TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ :ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 14/05/2024 NUMARASI :2022/31 Esas 2024/394 Karar DAVA : Tazminat (Kasko Sigorta Poliçesine Dayalı) DAVA TARİHİ : 14/01/2022 KARAR TARİHİ : 30/12/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 30/12/2025 Taraflar arasındaki tazminat istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabul kısmen reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekil…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2024/1289 Esas 2025/1964 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/1289 KARAR NO : 2025/1964 TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ :ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 14/05/2024 NUMARASI :2022/31 Esas 2024/394 Karar DAVA : Tazminat (Kasko Sigorta Poliçesine Dayalı) DAVA TARİHİ : 14/01/2022 KARAR TARİHİ : 30/12/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 30/12/2025 Taraflar arasındaki tazminat istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabul kısmen reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacıya ait ... plakalı aracın davalı sigorta şirketi tarafından kasko sigorta poliçesi ile sigortalandığını, ... plakalı sigortalı aracın 19/12/2020 tarihinde karıştığı trafik kazasında meydana gelen hasarın kasko sigortacısı olan davalı tarafından ödenmediğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 10,00 TL'nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avansı faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 01/03/2024 tarihli dilekçesi ile talebini 43.700,00 TL olarak ıslah ettiğini beyan etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu tazminatın zamanaşımına uğradığını, sürücü değişikliği yapıldığından kasko poliçesi ile kasko poliçesi genel şartları gereğince hasarın teminat dışı olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili ıslah dilekçesine karşı sunduğu beyan dilekçesinde dava konusu tazminatın zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; dava konusu trafik kazasının 19/12/2020 tarihinde meydana gelmesi, davanın 14/01/2022 tarihinde açılması, ıslahın 01/03/2024 tarihin yapılması, davacının dava konusu trafik kazasından dolayı aracında 43.700,00 TL tutarında zarar oluştuğunu sigorta uzmanı bilirkişinin 26/10/2023 tarihli raporu ile ispatlaması, davalının dava konusu hasarın teminat dışı olduğunu ispatlayamaması nedenleri ile kısmi dava olarak açılan dava dilekçesinde talep edilen ve ispatlanan 10,00 TL’sinin davalının 26/10/2023 tarihli bilirkişi raporunda belirtildiği şekilde temerrüde düştüğü 15/03/2021 tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte ve poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin davanın ise ıslah dilekçesine karşı davalı vekilinin süresi içinde zamanaşımı definde bulunması ve dava konusu trafik kazası ile ıslah tarihi arasındaki sürede Ticaret Kanununun 1268. maddesindeki 2 yıllık zamanaşımı süresinin geçmesi nedenleri ile reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu itibariyle eda davası olan iş bu davanın doğası gereği belirsiz alacak davası olmasına rağmen, mahkeme tarafından davanın kısmi dava olarak nitelendirilerek hatalı karar verildiğini, davalı tarafın cevap verme süresi içerisinde zaman aşımı itirazında bulunmayıp bu tarihten sonraki bir tarih olan 11/04/2022 tarihinde cevap dilekçesi sunduğunu ve süresi içerisinde zaman aşımı def'inde bulunmadığını, ıslah edilen kısım yönünden talebin zaman aşımı nedeniyle reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; kasko sigorta poliçesine dayalı araç hasar bedelinin tazmini istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Dosya kapsamında yer alan ... Rent A Car Kasko Sigorta poliçesi incelendiğinde; davacıya ait ... plaka sayılı aracın kaza tarihini de kapsar şekilde 13/10/2020 - 13/10/2021 tarihleri arasında davalı tarafından kasko sigorta poliçesi düzenlenmek suretiyle kasko sigortasının yapıldığı anlaşılmıştır. 19/12/2020 tarihli kaza tespit tutanağı incelendiğinde; " Sürücü ... sevk ve idaresindeki ... plakalı aracıyla sirkeli istikametinden Yuvaköy yolunu takiben Peçenek istikametine seyir halindeyken Güzelyurt yol ayrımını 750 metre geçince aracının direksiyon hakimiyetini kaybederek şarampole girerek 20 metre ilerde bulunan ağaca aracının ön tampon ve muhtelif kısımlarını ve alt aksam kısımlarını çarpması sonucu tek taraflı yaralamalı- maddi hasarlı trafik kazası meydana gelmiştir. Kazanın oluşumunda ... plakalı araç sürücüsü ...'in 2918 sayılı KTK'nun 52/1b maddesince "Aracının hızını yolu trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmamak kuralını ihlal ettiğinden tamamen kusurlu olduğu kaza yeri tetkikinden görüş ve kanaate varılmıştır." şeklinde tespitlere yer verildiği görülmüştür. Dosya kapsamında yer alan bilirkişi tarafından tanzim olunan kök ve ek raporda özetle; davacı sigortalı aracın pert total olamayacağı, hurda ve sovtaj bedeli nazara alınarak toplam hasar bedelinin 52.700,00 TL olduğu hesaplanmıştır. Davacı yan kasko sigortalı aracın trafikte seyir halinde iken trafik kazasına karıştığını, aracın hasara uğradığını, hasardan davalı sigorta şirketinin sorumlu bulunduğunu iddia etmiş, davalı yan ise hasarın teminat kapsamında bulunmadığını savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasında davacının davalı tarafından kasko sigorta poliçesi ile teminat altına alınan aracın hasara uğradığı, hasar bedelinin davalı tarafından ödenmediği hususlarında herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, kasko sigortalı araçta meydana gelen hasarın kasko poliçesi teminatı kapsamında bulunup bulunmadığı, teminat kapsamında ise sigortalı araçta meydana gelen hasar miktarı ve davacının ıslah edilen talebinin ıslah tarihi itibariyle zaman aşımına uğrayıp uğramadığının tespiti hususlarından kaynaklanmaktadır. Davanın zamanaşımına uğrayıp uğramadığının tespiti için öncelikle alacağı doğuran hukuki sebebin tam ve doğru olarak tespit edilmesi gerekmektedir. Zira; bir davada ileri sürülen olguları kanıtlamak taraflara, bu olgulara dayalı olarak uyuşmazlığı nitelemek, uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak ve doğru olarak uygulamak doğrudan hakime ait bir görevidir. (HMK 33. madde) Somut olayda, ıslah edilen kısmın zaman aşımına uğrayıp uğramadığının değerlendirilebilmesi için öncelikle davanın kısmi dava mı yoksa belirsiz alacak davası olarak mı açıldığı hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesiyle, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 107. maddesine göre, "(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir." hükmüne yer verilmiştir. Hükümet tasarısında yer almayan bu madde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu tarafından, esasen baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacakla ilgili hak arama durumunda olan kişinin, hukuk sisteminde karşılaştığı güçlüklerin bertaraf edilerek hak arama özgürlüğü çerçevesinde mümkün olduğunca en geniş şekilde korunmasının sağlanması gerekçesi üzerinde durularak ihdas edilmiş ve nihayetinde kanunlaşmıştır. Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa onu alacağın' miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkansızlığa dayanmalıdır. Madde gerekçesinde "Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmî davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hâllerde bu yola başvurulması kabul edilemez." şeklindeki açıklamayla, alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılarak bu davanın sağladığı imkanlardan yararlanmanın mümkün olmadığına işaret edilmiştir. 6100 sayılı Kanun ile birlikte, yukarıda belirtilen çerçevede belirsiz alacak davası açma imkanı tanınarak belirsiz alacaklar bakımından hak arama özgürlüğü genişletilmiş; bununla bağlantılı olarak da hukuki yarar bulunmadan kısmi dava açma imkanı sınırlandırılmakla birlikte, tamamen kaldırılmamıştır. Zaman zaman, 6100 sayılı Kanun ile birlikte kabul edilen belirsiz alacak davası ile kısmi davaya ilişkin yeni düzenlemedeki sınırın tam olarak tespit edilemediği, birinin diğeri yerine kullanıldığı görülmektedir. Oysa bu iki davanın amacı ve niteliği ayrıdır. Alacak, belirli veya belirlenebilir ise, belirsiz alacak davası açılamaz; ancak şartları varsa kısmi dava açılması mümkündür. Kanun'un kısmi dava açma imkanını sınırlamakla birlikte tamamen ortadan kaldırmadığı da gözetildiğinde, belirli alacaklar için, belirsiz alacak davası açılamasa da, şartları oluştuğunda ve hukuki yarar bulunduğunda kısmi dava açılması mümkündür. Aksi halde, sadece ya belirsiz alacak davası açma veya belirli tam alacak davası açma şeklinde iki imkandan sözedilebilir ki, o zaman da kısmi davaya ilişkin 6100 sayılı Kanun'un 109. maddesindeki hükmün fiilen uygulanması söz konusu olamayacaktır. Çünkü, belirsiz alacak davasında zaten belirsiz alacak davasının sağladığı imkanlardan yararlanarak dava açılabilecek; şayet alacak belirli ise de, o zaman sadece tam eda davası açılabilecektir. Oysa kanun koyucunun abesle iştigal etmeyeceği prensibi gereği, anılan maddeyle kısmi davaya ilişkin düzenleme yapıldığı düşünülerek ve Kanundaki sınırlamalara dikkat edilerek kısmi dava açılabilecektir. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, davacının tazminat davası mahiyeti gereği belirsiz alacak davası olarak açılabilecek ise de, davacı tarafça dava dilekçesinde davasının HMK'nun 107 maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak açıldığını beyan etmemekle birlikte "belirlendiğinde arttırılmak üzere" şeklinde bir belirlemenin de dava dilekçesi içerisinde yer almadığı, davacı tarafça davanın fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10,00 TL'nin tahsili talebine yönelik kısmi dava olarak açıldığı anlaşılmakla, davacının eldeki davanın belirsiz alacak davası olduğuna yönelik istinaf itirazının dinlenme olanağı bulunmamaktadır. (Emsal HGK'nun 01/03/2023 tarih, 2021/15(6)-192 E, 2023/157 K sayılı ilamı) Bu durumda uyuşmazlık, davalı tarafın usulüne uygun zaman aşımı def'ini ileri sürüp sürmediği, ıslah tarihi itibariyle ıslah edilen kısmın zaman aşımına uğrayıp uğramadığının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. Davacı vekilince 01/03/2024 tarihli ıslah dilekçesinin 16/03/2024 tarihinde davalı vekiline tebliğ edildiği, davalı vekilince de 22/03/2024 tarihinde ıslah dilekçesine karşı süresinde verdiği beyan dilekçesinde ıslah edilen kısma yönelik zaman aşımı def'ini süresinde ileri sürmüştür. Buradan hareketle ıslah edilen kısma yönelik süresinde sunulan zaman aşımı def'inin mahkemece incelenmesi usul ve yasaya uygun bulunmuştur. Bu durumda, ıslah tarihi itibariyle zaman aşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti gerekmektedir. İlkin, sigortası sözleşmesi hakkında genel bir açıklama yapılmasında yarar vardır: 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK.)'nun 1263.maddesinin birinci fıkrasında sigorta sözleşmesinin tanımı yapılmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında; “Sigorta bir akittir ki, bununla sigortacı bir prim karşılığında diğer bir kimsenin para ile ölçülebilir bir menfaatini halele uğratan bir tehlikenin (bir rizikonun) meydana gelmesi halinde tazminat vermeyi yahut bir veya birkaç kimsenin hayat müddetleri sebebiyle veya hayatlarında meydana gelen belli bir takım hadiseler dolayısiyle bir para ödemeyi veya sair edalarda bulunmayı üzerine alır.” şeklinde tanımlanmıştır. Görüldüğü üzere, sigorta sözleşmesi ile teminat altına alınan husus malın bizatihi kendisi değil, sigorta ettirenin o mal üzerindeki menfaatidir. Özel sigorta türlerini, zarar sigortası ve meblağ sigortası olmak üzere iki ana gruba ayırmak mümkündür. Birinci gruba giren zarar yani mal ve malvarlığı sigortalarında, riziko para ile ölçülmesi mümkün olan menfaatlere ilişkin olduğu halde, diğer grupta insan hayatı gibi konusu para ile değerlendirilemeyen menfaat ilişkileri sigorta teminatı altına alınmaktadır. Bunlardan ilk gruba kısaca “menfaat (zarar) sigortası”, diğerine ise, “meblağ sigortası” denilmektedir. Öte yandan, motorlu kara taşıt araçları kasko sigortası, diğer bir deyişle uygulamada kısaca “kasko sigortası” olarak adlandırılan bu sigorta türü, gerçek anlamda ayrı bir sigorta türü olmayıp, mal/zarar sigortaları türlerinden bir kısmının karma olarak motorlu kara taşıt araçlarında birlikte uygulanmasıdır. Kasko sigortası da niteliği itibariyle, bir sigorta sözleşmesidir. Yukarıda da belirtildiği üzere, kasko sigortası, mal sigortasının bir türü olmakla, bu genel düzenleme dışında Türk Ticaret Kanunu'nda ayrıca ve özel olarak düzenlenmemiştir. Kasko sigortası ile kısaca “trafik sigortası” olarak da anılan “motorlu araçlar zorunlu ve ihtiyari mali sorumluluk sigortası”nın birbirine karıştırılamaması gerekir. Kasko sigortası ile sigorta ettirenin bizzat uğradığı zararlar sigortaca güvence altına alındığı halde ikincisinde, sigorta ettirene ait aracın karıştığı kazayla üçüncü kişilerin uğradığı zararlar sigorta tarafından karşılanmaktadır (Ulaş, I.:Uygulamalı Sigorta Hukuku-Mal ve Sorumluluk Sigortaları-, Ankara 2010, Sahife:539, 551). Kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan davalar, TTK.'nun 1268.maddesi gereğince iki yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Nitekim, zamanaşımı süresinin iki yıl olduğuna ilişkin bu düzenlemeye, Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartları (KTKSGŞ.)'nın C.9.maddesinde de aynen ve açıkça yer verilmiştir. Öğretide de, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan davaların iki yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu benimsenmiştir (Eriş, G.: Açıklamalı-İçtihatlı Türk Ticaret Kanunu, Cilt 5, Ankara 2010, s.6105; Ulaş, I.: a.g.e., s.644; Gökcan, H.T./Kaymaz, S.:Karayolları Trafik Kanununa Göre Hukuki Sorumluluk, Tazminat-Sigorta Rücu Davaları Trafik Suç ve Kabahatleri, Ankara 2010, s.528; Doğanay, İ.: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, Cilt 3, Ankara 1990, s.2957). TTK.'nun 1268.maddesinde zamanaşımı süresinin başlangıcının hangi tarih olması gerektiği gösterilmediğinden bu hususun genel hükümler çerçevesinde tespiti gerekmektedir. Bilindiği üzere, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 128.maddesine göre, zamanaşımı, alacağın muaccel olduğu tarihte başlar. Zarar sigortalarında, tazminatın ne zaman muaccel olacağı hususunda ise TTK.'nun 1292 ve 1299.maddeleri uygulanır. Bu madde hükümlerine göre, zamanaşımı süresinin başlangıcı, alacağın muaccel olduğu gün, yani sigortalının rizikonun gerçekleştiğini öğrendiği günden itibaren başlayan beş günlük ihbar tarihinin son günüdür. Bu arada, konuyla ilgisi bakımından 818 sayılı Borçlar Kanunu(BK.) ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu(KTK.)'nun ilgili hükümlerine de değinmek gerekir: BK.'nun 41.maddesinde haksız eylem tanımlanmış, 60.maddesinde de, haksız eylemden zarar görenin, bundan kaynaklanan zararının tazmini istemiyle açacağı davaların, zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren bir (1) ve her halde haksız eylem tarihinden itibaren on (10) yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunduğu belirtilmiştir. Buna karşın, KTK.'nun 109.maddesinin ilk fıkrasında, yine bir haksız eylem niteliğindeki trafik kazalarından doğan tazminat taleplerinin tabi bulunacağı zamanaşımı süresi yönünden BK.'nun 60.maddesindeki düzenlemeden farklı, özel bir hüküm getirilmiş; anılan hükümdeki bir yıllık zamanaşımı süresi, bu tür tazminat talepleri için açılacak davalar yönünden iki (2) yıl olarak belirlenmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, davanın cezayı gerektiren bir eylemden doğması ve Ceza Kanunu’nun bu eylem için daha uzun bir dava zamanaşımı süresi öngörmesi halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri (ve bu taleple açılacak davalar) için de geçerli olacağı hükme bağlanmıştır. Görüldüğü üzere, BK.'nun 60. ve KTK.'nun 109/2.maddesindeki düzenlemeler, zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden birbirine paraleldir. Aralarındaki tek fark, zamanaşımı süresinin, trafik kazalarından doğan tazminat talepleri bakımından bir (1) yıl yerine, iki (2) yıl olarak öngörülmesidir. KTK.'nun 109/2.maddesindeki uzamış ceza davası zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için, tedavi giderleri ve/veya ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı istemi gibi, yaralama veya ölüm ile ilişkili bir olaydan (dolayısıyla haksız eylemden) zarar gören tarafın açtığı bir dava olması gerekir. Kasko sigortası nedeniyle maddi tazminat talebinin dayanağı ise, sigorta ettiren ve sigortacının tarafı olduğu sözleşmedir. KTK.'nun 109/2.madde hükmünde, davanın cezayı gerektiren bir eylemden doğması ve Ceza Kanununun bu eylem için daha uzun bir dava zamanaşımı süresi öngörmüş bulunması halinde, bu sürenin, maddi tazminat talepleri için de geçerli olacağı hüküm altına alınmıştır. Bu madde hükmünde geçen "maddi tazminat talepleri" kavramı ile kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan araç hasarına ilişkin davadaki istemin (maddi tazminatın) ilişkilendirilmesi mümkün değildir. KTK.'nun 109/2.maddesi kapsamında haksız eylem nedeniyle zarar gören üçüncü kişi veya kişiler, zararlarının karşılanması bakımından, anılan Yasa'nın 91 ila 101.maddeleri arasında düzenlenen zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamında sigortacıya başvuruda bulunabilirlerse de, kasko sigorta sözleşmesine dayalı olarak hiçbir zaman “sigortacı kasko şirketine”, hukuki sorumluluğuna dayanarak başvuramazlar. Haksız eylemin özel bir türü olarak düzenlenen KTK.'nun 109/2.maddesindeki yaralamadan veya ölümden dolayı zarar gören üçüncü kişilerin alacak hakkı yönünden açılacak davalarda, haksız eylem aynı zamanda Ceza Kanunu bakımından suç oluşturmakta ve daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmekte ise, uzamış ceza davası zamanaşımı süresi uygulanabilir ise de; kasko sigorta sözleşmesine dayalı tazminat istemi, bu madde kapsamında değerlendirilemeyeceğinden, uzamış ceza davası zamanaşımı süresi de uygulanamayacaktır.(bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21/04/2016 tarih, 2010/17-664 E 2010/689 K sayılı ilamı) Bu bağlamda somut olay irdelendiğinde; kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan ve araç hasar bedeli istemine konu tazminat taleplerinde uygulanacak dava zamanaşımı süresi iki yıl olup, zamanaşımı 15/03/2021 tarihindeki muacceliyetten başlayacağı bu hale göre davacının taleplerinin 15/03/2023 tarihi itibariyle zaman aşımına uğrayacağı, davacının davasını 01/03/2024 tarihinde ıslah ettiği dikkate alındığında, davacının ıslah talebine konu ettiği kısmın TTK'nun 1268 maddesi uyarınca 2 yıllık zaman aşımı süresinin geçmesi nedeniyle zaman aşımına uğradığından, mahkemece yukarıda yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmuştur. Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın kısmen kabul kısmen reddine yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacıdan alınması gerekli olan 615,40 TL harçtan peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL harcın davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda uyuşmazlık konusu miktar dikkate alındığında HMK'nın 362. maddesi gereğince kesin olmak üzere, tarafların yokluğunda oy birliği ile karar verildi.30/12/2025 Başkan - Üye - Üye - Zabıt Katibi -