T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/2101 - 2025/2045 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2025/2101 KARAR NO : 2025/2045 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 16/06/2025 NUMARASI : 2024/510 E. - 2025/220 K. DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali ve Tescil Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri Ve Sınai Haklar Hu…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/2101 - 2025/2045 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2025/2101 KARAR NO : 2025/2045 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 16/06/2025 NUMARASI : 2024/510 E. - 2025/220 K. DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali ve Tescil Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 16/06/2025 tarih ve 2024/510 E. - 2025/220 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, müvekkilinin 2023/005748 numaralı "..." ibareli marka tescil başvurusunun, davalı şirketin 2010/75494 sayılı "..." ibareli markasına dayalı itirazı sonucunda, davalı markası ile karıştırılma ihtimali gerekçesiyle 6769 s. SMK'nın 6(1) maddesi uyarınca 2024-M-13997 sayılı YİDK kararı ile reddedildiğini, kararın haksız olduğunu ileri sürerek, davalı ... YİDK kararının iptalini ve müvekkilinin markasının tescil işlemlerinin tamamlanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, müvekkili kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalı Şirket vekili, davaya konu edilen 2023/005748 sayılı markanın ... adına kayıtlı olduğunu, davacının taraf sıfatına sahip olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece davaya konu 2023/005748 sayılı markanın başvuru sahibinin dava dışı ... adlı şahıs olduğu, gerek Markalar Dairesi Başkanlığı, gerekse YİDK kararlarında ...'nün başvurusu ve itirazı ile ilgili kararlar tesis edildiği, davacı firma yönünden herhangi bir kararın tesis edilmediği, hal böyle iken davacı taraf adına başvurusu yapılmayan, kendisi hakkında ne Markalar Dairesi Başkanlığınca ne de YİDK nezdinde herhangi bir karar tesis edilmeyen davacı şirketin, bizzat dava açmakta taraf ehliyetinin bulunmadığı, HMK 114/1-d ve 115. maddeye göre davanın usulden reddine karar verilmesinin gerektiği gerekçesiyle aktif husumet/ taraf itirazı kabul edilerek davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, taraf ehliyetinin bir davada, davacı veya davalı olarak bulunabilme yeteneği olduğunu, 6100 sayılı Kanun'un 50'nci maddesine göre "Medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir." hükmünün bulunduğunu taraf ehliyetinin, medeni hukuktaki hak ehliyeti ile özdeş olduğunu, bu nedenle, hak ehliyetine sahip her gerçek ve tüzel kişinin, davada taraf olabilme ehliyetine sahip bulunduğunu (Baki Kuru, Ramazan Arslan, Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, Ankara 2009, s. 238 vd.) HMK m.114/1-d kapsamında tüzel kişiliğe sahip davacı şirketin, taraf ehliyetinin tartışmasız şekilde mevcut olduğunu, davacı şirketin adına başvurunun yapılmamış veya ... nezdinde karar tesis edilmemiş olmasının, taraf ehliyetinin yokluğu anlamına gelmeyeceğini, bu hususun en fazla davacının "aktif dava husumetinin" bulunup bulunmadığı yönünden değerlendirilmesinin gerektiğini, sıfat konusunun usul hukuku sorunu olmayıp, yine işin esasına yönelik bir karar olduğunu, ne var ki ilk derece mahkemesi kararıyla davanın usulden ret edildiğini, mahkemece davacı şirketin menfaat bağının göz ardı edilmesinin hatalı olduğunu, her ne kadar dava konusu 2023/005748 sayılı marka başvurusunun dava dışı kişi ... adına yapılmış olduğu görülmekte ise de, bu şahsın "... Turizm ve Seyahat Acentası Ticaret Limited Şirketi" firmasının sahibi olup, marka başvurusunun reddinin doğrudan şirketin ticari menfaatlerini zedelediğini, bu nedenle davacı şirketin işbu kararı dava etmesinde hukuki yararının ve aktif husumet ehliyetinin mevcut bulunduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 27.05.2021 tarih, 2020/2211 E. – 2021/4520 K. sayılı kararında; "556 sayılı KHK'nın 8 inci maddesindeki nispi red sebeplerine dayanarak zarar gören sıfatıyla dava açma hakkının davacının ortağı olduğu dava dışı şirkete ait olduğu, doktrinde 556 sayılı KHK'nın 43 üncü maddesi uyarınca zarar gören kavramının geniş yorumlanması gerektiği..." şeklinde görüş belirtildiğini, dolayısıyla menfaati bulunan şirketin aktif husumet ehliyetinin kabulünün gerektiğini, ayrıca 6100 sayılı HMK'nın 115/2 maddesinin; "Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder." şeklinde hükmü uyarınca mahkemece dava şartı noksanlığı "giderilebilir" ise kesin süre verilmesinin gerektiğini, ilk derece mahkemesinin, bu imkânı tanımadan doğrudan davayı reddettiğini, işin esası yönünden de davalı tarafın markası ile müvekkil şirketin “...” ibareli markası arasında, gerek yazım şekilleri, gerek kompozisyonları, gerekse işaretlerin konumlandırılma biçimleri itibariyle "açık ve belirgin farklılıklar" bulunduğunu, ortalama dikkat düzeyine sahip tüketicinin, bu farklılıkları algılayarak markaları birbirine karıştırmasının mümkün olmadığını, ayrıca müvekkili şirkete ait ticari defter kayıtları, 2006/30383 sayılı marka tescil belgesi ve 2006 yılına ait TÜRSAB üyelik belgesi ile sabit olduğu üzere, "..." markası uzun yıllardır sektörde kesintisiz ve ciddi şekilde kullanıldığını, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da markanın uzun süreli ve ciddi kullanımının, ayırt ediciliği güçlendiren ve karıştırılma ihtimalini ortadan kaldıran önemli bir unsur olduğunun kabul edildiğini, öte yandan davalı şirketin itirazının iyi niyetli olmayıp, müvekkil şirketin 2006 yılından bu yana sektörde belli bir bilinirliğe ulaşmış markasını engellemeye yönelik "kötüniyetli bir girişim" niteliğinde bulunduğunu ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Taraf sıfatı, bir başka deyişle husumet ehliyeti; dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, bir maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini, davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Uygulamada davacı bakımından aktif dava ehliyeti, davalı bakımından da pasif dava ehliyeti olarak karşımıza çıkan davada sıfat, HMK'nın 114. maddesinde düzenlenen dava şartlarından değildir, davada sıfat bir usul hukuku konusu değil, doğrudan doğruya maddi hukuk konusudur. (Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi-Değiştirilmiş 2. Baskı-Ankara 2013-Sayfa 543-557.) Çünkü bir kimsenin dava konusu hakkında hak sahibi veya borçlu olup olmadığı, davanın esasına girildikten sonra tespit edilebilir. Taraf sıfatı, davada taraf olarak görünen kişiler arasında hakkın doğumuna engel olduğu için bir def'i değil, yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilmesi mümkün ve mahkemece de kendiliğinden nazara alınması zorunlu bir olgudur. (Baki Kuru, Medeni Usul Hukuk El Kitabı, Ankara 2020,C.I, s.331 vd.) Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında, ilk derece mahkemesince de tespit edildiği üzere, dava konusu marka tescil başvurusu davacı şirketin ortağı ... tarafından kendi adına yapılmış, Markalar Dairesi kararı ... hakkında verilmiş, bu karara ... tarafından itiraz edilmiştir. Dolayısıyla YİDK kararının iptali isteminde bulunmak hakkı da dava dışı ...'ye aittir. Diğer bir deyişle işbu davada davacı şirketin dava konusu YİDK kararının iptalini isteme hakkı olmadığından, eş deyişle davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığından, davanın bu gerekçeyle reddine karar verilmesi gerekirken, anılan husus dava şartı kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. Mahkemenin yaptığı bu hata, dava şartı olmayan bir hususu dava şartı haline getirmeyeceğinden, uyuşmazlığa HMK'nın 115/2. maddesinin uygulanması da mümkün değildir. Yine her ne kadar HMK'nın 353/1-a-4 maddesinde, diğer dava şartlarına aykırılık bulunması halinde, istinaf mahkemesince kararın kaldırılıp, dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi gerektiği düzenlenmiş ise de, yukarıda ve HGK'nın 18.02.2020 tarih, 2017/851 esas, 2020/177 karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere sıfat (husumet), dava konusu kılınan sübjektif hakla davanın tarafları arasındaki ilişkiyi ifade ettiğinden ve dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilmiş kişilerin maddi hukuk bakımından gerçekten hak sahibi veya yükümlü konumunda bulunup bulunmadığına ilişkin bir kavram (Tanrıver, S.: Medeni Usul Hukuku, C. I, Ankara 2016, s. 512) olduğundan, dava şartı değildir. HMK'nın 353/1-a-4 maddesinde yer alan düzenlemeyi kanun koyucu, gerçekten dava şartı olan durumlar için öngörmüştür. Mahkemece hatalı olarak dava şartı olmayan bir hususun dava şartı olduğunun kabul edilmesi, gerçekte dava şartı olmayan bir konuyu dava şartı haline getirmez. Bu nedenle Dairemizce HMK'nın 353/1-a-4 maddesinin de uyuşmazlığa uygulanma yerinin bulunmadığı düşünülmüş, husumet (aktif dava ehliyeti) dava şartı olmayıp, mahkemece resen göz önüne alınması gereken bir itiraz olduğundan, davacı vekilinin istinaf itirazlarının ilk derece mahkemesinin gerekçesi yönünden yerinde görülerek, HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca aktif husumet nedeniyle davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. Sonuç olarak mahkemece, davanın yukarıda açıklanan gerekçe ile reddi gerekirken, yazılı gerekçelerle reddi doğru olmadığından ve HMK.'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, diğer bir ifade ile kanun koyucu, temyiz kanun yolunda Yargıtay tarafından verilebilen, yerel mahkeme hükmünün gerekçesinin değiştirilerek düzelterek onanması kararını, istinaf mahkemeleri için öngörmeyip, bu halde istinaf mahkemesince yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiğini düzenlediğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun, ilk derece mahkemesi hükmünün gerekçesine ilişkin olarak yerinde görülmekle KABULÜ ile HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 16/06/2025 tarih ve 2024/510 E.- 2025/220 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Davanın yukarıda açıklanan gerekçeler ile aktif dava ehliyeti yokluğundan REDDİNE, 3-Alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL karar harcının davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-AAÜT uyarınca 40.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle eşit şekilde davalılara verilmesine, 5-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 6-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333), 7-Davacıdan peşin alınan 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının karar kesinleştiğinde ve talebi halinde davacıya iadesine, 8-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına dair, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 31/10/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 31/10/2025 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.