mail üzerinden yaptıkları başvuruya (ekran çıktısı ekte sunulmaktadır) yüzde sabit izin sürekli iş göremezlik oluşturmadığı gerekçesiyle ödeme yapılmayacağı şeklinde yanıt verildiğini, taraflarınca bu hususun maddi tazminat sebebi olduğuna ilişkin cevap gönderilse de yanıt verilmediğini, bu nedenlerle davanın kabulünü, kaza nedeniyle meydana gelen bedensel zarar nedeniyle oluşan ekonomik geleceğin sarsılması ve sürekli iş göremezlik zararı belirlendikten sonra artırılmak üzere şimdilik 100 Türk Lirasının sigorta şirketi yönünden poliçe limitiyle sınırlı olmak ve temerrüt tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi işlemek, davalı yönünden haksız fiil tarihinden itibaren yasal faiz işlemek üzere davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesini, SGK tarafından karşılanmayan tedavi giderlerine ilişkin şimdilik 100 Türk Lirasının sigorta şirketi yönünden poliçe limitiyle sınırlı olmak ve temerrüt tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi işlemek, davalı yönünden haksız fiil tarihinden itibaren yasal faiz işlemek üzere davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesini, yol giderlerine ilişkin şimdilik 100 Türk Lirasının sigorta şirketi yönünden poliçe limitiyle sınırlı olmak ve temerrüt tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi işlemek, davalı yönünden haksız fiil tarihinden itibaren yasal faiz işlemek üzere davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesini, geçici iş göremezlik nedeniyle şimdilik 100 Türk Lirasının sigorta şirketi yönünden poliçe limitiyle sınırlı olmak ve temerrüt tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi işlemek, davalı yönünden haksız fiil tarihinden itibaren yasal faiz işlemek üzere davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesini, 300.000 Türk Lirası manevi tazminatın davalı ......'den alınarak haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ...... vekili cevap dilekçesi ile özetle; Davacı tarafın, dava konusu meydana gelen trafik kazası sebebiyle maddi ve manevi tazminat istemli müvekkil aleyhine açmış olduğu davası haksız ve hukuka aykırı olup, davacı taleplerinin tümüyle reddine karar verilmesi gerektiğini, ayrıca davacı taleplerinin zamanaşımına uğramış olması dolayısıyla zamanaşımı definde bulunduklarını, zamanaşımına uğramış dava ve taleplerin de tümüyle reddine karar verilmesini, dava konusu kaza olayının meydana gelmesinde davalı müvekkile atfedilebilecek herhangi bir kusur bulunmadığını, ...... plaka sayılı diğer araç sürücüsü ......'ın kavşağa yaklaşırken hızını azaltmayıp aynı zamanda kavşak içinde bulunan davalı müvekkiline de geçiş hakkını vermeyerek müvekkiline ait aracın yan kısmına çarpması sonucu sebep olduğu kaza olayında asıl kusurlu olan taraf ...... plaka sayılı aracın sürücüsü olduğunu, dolayısıyla kazaya karışan diğer araç sürücüsü dava dışı ......'ın 2918 sayılı KTK ve yönetmelik hükümlerine aykırı asıl kusurlu davranışlarının sebep olduğu dava konusu kaza olayında, davalı müvekkilinin asli kusurlu olduğu yönündeki davacı iddiaları kabul etmediklerini, davacı tarafın delil olarak dosyaya sunduğu trafik kaza tespit tutanağı olayın oluşumuna aykırı bir biçimde düzenlenmiş olduğunu, maddi gerçeğin ortaya çıkması hususunda delil olarak kabul edilmesi hukuken mümkün olmadığını, kazanın oluşumunda müvekkilinin kusurlu olduğuna dair iddiaları kabul etmediklerini tekrar etmekle birlikte, davalı müvekkilinin ve kazaya karışan diğer araç sürücüsünün dava konusu kaza olayındaki kusur oranlarına ilişkin olmak üzere çözümü özel ve teknik bilgiye dayanan bu konuda uzman bilirkişilere inceleme yaptırılmasını, bu nedenlerle öncelikle davanın ...... Plaka sayılı aracın sürücüsü olan ......, işleteni olan ...... Şirketi ile aracın sigortacısı olan ...... A.Ş. ihbar edilmesini, davacı tarafça açılan usul ve yasaya aykırı davanın tüm talepleriyle birlikte reddini, yargılama gider, masraf ve vekalet ücretinin de karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ...... Anonim Şirketi vekili cevap dilekçesi ile özetle; 06/04/2023 tarihinde müvekkili ...... A.Ş.'nin ...... no.lu Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi ile sigortaladığı ......'ün maliki ve sürücüsü olduğu ...... plakalı araç ile dava dışı sürücü adayı ...... sevk ve idaresindeki ...... plakalı aracın çarpışması neticesinde çift taraflı maddi hasarlı ve yaralanmalı trafik kazası meydana geldiğini, kusur raporunun adli tıp kurumu trafik ihtisas dairesinden alınmasını talep ettiklerini, davacının maluliyetinin belirlenmesi gerektiğini, müvekkili sigorta şirketinden talep edilen tazminat miktarının kabulü mümkün olmadığını, müvekkili sigorta şirketi geçici iş göremezlik tazminatından tedavi/bakıcı giderlerinden sorumlu olmadığını, Karayolları Trafik Kanunu'nda ve genel şartlarda yapılan değişikliğin dikkate alınması gerektiğini, davacının mütefarik kusurunun varlığı araştırılmalı ve hatır taşıması indirimi uygulanması gerektiğini, müvekkili şirketin temerrüde düşmediğini, bu nedenlerle davacıların davasının esastan reddini ve yargılama giderleri ile ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas ... Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; "Yapılan açıklamalar, amir kanun hükümleri, bilirkişi raporları, emsal mahiyette Yüksek Mahkeme ilamları ve tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; (a) Maddi Tazminat Talebi Açısından Yapılan Değerlendirmede: 06/04/2023 tarihinde meydana gelen trafik kazası neticesinde davacının yaralandığı, kazanın meydana gelmesinde ...... plakalı araç sürücüsünün 2918 Sayılı Kanunun 52/1-a maddesinde yer alan kuralı ihlal etmesi sebebiyle %15 oranında tali kusurlu olduğu, ...... plakalı araç sürücüsün ise 2918 Sayılı Kanunun 53/b ve 57/a maddesinde yer alan kuralı ihlal etmesi sebebiyle %85 oranında asli kusurlu olduğu, ...... plakalı araçta yolcu olarak bulunan dava,cıya atfı mümkün bir kusur olmadığı, T.C. Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinden 18/10/2024 tarihli maluliyet raporu aldırıldığı, Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre yapılan değerlendirmede kaza sebebiyle davacıda meydana gelen sürekli iş göremezlik maluliyet oranının %3, geçiçi iş göremezlik süresinin(tıbbi iyileşme süresi) 3 hafta olacağı, bu süre zarfında bakıcıya ihtiyaç duymayacağı ve SGK tarafından karşılanmayan, zorunlu, belgeye bağlanamayan tedavi gideri maddi zararının 12.000,00 TL olacağı, bu rapor tanzim edilirken davacının yüzünde bulunan yaralanmasının sürekli iş göremezlik maluliyet oranı içerisinde kabul edildiği, T.C. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 01/06/2021 Tarih ve 2021/9671 Esas-2021/2136 Karar sayılı ilamı emsal alınarak Ekonomik geleceğin sarsılması yönüyle aldırılan 15/05/2025 Havale tarihli bilirkişi raporunda Sürücü Kursu Eğitmeni olan davacının yüzünde bulunan mevcut yaralanmasının iş hayatına olumsuz bir etkisi olmayacağı, işten ayrılması durumunda başka bir kurum veya kuruluşta çalışmasına engel teşkil etmeyeceğinin anlaşıldığı, 16/06/2025 Tarihli bilirkişi raporunda TRH 2010 Yaşam Tablosuna göre yapılan değerlendirmede davacının sürekli iş göremezlik maddi zararının 245.894,43 TL, geçici iş göremezlik maddi zararının 6.380,10 TL, bakıcı gideri maddi zararının olmadığı, tedavi gideri maddi zararının ise 14.000,00 TL olduğu anlaşılmakla 6100 Sayılı Kanunun 26/1 maddesi gereğince davacının talebiyle bağlı kalınarak maddi tazminat davasının kısmen kabulü ile davacının 06/04/2023 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebiyle mahrum kaldığı 164.138,51 TL sürekli iş göremezlik maddi zararı, 5.423,08 TL geçici iş göremezlik maddi zararı ile 11.900,00 TL SGK tarafından karşılanmayan, zorunlu, belgeli ve belgeye bağlanamayan tedavi gideri maddi zararının davalı ...... A.Ş ile davalı ......'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davacının ekonomik geleceğinin sarsılması yönüyle bir maddi zararı olmadığından 50,00 TL üzerinden açmış olduğu davasının bu kalem açısından reddine karar verilmiştir. (b) Manevi Tazminat Talebi Açısından Yapılan Değerlendirmede: 13/09/2020 tarihinde meydana gelen kazada kaza tarihi itibariyle davacının yaşı, kazanın meydana gelmesinde davalının kusur oranı, kaza sebebiyle davacıda meydana gelen kalıcı maluliyet oranı, tıbbi tedavi süresinin uzunluğu, 3 haftalık uzun tedavi süreci, geçirmiş olduğu cerrahi müdahaleler, bu sürecin davacı üzerinde yaratacağı travma ve psikolojik etki, tarafların sosyal ve ekonomik durumları(SED araştırması, UYAP Bilişim Sisteminden yapılan sorgulamada davalı sürücü/işleten adına taşınmaz olmasının yanı sıra emekli maaşı da nazara alınarak) ile paranın satın alma gücü de bir bütün olarak değerlendirildiğinde davacı lehine takdir edilecek 100.000,00 TL manevi tazminatın davacı için zenginleşme ve davalı için de yıkım olmayacağına kanaat edilmekle davacının manevi tazminat davasının bu tutar üzerinden kısmen kabulüne fazlaya ilişkin talebinin ise reddine karar verilmesi hususunda Mahkememizde vicdani kanaat hasıl olmuştur. (8) DAVA ŞARTI ARABULUCULUK MAHKEMEMİZİN GÖRÜŞ DEĞİŞİKLİĞİ YÖNÜYLE YAPILAN DEĞERLENDİRMEDE: Her ne kadar Mahkememizce daha önce eldeki davanın mutlak ticari dava olması ve dava açılmadan önce sigorta şirketine arabuluculuk başvurusunda bulunmanın ve süreci tamamlamanın dava şartı olduğundan bahisle Zorunlu Arabuluculuk Ücreti masrafı sigorta şirketlerine yükletilmekte ise de T.C. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 09/09/2024 Tarih ve 2022/2615 Esas-2024/7426 Karar sayılı ilamı ile Mahkememizin bağlı bulunduğu T.C. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 11/07/2025 Tarih ve 2025/697 Esas-2025/1415 Karar sayılı ilamları emsal alınarak davacının tazminat taleplerini öncelikle sigortacıya ilettiği, bu haliyle dava açmadan önce sigortacıya başvuru dava şartının yerine getirildiği, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na eklenen 18/A maddesinin 18 inci fıkrasına göre artık zorunlu arabuluculuk hükümlerinin uygulanamayacağı bu itibarla yargılama gideri olarak arabuluculuk masraflarının davalıya yükletilemeyeceği bir başka ifade ile eldeki davada alternatif uyuşmazlık çözüm yolu öngörüldüğünden arabuluculuğun zorunlu dava şartı olmadığı anlaşılmakla yapılan arabuluculuk masrafının davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir. (9) FAİZ TÜRÜ VE BAŞLANGIÇ TARİHİ AÇISINDAN YAPILAN DEĞERLENDİRMEDE: (a) Faiz Türü Açısından Yapılan Değerlendirmede: Her ne kadar davacı tarafından avans faizi talep edilmiş ise de kazaya sebebiyet veren ...... plakalı aracın ruhsat bilgilerinin incelenmesinde hususi mahiyette kullanıldığı anlaşılmakla T.C. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 01/12/2020 Tarih ve 2019/5578 Esas-2020/7959 Karar sayılı ilamı da emsal alınarak hükmolunan tazminatlara yasal faiz uygulanmasına karar verilmiştir. (b) Faiz Başlangıç Tarihi Açısından Yapılan Değerlendirmede: T.C. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 18/10/2021 Tarih ve 2021/446 Esas-2021/1515 Karar sayılı ilamında "2918 sayılı KTK'nın 99/I. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel şartları uyarınca, rizikonun bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde sigortanın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir." ifade edildiği üzere sigorta şirketine yapılan başvuru tarihinden itibaren 8 iş günü sonunda zararın karşılanmaması halinde sigorta şirketi yönüyle faizin başlayacağı, somut olayımızda davacı tarafından dava öncesinde sigorta şirketine yapılan başvurusunun 08/09/2023 tarihinde sigorta şirketine tebliğ edildiği, tebliğ tarihi itibariyle sigorta şirketinin 21/09/2023 tarihinde temerrüde düştüğü anlaşılmakla hükmolunan tazminatlara bu tarihten itibaren yasal faiz uygulanmasına karar verilmiş ve; Davacının davasının KISMEN KABULÜ İLE; Davacının 06/04/2023 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebiyle mahrum kaldığı 164.138,51 TL sürekli iş göremezlik maddi zararının DAVALI ...... A.Ş (kaza tarihinde geçerli poliçe(Poliçe No: ......) teminat limitleri ile sınırlı olmak (Ölüm/Sakatlık Limiti: 1.200.000,00 TL) temerrüt tarihi olan 21/09/2023 tarihinden itibaren alacağın tahsili tarihine kadar (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla değişen oranlarda) işleyecek YASAL faizi ile birlikte(kendi temerrüdü sonucu ortaya çıkan temerrüt faizleri ve fer’ilerinden poliçe limitinden bağımsız sınırsız sorumlu olarak) İLE DAVALI ......'DEN(Temerrüt tarihi olan 06/04/2023 tarihinden itibaren alacağın tahsili tarihine kadar (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla değişen oranlarda) işleyecek YASAL faizi ile birlikte) MÜŞTEREKEN VE MÜTESELSİLEN TAHSİLİ İLE DAVACIYA VERİLMESİNE, Davacının 06/04/2023 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebiyle mahrum kaldığı 5.423,08 TL geçici iş göremezlik maddi zararının DAVALI ...... A.Ş (kaza tarihinde geçerli poliçe(Poliçe No: ......) teminat limitleri ile sınırlı olmak (Sağlık/Tedavi Limiti: 1.200.000,00 TL) temerrüt tarihi olan 21/09/2023 tarihinden itibaren alacağın tahsili tarihine kadar (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla değişen oranlarda) işleyecek YASAL faizi ile birlikte(kendi temerrüdü sonucu ortaya çıkan temerrüt faizleri ve fer’ilerinden poliçe limitinden bağımsız sınırsız sorumlu olarak) İLE DAVALI ......'DEN(Temerrüt tarihi olan 06/04/2023 tarihinden itibaren alacağın tahsili tarihine kadar (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla değişen oranlarda) işleyecek YASAL faizi ile birlikte) MÜŞTEREKEN VE MÜTESELSİLEN TAHSİLİ İLE DAVACIYA VERİLMESİNE, Davacının 06/04/2023 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebiyle mahrum kaldığı 11.900,00 TL SGK tarafından karşılanmayan, zorunlu, belgeli ve belgeye bağlanamayan tedavi gideri maddi zararının DAVALI ...... A.Ş (kaza tarihinde geçerli poliçe(Poliçe No: ......) teminat limitleri ile sınırlı olmak (Sağlık/Tedavi Limiti: 1.200.000,00 TL) temerrüt tarihi olan 21/09/2023 tarihinden itibaren alacağın tahsili tarihine kadar (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla değişen oranlarda) işleyecek YASAL faizi ile birlikte(kendi temerrüdü sonucu ortaya çıkan temerrüt faizleri ve fer’ilerinden poliçe limitinden bağımsız sınırsız sorumlu olarak) İLE DAVALI ......'DEN(Temerrüt tarihi olan 06/04/2023 tarihinden itibaren alacağın tahsili tarihine kadar (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla değişen oranlarda) işleyecek YASAL faizi ile birlikte) MÜŞTEREKEN VE MÜTESELSİLEN TAHSİLİ İLE DAVACIYA VERİLMESİNE, Davacının ekonomik geleceğinin sarsılması yönüyle bir maddi zararı olmadığından 50,00 TL üzerinden açmış olduğu davasının bu kalem açısından REDDİNE, Davacının 06/04/2023 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebiyle mahrum kaldığı 100.000,00 TL manevi tazminatın DAVALI ......'DEN temerrüt tarihi olan 06/04/2023 tarihinden itibaren alacağın tahsili tarihine kadar (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla değişen oranlarda) işleyecek YASAL faizi ile birlikte TAHSİLİ İLE DAVACIYA VERİLMESİNE, davacının fazlaya ilişkin talebinin REDDİNE," şeklinde hüküm kurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; Davalı araç sürücüsü ve sahibi %100 kusurlu olmasına, bu yönde bilirkişi raporu bulunmasına rağmen heyet hâlinde bilirkişi kurulunun verdiği ve davalının %85 kusurlu olduğuna yönelik rapora istinaden zarar belirlemesi yapıldığını ancak mahkemece Adli Tıp Trafik İhtisas Dairesi yahut başka bir uzman kurula dosyanın tevdii ile iki rapor arasındaki çelişkinin giderilmesinin gerektiğini, davalı araç sürücüsünün kazanın oluşumunda tamamen kusurlu olduğunu, müvekkilin sürekli iş göremezliği daha yüksek olduğu gibi tedavi için özel hastanede yapılan giderler, davacının Ereğli ilçesinde ikamet etmesine rağmen bu tedavileri Konya'da olması ve aradaki mesafe göz önüne alındığında harcanan yemek, yol gibi ücretler değerlendirildiğinde SGK tarafından karşılanmayan tedavi-yol giderlerinin daha yüksek olduğunu, davacının ameliyattan sonra bakıcı ihtiyacının doğduğunu, 300.000 TL manevi tazminat taleplerinin sadece 100.000 TL üzerinden kabul edildiğini, gerekçede davacının soyla ve insanlarla yakından görüşerek yaptığı bir işinin mevcut olmasının dikkate alınmadığını, bunun yanında Anayasa Mahkemesinin iptal kararları ışığında hakim tarafından belirlenen manevi tazminat tutarı nedeniyle davacının karşı vekalet ücreti ödemekle yükümlü kılınmasının hukuka aykırı olduğunu, sigorta şirketinin ticari şirket olmasına, sigorta hukukunun Ticaret Kanununda yer almasına, yapılan işin ticari iş olmasına rağmen sigorta şirketinin yasal faiz ile sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olduğunu, davacının yaptığı işin herkesçe bilinen bir iş olduğu, yakın mesafeden diyalog gerektirdiği, öğretici olarak dış görünüşünün önemli olduğunun aşikâr olduğu dikkate alındığında böyle bir bilirkişi incelemesine gerek dâhi olmadığını, yapılacaksa davacı ile rekabet ilişkisi olmayan, bu alanda uzmanlığına güvenilen, öncelikle bilirkişi listesine kayıtlı bir bilirkişi bulunması gerektiğini, davacının geçici ve sürekli iş göremezlik zararının, ayrıca tedavi gideri ve manevi tazminat zararının da daha yüksek olup ek olarak ekonomik geleceğinin de sarsıldığını, ayrıca yargılama giderleri, harç ve vekalet ücreti hesaplamasının müvekkilin aleyhine yapıldığını, tüm bu nedenlerle istinaf başvurularının kabulü ile hükümdekinden daha yüksek hesaplanacak zararlarının kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin tamamen davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. Davalı ...... vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince hükme esas alınan kusur, maluliyet ve aktüeryal hesap bilirkişi raporlarının eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olduğunu, ...... plaka sayılı diğer araç sürücüsü ......'ın kavşağa yaklaşırken hızını azaltmayıp, aynı zamanda kavşak içinde bulunan davalı müvekkile de geçiş hakkını vermeyerek müvekkile ait aracın yan kısmına çarpması sonucu sebep olduğu dava konusu kaza olayında davalı müvekkil ......'e atfedilebilecek herhangi bir kusurun bulunmadığını, diğer araç sürücüsü ......'ın 2918 sayılı KTK ve yönetmelik hükümlerine aykırı asıl kusurlu davranışlarının sebep olduğu dava konusu kaza olayında, davalı müvekkilin %85 oranında kusurlu bulunmasının kabul edilemeyeceğini, ilk derece mahkemesince davacı lehine hükmedilen manevi tazminat miktarının da son derece fahiş olduğunu, tüm bu nedenlerle Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 30/09/2025 tarih ... Esas ... Karar sayılı usul ve yasaya aykırı kararının davalı müvekkil ...... lehine ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. Davalı ...... A.Ş vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; söz konusu kazanın oluş tarihi ve kişinin yaşı göz önünde bulundurulduğunda erişkinler için engellilik değerlendirmesi hakkında yönetmeliğin uygulanması gerektiğini, müvekkil sigorta şirketine sigorta araç sürücüsüne atfedilen kusur oranının kabulünün mümkün olmadığını, müvekkil sigorta şirketinden talep edilen tazminat miktarının kabulünün mümkün olmadığını, müvekkil sigorta şirketinin geçici iş göremezlik tazminatından, tedavi bakıcı giderlerinden sorumlu olmadığını, dosyada yer alan bilgi ve belgeler incelendiğinde davacının baş bölgesinden yaralandığının belirlendiğini, bu nedenle tazminat miktarında %20 müterafik kusur indirimi yapılmasının gerektiğini, tüm bu nedenlerle Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 30/09/2025 tarih ve ... Esas ... Karar sayılı usul ve yasaya aykırı olan kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını, neticede talepleri gibi karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Dava trafik kazası nedeniyle maddi tazminat talebine ilişkin olup, mahkemece verilen karar davacı ve davalı sigorta ile diğer davalı tarafından aşağıda belirtilen yönlerden istinaf edilmiştir. - Tarafların davalıların kusura ve sorumluluğa yönelik itirazlarında; Müteselsil sorumluluk, Kanundan doğan müteselsil borçluluğun bir türü olup aynı zararın oluşumunda rolü olan birden fazla kimsenin tazminatın tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu ve zarar görenin dilediği sorumludan tazminatın tamamını veya bir kısmını talep edebileceği sorumluluk türüdür. Zarar gören, zararın tamamını veya bir kısmını dilediği sorumlu veya sorumlulardan talep edebilir. Bu husus HGK'nın 24.6.1983 tarih 1981/9-533 Esas 1983/724 Karar sayılı kararı ile "Birden çok kimsenin birlikte neden oldukları zarardan sorumluluklarını düzenleyen BK.'nun 61.maddesi ya da birden çok kimsenin değişik nedenlerle meydana getirdikleri aynı zarardan sorumluluklarını düzenleyen maddesi uyarınca ve aynı Yasanın 163.maddesi hükmüne dayanarak davacı, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı bir dava ile isteyebileceği gibi, sorumluların hepsi aleyhine açacağı tek bir dava ile de talep edebilir. Ancak, aynı Yasanın 141.maddesi gereğince teselsül, ister yasadan, ister sözleşmeden doğmuş olsun, bu kuraldan yararlanma hakkı sadece zarara uğrayanın, daha geniş bir deyim ile alacaklınındır. Zarara uğrayan (alacaklı), bu hakkını kullanmadıkça, yani müteselsilen tahsil isteğinde bulunmadıkça, mahkeme re'sen onun yararına teselsül kuralını uygulayamaz. Çünkü Hakim istek ile bağlı olup, istek dışı karar veremez. HMK 26.maddesi buna engeldir" şeklinde kabul edilmiştir. Birden fazla kimseyi müteselsil sorumlu tutmak isteyen zarar gören, bu kimselere karşı dava açarken bu niyetini göstermesi, dava dilekçesinden müteselsil sorumlu tutmak istediği kişiyi göstermesi gerekir. Hakim tarafların iddia ve savunmalarıyla bağlı olup teselsülden yararlanma hakkı zarar görene ait olduğundan zarar gören bu hakkı kullanmadıkça mahkeme onun yararına teselsül kuralını kendiliğinden uygulayamaz Müteselsil sorumluluk, (zincirleme sorumluluk, birlikte sorumluluk) sorumluluk hukukunda önemli bir yeri bulunmaktadır. Müteselsil sorumluluk, aynı zararın oluşmasında rolü olan ancak zararın hangi kısmından sorumlu olduğu tespit edilemeyen birden fazla kimsenin, niteliği itibariyle bölünmeye elverişli başka bir deyişle çoğunlukla para ediminden oluşan tazminat ediminin tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, alacaklı zarar görenin de dilediği sorumludan edimin tamamını veya bir kısmını talep yetkisine sahip olduğu, sorumlulardan biri ödeme yaptığı oranda diğerlerinin de sorumluluktan kurtulduğu bir birlikte sorumluluk türüdür. Sorumlulukta müteselsillik ilkesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda yer verilmiştir. Müteselsil sorumluluk gerek zarardan sorumlu olanların zarar görene karşı sorumluluğunda gerekse zarardan sorumluların birbirlerine rücu ilişkisinde bazı ilkeler getirmiştir. İşte bu ilkeleri bir bütün olarak müteselsil sorumluluk ilkesi olarak kavramlaştırılmıştır. Birden çok kişinin aynı zarara birlikte sebep olmalarından doğan zarar aynı sebebe dayanan zarardır. Müteselsil sorumluluğu doğuran “aynı sebep” veya “birlikte sebep” kusur olabileceği gibi sözleşme veya kanundan doğabilir. Müteselsil sorumluluk zarar görene karşı zarardan sorumlu olanların sorumluluğunun kapsamı ve niteliği yönünden kendine has ilkeler getirmiştir. Normal şartlarda bir zarar birden fazla kişinin fiili ve sorumluluğu ile doğuyorsa o kişilerin sorumluluğu kendi fiillerine yada kusurlarına isabet eden zarar miktarından sorumlu olmalarıdır. Ancak haksız fiilden zarar görenin zararını en kısa, en kolay yoldan tazminini sağlamak amacı ile müteselsillik ile kendine has sorumluluk ilkeleri benimsenmiştir. Karayolları Trafik Kanunu'nun 88. maddesinde "Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur" düzenlemesine yer verilmiş olup; motorlu araçların işletilmesi neticesi üçüncü kişinin zarar görmesi durumunda o aracın işleteni, aracın sürücüsü ve varsa teşebbüs sahibinin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu; ayrıca, birden fazla kişinin zararı tazmin ile yükümlü olması durumunda, zarar görene karşı müteselsil sorumlu oldukları belirtilmiştir. Bu haliyle Karayolları Trafik Kanunu, trafik kazaları neticesi doğacak zarar sorumluluğunda müteselsillik esasını benimsemiştir. Yine 6098 sayılı TBK'nun 61. maddesinde "Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır" demekle birden çok kişinin zarardan aynı sebeple ya da çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olabileceği vurgulanmıştır. Müteselsil sorumluluk, kanundan doğan bir sorumluluk türü olup müteselsil sorumluların birinden talepte bulunan hak sahibinin, tüm ilgililer bakımından müteselsil sorumluluğa dayandığını ifade etmesine de gerek yoktur. Müteselsil sorumluluk ilkesi gereği, zararın tamamını, isterse sorumluların tamamından isterse bir kısmından isteyebilir. (YARGITAY17. Hukuk Dairesi 2016/7214 E, 2019/2775K-2016/7805 E,2019/3209 K ) Anlatılan yasal düzenleme ve ilkeler ışığında somut olayı incelediğimizde; Davacı, yolcu konumunda olup dava dilekçesi ile artırma/ıslah dilekçesi içerikleri birlikte değerlendirildiğinde kazaya sebebiyet veren davalının kusuruna dayanarak davalı taraftan talepte bulunduğundan (zira pmf'ye göre belirlenen tazminat miktarı daha fazla olmasına rağmen kusur paylaşımına göre artırım yapıldığından), buna göre davalı ile ZMM Sigortacısının yüzde seksen beş kusuruna istinat edildiği; ayrıca Mahkemece; ayrıca çelişkilerin de giderildiği Karayolları Fen Bilirkişi Heyet raporuna göre belirlenen kusur oranlarının benimsenmiş olmasında isabetsizlik bulunmadığından buna yönelik itirazların reddine karar vermek gerekmiştir. - Kamu düzeni gereği ve istinaf sebebi nedeniyle aktüer ve maluliyet raporuna yönelik; İDM ce meydana gelen kazanın ve ödemeye esas olan poliçe başlangıç tarihinin 01/06/2015 tarihinden sonra olması nedeniyle 01/06/2015 tarihli genel şartlarda belirtilen usule göre hesaplama yapılıp karar verildiği anlaşılmaktadır. Ne varki AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı). Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir. Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır. Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir. Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir. Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamındabir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır. Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında; AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir. Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE Aynı kaza ile ilgili olmak üzere İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır. Öte yandan icra ve iflas kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair 7327 sy nın 18. madde ile 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 90 ıncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Kanun” ibareleri “Kanunda” şeklinde değiştirilmiş, fıkraya birinci cümlesinden sonra gelmek üzere cümle ve maddeye fıkra eklenmiştir Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirlenir.” düzenlemesi 19/06/2021 tarihinde yürürlüğe girmiştir 2918 sy da yapılan Bu düzenleme sonrası 04/12/2021 tarihli resmi gazetede düzenlenen düzenleme ile yasaya uygun yeni genel şartlarda değişikliğe gidilmiştir Bu bakımdan 04-12-2021 tarihinden sonra düzenlenecek poliçelerde bu genel şartlara uygun ve dayanak 2918 sy ya uygun hesaplama yapılması gerekecek ve yasal düzenleme bu ise de 2918 sy nın 90, maddesine eklenen 1. Fıkradan sonra gelen hüküm Anayasa Mahkemesi’nin 29/12/2022tarihli ve E.: 2021/82, K.: 2022/167 sayılı Kararı ile.) Karayolları Trafik Kanunu’nun 90’ıncı maddesinde yer alan trafik sigortası kapsamında ödenen değer kaybı tazminatı, destekten yoksun kalma tazminatı ve sürekli sakatlık tazminatlarına ilişkin hesaplamada dikkate alınacak kriterler ile maddenin uygulanmasına ilişkin SEDDK’ya düzenleme yapma yetkisi verilen hüküm Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir 2918 sy nın 90. Maddesinin son haline göre Madde 90 – (Değişik:14/4/2016-6704/3 md.) Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanunda (…)(2) öngörülen usul ve esaslara tabidir. (Ek cümle:9/6/2021-7327/18 md.) (İptal cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 29/12/2022 tarihli ve E.: 2021/82, K.: 2022/167 sayılı Kararı ile.) Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanunda (…)(2) düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır. (3) (Ek fıkra:9/6/2021-7327/18 md.) (İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 29/12/2022 tarihli ve E.: 2021/82, K.: 2022/167 sayılı Kararı ile.) şeklindedir Görüldüğü üzere;son iptal kararı ile Değer kaybı tazminatı, aracın; piyasa değeri, kullanılmışlık düzeyi, hasara uğrayan parçaları ile hasar tutarı dikkate alınarak hesaplanacağı Destekten yoksun kalma tazminatı, ulusal doğum ve ölüm istatistikleri kullanılarak hazırlanan hayat tablosu ve zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında yüzde 2’yi geçmemek üzere belirlenen iskonto oranı esas alınarak hayat anüiteleri ile genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun olarak hesaplanacağı Sürekli sakatlık tazminatı, ulusal doğum ve ölüm istatistikleri kullanılarak hazırlanan hayat tablosu, zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında yüzde 2’yi geçmemek üzere belirlenen iskonto oranı ve sürekli sakatlık oranı esas alınarak hayat anüiteleri ile genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun olarak hesaplanacağı; Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirleneceği; Hükümleri Anayasaya aykırı bulunmuş olup,iptal kararı sonrası yine TBK nın haksız fiile ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam edilmesi gerekecektir.2. İptal kararı ile yine 1. İptal kararı öncesi mevcut düzenlemeler dikkate alınarak karar verilecektir. Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir. ÖTE YANDAN DANIŞTAY 8. DAİRESİNİN 2022/772 ESAS 2025/4513 SAYILI KARARI İLE Davacı tarafında dilekçesinde belirttiği üzere Anayasa Mahkemesinin 17/07/2020 tarih, E:2019/40, K: 2020/40 sayılı kararı ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 90. maddesinin "...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda..." ibaresi ile "...ve genel şartlarda..." ibaresinin iptali sonrasında 90. madde; “Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun (…) öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun (…) düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/01/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fillere ilişkin hükümleri uygulanır.” şekline gelmiş, böylece tazminat hesaplamalarına dair usul ve esasların Genel Şartlar ile düzenlenmesine temel dayanak olan ibareler, iptal edilmiştir. Bu itibarla; kanuni dayanağı ortadan kalkmış Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nda değişiklik yapılmasına ilişkin dava konusu 04/12/2021 tarih ve 31679 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tebliğin dava konusu düzenlemelerinin iptali gerekmektedir. GEREKÇESİYLE Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın; 04/12/2021 tarihli ve 31679 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar başlıklı Tebliğ'in; 4. maddesi ile değiştirilen A.5. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan "bu Genel Şartların Ek 1'inde yer alan esaslara göre" ibaresinin ve 15. maddesi ile değiştirilen "Değer Kaybı Tazminatı Hesaplaması" başlıklı Ek 1'in, 4. maddesi ile değiştirilen A.5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan "bu Genel Şartların Ek 2'sinde yer alan esaslara göre" ibaresinin ve 15. maddesi ile değiştirilen "Sakatlık Tazminatı Hesaplaması" başlıklı Ek 2'nin, 4. maddesi ile değiştirilen A.5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan "bu Genel Şartların Ek 3'ünde yer alan esaslara göre" ibaresinin ve 15. maddesi ile değiştirilen "Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Hesaplaması" başlıklı Ek 3'ün İPTALİNE, KARAR VERİLDİĞİ YİNE DANIŞTAY 8. DAİRESİNİN 2022/786 ESAS 2025/6004 SAYILI KARARI İLE Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından 04/12/2021 tarihli ve 31679 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar başlıklı Tebliğ'in 16. maddesinin ve Genel Şartlar'ın dava konusu Tebliğ'in 15. maddesi ile değişik "Ek 2:Sakatlık Tazminatları Hesaplaması" başlıklı kısmının 6. maddesinin İPTALİNE, KARAR VERİLDİĞİ VE GENEL ŞARTLARIN BU İPTAL KARARLARI İLE BİRLİKTE UYGULANABİLİRLİĞİ İMKANI KALMAMIŞTIR Bu halde Aym'ce verilen HER İKİ iptal kararları sonrası VE DANIŞTAYIN İPTAL KARARI GEREĞİ düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların ve bu genel şartlarla belirlenen Özürlülük ölçütü yönetmeliği ile Engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından; Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir. (Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları) Bu halde Söz konusu belirlemenin Adli Tıp/Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlar tarafından (çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak) uzmanlık alanlarına göre, HMK'nun 275 inci maddesi gereğince oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan çalışma gücü ve maluliyet oranının belirlenmesine ilişkin mevzuat hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. O halde mahkemece, yukarıda verilen hukuksal bilgiler dikkate alınarak Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulu'ndan veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Ana Bilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarından davacının maluliyeti olup olmadığı, yaralanmasının niteliği, iş güçten kalma süresinin tespiti bakımından Aym' ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından Her ne kadar somut olayda kaza tarihi 01/09/2013 tarihinden sonra ise ve Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uygulanması gerekmekte ise de; Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporlarda da belirtildiği üzere; 11 Ekim 2018 tarih ve 27021 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği özellikle trafik kazalarına bağlı olmak üzere tazminat davalarında mahkemelerce bilhassa istenilen ve bu konu ile ilgili değerlendirmelerde tüm bilirkişi kurumlarca kullanılan bir cetveldir. Bu cetvelde vücuttaki her bir sisteme ait hastalık veya arızalar için puanlar yer almakta olup, bu sayede çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybına bağlı bir oran verilebilmektedir. Malulen emekli olma işlemleri ile ilgili olan 3 Ağustos 2013 tarih ve 28727 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği ise yönetmelikteki tanımıyla kişinin "çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60'ını kaybedip kaybetmediğinin" değerlendirilmesi için düzenlenmiştir. Yönetmelik ekindeki listelerde hangi hastalık veya arızaların bu kapsamda sayılabileceği listelenmiş, kapsama girmeyenler için ise herhangi bir oran belirtilmemiştir. Bu bağlamda belli bir tarihteki bir olaya bağlı çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının değerlendirilmesinde Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin kullanılması teknik olarak mümkün değildir. Zira 2013 tarihli yönetmelik malulen emeklilik ile ilgili baremleri içermekte olup maluliyet oranının tespitine yönelik belgeleri ve cetvelleri içermemektedir. Bu nedenle, söz konusu yönetmelik yukarıda açıklandığı gibi maluliyet tespiti için uygun olmadığından "11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre ve usule uygun heyet teşkili suretiyle rapor alınarak sonucuna göre karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli bulunmamıştır. Keza AYM 'ce verilen HER İKİ iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak 01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir. Bu halde mahkemece, her ne kadar AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara göre PMF yaşam tablosu ve Progressif Rant sistemine göre hazırlanan rapor ile 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerinin baz alındığı Selçuk Üniversitesi uzman heyetinden alınan maluliyet raporuna itibar edilmesi gerekirken, TRH yaşam tablosu ve yanlış maluliyet yönetmeliği esas alınarak karar verilmesi isabetsiz olsa da netice itibariyle davacı tarafça sunulan ıslah dilekçesinde PMF yaşam tablosuna göre yapılan alternatifli hesap baz alınıp bu miktara hükmedildiğinden bu sebeple hükmün kaldırılması gerekmemiştir. -Davalı vekilinin geçici iş göremezliğin ve tedavi giderlerinin teminat dışı olduğuna ilişkin yapılan istinaf incelemesinde: 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin "Sağlık Giderleri teminatı" başlıklı (b) maddesinde " Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir." ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar, 1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, 2-Tedaviyle ilgili diğer giderler, 3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler, Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir. Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır. Bu düzenleme gereği ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki; 1-Bakıcı giderleri 2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları) 3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir. Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez. Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder. (Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ) Yine, Güvence Hesabı için de uygulanan Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de düşünülemez. ZMMS SÖZLEŞMESİNDEKİ ŞARTLARIN DAVACI AÇISINDAN BAĞLAYICI OLMAMASI VE ANAYASA MAHKEMESİNİN 09/10/2020 TARİHLİ RESMİ GAZETDE YAYINLANA 17/07/2020 TARİHLİ VE 2019/40 E 2019/40 K SAYILI KARARINA GÖRE 6704 SAYILI KANUNU 3.MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN 90. MADDESİNN BİRİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN "VE BU KANUN ÇERÇEVESİNDE HAZIRLANAN GENEL ŞARTLARDA" İBARESİNİN VE İKİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN "VE GENEL ŞARTLARDA" İBARESİNİN İPTAL EDİLMİŞ OLMASI SEBEBİYLE UYGULANMAYACAKTIR. Bu halde davalı vekilinin geçici işgörmezlik, bakıcı giderinin, tedavi giderlerinin teminat dışı olduğuna yönelik istinaf itirazları yerine değildir. - Davalının, müterafik kusura ilişkin itirazın incelenmesinde; Davalı tarafın müterafik kusur yönünden yaptığı itirazlar bakımından ise; dosya içerisinde bulunan kaza tespit tutanağına göre, araçta bulunanların emniyet kemerlerinin takılı olup olmadığı "belirsiz" olarak işaretlenmiştir. Müteveffanın emniyet kemerinin takılı olmadığına dair dosya kapsamında herhangi bir delil olmayıp, bunun ispatlanamamış olması göz önüne alındığında ayrıca, davalı tarafça yargılama aşamasında sunulmuş herhangi bir delil de bulunmadığından ve emniyet kemerinin takılı olmadığının tespiti yapılamadığından, emniyet kemerinin takılı olmadığının ispatı ile yükümlü davalı tarafça bu yöndeki itirazın reddi gerekmektedir. -Davacının faturasız tedavi giderine yönelik itirazında; Genel olarak sağlık hizmeti giderleri, fatura ile ispat edilmelidir. Ancak bazı giderlerin belge ile ispatlanması zordur. Biz bunlara faturalandırılmayan giderler olarak adlandırıyoruz. Örneğin yol giderleri gibi. Bu gibi giderler için hakimin belgelendirilmediği gerekçesi ile reddedilmesi doğru değildir. Çünkü TBK 50/2 maddesi gereği uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir. Bu nedenle kişinin haksız eylemden zarar gördüğünün ve bedensel zarara uğradığının ispatlaması yeterli olup, ayrıca iyileşme harcamaları için fatura ve makbuz gibi belgeler bulup getirmesi şart değildir. Hiçbir belge sunulmasa bile, hakim, görevlendireceği uzman bilirkişilere tedavi ve tüm iyileşme giderlerini hesaplatmakla ve hüküm altına almakla yükümlüdür. (HGK.26.04.1995, E. 1995/11-122 K.1995/430) Bu kapsamda, uzman doktor bilirkişiden faturasız tedavi ve bakıcı gideri konusunda rapor alınmak suretiyle değerlendirme yapılarak karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. İtiraz yersizdir. Bunun dışında davacının istinafı olarak; alınan maluliyet raporunda bakıcı giderine ihtiyaç bulunmadığı belirtildiği gibi dava dilekçesinde bu yönde bir talep de bulunmadığından bakıcı giderine ilişkin itirazın yersiz bulunmaktadır. - Davacının ekonomik geleceğin sarsılması istemine ilişkin itirazında; Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin ekonomik geleceğinin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan uğraması muhtemel zararlar TBK m. 54’de “ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar” şeklinde ifade edilmiştir. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin bu ihlâl nedeniyle ekonomik geleceği sarsılmış olabilir. Bu tür zararlar çalışma gücünün tamamen veya kısmen kaybı nedeniyle ortaya çıkan zararlar dışında ekonomik geleceğin sarsılmasının meydana getirdiği zararlardır. Ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar müstakbel zararlardır ve bu zararlar çalışma gücünde bir azalma olmasa dahi meydana gelmektedir. Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişi çalışma gücünde bir azalma meydana gelmese dahi iş piyasasında yeni bir iş bulmakta veya eski işini korumakta güçlük çekmekte veya aynı işte çalışsa dahi ihlâlden öncesine nazaran daha çok emek sarf etmek zorunda kalmaktadır. Hatta bu kişiler ihlâl fiili neticesinde işlerinden tamamen de çıkarılabilirler. Vücut bütünlüğünün ihlâli nedeniyle ekonomik geleceğin sarsılması özellikle mesleği nedeniyle bazı kişiler bakımından ayrıca önem arz etmektedir. Örneğin,vücut bütünlüğü ihlâl edilen bir sinema sanatçısının, halkla ilişkiler bölümünde çalışan bir kişinin yüzünde sabit bir iz kalması bu kişilerin çalışma güçlerinde fiilen bir eksiklik meydana getirmemekle birlikte iş bulmalarını imkânsızlaştırabilecek, zorlaştırabilecek ya da kariyer olarak yükselmelerine engel olabilecektir. Bu gibi durumlarda zarar gören ekonomik geleceği sarsılarak zarara uğratılmış olur (Oğuzman Kemal/Öz Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. B, İstanbul 2009, s. 562). Somut olayda; yukarıda açıklandığı gibi davacının alınan maluliyet raporunda ve istinafında belirtildiği üzere sabit ize ilişkin yaralanması nedeniyle zaten kalıcı maluliyet verilip bunun hesaplanan tazminat miktarında gözetildiği, davacı her ne kadar maluliyet nedeniyle ekonomik geleceğin kaybından dolayı ayrıca tazminat isteminde bulunsa da belirtildiği üzere sürekli ve geçici iş göremezlik oran ve süreleri nedeniyle hesaplanan tazminatın aynı zamanda belirttiği özürlerden dolayı tazminatı da içerdiğinden, ayrıca ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle tazminat isteminin bu sebeplerle yerinde olmadığı anlaşıldığından, buna ilişkin itirazının reddi gerekmiştir. -Davacının faiz türüne yönelik itirazda; Zarara neden olan, tazminat talep edilen karşı aracın kullanım amacının "hususi araç" olduğunun kazaya ilişkin resimlerden ve trafik tespit tutanağından anlaşılmış bulunmasına göre, davada tazminat temerrüt faizi olarak yasal faize hükmedilmesine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığından, buna yönelik itirazın reddi gerekmiştir. - Davacı tarafın Arabuluculuk ücretine ilişkin itirazda; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na 7155 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi ile 06.12.20218 tarihinde eklenen 5/A maddesi ile; "Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." düzenlemesi ile konusu bir miktar paranın ödenmesine ilişkin olan alacak ve tazminat taleplerine ilişkin ticari davalarda arabulucuya başvurulması dava şartı olarak getirilmiştir. Ancak TTK'nın 5/A maddesi ile konusu para alacağına ilişkin ticari davalarda arabulucuya başvurulması dava ön şartı olarak düzenlenmişken 26.04.2016 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6704 sayılı Kanun'un 5 inci maddesi ile Karayolları Trafik Kanunu'nun 97 nci maddesinde yapılan değişiklik ile;" zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta Kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde zarar gören dava açabilir veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurulabilir." ifadesi ile zorunlu mali sorumluluk sigortasına karşı açılacak davalarda dava açmadan önce sigortacıya yazılı başvuru yapılması ve bu süre içinde hiç cevap verilmemesi veya verilen cevabın zarar görenin talebini karşılamaması halinde yani zarar gören ile sigortacı arasında uyuşmazlık çıkmasından sonra dava açılabileceği düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile sigortacıya başvuru bir dava şartı olarak getirilmiştir. Bir başka deyişle Karayolları Trafik Kanunu'nun 97 nci maddesi ile trafik kazası sonucu zarar gören kişilerin sigortacıya karşı dava açabilmesi için aralarında bir uyuşmazlık çıkması gerektiği şartı düzenlenmiştir. Buna göre zarar gören öncelikle tazminat taleplerini sigortacıya iletecek ve böylece uyuşmazlığı kendi aralarında çözmeye çalışacaklardır. Bu haliyle zarar görenin dava açmadan önce sigortacıya başvuru dava şartı alternatif uyuşmazlık çözüm yolu olarak önümüze çıkmaktadır. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na eklenen 18/A maddesinin 18 inci fıkrasında "Özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz." ifadesi ile dava şartı olarak arabuluculuğun sınırları özel kanunlarda tahkim ve başka alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına başvurunun zorunlu olması ile çizilmiştir. Bir başka deyişle tahkimin veya başka alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının zorunlu kılındığı durumlarda arabuluculuğa başvuru dava şartı olarak uygulanmayacaktır. Mahkemesince, yukarıda açıklandığı üzere, trafik kazası sonucu davacının tazminat taleplerini öncelikle sigortacıya ilettiği, bu haliyle dava açmadan önce sigortacıya başvuru dava şartının yerine getirildiği, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na eklenen 18/A maddesinin 18 inci fıkrasına göre artık zorunlu arabuluculuk hükümlerinin uygulanamayacağı bu itibarla yargılama gideri olarak arabuluculuk masraflarının davalıya yükletilemeyeceği gözetilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından buna yönelik itirazın reddi gerekmiştir. (Bkz. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2022/2615 Esas, 2024/7426 Karar sayılı ilamı) - Tarafların manevi tazminata yönelik itirazlarında; 6098 sayılı TBK.nın 56. maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de göz önünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hükmedeceği öngörülmüştür. Yargıtay’ın 22.6.1966 tarih ve 1966/7 Esas 1966/7 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar, her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hâkimin takdirine bırakılmış ise de hâkim; Medeni Kanununun 4. maddesinde yer alan hakkaniyet ilkesi gözeterek, hukuk ve adalete uygun hak ve nesafet kurallarına göre uygun miktarda tazminat takdir etmesi gerekmektedir. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların değerlendirilmesi gerekir. Hakim manevi tazminata hükmederken; tarafların kusur durumu, kusur derecesi, ekonomik ve sosyal durumları, zarar ile olay arasındaki illiyet bağı, ölüm halinde kaza ile ölüm arasında illiyet bağının bulunması, olayın tarihi, olayın ağırlığı, olay tarihindeki paranın satın alma gücü, davacı sayısı gibi hususlar dikkate alınarak davacılar için zenginleşme, davalılar için yoksulluğa neden olmayacak şekilde belirlenmelidir. Somut olayda; yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri, davacıda oluşan sürekli ve geçici iş göremezlik durumu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olay tarihindeki paranın alım gücü göz önünde bulundurulduğunda, davacı için belirlenen manevi tazminatın dosya kapsamına ve hakkaniyete göre uygun olduğu görüldüğünden, buna yönelik tarafların istinafının reddi gerekmiştir. Bu halde, kamu düzeni ve istinaf sebepleri çerçevesinde; dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön ile kamu düzenine aykırılık hallerinin bulunmamasına; dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilip ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılığın olmamasına göre davacı ve davalılar vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından davacı ve davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereği ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Davacının istinaf talebi yönünden karar ve ilam harcı olarak 732,00 TL alınması gerektiğinden peşin olarak yatırılan 615,40 TL'nin mahsubu ile bakiye 116,60 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Davalı ......'ün istinaf talebi yönünden karar ve ilam harcı olarak 19.226,64 TL alınması gerektiğinden peşin olarak yatırılan 4.806,67 TL'nin mahsubu ile bakiye 14.419,97 TL istinaf karar harcının bu davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-Davalı ......'nın istinaf talebi yönünden karar ve ilam harcı olarak 12.395,64 TL alınması gerektiğinden peşin olarak yatırılan 3.098,91 TL'nin mahsubu ile bakiye 9.296,73 TL istinaf karar harcının bu davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden taraflar üzerinde bırakılmasına, 6-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, tarafların yokluğunda HMK nun 361.maddesi gereğince kararın davacı yönünden taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ YOLU AÇIK, davalılar yönünden KESİN olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi.11/02/2026 ... Başkan ... e-imzalı ... Üye ... e-imzalı ... Üye ... e-imzalı ... Katip ... e-imzalı Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.