T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/197 KARAR NO : 2025/1443 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2022/698 KARAR NO : 2024/968 DAVA TARİHİ: 12/09/2022 KARAR TARİHİ: 25/12/2024 DAVA: İflas (Doğrudan Alacaklı Tarafından Talep Edilen İflas (İİK 177)) KARAR TARİHİ: 17/12/2025 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosy…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/197 KARAR NO : 2025/1443 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2022/698 KARAR NO : 2024/968 DAVA TARİHİ: 12/09/2022 KARAR TARİHİ: 25/12/2024 DAVA: İflas (Doğrudan Alacaklı Tarafından Talep Edilen İflas (İİK 177)) KARAR TARİHİ: 17/12/2025 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı kooperatif arasında Kadıköy 13. Noterliği 19/12/2015 tarih ... yevmiye numaralı Düzenleme Şeklinde Kat Karşılığı İnşaat ve Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi imzalandığını, sözleşmeden kaynaklı olarak taraflar arasında yaşanan uyuşmazlığın Hakem Heyeti tarafından incelendiğini ve 13/07/2016 tarihli Hakem Heyeti Kararı ile 595.067,20 TL daire bedeli alacağı, 146.724,00 TL ödünç verilen paralardan kaynaklı alacak, 174.000,00 TL panjur bedelleri ve 10.000,00 TL şerefiye bedeli olmak üzere toplam 925.791,20 TL'nin faizleriyle ve yargılama giderleri ve vekalet ücretleriyle birlikte davalı kooperatif tarafından müvekkili şirkete ödenmesine hükmedildiğini, müvekkili tarafından ilam niteliğindeki Hakem Heyeti Kararına istinaden davalı Kooperatif aleyhine İstanbul 3. İcra Müdürlüğü'nde ... Esas (Yeni Esas: 2022/23209) sayılı 4-5 Örnek İcra Takibi başlatıldığını, davalı Kooperatif tarafından, müvekkili şirketin ilama dayalı alacağının yapılan tüm şifai görüşmelere ve icrai işlemlere rağmen ödenmediğini beyan ederek davalı Kooperatif hakkında İİK 177/4. Maddesi uyarınca iflas kararı verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından dava dilekçesinde sadece davacının alacağından söz edildiğini, aynı Hakem Heyeti tarafından verilen davalı alacaklarından bahsedilmediğini, Hakem Heyeti kararında davalının da alacağına karar verildiğini, bu alacak kalemlerinin takas ve mahsubunun gerekeceğinin açık olduğunu, İstanbul Anadolu 16. İcra Hukuk Mahkemesinin 2016/901 Esas sayılı dosyasında takas mahsup davası açıldığını, alınan bilirkişi raporunda dava tarihi itibariyle işlemiş faiz ve masraflar da dahil olmak üzere davacının 599.465,02 TL bakiye alacağı kaldığının belirlendiğini, davanın devam ettiğini, bu davanın sonucunun beklenmesi gerektiğini, Hakem Muhakemesi sırasında davacı şirket yetkilisi olan ... tarafından şirket muhasebecisi ...'ya verilen 566.000,00 TL'lik üye senetlerinin inkar edildiğini, tamamen subjektif şekilde karar veren Hakem Heyetinin de dosyadaki delillere ve bilirkişi raporuna aykırı olarak ve davacı şirket yetkilisinin inkarı doğrultusunda şirkete verilen 566.000,00 TL'lik senetlerin verilmediği şeklindeki bir kabul ile yanlış karar verildiğini, hakem kararı esastan temyize tabi olmadığı için de yargı denetiminden geçemediğini, ancak ... aleyhine açtıkları İstanbul Anadolu 2. Asliye Hukuk Mahkemesindeki 2021/296 Esas sayılı dosyada bu defa ...'nun eski beyanına aykırı olarak, bu senetleri şirkete verdiğini beyan ettiğinden dolayı ve esasen Hakem Heyeti dosyadaki bilirkişinin maddi tespitlerine aykırı karar oluşturduğundan, iade-i muhakeme sebepleri oluştuğundan yeniden iade-i muhakeme talep edeceklerini, bu durumda iade-i muhakeme davasının bu dava yönünden bekletici mesele olarak kabul edilmesi gerektiğini, gerek aldığı senetleri inkar ederek adaleti yanıltma suçu işlemiş olan davacı şirket yetkilisi ... ile ilgili olarak davalı kooperatif yönetim kurulu tarafından Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmiş olması gerekse maddi olgulara aykırı karar vermek suretiyle yargılama görevini kötüye kullanmaları nedeniyle hakem heyeti aleyhine suç duyurusu yapılmasına yönetim kurulunca karar verilmiş olması nedeniyle bu suç duyurusu sonuçlarının beklenmesi gerektiğini, davacı tarafından halen iskan izni alınmadığını, bu nedenle sözleşme eki olan Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesi Hükümlerine göre teslim yapılmamış olduğundan dolayı geç teslimden ve nefaset farkından dolayı açılacak yeni davaların sonucunun da bekletici mesele olarak kabul edilmesi gerektiğini, davacı şirket tarafından inkar edilen 566.000,00 TL'lik senedin alındığı ispat edildiği takdirde davacı şirkete borçlarının olmayacağı olgusu karşısında bu davanın esastan da reddi gerektiğini beyan ederek; dava dilekçesi içeriğinde belirtilen dosyaların bekletici mesele olarak kabulüne, hala iskan alınmamış olması nedeniyle gerek nefaset farkı ve gerekse geç ifa nedeniyle kira tazminatı davasının sonucunun beklenmesine, 566.000,00 TL'lik senetlerin davacı tarafından alınıp-alınmadığı konusunda yapılacak bilirkişi incelemesi sonunda, borçlarının kalmayacağı cihetle davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; "Dava; Hakem yargılaması sonucu yasal yollardan geçerek kesinleştiği iddia edilen ilama dayalı başlatılan takipte alacağın ödenmediği iddiaları ile İİK 177/4. maddesine göre açılan iflas davası olup, Uyuşmazlığın; İflas şartlarının oluşup oluşmadığı, davalının bekletici mesele taleplerinin yerinde olup olmadığı, davalının aynı ilam nedeniyle alacaklı olduğu iddiasıyla bu davada takas mahsup talep edip edemeyeceği noktalarında toplandığı anlaşılmaktadır. ...İflasa tabi borçlu, kendisine tebliğ edilen icra emrine rağmen borcunu ödemez ise, İİK 177/4 maddesi uyarınca alacaklı doğruca ticaret mahkemesinden borçlunun iflasına karar verilmesini isteyebilmektedir. İİK 37 ve İİK 177/4 hükümlerine dayanılarak açılan iflas davalarında depo emri tebliğine de gerek bulunmamaktadır (Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 08.10.1998, 5729/5865) Alacaklının doğrudan doğruya iflas davası açabilmesi için aynı zamanda mahkemece verilen ve alacağı belirleyen ilamın kesinleşmesine gerek bulunmamaktadır. Davacı tarafça 13/07/2016 tarihli hakem heyet kararına dayanılmış olup hakem kararları ilam niteliğindedir.Davacının alacaklı olduğunu bildirmiş olduğu İstanbul 3. İcra Müdürlüğünün ...-Esas sayılı dosyası incelendiğinde; davacı alacaklı yanca davalıya karşı aynı hakem kararına dayalı olarak ilamlı takip başlattığı, takibin kesinleştiği, daha sonra borçlu yanca yapılan şikayet başvurusu üzerine İstanbul 8. İcra Hukuk Mahkemesinin 2016/909-E. 2018/1051-K. Sayılı kararı ile takipte fazladan istenen 33.574,01-TL yargılama giderinin iptaline karar verildiği ancak daha sonra dosyanın İcra Müdürlüğünce işlemden kaldırıldığı, alacaklı vekilinin istemi üzerine dosyanın 07/09/2022 tarihinde yenilendiği ve 2022/23209-E. Sayısını aldığı, yenileme emrinin borçlu davalı vekiline tebliğ edildiği, bunun üzerine dosyada borçlunun mal varlığı üzerine hacizlerin uygulandığı, takibin devam ettiği, görülmüştür.İstanbul Anadolu 15. İcra Müdürlüğü ...-Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; davalı alacaklı vekilince, İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne sunulan, davacı ile aralarındaki uyuşmazlığın çözümüne ilişkin 13/07/2016 günlü hakem kararına dayalı olarak davalıya karşı 16/08/2016 tarihinde ilamlı icra takibi başlattığı, Mahkememizce verilen geçici önlem kararı uyarınca takibin durduğu, İcra Müdürlüğünün 17/03/2020 günlü kararı ile takipsizlik nedeni ile dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verildiği görülmüştür.Hakem kararının incelenmesinde; davalı yanca davacıya karşı yapılan Tahkim başvurusu ile davacı yanın davalı yana karşı yaptığı karşı başvuru sonucunda, Hakem Heyetince davacının kira tazminatı alacağı nedeni ile 360.000,00-TL, eksik işlerden dolayı 248.310,00-TL alacağın ticari işlerde uygulanan avans faiz oranı üzerinden gecikme faizi ile birlikte davacıya ödenmesine, ayrıca toplam 64.801,13-TL vekalet ücreti ile 29.191,93-TL yargılama giderinin ödenmesine karar verildiği, söz konusu kararda, karşı davaya ilişkin olarak 595.067,20-TL beş daire bedelinden kaynaklanan alacak ile ödünç verilen paraya ilişkin 146.724,00-TL, panjur bedelleri nedeni ile 174.000,00-TL, şerefiye bedeli olarak 10.000,00-TL ile 50.981,65-TL avukatlık ücretinin ödenmesine karar verildiği, söz konusu Hakem Heyeti kararının iptali istemi ile açılan dava sonucunda, mahkeme kararını iptali istemiyle istinaf başvurusunda bulunduğu, bölge adlişe mahkemesince karar verildiği kararın Yargıtayca bozulduğu, bunun üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesinin 2020/9-E. 2022/16-K. Sayılı kararı ile yeniden karar verilerek Hakem Heyeti kararında, dava konusu bir kısım taşınmazların mülkiyetinin devredilmesine ilişkin kararın iptal edildiği, söz konusu Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı yapılan Temyiz Başvurusu üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2021/2711-E. 2022/304-K. Sayılı kararı ile kararın kesinleştiği, görülmüştür.İstanbul 16. İcra Hukuk Mahkemesinin 2016/901 E. 2022/744 K. Sayılı dosyası incelendiğinde ise her iki icra dosyasındaki alacakların takas mahsup istemi tarihi itibariyle hesaplanması gerektiğinden dosyalar hesap bilirkişisine verilmiş, hesap bilirkişisince sunulan 28/09/2022 tarihli bilirkişi raporunda; dava tarihi itibari ile Hakem Heyeti kararında belirtilen ve yasa gereği takas edilemeyecek olan ilam vekalet ücretleri dışında kalan alacaklar yönünden yapılan karşılaştırma sonucunda davacının takas beyanında bulunduğu dava tarihi temel alındığında, davacının takasa konu edilebilecek toplam takas alacaklarının 1.602.175,31-TL olduğu, buna karşın davalının, yine takas beyanını ileri sürdüğü dava tarihindeki alacağının 1.002.710,29-TL olduğu, buna göre takas tarihinde davacının, davalıdan 599.465,02-TL alacaklı kaldığı, sonucuna varılmıştır. Mahkemece söz konusu bilirkişi raporu doğrultusunda davacının, takas beyanında bulunduğu dava tarihinde her iki takibe konu ilam vekalet ücreti alacakları ve vekalet ücreti alacağına işlemiş faizleri hariç, diğer alacak kalemleri birbirleri ile karşılaştırıldığında davacının, davalıdan 599.465,02-TL alacaklı kaldığı anlaşılarak davacının takas mahsup isteminin davanın kabulüne karar verilmiştir. Bu kararın UYAP üzerinden yapılan incelemede istinaf edilmeksizin kesinleştiği görülmüştür. Tüm dosya kapsamında; takip ilama dayalı iflas talebine ilişkin olduğundan, davalıya depo kararı gönderilmesine gerek görülmemiş, yine her ne kadar davalı tarafça yeni açılan hakem dosyasının bekletici mesele yapılması gerektiği belirtilmiş ise de davanın niteliği gereği dosya sonucunun beklenmesi gerekmediği değerlendirilerek (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. HD'nin 2022/1478 E- 2023/578 K. Sayılı ilamında da belirtildiği üzere) davacının davaya dayanak 13/07/2016 tarihli hakem dosyasından alacağı olduğu kesinleştiği anlaşılmakla davanın kabulü ile davalı şirketin iflasına..." karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; hakem heyeti kararının yargı denetiminden geçmemiş, haklılığı veya haksızlığı esastan denetlenmemiş bir karar olduğunu, davacı tarafın aldığı parayı inkar ederek mükerrer tahsilat için hakem heyetinde dava açtığını ve savunmaları dikkate alınmadan hakem heyeti tarafından karar verildiğini, gerek iptal davasında ve gerekse temyiz mahkemesinde hakem kararı yasal düzenleme gereğince esastan denetlenemediği için ödenmiş bir borcu tekrar ödemekle karşı karşıya kaldıklarını, bu nedenle esastan haksız bir kararın neticesinden kurtulmak için davalı kooperatif tarafından davacı aleyhine aynı inşaat sözleşmesinden kaynaklı eksik ifa nedeniyle yeni bir hakem heyeti oluşturularak ikinci bir dava açıldığını, açılan davanın hala devam ettiğini, bilirkişi incelemesinde ve uzman raporunda haklı olduklarının belirlendiğini, bu nedenlerle 2.hakem davasının bekletici mesele yapılması yönündeki talepleri kabul edilmeden iflas kararı verilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ... olaapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki "İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz" kuralı nazara alınmıştır. Dava, ilama dayalı alacağın icra emriyle istenilmesine rağmen ödenmemesi sebebiyle 2004 sayılı İİK'nın 177. maddesi uyarınca açılan iflas davasıdır.İİK'nın 177. maddesinde; "1-Borçlunun malum yerleşim yeri olmaz, taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla kaçar, alacaklıların haklarını ihlal elen hileli muamelelerde bulunur veya bunlara teşebbüs eder yahut haciz yolulyla yapılan takip sırasında mallarını saklarsa, 2-Borçlu ödemelerini tatil eylemiş bulunursa, 3-308 inci maddedeki hal varsa, 4-İlama müstenit alacak icra emriyle istenildiği halde ödenmemişse" alacaklının, önceden takibe hacet kalmaksızın doğrudan borçlunun iflasını istemesi mümkündür.İlamların icrasına ilişkin hükümler İİK'nın 24 ile 41. maddeleri arasında düzenlenmiş, İİK'nın 32 ve devamı maddelerinde ise para ve teminat verilmesi hakkındaki ilamların icrasına ilişkin hükümlere yer verilmiştir. İİK'nın 32. maddesinde; "Para borcuna veya teminat verilmesine dair olan ilam icra dairesine verilince icra memuru borçluya bir icra emri tebliğ eder. Bu emirde 24 üncü maddede yazılanlardan başka hükmolunan şeyin cinsi ve miktarı gösterilir ve nihayet yedi gün içinde ödenmesi..." hükmü, "Haciz veya iflas istemek yetkisi" başlıklı 37. maddesinde; "İcra emrinde yazılı müddet geçtiği halde borcunu ödemeyenlerin malları haczolunur yahut borçlu iflasa tabi eşhastan olup ta alacaklı isterse yetkili ticaret mahkemesince iflasına karar verilir." hükmü yer almaktadır.İlamı icraya koyarak borçluya icra emri gönderen alacaklı, icra emrine konu alacağın ödenmemesi üzerine haciz yolu ile takibe devam edebileceği gibi ticaret mahkemesine başvurarak borçlunun doğrudan doğruya iflasına karar verilmesini isteyebilir.İflas davasında yetkili mahkeme, İİK'nın 154/3 maddesi uyarınca borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret mahkemesidir. Bu yetki, kamu düzenine ilişkindir. Davalı şirketin muamele merkezi itibariyle işbu davanın görevli ve yetkili mahkemede açıldığı ve karara bağlandığı anlaşılmıştır. Davacı tarafından İİK'nın 160.maddesi uyarınca iflas avansı yatırılmıştır. İİK'nın 177/4 hükmüne dayanan iflas davalarında depo emri tebliğine gerek bulunmamaktadır. Mahkemece icra emri tebliğine rağmen ödeme yapmayan davalı şirketin iflasına karar verilebilir (Mahmut Coşkun, Konkordato ve İflas, 2. Baskı, sayfa 727). İİK'nın 177/1.4. bent 2. cümlesi, ''Türkiye'de yerleşim yeri veya mümessili bulunan borçlu dinlenmek için kısa bir müddette mahkemeye çağırılır'' hükmü uyarınca davalı şirket temsilcisinin dinlenilmek üzere meşruhatlı davetiye ile çağrılması, davetiyeye uyarak gelmesi halinde dinlenmesi gerekmektedir. Bu hüküm emredici nitelikte olduğundan mahkemece re'sen gözetilmesi zorunludur.İİK'nın 177/son maddesinde; "Bu Kanunun 178 inci maddesinin ikinci fıkrası burada da uygulanır.",İİK'nın 178/2.maddesinde "İflas talebi 166 ncı maddenin ikinci fıkrasındaki usulle ilan edilir. Alacaklılar iflas talebinin ilanından itibaren onbeş gün içinde davaya müdahale veya itiraz ederek, borçlunun iflas talebini, hakkındaki takipleri ertelemek ve borçlarını ödemeyi geciktirmek için yaptığını ileri sürerek mahkemeden talebin reddini isteyebilirler",İİK'nın 166.maddesinde ise "Daire, ayrıca kararı, karar tarihinde, tirajı ellibinin (50.000) üzerinde olan ve yurt düzeyinde dağıtımı yapılan gazetelerden biri ile birlikte iflas edenin muamele merkezinin bulunduğu yerdeki bir gazetede ve Ticaret Sicili Gazetesinde ilan eder." hükümleri uyarınca yasal ilanlar yapılmıştır. İİK'nın 177/1.4 maddesi gereğince doğrudan doğruya iflas davası açmak için kural olarak ilamın kesinleşmesine gerek yoktur. Ancak, takibin dayanağı ilam için istinaf mahkemesinden ya da Yargıtay'dan "icranın geri bırakılması" kararı alınması halinde ticaret mahkemesi, ilamın kesinleşmesini "bekletici mesele" yapmalıdır (Mahmut Coşkun, Konkordato ve İflas, sayfa 726). Somut dosyada doğrudan iflas talebine konu mahkeme ilamı değil hakem kararıdır.Öncelikle hakem kararına istinaden ilamı takip başlatılarak, icra emrine rağmen borç ödenmediği takdirde doğrudan iflas davası açılmasının mümkün olup olmadığının incelenmesi gerekmiştir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 16/10/2024 tarihli 2024/2828 E. 2024/3457 K. sayılı kararı ile, "...1. Dava; takibe itirazın kaldırılması ve iflas talebine ilişkindir.Genel olarak iflas davalarına konu uyuşmazlıklar tarafların iradelerine tabi olmadığından tahkime de elverişli değildir. Ancak, iflas davalarına konu uyuşmazlıklar, mahkemenin önüne farklı şekilde gelmekte olup, iflas davasının türüne göre değerlendirme yapmak gerekir. Doğrudan iflas hallerinin bulunması halinde mahkeme doğrudan iflas davasına başlamaktadır. Bu durumda uyuşmazlığın tahkime elverişli olmayacağının, hakkında iflas davası açılan kişinin bir başkası ile yapmış olduğu tahkim sözleşmesinin hiçbir şekilde bu davanın konusu olamayacağının kabulü gerekir. Öğreti ve uygulamada da bu konuda farklı bir görüş bulunmamaktadır.İflas yoluyla takipte bulunulması üzerine açılacak iflas davasında ise borçlunun takibe itiraz edip etmemesine göre farklı ihtimaller bulunmaktadır. Alacaklının alacağını tahsil etmek için borçlu aleyhine iflas yoluyla takipte bulunması üzerine borçlu tarafından takibe itiraz edilmemesi halinde takip kesinleşmiş olacaktır. Bu durumda, mahkemeden borçlunun iflası istendiğinde mahkeme artık alacağın var olup olmadığını yargılama konusu yapmayacak, iflas talebine ilişkin olarak İİK’nın 166. maddesi gereğince gerekli ilan ve bildirimlerde bulunacaktır. Bu ihtimalde, takip alacaklısı ve takip borçlusu arasında takip konusu alacakla ilgili tahkim şartı bulunsa da artık tahkim itirazı kabul görmeyecektir. Zira mahkemenin alacak talebi ile ilgili bir yargılama yapması söz konusu değildir. İflasa ilişkin hükümlerin uygulanmasına geçilmiş olacağından artık iki taraf arasındaki bir uyuşmazlıktan öte kamusal yönü bulunan bir davanın görülmesi söz konusu olacaktır. İflas bildirimlerinin yapılması, alacaklıların davaya katılmaları, gerekirse dava giderlerinin kamu üzerinden karşılanması, davanın re'sen takibi gibi hususlar dikkate alındığında, artık hukuki ilişkiye göre iki tarafın arasındaki bir uyuşmazlığın dava konusu olması söz konusu olmayacağından iki taraf arasındaki tahkime konu uyuşmazlığın bu davada değerlendirilmesi de mümkün değildir. Bu haliyle iflas yoluyla başlatılan takibe itiraz edilmemesi üzerine açılan iflas davasının tahkime elverişli olmadığı konusunda da bir tereddüt yaşanmayacaktır.Ancak iflas yoluyla başlatılan takibe süresinde itiraz edilmesi üzerine açılan iflas davasında durum çok farklı gelişmektedir. İflas yoluyla başlatılan takibe itiraz (veya şikâyet) edildiğinde, alacaklının mahkemeden borçlunun itirazının kaldırılmasına ve iflasına karar verilmesini talep etmesi gerekmektedir. Burada aslında birlikte ileri sürülen iki talep bulunmaktadır. İflas davasına bakacak ticaret mahkemesinin de birbirini takip eden iki talebi ayrı ayrı değerlendirmesi gerekir. Bu durumda, mahkeme öncelikle maddi hukuka göre alacağın mevcut olup olmadığının tespiti konusunda bir yargılama yapması, alacağın varlığını tespit etmesi halinde iflas davası aşamasına başlaması gerekir. İflas takibine itiraz edilip edilmemesinin farklılığı da burada ortaya çıkmaktadır. İflas takibine itiraz edilmemesi üzerine açılan iflas davasında, doğrudan iflas yargılaması başlamakta iken, iflas takibine itiraz edilmesi üzerine açılan iflas davasında iflas yargılaması hemen başlamamakta, öncelikle alacağın varlığı tespit edilmekte ve bundan sonra iflas davası aşaması başlamaktadır. İİK’nın 156/3. maddesinde yer alan, “borçlu ödeme emrine itiraz etmişse takip durur ve alacaklı bu itirazın kaldırılması ile beraber borçlunun iflasına karar verilmesini bir dilekçe ile Ticaret Mahkemesinden isteyebilir” şeklindeki hükmünü dikkate aldığımızda da bu durumu açıkça görmekteyiz. Bu davada önce borçlunun itirazı değerlendirilecek ve bu değerlendirmenin sonucuna göre iflas davası aşaması başlayacaktır.Bu durum en belirgin şekilde iflas bildirimleri ve iflas ilanlarında ortaya çıkmaktadır. İflas takibine itiraz edilmemesi üzerine açılan iflas davasında iflas ilan ve bildirimleri davanın başında ilk tensiple birlikte yapılırken, iflas takibine itiraz üzerine açılan iflas davasında alacak tespit edilip itirazın kaldırılmasına karar verildiğinde iflas ilan ve bildirimleri yapılmaktadır. Burada alacağın esası hakkında neticeten bir karar verilmese de, bir ara kararla itirazın kaldırılmasına ve depo emrinin yerine getirilmesine karar verilmekte, depo emrinin yerine getirilmemesi halinde ancak iflas ilan ve bildirimlerinin yapılmasına karar verilmektedir. Bu durum dikkate alındığında, iflas takibine itiraz edilmemesi üzerine borçlunun iflasının istenmesinde birbirinden ayrılması mümkün olan iki talebin yargılamasının birbirini takip eder şekilde ve birinin sonucuna göre diğerinin değerlendirileceği bölünebilen iki talepli bir dava olduğunu görmekteyiz (Dinç, İlhan; Genel İflas Yoluyla Takibe İtirazın Kaldırılması ve İflas Davasının Tahkime Elverişliliği, TAAD, Yıl 1, Sayı 41(Ocak 2020), s. 427-463).Bu iki talebin bölünmesinin ve ayrı ayrı değerlendirilmesinin mümkün olup olmadığına göre bu davanın (uyuşmazlığın) tahkime elverişli olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Böyle bir durumda öncelikle alacağın var olup olmadığı, yani itirazın yerinde olup olmadığı dava konusu yapılmaktadır. Bu dava niteliği itibariyle bir alacak davası olduğundan maddi hukuka göre bir değerlendirme yapılması gerekecektir. Bu durumda da taraflar arasındaki uyuşmazlığın maddi hukuka göre değerlendirilmesi sırasında bir tahkim sözleşmesinin bulunması durumunda bu sözleşmenin dikkate alınması gerekir. Bu aşaması itibariyle bu davanın tahkime elverişli olduğu sonucuna ulaşmaktayız.Taraflar arasındaki alacakla ilgili tahkim şartı varsa öncelikle tahkime başvurularak alacağa ilişkin uyuşmazlığın neticelendirilmesi, bu neticeye göre iflas davası açılması gerekir. Buna uyulmaması, yani tahkim şartı bulunan bir uyuşmazlık hakkında iflas yoluyla takip başlatılması ve itiraz edilmesi üzerine iflas davası açılması durumunda tahkim ilk itirazı ileri sürülebilir. İflas davasının açıldığı ticaret mahkemesinin bu itiraz üzerine, uyuşmazlık da tahkime elverişli ise, tahkim şartı nedeniyle davanın usulden reddine karar vermesi gerekir. Zira burada iflas davasından önce itirazın kaldırılması talebinin değerlendirmesi, ancak itirazın haksız olduğuna karar verilmesi halinde, itirazın kaldırılmasına karar verilmesi ile iflas aşaması başlamaktadır. İtirazın kaldırılması davasında tamamen maddi hukuka göre bir değerlendirme yapılmaktadır. Maddi hukuk aşamasında da geçerli bir tahkim şartı varsa tahkim itirazının kabulü gerekir.Davaya konu olaya gelince, taraflar arasındaki sözleşmenin 42. maddesinde “İşbu sözleşmeden doğan uyuşmazlıklar, tapu iptali davası dışında, İstanbul Ticaret Odası'nın Hakem Heyetince seçilecek üç (3) Hakem Kurulu marifetiyle tahkim yoluyla çözümlenir” hükmünün öngörüldüğü, alacağın tahsili için başlatılan iflas yoluyla takipte, itirazın kaldırılması ve iflas talebinde bulunulduğu, yukarıda belirtilen açıklamalar dikkate alındığında, taraflar arasındaki alacak ve teminat istemine ilişkin uyuşmazlığın tahkime elverişli olduğu anlaşılmaktadır.Bu nedenle, öncelikle, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 42. maddesi uyarınca, davacının öncelikle İstanbul Ticaret Odası Hakem Heyeti nezdinde alacağının varlığını ispatlayacak ve miktarını tespit edecek bir karar alması, bu karara istinaden borçlu aleyhine iflâs yolu ile takip yapması ve iflâs davası açması gerekirken; taraflar arasındaki yetkili yargı yeri seçimini ortadan kaldıracak şekilde doğrudan iflâs takibi yapması ve bunu dayanak göstererek iflâs davası açmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle davalının süresinde yaptığı tahkim ilk itirazının kabulü ile davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir..." yönünde karar verilmiş,İlk derece mahkemesi tarafından direnme kararı verilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01/10/2025 tarihli 2025/6-512 E. 2025/591 K sayılı kararı ile "...Somut olayda, taraflar arasında geçerli bir tahkim sözleşmesi bulunmasına ve uyuşmazlığın tahkime elverişli bir uyuşmazlık olmasına rağmen davacı arsa sahipleri tahkim yolunu tercih etmemiş genel iflâs yolu ile takibe geçerek tahkim anlaşmasının davalılar açısından uygulanabilirliliğini imkânsız hâle getirmiştir. Davacıların öncesinde eda davası açması hâlinde tahkim ilk itirazı ile karşılaşacak olmaları karşısında eda davası açma ihtimali bulunmamaktadır. Az yukarıda açıklanan TMK'nın 2. maddesi uyarınca herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olup, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Ahde vefa ilkesi dikkate alındığında, davacıların iflâs yoluyla takip başlatarak sözleşmedeki tahkim şartını bertaraf etmek amacında olduğunun kabulü gerekir. Bu nedenle davacıların öncelikle tahkime başvurarak alacağın varlığını ve miktarını ispatlayacak karar aldıktan sonra borçlular hakkında iflâs yoluyla takip başlatması ve iflâs davası açması gerekirken, taraflar arasında kararlaştırılan yetkili yargı yerini ortadan kaldıracak şekilde doğrudan iflâs yoluyla takip başlatılması ve sonrasında iflâs davası açılması yerinde olmadığından, davalıların süresinde yaptığı tahkim ilk itirazının kabulü ile davanın usulden reddine karar verilmesi gerekmektedir..." gerekçesiyle direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Anılan kararda, taraflar arasındaki sözleşmede hakem şartı bulunması halinde öncelikle alacağın tahkim yoluna başvurulmak suretiyle tespit ettirilmesi ve hakem kararına istinaden iflas yoluyla takip yapılması, bu takip akabinde iflas davası açılması gerektiğine işaret edilmiştir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 18/05/2023 tarihli 2023/1767 E. 2023/1915 K. sayılı kararında; "...İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının arabuluculuk anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhi aldığı daha sonra davalı aleyhine ilamlı icra takibine giriştiği, davacı-alacaklının ilama istinaden davalı vekiline göndermiş olduğu ilamın yerine getirilmesine dair icra emrinin tebliğ edildiği, icra emrinin tebliğine rağmen dosya borcuna ilişkin ödeme yapılmadığı ancak arabuluculuk tutanağının ilam niteliğinde belge olup ilam olmadığı ve doğrudan doğruya iflas talep edilmesinin mümkün olmadığı gerekçeleriyle davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir... Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile arabuluculuk anlaşma tutanağına dayalı olarak ilamlı icra takibi yapılması ve icra emrine rağmen borcunu ödemeyen borçlu aleyhine İİK'nın 177/4. maddesine dayalı olarak doğrudan iflasının istenmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir... Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 370 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca onanmasına..." karar verilmiştir.Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 06/03/2023 tarihli 2023/142 E. 2023/855 K. sayılı kararında; "...İcra ve İflas Kanununun 177. maddesinin 4. fıkrasında ilama dayalı alacağın icra emriyle istenmesine rağmen ödenmemesi halinde borçlu bakımından doğrudan doğruya iflas kararı verileceği hususu düzenlenmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 301/2. maddesinde ise ilamın açıkça “Taraflardan her birine verilen hüküm nüshası” olduğu hususu yer almıştır. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18. maddesinde “anlaşma tutanağı” ilam niteliğinde belge sayılmıştır. İİK nın 177/4. fıkrası “ilam” dan bahsetmektedir. İlam niteliğinde belgenin madde kapsamında değerlendirilmesi iflasın kamu düzeni niteliği ile bağdaşmaz. Bu itibarla arabuluculuk anlaşma tutanağı ile doğrudan doğruya iflas koşulları oluşmasına imkan bulunmamaktadır. Zira iflas hukuku kamu düzenine ilişkin olduğundan ve iflastaki uyuşmazlıklar tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği hususlardan olduğundan ne dava şartı olarak ne de genel arabuluculuk kurallarına elverişli olmadığı gibi anlaşma tutanağının iflas kararına dayanak edilmesi de mümkün değildir. Aksi düşünce ve yanılgılı gerekçelerle iflas kararı verilmesi doğru görülmemiş hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir..." şeklinde karar verilmiştir.İlam HMK'nın 301.maddesinin 2.fıkrasında "Taraflardan her birine verilen hüküm nüshası ilamdır..." şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre mahkemenin verdiği hüküm ilamdır. "İlam mahiyetini haiz belgeler" İİK'nın 38.maddesinde; "Mahkeme huzurunda yapılan sulhlar, kabuller ve para borcu ikrarını havi re’sen tanzim edilen noter senetleri, istinaf ve temyiz kefaletnameleri ile icra dairesindeki kefaletler, ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabidir. Bu maddedeki icra kefaletleri müteselsil kefalet hükmündedir." şeklinde düzenlenmiştir. Ancak bir belgenin ilam niteliğinde olup olmadığının yalnızca İİK hükümlerine göre değil özel kanunların da incelenmesi suretiyle tespiti mümkündür. Alacaklı ilam niteliğindeki belgelerden (İİK m.38) birine dayanarak, doğrudan doğruya iflas yoluna başvuramaz (Mahmut Coşkun, Konkordato ve İflas, sayfa 727).İlam mahiyetini haiz belgeler İİK'nın 38.maddesi uyarınca ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabi ise de İİK'nın 177/4.maddesinde ilam niteliğindeki belgeden değil ilamdan bahsedildiği, hakem kararının ise ilam değil ilam niteliğinde belge olduğu, iflas hukuku kamu düzenine ilişkin olduğundan ilam niteliğini haiz belgeye dayanarak doğrudan iflas davası açılamayacağı anlaşılmaktadır. Mahkemece bu gerekçelerle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi hatalı olduğundan davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile kararın kaldırılmasına ve iflas davasının dava şartı yokluğundan usulden reddine dair HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca yeniden hüküm tesis edilmiştir. H Ü K Ü M :Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere, 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25/12/2024 tarihli 2022/698 E. 2024/968 K. sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA ve YENİDEN HÜKÜM TESİS EDİLEREK,a-Dava şartı yokluğundan, davanın USULDEN REDDİNE,b-İflas kararının kaldırıldığının İstanbul Anadolu 3. İcra Müdürlüğü'nün... İflas sayılı dosyasına DERHAL BİLDİRİLMESİNE, c-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcından, davacı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, ç-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması,d-Davalı tarafından yapılan 271,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,e-Davalı vekille temsil olunduğundan, Dairemizin karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT'nin gereğince 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,f-Yatırılan gider avansından kalan kısmın taraflara karar kesinleştiğinde ilk derece mahkemesince iadesine,2-İstinaf yargılaması giderleri yönünden;a-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve karar harcının Hazineye irat kaydına,b-Davalı tarafından yapılan 2.588,50 TL (istinaf harç ve posta gideri) istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,c-Yatırılan gider avansından kalan kısmın karar kesinleştiğinde davalıya ilk derece mahkemesince iade edilmesine,ç-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı HMK'nın 361/1. maddesi, 7499 sayılı Yasa'nın 37/1.a maddesi ile değişik 2004 sayılı İİK'nın 164. maddesi uyarınca, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oy çokluğu ile karar verildi.17/12/2025