T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 16/10/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ..... (...) ÜYE : ..... (...) ÜYE : ..... (...) KATİP : ..... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 17/04/2025 NUMARASI : ... Esas ... Karar DAVACI : ........ VEKİLİ : Av..... DAVALI : 1- ........ VEKİLİ : …
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 16/10/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ..... (...) ÜYE : ..... (...) ÜYE : ..... (...) KATİP : ..... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 17/04/2025 NUMARASI : ... Esas ... Karar DAVACI : ........ VEKİLİ : Av..... DAVALI : 1- ........ VEKİLİ : Av..... DAVALI : 2- ........ VEKİLLERİ : Av..... Av...... DAVALI : 3- ........ VEKİLİ : Av..... DAVALI : 4- ........ VEKİLLERİ : Av......Av..... DAVALI : 5- ........ VEKİLLERİ : Av.....Av.....Av......Av..... Av..... DAVALI : 6- ........ VEKİLİ : Av..... DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) İSTİNAF KARAR TARİHİ : 16/10/2025 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 16/10/2025 Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili dava dilekçesinde özet olarak; Müvekkili ........'in yolcu olarak bulunduğu ........'in yönetimindeki ........ plakalı araç ile ........ yönetimindeki ........ plakalı araç ve önlerinde bulunan ........'in sürücüsü olduğu ........ plakalı aracın 01/12/2021 tarihinde karıştığı zincirleme trafik kazasının meydana geldiği, bu kazadan sonra müvekkilinin ağır yaralandığı, davacı tarafından meydana gelen kazadan sonra ........ plakalı aracın sigorta şirketi olan davalı ........ A.Ş.'ye başvurulduğu ve başvuru evraklarının 28/12/2021 tarihinde tebliğ edildiğini ve yine aynı aracın kasko sigorta şirketi olan davalı ........ A.Ş.'ye başvurulduğu ve başvuru evraklarının 28/12/2021 tarihinde tebliğ edildiği, ........ plakalı aracın sigorta şirketi ........ A.Ş.'ye de başvurulduğu ve yine aynı tarih olan 28/12/2021 tarihinde evrakların tebliğ edildiği, ancak 15 gün geçmesine rağmen herhangi bir sonuç alınamadığı, sonrasında arabuluculuk görüşmelerine geçildiğini ve görüşme sonunda da anlaşma sağlanamadığını, izah olunan nedenlerle ıslah ve fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla ve kaza tarihi olan 01/12/2021 tarihi itibaren işleyecek faiziyle maddi tazminat ve zararlarının tahsilini, daha sonra artırılmak üzere şimdilik 100 TL sürekli iş göremezlik, 100 TL geçici iş göremezlik, 100 TL tedavi gideri, 100 TL bakıcı gideri tazminatının 01/12/2021 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalılardan tahsilini, 200.000 TL manevi tazminat taleplerinin kaza tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalı ........, ........ ve ........ Nakl. ve Petr. Ürünleri San. Tic. Ltd. Şti. ve ........ A.Ş.'den müştereken ve müteselsilen tahsilini, ayrıca davacının alacaklarına ticari avans faizi uygulanmasını, yargılama gideri ve vekalet ücretinin de karşı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ........ vekilinin cevap dilekçesinde özet olarak; Dava konusu kazada müvekkiline kırmızı ışık yanmasına rağmen durmayıp arkadan gelen ........ plakalı araç sürücüsü ........ tarafından müvekkilinin aracının arkasına çarpmak sureti ile müvekkilinin aracı çarpmanın etkisi ile frende basılı olduğu halde öne doğru itekleyip öndeki ........ plakalı aracın arka kısmına çarpması ile zincirleme trafik kazasının meydana geldiğini, ayrıca davada husumet yöneltilebilmesi için davalı tarafın kusurunun şart olduğunu, fakat müvekkile açılan iş bu davada müvekkilinin kusurunun bulunmadığını ve müvekkile bu sebeple husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığını, davaya konu trafik kazasından dolayı yürütülen soruşturma dosyasında alınan ve ekte sunulan kaza tespit tutanağında müvekkilinin kusuru olmadığı anlaşıldığı ve soruşturma dosyasında müvekkil yönüyle Ek Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair karar verildiğini, izah edilen sebepler ile davada yetkisizlik ve görevsizlik kararı verilerek yetkili Dörtyol Asliye Hukuk mahkemesinin olduğunu, aksi halde davanın müvekkil yönü ile zamanaşımı, husumet vs sebepler ile usulden reddine karar verilmesini, bu şekilde bir kanaat oluşmaması durumunda davanın esastan reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ........ A.Ş. vekilinin cevap dilekçesinde özet olarak; Davacının gerekli evraklarla ve usulüne uygun olarak başvuruda bulunmadığını, davacı tarafından sigorta şirketine başvuru yapıldıktan sonra 15 günlük cevap süresinin dolması beklenilmeden zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulduğunu, kaza tarihi itibari ile ihtiyari mali sorumluluk sigortası teminat limiti maddi bedeni ayrımı yapılmaksızın 200.000,00 TL olduğu, poliçe ile temin edilen meblağın, genel şartların birinci ve onbirinci maddelerine göre ödenecek tazminatın her türlü faiz ve avukatlık ücretleri dahil dava masrafları toplamı olarak poliçede belirtilen limitlerle sınırlı olduğunu, müvekkil şirket ancak ve ancak sigortalısının kusuru oranında tazminat talebinden sorumlu olacağı için davaya konu kazadan dolayı hiçbir sorumluluğunun bulunmadığını, dava konusu kaza nedeni ile açılan savcılık soruşturma dosyasında CMK 253/19 gereğince uzlaşma yapılıp yapılmadığının araştırılması gerektiğini, manevi tazminat talebinin zenginleşme aracı olarak kullanılamayacağını, davacı ........'in kaza sırasında emniyet kemeri takıp takmadığının tespit edilmesi gerektiğini, davacının emniyet kemeri takmadığı tespit edilirse müterafik kusur indirimi uygulanması gerektiğini, hatır taşıması nedeni ile tazminattan indirim yapılması gerektiğini, davacının faiz talebinin reddinin gerektiğini, açıklanan nedenlerle müvekkil şirket aleyhine açılan davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davacı üzerinde bırakılmasını talep etmiştir. Davalı ........ vekilinin cevap dilekçesinde özet olarak; Müvekkillinin söz konusu kazanın oluşumunda herhangi bir kusuru bulunmadığını, ayrıca davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, ortaya çıkan zararda davacının da müteraffik olarak kusurlu olduğunu bu hususla birlikte müvekkillinin kusurlu olduğunu kabul etmemekle birlikte hatır taşımacılığı hususunun dikkate alınmasını gerektiğini, izah olunan nedenlerle öncelikle Konya Mahkemelerinin yetkisiz olduğunu ve görevsizliğine karar verilmesini, Akşehir Mahkemelerinin görevli ve yetkili olduğuna karar verilmesini aksi durumda; davacının taleplerinin reddine ve yargılama ücretleriyle vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ........ A.Ş. vekilinin cevap dilekçesinde özet olarak; İşbu davanın ilk açılma tarihi itibariyle dava şartı olarak, davadan önce arabuluculuğa başvurmak zorunlu olduğunu, davanın taraflarından birinin sigorta şirketi olması durumunda davanın Ticaret Mahkemelerinde görülmesi gerektiği açık bir şekilde vurgulandığı, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1. maddesi gereği göreve dair kurallar kamu düzeni ile ilgili olup mahkemece yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerektiği ve işbu dava da "Yetkili Mahkemenin”, müvekkil sigorta şirketinin yerleşim yeri olan İstanbul olması sebebiyle HMK madde 6/1 gereği; İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğu, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararın bulunmadığını, davacı tarafın başvuru şartını yerine getirmediğini, her halukarda davacının maluliyet oranın tespitinin gerektiğini, müterafik kusur durumunun belirlenmesini, müvekkilinin manevi tazminata ilişkin bir sorumluluğu bulunmadığını, CMK 253/19 maddesi gereği uzlaşma sağlanmış olması halinde uzlaşma nedeniyle tazminat davası açılabilmesinin hukuken mümkün olmadığını, bu nedenle öncelikle, başvru şartı gerçekleşmediğinden davanın usulden reddini, teminat dışı geçici bakıcı gideri ve tedavi gideri taleplerinin reddini, hesaplanacak tazminat tutarından müterafik kusur ve hatır taşıması indirimi yapılmasını, iş bu kazanın iş kazası olup olmadığının araştırılmasını, iş kazası olması halinde SGK'dan ödeme alınıp alınmadığının araştırılmasını, davacının müvekkiline atfedilen manevi tazminat taleplerinin reddini, her durumda yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ........ A.Ş. vekilinin cevap dilekçesinde özet olarak; Davacının davasını Konya Asliye Ticaret Mahkemesinde açtığı, ancak davaya bakmaya müvekkilinin yargı çevresinde bulunduğu İstanbul Anadolu mahkemelerinin yetkili olduğu, 6704 sayılı torba kanunu uyarınca davadan önce başvuru yapmak ve gerekli belgeleri ibraz etmek zorunlu hale getirildiğini, ancak davacı tarafından gerekli belge ibraz edilmeden işbu davanın açıldığını, trafik sigortası genel şartlarında belirtilen belge ve bilgileri ibraz etmemiş olması nedeniyle geçerli bir başvurudan söz edilemeyeceğini, davayı kabul anlamına gelmemek üzere, müvekkil şirketin sorumluluğunun sigortalısının kusuru ve poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, yaralanan veya maluliyetinin olduğunu iddia eden davacının müterafik kusurunun olup olmadığının tespit edilmesini, dolayısı ile ortaya çıkan sonuçta müterafik kusurunun bulunup bulunmadığı hususlarının mahkemece tespiti gerektiğini, davacının geçici iş göremezlik, bakıcı tazminatı ve tedavi gideri zararına ilişkin taleplerinin tedavi gideri kapsamında olup tedavi gideri taleplerinin trafik sigortası yeni genel şartları gereği teminatı dışında olduğunu, hatır taşıması nedeniyle zarar miktarından indirim yapılmasını, davanın kabulü anlamına gelmemek kaydıyla, müvekkil şirketin sorumluluğunun poliçede yazılı limitle sınırlı olduğunu, kaza tarihinde geçerli poliçe teminatlarının 430.000 TL ile sınırlı olduğunu, müvekkilinin manevi tazminat taleplerinden sorumlu olmadığını, dava öncesinde davacının müvekkil şirkete usulüne uygun bir başvurusunun bulunmadığını, davayı kabul anlamına gelmemek üzere müvekkilinin yalnızca dava tarihinden itibaren faizden sorumlu olabileceğini ve dava konusu olaya uygulanması gereken faizin yasal faiz olduğunu, izah olunan nedenlerle davacı tarafından müracaat şartı yerine getirilmediğinden davanın usul yönünden reddine karar verilmesini, yetki itirazının kabul edilerek dosyanın yetki yönünden reddini, aleyhlerine haksız olarak açılan davanın reddini, davacı tarafın delillerinin tarafımıza tebliğini, davacının teminat dışında olan taleplerinin reddini, Müvekkil şirketin geçici iş göremezlik, bakıcı tazminatı ve tedavi giderinden sorumluluğu bulunmadığından davanın reddine, müvekkil şirketin manevi tazminat talebinden sorumluluğu bulunmadığından davanın reddini, davacının davasının ispatı halinde; müvekkil şirketin öncelikle ferilerden sorumlu tutulmaması, olmaz ise, asıl alacak, yargılama giderleri ve avukatlık ücreti açısından ayrı ayrı poliçe limiti ile sorumlu tutulmasını, faizin en erken dava tarihinden başlatılmasını, davanın reddedilen kısmı açısından yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı tarafa tahmilini talep etmiştir. Davalı ........ A.Ş. vekilinin cevap dilekçesinde özet olarak; Dava konusu, haksız fiil düzenlemelerine dayanan, cismani zarardan kaynaklı tazminat davası olduğundan, huzurdaki yargılamada Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğunu, davada, maddi tazminat olarak talep edilen, SGK tarafından karşılanmayan tedavi giderleri, hastane giderleri ve bakıcı giderleri ile geçici ve kalıcı iş göremezlikler için yapılan harcamaların davacı tarafça dava tarihinde hesaplanabilir ve belirlenebilir mahiyette olduğunu, dolayısıyla bu taleplerin belirsiz alacak olarak istenmesinde karşı tarafın hukuki yararının olmadığını, dava konusu olay, yaralanmalı trafik kazası olduğundan savcılığa intikal ettiğini ve Sarayönü Cumhuriyet Başsavcılığının ... sayılı dosyası ile soruşturma başlatıldığını, başlatılan soruşturmanın halen devam etmekte olduğunu, soruşturma aşamasının tamamlanmasından sonra kovuşturma aşamasına geçilerek kamu davasının açılması kuvvetle muhtemel bulunduğundan, derdest olan ceza dosyasının bekletici mesele yapılarak, ceza dosyası kesinleşinceye kadar bu dosyanın beklemeye alınmasını, polis memuru ........ ve polis memuru ........ tarafından tanzim edilen 01/12/2021 tarihli yaralanmalı trafik kaza tutanağında, ........ plakalı ve ........ plakalı aracın sürücülerinin yakın takip kuralını ihlal ettikleri, ........ plakalı araç sürücüsünün ise, kural ihlali bulunmadığının belirtildiğini, Sarayönü Cumhuriyet Savcılığına verilen trafik bilirkişisi ........ tarafından tanzim edilen, 29/12/2021 tarihli bilirkişi raporunda ise, müvekkil şirket çalışanı ve ........ plakalı aracın sürücüsü ........'in asli kusurlu olduğu ve ........ plakalı ve ........ plakalı araçların sürücülerinin kusursuz olduklarının belirtildiği, mahkemece aksi kanaate varılması halinde ise, ........'in davaya ihbar edilmesini, izah olunan nedenlerle davanın, usûl hükümlerine uygun olmaması, müvekkil şirketin kusursuz olması, kazada asli kusurlu ........'in davalı olarak davaya dahil edilmemiş olması, maddi tazminatın tamamından, ........ Sigorta A.Ş.'nin sorumlu olması, manevi tazminatın unsurlarının gerçekleşmemiş olması, manevi tazminatın tamamından ........'in sorumluluğunun bulunması, talep edilen manevi tazminat miktarının fahiş olması, nedenleriyle, müvekkil şirket yönünden davanın reddine karar verilmesini, mahkeme masrafları ile ücreti vekaletin karşı tarafa tahmilini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; "Tüm dosya kapsamı ve toplanan deliller bir bütün halinde değerlendirildiğinde; ........ plakalı araç sürücüsü ........; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 52/a, 56/c, 84/d maddelerini ihlal ettiğinden bu kazanın oluşumunda %70 ( Yüzde yetmiş ) oranında kusurlu olduğu, ........ plakalı araç ( Kamyonet ) sürücüsü ........: 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 52/a, 56/c, 84/d maddelerini ihlal ettiğinden bu kazanın oluşumunda %30 ( Yüzde otuz ) oranında kusurlu olduğu, ........ plakalı otomobil sürücüsü ........: seyri sırasında geldiği olay yeri ışıklı kavşakta, kendisine yanan kırmızı ışık nedeniyle durduğu esnada aracının arka kısımlarına arkasından seyirle gelen aracın çarpması ve akabinde en geriden gelen aracında, araca arkadan çarparak duruşa geçen aracın arka kısımlarına çarpmasıyla meydana gelen olayda kazaya etken kural ihlalinin bulunmadığı , dosya kapsamında alınan ve dosyada bulunan raporlar arasındaki çelişkiyi gideren Karayolları Fen Heyetinden alınan 05/07/2023 tarihli raporun kaza tespit tutanağı ile uyumlu olduğu ve hüküm kurmaya elverişli olduğu kanaatine ulaşılmıştır. Davacın dava konusu kaza neticesi yaşadığı yaralanmada sürekli iş göremezliğinin bulunmadığı, iyileşme sürecinin 6 ay olduğu ve bu sürenin geçici iş göremezlik süresi olarak değerlendirilerek kişinin bu dönemde %100 malul olduğu, bakıcı ihtiyacı olmadığı, dosya kapsamında alınan dosyada bulunan diğer raporlar arasındaki çelişkinin giderildiği Adli Tıp Kurumundan alınan 09/07/2024 tarihli maluliyet raporunun hüküm kurmaya elverişli olduğu kanaatine ulaşılmıştır. 6098 sayılı TBK'nın 52. Maddesine göre; Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir. Anılan yasal düzenlemede de belirtildiği üzere zarar görenin zararın oluşmasında ya da zararın artmasında bir ihmali varsa bu hususun tazminatın belirlenmesinde dikkate alınması gerekir. Bir başka deyişle zararın oluşumunda zarar görenin de müterafik kusurunun bulunması halinde tazminattan indirim yapılması gerekmektedir. Müterafik kusurun dikkate alınması için bu yönde yapılan bir savunmaya gerek olmayıp Mahkemece müterafik kusurun resen dikkate alınması gerekmektedir. Nitekim bu husus Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2016/3135 E 2018/11955 K sayılı ilamında da vurgulanmıştır. Ayrıca müterafik kusur indirimi nedeniyle kısmen reddedilen tutar üzerinden davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmeyeceği noktasında da duraksama bulunmamaktadır. Somut olayda, davacının kaza esnasında emniyet kemerinin takılı olup olmadığı konusunda kaza tespit tutanağında bir belirleme bulunmamaktadır. Yine ceza dosyası içeriğinde de bu yönde herhangi bir tespit bulunmamaktadır. Bu nedenle, hesaplanan tutardan müterafik kusur indirimi yapılamayacağı kabul edilmiştir. Hatır taşımaları bir menfaat karşılığı olmadığı cihetle, bu gibi taşımalarda 6098 sayılı TBK’nin 51.maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır. Hatır taşımasından ya da kullanmadan söz edebilmek için yaralanan ya da ölen karşılıksız taşınmış olmalıdır. Taşınan veya kullananın yararının söz konusu olduğu durumda hatır taşıması ilişkisi gündeme geleceğinden işletenin sorumluluğu genel hükümlere göre değerlendirilecek ve tazminattan indirim yapılacaktır. Bu bakımdan hatır taşıma ilişkisinin değerlendirilmesinde taşıma ya da kullanmanın kimin çıkar ve yararına olduğunun saptanması önemlidir. Yarar ekonomik olabileceği gibi, ortak toplumsal değerleri de ilgilendirebilir. Ayrıca ahlaki ödev kapsamında kalan taşımaların hatır taşınması niteliğinde olmayacağının da belirtilmesinde fayda vardır. Nitekim Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2016/19530 E 2019/9799 K sayılı ilamında da bu husus vurgulanmıştır. Hatır taşıması indiriminin resen dikkate alınması mümkün olmayıp taşımanın hatır taşıması olduğu yönünde bir savunmanın bulunması gerekmektedir. Ayrıca bu savunma sadece ileri sürenler yönünden etkisini gösterecek olup, yasal süresi içinde hatır taşıması definde bulunmayanlar yönünden bu indirimin yapılması mümkün değildir. (Emsal için bknz. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2016/3454 E 2019/224 K ve 2016/12621 E 2019/5811 K ) Hatır taşıması yönünden bir başka önemli husus ise bu indirimden sadece hatır taşıması yapan sürücü, işleten ve bu aracın sigortacısı yararlanacaktır. Karşı aracın sürücü işleten ve sigortacısının bu indirimden yararlanma olanağı bulunmamaktadır.(Yargıtay 17. HD.nin 28/05/2015 gün ve 2013/17943 E. 2015/7960 K.) Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin ... E ... K sayılı ilamına göre; Genel ilke olarak araçta yolcu olarak taşınan kişinin akrabalık ve iş ilişkisi gibi haller dışında hatır için taşındığı kabul edilmektedir. Somut olayda, davacı kazaya karışan ........ plakalı araçta yolcu olup, davacının söz konusu araçta görev nedeniyle bulunduğu anlaşılmıştır. Bu nedenlerle davalının hatır taşımacılığı nedeniyle indirim yapılması talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. Yukarıda ayrıntıları izah edildiği üzere Mahkememizce hükme esas alınan maluliyet ve aktüerya bilirkişi raporları dikkate alınarak, davacının tedavi gideri ve geçici iş göremezliği maddi zararları yönünden talebinin kabulüne karar vermek gerekmiş davacının bakıcıya ihtiyacı olmadığından ve sürekli maluliyeti olmadığından bu taleplerinin ve ekonomik geleceğin sarsılmasından kaynaklı maddi tazminat talebinin ispatlanmaması nedeniyle reddine karar verilmiştir. Davacının manevi tazminat taleplerine yönelik yapılan incelemede;6098 sayılı TBK'nın 56. Maddesine göre; Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek, tazminata benzer fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Hakimin, bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminatı takdir etmesi gerekir( HGK 23/06/2004, 13/291-370 ) Somut olayda, kazanın oluş şekli ve sonucu, davacıların yaralanması, tarafların kusur oranları, paranın alım gücü, tarafların sosyal ekonomik durumları, manevi tazminatın tatmin ve caydırıcılık fonksiyonu dikkate alınarak davacının manevi tazminat davasının kısmen kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. 6325 s. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-18. maddesine göre de, "özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz." Yargıtay 4. HD’nin 29/09/2021 gün ve 2021/14429 E. 2021/5729 K. sayılı emsal içtihadında da açıklandığı üzere, "Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 18. fıkrasında ise, özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmayacağı düzenlemesi yer almaktadır. Kanunun bu özel düzenlemesi karşısında dava şartı olarak zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanma yeri bulamaz." Sigorta şirketine karşı açılan tazminat davası yönünden, özel kanun niteliğindeki 2918 s. KTK'nin 97. maddesi gereğince davadan önce sigorta şirketine başvurunun zorunlu olması ve bu durumda 6325 s. Kanunu'nun 18/A-18. maddesi gereğince, 18/A maddesindeki zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümlerin sigorta şirketi yönünden uygulanamayacak olması nedeniyle, 08/01/2024 tarihli arabuluculuk tutanağının zorunlu arabuluculuk tutanağı olarak hazırlanmasına rağmen gerçekte ihtiyari arabuluculuk tutanağı niteliğinde olduğu kabul edilmiştir. 6100 s. HMK'nin 323. maddesine ve 6325 s. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümlerine göre, ihtiyari arabuluculuk giderleri yargılama giderleri içerisinde gösterilmemesine rağmen, trafik kazalarında arabuluculuğun zorunlu olup olmadığı konusunda farklı yargı kararları olması nedeniyle hakkaniyet gereği, bu giderlerin yargılama gideri olarak değerlendirilerek kabul/ret oranına göre taraflara yükletilmesi gerektiği sonucuna varılmış ve oluşan vicdani kanaat ile aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." şeklinde davacının davasının kısmen kabulü ile; 24.227,06 TL geçici iş göremezlik tazminatı, 7.000,00 TL tedavi gideri olmak üzere toplam 31.227,06 TL maddi tazminatın davalı ........ Sigorta A.Ş. yönünden 18/01/2022 tarihinden işleyecek avans faizi, davalı ........ A.Ş. Yönünden 05/01/2022 tarihinden işleyecek avans faizi, davalı ........ A.Ş. Yönünden 12/01/2022 itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalı ........ yönünden 01/12/2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi, davalılar ........ ve ........ Ltd. Şti yönünden ise 01/12/2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davacının sürekli iş göremezlik tazminatı ve bakıcı gideri tazminatı taleplerinin reddine, 30.000,00 TL manevi tazminatın davalı ........ yönünden 01/12/2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi, davalılar ........ ve ........ Ltd. Şti yönünden ise 01/12/2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi, davalı ........ A.Ş. Yönünden 05/01/2022 tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte tüm bu davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddine dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı ........ AŞ vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin maddi tazminat nedeniyle sorumluluğunun bulunmadığını, müvekkili şirket yönünden maddi tazminat yönüyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili şirket yönüyle maddi tazminat nedeniyle davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkeme kararında hükmedilen manevi tazminat tutarının yüksek olduğunu beyan ederek yerel mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ........ vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, dosyada yeterli araştırma ve toplanılması gereken bilgi ve belgelerin toplanmadan direkt kusur raporuna gönderildiğini, alınan raporda bilirkişilerin inceleme yaptığı dosyada tanık dinlenilmeden alındığını, ayrıca reddedilen kısım ile alakalı olarak davalılar için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken tek bir ret vekalet ücretine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu beyan ederek yerel mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ........ i San Tic Ltd Şti vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; araçta bulunan iki kişinin kemer takılı olduğu için kaza nedeniyle çizik almazken davacı ........'in yaralanmasının kemer takmaması nedeniyle kendi kusurundan kaynaklandığını, 09/07/2024 tarihli raporda davacının kaza öncesinde rahatsızlıklarının bulunduğuna dair tespitlerin bulunduğunu, bu raporun hükümde incelemeye alınmadığını, 12/06/2024 tarihli adli tıp kurumundan alınan raporda davacının yüzde sıfır oranında malul olduğunu, kalıcı iş göremezliğinin bulunmadığını ve geçici iş göremezliğinin 6 ay olduğunun gösterildiğini, sonrasında davacının kaza sonrasında bir gün dahi istirahat raporu almadan işine devam ettiğini, yapılan kusur tespitinin de hatalı olduğunu, ret edilen vekalet ücreti yönünden her bir vekil için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini beyan ederek yerel mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Maluliyete ve aktüeryaya itiraz ve Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede; AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir. Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları,idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” eklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı). Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir. Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır. Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir. Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir. Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır. Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında; AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE Aynı kaza ile ilgili olmak üzere İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır. Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir. Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların ve bu genel şartlarla belirlenen Özürlülük ölçütü yönetmeliği ile Engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir. Nitekim Yargıtay 17 HD'nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları. Bu halde Söz konusu belirlemenin Adli Tıp/Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlar tarafından (çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak) uzmanlık alanlarına göre, HMK'nun 275 inci maddesi gereğince oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan çalışma gücü ve maluliyet oranının belirlenmesine ilişkin mevzuat hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. O halde mahkemece, yukarıda verilen hukuksal bilgiler dikkate alınarak Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulu'ndan veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Ana Bilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarından davacının maluliyeti olup olmadığı, yaralanmasının niteliği, iş güçten kalma süresinin tespiti bakımından Aym' ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından Her ne kadar somut olayda kaza tarihi 01/09/2013 tarihinden sonra ise ve Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uygulanması gerekmekte ise de; Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporlarda da belirtildiği üzere; 11 Ekim 2018 tarih ve 27021 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği özellikle trafik kazalarına bağlı olmak üzere tazminat davalarında mahkemelerce bilhassa istenilen ve bu konu ile ilgili değerlendirmelerde tüm bilirkişi kurumlarca kullanılan bir cetveldir. Bu cetvelde vücuttaki her bir sisteme ait hastalık veya arızalar için puanlar yer almakta olup, bu sayede çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybına bağlı bir oran verilebilmektedir. Malulen emekli olma işlemleri ile ilgili olan 3 Ağustos 2013 tarih ve 28727 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği ise yönetmelikteki tanımıyla kişinin "çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60'ını kaybedip kaybetmediğinin" değerlendirilmesi için düzenlenmiştir. Yönetmelik ekindeki listelerde hangi hastalık veya arızaların bu kapsamda sayılabileceği listelenmiş, kapsama girmeyenler için ise herhangi bir oran belirtilmemiştir. Bu bağlamda belli bir tarihteki bir olaya bağlı çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının değerlendirilmesinde Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin kullanılması teknik olarak mümkün değildir. Zira 2013 tarihli yönetmelik malulen emeklilik ile ilgili baremleri içermekte olup maluliyet oranının tespitine yönelik belgeleri ve cetvelleri içermemektedir. Bu nedenle, söz konusu yönetmelik yukarıda açıklandığı gibi maluliyet tespiti için uygun olmadığından "11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre KARAR VERİLMESİ GEREKİRKEN YANLIŞ YÖNETMELİĞE GÖRE KARAR VERİLDİĞİ ANLAŞILMAKLA Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri YönetmeliğiNE GÖRE RAPOR ALINIP BU RAPORUN SONUCUNA RAPORA GÖRE KARAR VERİLMESİ GEREKİR KEZA AYM'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak 01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması, davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir. Bu halde mahkemece AYM verilen iptal kararı doğrultusunda PMF 1931'a göre EK RAPOR ALINIP KARAR verilmesi gerekerken trh 2010 uygulanması yanlış olup itirazlar yerindedir. KALDI Kİ NEÜ Meram Tıp Fakültesi Hastanesi tarafından tanzim edilen 06/12/2022 tarihli maluliyet raporu ile, davacının yaralanmasının Erişkinler İçin Engellik Değerlendirilmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre sürekli iş göremezlik oranın %.30, S.Ü. Tıp Fakültesi Hastanesi tarafından tanzim edilen 28/02/2023 tarihli maluliyet raporu ile, davacının yaralanmasının Erişkinler İçin Engellik Değerlendirilmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre sürekli iş göremezlik oranın %.32 geçici iş göremezlik zararının 91 Gün olduğu, bu sürenin 1 ayında bakıcıya muhtaç olacağı tespit edilmiştir. 09/07/2024 tarihli ATK raporunda özetle; Kuplay oğlu 04.12.1978 doğumlu ........’in 01.12.2021 tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazasına bağlı yaralanması 20.02.2019 tarihli 30692 sayılı Resmi Gazetede Yayınlanan Erişkinler için Engellilik Değerlendirmesi Hakkındaki Yönetmeliğe göre, Kişinin tüm vücut engellilik oranının %0 (yüzdesıfır) olduğu BELİRTİLMİŞTİR. Yargıtay HGK 17/06/2015 tarih 2013/17-2423 Esas,2015/1661 Kararında da belirtildiği üzere Alınan her 3 rapor arasında önemli bir fark (maluliyet oranları arasında bir misli oranında farklılık) olduğundan çelişki oluşmuş olup bu çelişki Adli Tıp Kurumu genişletilmiş ihtisas dairesinden alınacak rapor ile giderilmelidir. Bu bakımdan, söz konusu raporlar arasındaki çelişkinin Adli Tıp Kurumu GENİŞLETİLMİŞ ihtisas dairesinden alınacak rapor giderilerek 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne VE Erişkinler İçin Engellik Değerlendirilmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre MALULİYET DURUMU,İYİLEŞME SÜRESİ,BAKICI İHTİYACI OLUP OLMADIĞI DEĞERLENDİRİLMELİ seçenek raporlardan, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre karar verilmelidir. KEZA AKTÜRYEA RAPORUNDA DA davacının kaza öncesi bordrolu çalıştığı ve davacı tarafça maaş bordlarının sunulduğu görülmekle sürekli işgörmezlik tespiti yapılması durumunda bu husus araştırılıp davacının geliri tespit edilmek suretiyle hesaplama yapılmalıdır. Euro sigortanın istinafı Davalı sigorta şirketi nezdinde ........ adına kayıtlı ........ plakalı araç için ........ nolu ve 07.01.2021-07.01.2022 başlangıç ve bitiş tarihli Genişletilmiş Kasko Sigortası sigorta poliçesi düzenlenmiştir. Trafik kazalarından kaynaklanan tazminat davalarında öncelikle, kusurlu aracın Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesine teminat kapsamında başvurulacağı, Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası teminatını aşan kısım için ise İhtiyari Mali Mesuliyet teminatına başvurunun mümkün olacağı İhtiyari Mali Mesuliyet Sigortası Genel şartlarının 1. Maddesinde düzenlenmiştir. Motorlu Kara Taşıtları İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları Sigorta Teminatının Kapsami Madde 1- “ Sigortacı, işbu poliçede gösterilen aracın kullanılmasından doğan ve Karayolları Trafık Kanununa ve Umumi Hükümlere göre aracın işletenine terettüp eden hukuki sorumluluğu ve bu poliçe teminat kapsamında olmak şartıyla Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası hadlerinin üzerinde kalan kısmını, poliçede yazılı hadlere kadar temin eder.” MAHKEMECE HÜKMEDİLEN MADDİ TAZMİNAT 31.227 TL DİR.ZMMS TEMİNAT LİMİTİ 430.000 TL DİR Davalı sigorta şirketi , Zorunlu Mali Mesuliyet Poliçesi teminat limitleri üzerinde kalan meblağdan, İMM poliçesinde belirtilen teminat miktarı ile sınırlı sorumlu olacaktır. Zira ihtiyari mali sorumluluk sigortası ile zorunlu mali sorumluluk sigortasında getirilen limitlerin üzerinde kalan hukuki sorumluluk sigorta güvencesine alınmaktadır. Diğer bir anlatımla İMSS’da sigortacının gidermekle yükümlü olduğu zararın tespitinden sonra ZMSS ile yükümlenilen üst limit miktarı , tespit edilen miktardan düşülerek geriye bakiye kalırsa bu kısmın tazmin edilmesi gerekecektir. Somut olayda zmms teminat limitini aşan bir maddi zarar olmaıdğnıdan davalı sigortanın sorumluluğuna gidilemez. ........ plakalı aracın KAZA TARİHİ OLAN 01.12.2021 tarihi itibari ile KARAYOLLARI MOTORLU ARAÇLAR ZORUNLU MALİ SORUMLULUK SİGORTASI davalı ........ A.Ş. Tarafından düzenlenmiştir. Davacının Maddi Tazminat talepleri ZMSS teminatı kapsamındadır. İtiraz yerindedir. Yukarıda izah edilen sıralı sorumluluk esasına göre, İMMS sigortacısına, ancak zorunlu mali sorumluluk sigortası limitinin üzerinde bir zararın tespiti halinde, limitin üzerinde kalan kısım yönünden başvurulabileceği,gözetilerek karar verilmelidir. Mütefafik kusur 6098 sayılı TBK'nın 52. Maddesine göre; Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir. Anılan yasal düzenlemede de belirtildiği üzere zarar görenin zararın oluşmasında ya da zararın artmasında bir ihmali varsa bu hususun tazminatın belirlenmesinde dikkate alınması gerekir. Bir başka deyişle zararın oluşumunda zarar görenin de müterafik kusurunun bulunması halinde tazminattan indirim yapılması gerekmektedir. Müterafik kusurun dikkate alınması için bu yönde yapılan bir savunmaya gerek olmayıp Mahkemece müterafik kusurun resen dikkate alınması gerekmektedir. Nitekim bu husus Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2016/3135 E 2018/11955 K sayılı ilamında da vurgulanmıştır. Ayrıca müterafik kusur indirimi nedeniyle kısmen reddedilen tutar üzerinden davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmeyeceği noktasında da duraksama bulunmamaktadır. Somut olayda, davacının kaza esnasında emniyet kemerinin takılı olup olmadığı konusunda kaza tespit tutanağında bir belirleme bulunmamaktadır. Yine ceza dosyası içeriğinde de bu yönde herhangi bir tespit bulunmamaktadır. Bu nedenle, hesaplanan tutardan müterafik kusur indirimi yapılamayacağı kabul edilmesi doğrudur. Kusura itiraz 12/01/2023 tarihli ATK raporunda özetle; Davalı sürücü ........'in %70(Yüzde Yetmiş) oranında kusurlu olduğu, Davalı sürücü ........'in %30(Yüzde Otuz) oranında kusurlu olduğu tespit edilmiştir. 05/07/2023 tarihli raporda özetle; ........ plakalı araç sürücüsü ........; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 52/a, 56/c, 84/d maddelerini ihlal ettiğinden bu kazanın oluşumunda %70 ( Yüzde yetmiş ) oranında kusurlu olduğu, ........ plakalı araç ( Kamyonet ) sürücüsü ........: 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 52/a, 56/c, 84/d maddelerini ihlal ettiğinden bu kazanın oluşumunda %30 ( Yüzde otuz ) oranında kusurlu olduğu, ........ plakalı otomobil sürücüsü ........: seyri sırasında geldiği olay yeri ışıklı kavşakta, kendisine yanan kırmızı ışık nedeniyle durduğu esnada aracının arka kısımlarına arkasından seyirle gelen aracın çarpması ve akabinde en geriden gelen aracında, araca arkadan çarparak duruşa geçen aracın arka kısımlarına çarpmasıyla meydana gelen olayda kazaya etken kural ihlalinin bulunmadığı tespit edilmiştir Tüm dosya kapsamı ve toplanan deliller bir bütün halinde değerlendirildiğinde; ........ plakalı araç sürücüsü ........; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 52/a, 56/c, 84/d maddelerini ihlal ettiğinden bu kazanın oluşumunda %70 ( Yüzde yetmiş ) oranında kusurlu olduğu, ........ plakalı araç ( Kamyonet ) sürücüsü ........: 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 52/a, 56/c, 84/d maddelerini ihlal ettiğinden bu kazanın oluşumunda %30 ( Yüzde otuz ) oranında kusurlu olduğu, ........ plakalı otomobil sürücüsü ........: seyri sırasında geldiği olay yeri ışıklı kavşakta, kendisine yanan kırmızı ışık nedeniyle durduğu esnada aracının arka kısımlarına arkasından seyirle gelen aracın çarpması ve akabinde en geriden gelen aracında, araca arkadan çarparak duruşa geçen aracın arka kısımlarına çarpmasıyla meydana gelen olayda kazaya etken kural ihlalinin bulunmadığı , dosya kapsamında alınan ve dosyada bulunan raporlar arasındaki çelişkiyi gideren Karayolları Fen Heyetinden alınan 05/07/2023 tarihli raporun kaza tespit tutanağı ile uyumlu olduğu ve hüküm kurmaya elverişli olduğu kanaatine ulaşılması doğrudur. ÖTE YANDAN Kazaya karışan ........ plakalı aracın ticari araç olmasına göre bu aracın sigortacısı, sürücüsü ve işletenine yönelik açılan dava yönünden avans,diğer aracın hususi olmasına göre yasal faiz uygulaması doğrudur. Vekalete itiraz AAÜT 3/2 maddesinde; "Müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur." düzenlemeleri mevcuttur. Somut olaya gelince; maddi ve manevi tazminat kısmen reddolunduğuna ve ret sebebi ortak olduğuna göre tek vekalete hükmedilmesi isabetlidir. MALULİYET ORANI BELLİ OLMAĞINDAN MANEVİ TAZMİNATA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME YAPILMASINA ŞİMDİLİK GEREK YOKTUR. Yukarıda yapılan genel açıklamalar ışığında, istinafa konu ilk derece mahkemesinin dosyası incelendiğinde, yukarıda belirtilen ve esasa etki eden hususlarda delillerin eksik toplandığı anlaşılmakla, ilk derece mahkemesi kararının duruşma yapılmaksızın kaldırılması ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye iadesine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı ........, davalı ........ AŞ ile davalı ........ vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan sebeplerle KABULÜ ile Yerel Mahkeme kararının HMK.m.353/1-a/6 hükmü uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın, gerekçede belirtilen eksiklikler giderilerek yeniden yargılama yapılması için HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3-İstinaf yasa yoluna başvuran taraflarca peşin olarak yatırılan başvuru harcı dışında kalan istinaf karar harçlarının talep halinde taraflara ayrı ayrı iadesine, 4-Dosya üzerinde inceleme yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına, 5-İstinaf yasa yoluna başvuranlar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına, 6-Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle KESİN olarak karar verildi. 16/10/2025 ..... ..... ..... ..... Başkan Üye Üye Katip ... ... ... ... E imza E imza E imza E imza Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.