T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/729 KARAR NO : 2026/234 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2014/780 KARAR NO : 2022/798 DAVA TARİHİ: 29/11/2013 KARAR TARİHİ: 07/12/2022 DAVA: Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 18/02/2026 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi, …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/729 KARAR NO : 2026/234 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2014/780 KARAR NO : 2022/798 DAVA TARİHİ: 29/11/2013 KARAR TARİHİ: 07/12/2022 DAVA: Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 18/02/2026 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... Şirketi ile aralarında Ankara ... ... Otel inşası için proje yönetimi, kontrollük ve koordinasyon hizmet sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşmede müvekkilinin "işveren", davalının "proje yöneticisi" olduğunu, işin tamamlanma tarihinin 30/11/2010 tarihi olduğunu, 5.maddede irade dışı gelişen olaylardan dolayı ek süre verilebileceğinin düzenlendiğini ancak bu halin gerçekleşmediğini, müvekkili tarafından da sözleşmenin uzamasına onay verilmediğini, sözleşmenin 8.maddesinde işin erken bitirilmesi halinde davalıya erken bitirme primi ödeneceğinin, gecikme halinde ise 1.500,00 TL/gün gecikme cezası kesileceğinin kararlaştırıldığını, işin anahtar telimi olarak 30/11/2010 tarihinde teslim edilmesi gerekirken davalı taraftan kaynaklanan sebeplerle yarım bırakıldığını ve taahhüt edilen zamanda bitirilemediğini, 17 ay sonra inşaat %60-65 seviyesinde iken davalı tarafın 14/02/2011 tarihinde mazeret bildirmeden personeli şantiyeden çekmek suretiyle işi bıraktığını, bu nedenle davalı taraftan cezai şart talep edildiğini beyan ederek; 80.000,00 TL+KDV'nin iş bırakma tarihinden, bu tarih kabul edilmezse ihtarnamenin tebliğ edildiği 14/11/2013 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsilini ve işbu davanın Bakırköy 3. ATM'nin 2011/444 E. sayılı dosyası ile birleştirilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; yetki ve zamanaşımı itirazında bulunmuş, sözleşmenin kararlaştırılan sürede tamamlanmamasının davacıdan kaynaklandığını, kusurlu olan davacının cezai şart talep edemeyeceğini beyan ederek davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; Davanın eser sözleşmesi kapsamında eksik iş nedeniyle alacak davası olduğu, davalı yanca zamanaşımı savunmasında bulunulmuş ise de zamanaşımı süresinde açıldığı, Bakırköy 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/444 Esas sayılı dosyasında yapılan yargılamada davacının sözleşme uyarınca görevini usulünce yürüttüğü, görevinin inşaat yapım işi olmadığı, sözleşmeye göre uzayan süre içerisinde belirlenen aylık ücreti alma hakkının bulunduğu, sözleşme süresinden sonra ise 1 ay 21 günlük verdiği hizmet bedelini almaya hak kazandığı gerekçesiyle 315.164,92 TL alacağa hükmedildiği, kararın Yargıtay incelemesi neticesinde kesinleştiği, mahkemece alınan 16/03/2015 bilirkişi heyet raporunda davacının davalıdan cezai şart istemesi için gereken akdi ve kanuni koşulların dosya içeriğine ve mevcut sunulu delillere göre gerçekleşmiş sayılamayacağı kanaati bildirildiği hazırlanan raporun kesinleşen Bakırköy 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/444 Esas sayılı dosyasına esas alınan bilirkişi raporuna paralel görüşte olduğu, 28/082021 tarihli bilirkişi raporu ve 14/03/2022 tarihli ek raporda işin gecikmesinde her iki tarafın da sorumluluğu bulunduğu, davalının sorumluluk oranının % 70, davacının sorumluluk oranının ise % 30 olduğu, buna göre gecikme nedeniyle davacının talep edebileceği tazminatın 80.000.-TL x % 70 = 56.000,00 TL olacağı belirtilmiş ise de bu raporun gerek Bakırköy 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/444 Esas sayılı dosyasındaki tespitler, gerekse 16/03/2015 bilirkişi heyet raporundaki tespitler dikkate alındığında hükme esas alınmadığı, borçlunun cezai şart sorumluluğunun doğabilmesi için yüklenicinin hem borca aykırı davranması hem de bu aykırılığın yükleniciye yüklenebilecek bir kusura dayanması gerektiği, ceza koşulu tazminatın "zarar" koşuluna değil "kusur" koşuluna bağlı olduğu, yüklenicinin borca aykırı davranması edimi hiç yerine getirmemesi biçiminde olabileceği gibi eksik yerine getirmesi biçiminde de olabileceği, bunun için yüklenicinin kusurunun ağır veya hafif olmasının önemli olmadığı, yükleniciye yüklenebilen her türlü kusurun borçlunun ceza koşulundan sorumlu olmasına yeterli olduğu, Bakırköy 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/444 Esas sayılı dosyasında hazırlanan bilirkişi raporlarında davalı yana kusur atfedilmediği, verilen kararın Yargıtay incelemesi ile kesinleştiği, hükme esas alınan 16/03/2015 bilirkişi heyet raporunda da benzer tespitler yapıldığı ve davacının temerrütte olduğu gerekçesiyle davacının cezai şart talebinin reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; dava dilekçesindeki açıklamalarını tekrar ederek, basiretli bir tacir olarak tüm onay sürelerini dahi hesaplayarak sözleşmeye süre koyan ... şirketinin kusurlu olduğunu, müvekkilinin kusuruna dair bir delil bulunmadığını, Bakırköy 3. ATM'nın 2011/444 E. sayılı karara gönderme yapılarak müvekkilinin temerrüde düştüğü değerlendirmesine itirazları olduğunu, müvekkilinden kaynaklanan bir gecikme veya müvekkile yüklenecek bir kusur olmadığını, işin bütün süreçlerinden tamamen davalının sorumlu olduğunu, talimatla Ankara'dan alınan bilirkişi raporunda ... tarafından iş bırakıldığında henüz %60 civarında olduğunun tespit edildiğini, davalı işi yarım bırakınca müvekkilinin işi başkasına fazla maliyetle ve gecikme ile yaptırabildiğini, mahkemece alınan bilirkişi raporunda davalı ... şirketine kusur yüklendiğini ve hesaplamalar yapıldığını, mahkemenin ise kendi dosyasından alınan bilirkişi raporlarına itibar etmeyerek, Bakırköy 3. ATM'nin 2011/444 Esas dosyadan verilen karara dayanarak davayı reddettiğini, kararın usule, kanuna ve hukuka aykırı olduğunu beyanla kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki "İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz" kuralı nazara alınmıştır.Dava, sözleşmeden kaynaklanan cezai şart istemine ilişkindir.Taraflar arasında 30/10/2009 tarihinde ... ... ... Yönetimi, Kontrollük ve Koordinasyon Hizmet Sözleşmesi imzalanmıştır. İşbu sözleşmede davacı "İşveren", davalı "Proje Yöneticisi" olarak anılmaktadır. Sözleşmenin konusu 2.maddede; "Sözleşme konusu iş, İşveren'in Ankara, Yenimahalle İlçesi, ... ... ada 4 parsel no.lu arsasında kaba inşaatı tamamlanmış otel inşaatının, bundan sonraki tüm inşaat ve imalatlarının Proje Yöneticisi tarafından proje yönetimi, kontrollük ve koordinasyon işlerinin yapılması" olarak tanımlanmıştır. Sözleşmenin 3.maddesinde verilecek hizmetler sıralanmıştır.Sözleşmenin 4.maddesinde; işin tamamlanma tarihi 30/11/2010 olarak belirlenmiş, tarafların iradesi dışında oluşan olaylar nedeniyle ek süre verilebileceği, ek süre verilmesi halinde iş süresinin imza tarihinden itibaren 14 ayı geçmediği takdirde sözleşme bedelinin değişmeyeceği, 14 ayı geçmesi halinde verilecek hizmet bedelinin sözleşme eki olan ek 1'e göre düzenleneceği belirtilmiştir. Sözleşmenin 5.maddesinde; olağanüstü doğa olaylar yada çeşitli sosyal nedenlerden (kanuni grev, hastalık, resmi ve genel seferberlik) kaynaklı olarak, bu nedenlerin işe tesiri derecesinde iş süresinin uzayabileceği düzenlenmiştir. Sözleşmenin 6.maddesinde sözleşme bedeli 800.000,00 TL + KDV olarak belirlenmiştir. Sözleşmenin 8.maddesinde; Proje yöneticisinin kendi yönetiminden kaynaklı olarak iş programında gecikmeye neden olduğu takdirde gecikilen her gün için 1.500 TL / gün cezai kesileceği, ceza miktarının sözleşme bedelinin %10'unu aşamayacağı belirtilmiştir. İlk derece mahkemesi kararında her ne kadar taraflar arasında imzalanan sözleşmenin eser sözleşmesi olduğu tespitine yer verilmiş ise de, yukarıda yer verilen sözleşme hükümleri de nazara alındığında ihtilafa konu sözleşme eser sözleşmesi değil hizmet sözleşmesidir. Sözleşmeden kaynaklanan iş bedelinin tahsili için ... şirketi tarafından takip başlatılmış, takibe itiraz edilmesi üzerine itirazın iptali istemiyle 08/08/2011 tarihinde Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde (2011/444 E.) dava açılmıştır. Yargılama devam ederken ... Otelcilik şirketi tarafından birleştirme talepli eldeki dava açılmış ve birleştirme kararı verilmiş ise de, davalı tarafça yetki itirazında bulunulması sebebiyle tefrik edilerek yetkisizlik kararı verilmesi akabinde dosya İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesine tevzi edilmiştir. ... şirketinin davacı, ... Otelcilik şirketinin davalı olduğu davada ise Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 19/11/2015 tarihli 2011/444 E. 2015/801 K. sayılı kararı ile; "...Rapor kapsamına göre, taraf defterlerinin 31/12/2010 tarihi itibariyle birbirini teyit ettiği, davalıdan 206.439,60-TL tutarında alacaklı göründükleri, ancak davalının davacıya hitaben düzenlediği 15/02/2011 tarihli 202.275,60-TL'lik iade faturasının davacı defterlerinde kayıt altına alınmadığı tespit edilmiştir. Yapılan teknik incelemeler de esas alınarak, dosyadaki teknik veriler ve sözleşme kapsamında aradaki sözleşmenin konusunun bir hizmet sözleşmesi niteliğini taşıdığı, yani davacının, iş veren ... Otelcilik'in kendi yatırımı olarak yapmayı planladığı otel projesinin fiziki gerçekleştirilmesini, diğer bir deyişle imalatlarını ihaleler yoluyla 3.firmalara yaptıracağı bu yerle ilgili, söz konusu sözleşme hükümlerine göre bu süreci yönetmek, imalatların teknik şartname ve fen kurallarına yönelik gerçekleşmesini temin etmek ve işi yapacak 3.firmalarla işveren arasındaki koordinasyonu sağlamakla yükümlü olduğu belirlenmiştir. İnşaatın geciktirilmesi işi yapan tarafın sebep görüleceği bir husustur. Ancak oluşan gecikmelerin sebebi, tespiti ve bunların bir belgeye bağlanması, gecikmeye sebep olan 3.firmanın kendi işi ile ilgili şartname ve sözleşme hükümlerine göre bazı yaptırımlara muhatap olmasını sağlayabilecektir. Ancak bunun ispatı gerekmektedir. Dosyadaki verilere ve sözleşme içeriğine göre taraflar arasındaki ilişkinin 14 aylık bir sürece dayandığı, her ne kadar sözleşmede 12 ay yazılmış ise de, verilen opsiyon ile bunun 14 aya uzadığı, işin gecikmesindeki ileri sürülen sebebin malzeme onay sürelerinin uzaması, zamanında onay verilmemesinden dolayı imalatın gecikmesi olarak ileri sürüldüğü, diğer bir sebebinin ise belediyenin mühürleme işlemi sebebiyle bakanlığın bir süre işi durdurmasından kaynaklandığı, davacının bu bağlamda 3.firmalar tarafından yapılacak imalatların taahhütüne ilişkin bir sorumluluğu bulunmadığı için fiziki gerçekleşme oranının bilirkişi raporunda belirtilen seviyede olduğu kabul edilmiştir. Ayrıca belediyenin inşaatı durdurma gerekçesi taraflar arasındaki sözleşme hükümleri ve sözleşmenin kapsamına göre davacının sorumluluğunda kabul edilmemiştir. O halde, sözleşme ile davacının uzama ile en fazla 30/12/2010 tarihine kadar hizmet vereceği kararlaştırıldığı, buna rağmen davacının 21/02/2010 tarihine kadar hizmet vermeye devam ettiği, daha sonra ise sözleşmenin davalı tarafından fiilen feshedildiği, bu nedenle fesih anına kadar yapılan iş bedelinin ve masrafların sözleşme hükümleri uyarınca davacıya ödenmesinin gerektiği, ancak davalının bu talebi yerine getirmeyi reddettiği, bu sözleşmenin vekalet benzeri sürekli bir iş görme sözleşmesi olduğu, davalının onayı ile 30/12/2010 tarihine kadar uzatılan sözleşme süresinin hizmet süresi 14 ayı geçtiği takdirde davacının ek ücret talep edebileceğine dair 4.maddesindeki düzenlemeye göre davacının normal sona erme süresi olan 30/11/2010 tarihine kadar hizmet verdiği, 14 aya uzaması sebebiyle 30/12/2010 tarihine kadar hizmet vermeye devam ettiği, 14 aylık uzama süresinin dolmasından sonra da 21/02/2011 tarihine kadar hizmet vermiş olduğu, bu tarihten sonra hizmet vermeyi durdurduğu, davalının, hizmetin 14/02/2011 tarihinde durduğu yolundaki iddiasının ispatlanamadığı, bu sebeple hizmetin durduğu tarihin 21/02/2011 olarak kabulü gerektiği anlaşılmıştır. Keşfen belirlenen inşaat seviye oranının bu oranda olması sebebinin davacıdan kaynaklandığının ispatlanamadığı, zira açıklandığı üzere, bu sözleşmenin bir hizmet sözleşmesi olduğu, inşaatın ifası ile ilgili olmadığı, davalının işin yapımı sırasındaki muhatabı olan imalatçı firmalar ya da malzeme tedarikini geç yapan firmalardan kaynaklandığı, bu nedenle davacının ücret alacakları ödenmediği için 21/02/2011 tarihinde haklı sebeple hizmeti vermeyi durdurduğu anlaşılmıştır. Bu bağlamda, 14 aylık uzamış sürenin dolmasından sonra davacı hizmet vermeye devam ettiğinden sözleşme belirsiz süreli olarak uzamış, ancak davalı tarafça haksız olarak feshedilmiştir. Bu durum nedeniyle davacının 21/02/2011 tarihine kadar verdiği hizmet bedelini ve yaptığı masraf tutarını isteyebileceği değerlendirilerek, sözleşmeye göre hizmet süresi 14 ayı geçmediği takdirde bedel değişmeyeceğinden, sözleşmenin eki olan ek 1'e göre 14.ayın sonuna kadar davacıya her ay KDV dahil 67.425,20-TL hizmet bedeli ödemesi gerekeceği, bu durumda davacı talebi ile sınırlı sözleşmenin uzamamış haldeki bitim tarihi olan 22/10/2010 tarihinden 31/12/2010 tarihine dek aylık belirlenen hizmet bedeli tutarı 202.275,60-TL ve masraf tutarı 4.164,00-TL'lik alacağa hak kazanıldığı, masraf bedellerinin kadri maruf bedeller olduğu, hizmetin 14 ayı geçip 21/02/2011 tarihine dek devam etmesi sebebiyle 2011 yılı Ocak ayı ve Şubat ayından 21 günlük hizmet karşılığı 107.880,32-TL'ye davacının hak kazandığı, aynı dönem için 845,00-TL'lik masrafların kadri maruf masraflar olduğu belirlendiğinden, sonuç itibariyle davacının davalıdan 315.164,92-TL iş bedeli ve masraf alacağının bulunduğu tespit edilmiştir. ...Bu doğrultuda son alınan bilirkişi heyetinden taraf itirazları da incelenerek ek rapor alınmış, ayrıca faiz konusunda inceleme yapılmış ise de, yukarıda izah edildiği gibi işbu davanın takipteki asıl alacak üzerinden yürütüldüğü, talebin asıl alacağa yönelik olduğu gözetilerek, işlemiş faiz hesabının ve bu konudaki belirlemenin dosyaya katkı sağlamadığı, teknik ve hukuki yönden yapılan inceleme sonucunda da davalı itirazının temelinin proje yönetimi ile müteahhitlik kavramları karıştırılarak değişik algı ile ileri sürüldüğü, oysa davacının hizmetinin, müeahhitlik değil proje yönetimi hizmeti olduğu, sözleşmede teknik anlamda kök raporu değiştirecek herhangi bir hususa rastlanmadığı, davacıya verilen görevin 3.firmalarla iş veren arasındaki ilişkideki bağlantıyı sağlamak ve bunun 14 ay süre içinde tamamlanmasını temin etmek olduğu, hukuki yönden de hizmetin inşaat yapma hizmeti değil kontrollük hizmeti olduğu inşaatın gecikmesindeki kusurun davacıya ait olmadığı, imar ve malzeme tedarikçilerinin gecikmesi sorunlarının davacı ile ilgili olmadığı belirlendiğinden, fesih tarihine kadar sözleşme hükümleri çerçevesinde davacının talebe hak kazandığı tespit edilmiş, toplanan tüm deliller, dosya kapsamı, oluşa ve usule uygun bulunan bilirkişi kök ve ek raporları uyarınca davacının proje yönetimi, kontrollük ve koordinasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin sözleşme uyarınca görevini usulünce yürüttüğü, görevinin inşaat yapım işi olmadığı, sözleşmeye göre uzayan süre içerisinde belirlenen aylık ücreti alma hakkının bulunduğu, sözleşme süresinden sonra ise 1 ay 21 günlük verdiği hizmet bedelini almaya hak kazandığı, bunların bedellerinin usulünce belirlenen bilirkişi raporu kapsamında ve sözleşmedeki kabul edilen rakamlar üzerinden tespit edilen 315.164,92-TL'den ibaret olduğu, bu rakamın davalı tarafça da ödenmediğinin kabullerinde olduğu, ancak yapılan yargılama sonucunda ödenmesi gerektiği kanaatine ulaşıldığından davanın kabulüne ve takibin bu miktar üzerinden devamına, alacak likit ve hesaplanabilir kabul edilmediği için davacı yararına inkar tazminatı isteminin reddine..." karar verilmiştir. Davalı ... Otelcilik tarafından temyiz edilmesi sonucu Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 04/10/2018 tarihli 2016/2059 E. 2018/4537 K. sayılı kararı ile onanarak 02/10/2019 tarihinde kesinleşmiştir. Ceza koşulu, borçlunun alacaklıya karşı mevcut bir borcu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi halinde ödemeyi üstlendiği, hukuki işlem ile belirlenmiş ekonomik değeri olan bir edimdir. Ceza koşulu zararı tazmin amacı değil, sözleşmeden doğan borcun ifasını sağlama amacı güder... Ceza koşulu, borçlunun asıl edimi hiç veya gereği gibi ifa etmemesi hali için kararlaştırılır. Bu bakımdan ceza koşulu, koşula bağlı bir edim taahhüdüdür. Burada geciktirici koşul söz konusudur. Şart, muaccel bir asli edimin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesidir. Bu nedenle, asıl edim hiç veya gereği gibi ifa edilmediği takdirde koşul gerçekleşir ve kararlaştırılan ceza koşulu, yani yan edim (fer'i borç) muaccel hale gelir. Ceza koşulunun yan borç niteliği, muaccel olduğu ana kadar devam eder; ceza koşulu muaccel olduktan sonra bağımsız bir alacak niteliği kazanır. (Prof. Dr. Fikret Eren, Dr. Ünsal Dönmez, Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Ankara 2022, Cilt III, s..2857, 2861). Cezai şartın esas itibariyle iki temel amacı bulunmaktadır. Bunlardan biri, borçluyu ifaya zorlamak ve böylece asıl borcun ifasını teminat altına almak; diğeri de, borcun ifa edilmemesinden doğacak zararı önceden ve götürü şekilde tespit etmektir. Bu iki temel amacı dışında, cezai şartın diğer bir amacı da, ifayı engelleyen cezai şartta (dönme cezasında) borçlunun cezai şartı ödemek suretiyle sözleşmeden kolayca dönmesini sağlamaktır (Köksal Kocaağa, Türk Özel Hukukunda Cezai Şart (BK. m. 158-161), Ankara 2003, s. 40-42).6098 sayılı TBK'nın 179. maddesinde cezai şartın türleri seçimlik cezai şart (TBK 179/1), ifaya eklenen cezai şart (TBK 179/2) ve ifa yerine cezai şart yani dönme cezası (TBK 179/3) olarak düzenlenmiştir. TBK'nın 179/2 hükmüne göre; "Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir." Bu hükme göre, borçlunun borca aykırı davranışı halinde, alacaklı hem aynen ifayı, hem de kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebilecektir. İfaya ekli cezai şartta borcun ifa yeri ve zamanı belirlenmiş olup, borçlu belirlenen bu yerde veya zamanda borcunu hiç ve ya gereği gibi ifa edilmemiş olmalı, alacaklı ise ceza koşulundan vazgeçmemiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmemiş olmalıdır. İfa, alacaklı tarafından çekince koyulmadan kabul edilirse, alacaklı ceza koşulundan vazgeçmiş sayılır.Böylece alacaklının asıl edimin ifasını çekince koymadan kabul etmesini, ceza koşulunun ödenmesini istemekten vazgeçme yönünde, aksi kanıtlanabilir bir karine değil, kesin bir delil saymak gerekir... Alacaklının çekince koyma yetkisi, ceza koşulunun ödenmesini isteme hakkını saklı tutması demektir. Dolayısıyla, alacaklının asıl edimin ifasını bir çekince koyarak kabul etmesi halinde, ceza koşulunun ödenmesini talep hakkı da devam eder. (Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Ankara 2022, Cilt III, s.2866, 2867). Cezai şart ile borçlunun kusuru ve alacaklının zararı arasındaki ilişki ise TBK'nın 180.maddesinde; "Alacaklı hiçbir zarara uğramamış olsa bile, kararlaştırılan cezanın ifası gerekir. Alacaklının uğradığı zarar kararlaştırılan ceza tutarını aşıyorsa alacaklı, borçlunun kusuru bulunduğunu ispat etmedikçe aşan miktarı isteyemez." düzenlemesiyle yer almıştır. Cezai şartın ödenmesi alacaklının zarar görüp görmediğine ve zararının miktarına bağlı olmadığı gibi borçlunun kusuru da aranmaz. Borçlu kusurlu olsun veya olmasın, alacaklı zarar görüsün veya görmesin ceza ilke olarak ödenir. Ancak taraflar bunun aksini kararlaştırabilirler. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29/06/2021 tarihli 2017/(13)3-2245 E. 2021/880 K. sayılı kararında ifaya ekli cezai şart; "...Seçimlik ve ifaya eklenen ceza koşulu, borçlunun borcunu ihlal etmesine karşı alacaklıya bir talep hakkı sağlarken, dönme cezası borcun ihlali koşulu aranmaksızın, belirli bir meblağı ödemek suretiyle borçluya sözleşmeyi sona erdirme imkânı verir...Cezai şarta ilişkin hükümler emredici nitelikte değildir. Taraflar bunların aksini kararlaştırabilirler. Borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi dışında kalan diğer borca aykırılık hâlleri için ifaya eklenen ceza koşulu kararlaştırabilecekleri gibi; bu iki ihlal durumu için seçimlik ceza koşulu da kararlaştırabilirler. Örneğin satıcının ayıplı mal teslim etmesi hâlinde, alacaklıya hem ayıpsız bir mal teslim edileceği hem de ceza koşulu ödeneceği kararlaştırılabilir. Ayrıca tarafların, ceza koşulu anlaşmasında, seçimlik ceza koşulu ile ifaya eklenen ceza koşuluna birlikte yer vermeleri de mümkündür (Kocaağa, K.: s.138-139). İstisnası cezanın tenkisiyle (indirilmesiyle) ilgili TBK’nın 182. maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin birinci bendinde ceza miktarını tarafların serbestçe belirleyebilecekleri belirtildikten sonra, üçüncü bendinde bu ceza miktarının hâkim kararı ile azaltılabileceği öngörülmüştür.Nitekim aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 12/11/2014 tarihli ve 2013/15-1140 E., 2014/905 K. ; 29/11/2017 tarihli ve 2017/3-998 E., 2017/1459 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir...Türk Borçlar Kanunu’nun 179/II. maddesinde ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir denilmek suretiyle ifaya ekli cezayı düzenlemiştir. Bu cezaya, gecikme cezası da denmektedir. Anılan hükme göre borçlunun borca aykırı davranışı hâlinde, alacaklı hem aynen ifayı, hem de kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebilecektir. Bu nedenle, burada ceza koşulunun aynen ifaya ilave olarak (kümülatif) talep edilebilmesi olanaklıdır... İfaya eklenen ceza koşulu, özellikle borcun geç ifa edilmesi hâlinde uygulanır ve uygulamada en çok rastlanan ceza koşulu türüdür. Ceza koşulunun amacı da onun ifaya eklenen nitelikte olup olmadığının tespitinde önemli rol oynayabilir.Borçlunun borca aykırı davranışı halinde alacaklının ifaya ek olarak talep ettiği alacak bir ceza koşulu alacağı ise, zarar koşulunu gerektirmez. Alacaklı borçlunun borca aykırı davranışı nedeniyle zarara uğramasa dahi kararlaştırılan ceza koşulunu talep edebilir.İfaya ekli cezai şartın istenebilmesi için sözleşmede açıkça kararlaştırılmış olmadıkça gecikmiş ifanın çekincesiz olarak kabul edilmemesi gerekir. Aksi hâlde cezai şartı isteme hakkı düşer. Gecikmiş ifadan önce keşide edilen ihtarla gecikme cezası isteme hakkı saklı tutulmuş, sözleşmede cezai şart talep edebilmek için ihtirazı kayda gerek olmadığı kararlaştırılmış ise ya da ifadan önce alacaklının bu hakkını saklı tuttuğu anlamına gelecek davranışları mevcut ise sonradan yapılan teslimde çekince konulmamış olsa dahi cezai şart isteme hakkı düşmez, talep edilebilir. Cezayı isteme hakkının saklı tutulması (çekince, ihtirazı kayıt), yenilik doğuran bir irade beyanı olup, ifa anında açıkça yapılmalıdır. Saklı tutma, teslim-kabul tutanağına düşülecek bir kayıtla veya ifayı kabulden önce yapılacak yazılı bildirimle yahut iş bedelinin ceza alacağı kesilerek ödenmesi gibi buna delalet eden bir eylem veya işlem ile gerçekleştirilebilir..." şeklinde açıklanmıştır.Davacının talebi sözleşmenin 8.maddesine dayanmaktadır. İşbu maddede "Proje yöneticisi kendi yönetiminden kaynaklanan nedenle iş programında bir gecikmeye neden olduğunda her gecikilen gün için 1.500 TL / gün cezai kesilir. Ceza miktarı sözleşme bedelinin %10'unu aşamaz." düzenlemesi ile cezai şart istenebilmesi için iş programındaki gecikmenin proje yöneticisi olan davalıdan kaynaklanması gerekmektedir. Ancak Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 19/11/2015 tarihli 2011/444 E. 2015/801 K. sayılı kararı ile gecikmenin davalıdan kaynaklanmadığı tespit edildiğinden ve karar Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğinden mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus bulunmadığından ayrıca kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından davacı tarafından yatırılan 179,90 TL 'nin mahsubu ile bakiye 552,10 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davacıya ilk derece mahkemesince iadesine, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 7550 sayılı Yasa'nın 20.maddesi ile değişen 6100 sayılı HMK'nın Ek 1.maddesi ve HMK'nın 361/1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 18/02/2026