İSTİNAF KARAR TARİHİ:27/04/2026 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün ihtiyati tedbire itiraz eden davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:İhtiyati tedbire itiraz eden davalı vekili itiraz dilekçesinde özetle; müvekkili şirkete ait yatırımların ve ticari faaliyetlerin sürdürülebilirliği bakımından dış kaynaklı borçlanma…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2026/856 KARAR NO:2026/843 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:12/03/2026 (Ara Karar) NUMARASI:2026/28 Esas (Derdest) TALEP:İhtiyati Tedbire İtiraz İSTİNAF KARAR TARİHİ:27/04/2026 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün ihtiyati tedbire itiraz eden davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:İhtiyati tedbire itiraz eden davalı vekili itiraz dilekçesinde özetle; müvekkili şirkete ait yatırımların ve ticari faaliyetlerin sürdürülebilirliği bakımından dış kaynaklı borçlanma yerine nakdi sermaye artırımı yoluyla finansman sağlanmasının şirket açısından daha uygun ve uzun vadede daha sürdürülebilir bir yöntem olduğunu,bu kapsamda şirketin mevcut bilanço yapısı ile hâlihazırda kullanılmakta olan banka kredileri birlikte değerlendirildiğinde, yeni ve yüksek faizli kredilerin şirketin borçluluk oranını daha da artıracağı, finansman giderlerini sürdürülemez seviyelere çıkaracağı ve şirketin mali dengesini olumsuz yönde etkileyeceğini,bu sebeple banka kredileri yoluyla kaynak temininin ekonomik ve mali açıdan rasyonel olmaktan çıktığını, şirket faaliyetlerinin sürdürülebilmesi bakımından borçlanmaya dayanmayan ve ilave faiz yükü doğurmayan bir finansman yöntemine ihtiyaç duyulduğunu ,bununla birlikte iç kaynaklardan yapılacak bir sermaye artırımının nakit girişi yaratmadığı, bu nedenle şirketin mevcut likidite ihtiyacını karşılamaya elverişli olmadığı; bilançoda yer alan geçmiş yıl kârları ve benzeri öz kaynak kalemlerinin ise muhasebesel nitelikte olup fiili bir nakit akışı sağlamadığını,bu çerçevede iç kaynaklardan sermaye artırımı yapılmasının şirketin mevcut finansman sorununa çözüm oluşturmayacağı, mevcut ekonomik koşullar ve şirketin mali yapısı dikkate alındığında nakdi sermaye artırımı yapılmasının şirket bakımından bir tercih değil zorunlu bir finansman tedbiri niteliği taşıdığı ileri sürülerek mahkememizin 21/01/2026 tarihli ara kararı ile davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin kısmen kabulü suretiyle davalı şirketin 22/12/2025 tarihli genel kurul toplantısında alınan 7 numaralı gündem maddesi ve bu madde ile bağlantılı 8 numaralı gündem maddesinin yürütmesinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 449/1. maddesi uyarınca geri bırakılmasına ilişkin ara karardan dönülmesi ve söz konusu ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu ara kararı veren ilk derece Mahkemesi tarafından ihtiyati tedbire itiraz hakkında yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda, "Davalı vekilinin HMK’nın 393. maddesine dayanarak ileri sürdüğü “tedbirin uygulanmasının bir hafta içinde talep edilmemesi nedeniyle kendiliğinden kalktığı” yönündeki itirazı da yerinde görülmemiştir. HMK’nın 393. maddesinde düzenlenen bir haftalık süre, icra edilmesi gereken nitelikteki ihtiyati tedbir kararlarının uygulanması bakımından öngörülmüştür. Oysa somut olayda verilen karar icrai nitelikte bir işlem yapılmasını gerektiren bir tedbir olmayıp genel kurul kararının uygulanmasını hukuken askıya alan normatif bir yargısal karardır. Başka bir ifadeyle TTK’nın 449. maddesi kapsamında verilen yürütmenin geri bırakılması kararı, icra yoluyla uygulanacak bir tedbir değil, doğrudan hukuki sonuç doğuran bir yargısal yasaklama niteliği taşımaktadır. Bu nedenle söz konusu kararın uygulanması için ayrıca bir icra işlemi yapılmasına veya tedbirin uygulanmasının talep edilmesine gerek bulunmamaktadır.Öğretide de anonim şirket genel kurul kararlarının yürütülmesinin geri bırakılmasına ilişkin kararların icrai nitelikte olmayıp doğrudan hukuki durum üzerinde etkili olan bir yargısal koruma tedbiri olduğu kabul edilmektedir. Bu itibarla HMK’nın 393. maddesinde öngörülen bir haftalık sürenin bu tür kararlar bakımından uygulanma imkânı bulunmamaktadır.Dosya kapsamı, taraf beyanları, mevcut delil durumu ve yukarıda açıklanan hukuki değerlendirmeler birlikte değerlendirildiğinde; davacı tarafın genel kurul kararının uygulanması hâlinde telafisi güç sonuçların doğabileceğine ilişkin iddialarının yaklaşık ispat ölçüsünde ortaya konulduğu, bu nedenle TTK’nın 449. maddesi uyarınca verilen yürütmenin geri bırakılması kararının hukuka uygun olduğu, davalı vekilinin tedbirin kaldırılmasına yönelik itirazlarının söz konusu kararı ortadan kaldıracak nitelikte olmadığı ve HMK’nın 393. maddesinin somut olayda uygulanma imkânının bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle davalı vekilinin ihtiyati tedbir kararına yönelik itirazının reddine ve tedbirin kendiliğinden kalktığının tespitine ilişkin talebinin kabulüne olanak bulunmadığı anlaşıldığından davalı vekilinin tüm itirazlarının reddine," karar verilmiştir. İLERİ SÜRELEN İSTİNAF SEBEPLERİ:İhtiyati tedbire itiraz eden davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle:ihtiyati tedbirin uygulanmasına ilişkin ara karar davacı vekiline 28.01.2026 tarihinde tebliğ edilmiş, davacı vekili en son 04.02.2026 tarihinde ihtiyati tedbir kararının uygulanmasını talep etmesi gerekirken ihtiyati tedbirin uygulanması için herhangi bir talepte bulunmamış olup davacı vekilinin kanunen belirlenen bir haftalık sürede ihtiyati tedbirin uygulanmasını talep etmediğinden HMK 90 ve HMK 94 uyarınca talep etme hakkı ortadan kalmış, HMK 393/1 ve yerleşik yargı kararları uyarınca davacı vekili tedbir kararının uygulanmasını bir hafta içinde talep etmediğinden tedbir kararının kaldırılması gerektiğini, davacı; 5 aralık 2023 tarihinde olağanüstü genel kurulda sermaye arttırımı kararı 3/4 ile alınabileceği konusunda oybirliği ile karar alındığını iddia etmişse de;... Şti. tarafından gerçekleştirilen 22.12.2025 tarihli 2023 olağan genel kurul toplantısının 7. maddesinde 1.200.000 kabul 600.000 ret oranıyla ve 2/3 çoğunlukla sermaye arttırım kararı alınmış, bu nedenle alınan sermaye arttırım kararı TTK 621/1'deki nisaplara uygun olarak alındığından alınan karar geçerli olduğunu, yatırımların ve faaliyetlerin sürdürülebilirliği açısından dışarıdan yeni kaynak sağlamak (nakdi sermaye artırımı) daha uygun ve maliyet açısından daha sürdürülebilir bir finansman yolu olarak değerlendirildiğini, şirketin mevcut bilanço yapısı ve halihazırda kullanılan banka kredileri dikkate alındığında, yüksek faizli yeni kredilerin; şirketin borçluluk oranını daha da artıracağı, finansman giderlerini sürdürülemez seviyelere taşıyacağı, şirketin mali dengesini olumsuz etkileyeceği değerlendirilmekte olduğunu, bu nedenle, banka kredileri yoluyla kaynak sağlanması ekonomik ve mali açıdan rasyonel olmaktan çıkmış, yatırımların ve faaliyetlerin sürdürülebilmesi için borçlanmaya dayanmayan, ilave faiz yükü doğurmayan bir finansman kaynağına ihtiyaç doğduğunu,iç kaynaklardan yapılacak bir sermaye artırımı nakit girişi yaratmamakta olup şirketin likidite ihtiyacını ve borçluluk sorununu çözmediğini, ayrıca devam eden ve planlanan yatırımların finansman ihtiyacını dakarşılamadığını, öte yandan, bilançoda yer alan geçmiş yıl kârları ve diğer öz kaynak unsurları nakit girişine yol açmayan muhasebesel kalemler olup, iç kaynaklardan yapılacak bir sermaye artırımı şirketin fiili likidite ihtiyacını karşılamayacağını, bu nedenle iç kaynaklardan sermaye artışı yapılması, mevcut finansman sorununa çözüm oluşturmadığını,bu nedenle, mevcut ekonomik koşullar ve şirketin mali yapısı dikkate alındığında, nakdi sermaye artırımı yapılması şirket açısından tercih değil, zorunlu bir tedbir hâline geldiğini beyanla, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE:Talep, limited şirket genel kurulunda alınan kararların yokluk/butlan/iptali istemli açılan davada genel kurul kararlarının yürütmesinin durdurulması yönünde verilen ihtiyati tedbirin itirazen kaldırılması, istemidir.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, ilgili genel kurulda alınan davaya konu kararların yürütmesinin durdurulmasına ilişkin olarak ihtiyati tedbir şartlarının oluşup oluşmadığı noktasındadır.İhtiyati tedbir isteyen tarafça, 22.12.2025 tarihli 2023 yılı genel kurul toplantısında alınan bedelli sermaye artırımına ilişkin kararın başta usulüne uygun düzenlenen bir genel kurul toplantısının mevcut olmaması sebebiyle yoklukla malul olduğu, kanunun emredici hükümlerine aykırı olması sebebiyle batıl olduğu ve dahi kanuna, hukuka, şirket esas sözleşmesine ve dürüstlük kuralına aykırı olması sebebiyle de iptal edilmesi gerektiği iddiasıyla açılan genel kurul kararının yokluk/butlan/iptali davasında, genel kurul kararının yürütmesinin durdurulması için ihtiyati tedbir kararı verilmesi talep edilmiş ve mahkemece genel kurulun 7 ve 8. Maddeleri yönünden talep kabul edilmiştir.Bunun üzerine ihtiyati tedbire itiraz eden davalı tarafından, ihtiyati tedbir kararı verilmesinin usuli ve esasa yönelik şartlarının oluşmadığı iddiasıyla ihtiyati tedbirin kaldırılması istemiyle incelemeye konu itiraz yapılmıştır.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 622. Maddesindeki düzenlemeye göre, Türk Ticaret Kanununun anonim şirket genel kurul kararlarının butlanına ve iptaline ilişkin hükümleri, kıyas yoluyla limited şirketlere de uygulanır. Anılan düzenleme uyarınca limited şirketler hakkında da uygulanacak olan TTK'nın 449. maddesine göre, genel kurul kararı aleyhine iptal veya butlan davası açıldığı takdirde mahkeme, yönetim kurulu üyelerinin görüşünü aldıktan sonra, dava konusu kararın yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verebilir.6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 389/1. Maddesi, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir, şeklindedir. HMK'nın 390/2 maddesine göre de, tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Ayrıca bu kapsamda ihtiyati tedbir talebinin somutlaştırılması gerekir.Davalı ... Şirketi'nin 22/12/2025 tarihinde yapılan genel kurulunun 7. nolu maddesi sermaye arttırımına, 8 nolu maddesi ise rüçhan hakkının kullanılmasına ilişkindir.Somut olayda, ihtiyati tedbir isteyen davacı taraf 22.12.2025 tarihli 2023 yılı genel kurul toplantısında alınan bedelli sermaye artırımına ilişkin kararın, 05.12.2023 tarihli 2023 yılı olağanüstü genel kurulunda 6 nolu karar ile yapılan ana sözleşme değişikliği ile kabul edilen nisaplara aykırı olarak alınması nedeniyle yoklukla malul olduğu, kanunun emredici hükümlerine aykırı olması sebebiyle batıl olduğu ve dahi kanuna, hukuka, şirket esas sözleşmesine ve dürüstlük kuralına aykırı olduğu gibi sebeplere dayanılmıştır. Davalı şirketin 05.12.2023 tarihli 2023 yılı olağanüstü genel kurulunda 6 nolu karar ile şirke ana sözleşmesinin 6 maddesi değiştirilerek şirketin sermayesinin artırılmasına ilişkin kararların şirketin sermayesini oluşturan ortakların en az 3/4'ünün onayı ile alınabileceği şeklinde değiştirilmiştir. Eldeki davaya konu genel kurul kararının sermaye arttırımına ilişkin 7. Maddesi ve bu madde ile doğrudan bağlantılı olarak rüçhan hakkına ilişkin 8. Maddesi bakımından davacının iddiaları yönünden yaklaşık ispat şartının gerçekleştiğinin ve ihtiyati tedbirin koşullarının oluştuğunun kabulü gerekir. Ayrıca, itiraza konu tedbirin muhatabı davalı şirket olup, tedbirden haberdar edilmesi yeterlidir. İhtiyati tedbire ilişkin ara karar davalı şirkete 28/01/2026 tarihinde tebliğ edilmiş olup, tedbirin ayrıca icra müdürlüğünce icrasına gerek bulunmadığından davalının ihtiyati tedbirin kendiliğinden kalktığına ilişkin itirazı yerinde değildir. Bu nedenlerle ilk derece mahkemesince ihtiyati tedbir kararına yönelik itirazın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından ihtiyati tedbire itiraz eden davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. KARAR:Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-İhtiyati tedbire itiraz eden davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İhtiyati tedbire itiraz eden davalı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-İhtiyati tedbire itiraz eden davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)f maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 27/04/2026